• Yalan, dolan ile devran sürmeyi,
    Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.
    Milletin başına çorap örmeyi,
    Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.
    Abdurrahim Karakoç
    Sayfa 30 - Röportaj, Kadim Yayınları
  • İşte, ilk kez bir mankene şeffaf çorap giydirilmişti. Genç kızlar pazen eteğin altına bu çorapların gidip gitmeyeceğini düşünmeye başlamışlardı. Çorapları görünmüyordu. Onlar görülmedikçe etek boyları kısaldı etek boyları kısaldıkça, kızların yüzleri kızardı. Sonra alıştılar artık kapı önlerine de oturmuyorlardı. Yüzleri kızarmayı unuttukça, onlar da allık kullanmaya başladılar.
  • Bu esere roman olarak mı bakmalı? Kişisel gelişim kitabı olarak mı bakmalı? Pek emin değilim açıkçası. İnsanı bir hazine olarak yaratmış Allah. İşte bu hazineyi de yazar ortaya çıkarmış. Kendine güvenin, pes etmeyişin, kurallara uyuşun ve birbirimizi sevmek için tek bir nedenin ustaca yoğrulmasından ibaret aslında mutlu olmak demek istemiş.

    Kendinizi ifade etmenin verdiği sıkıntıları def etmenin tam zamanının geldiğini düşünüyorsanız, bu kitabın içerisinde kaybolmayı fazlaca hak etmişsinizdir demektir. Ben bu labirentin içine inci , Eylül Türk ve özlem ile girdim. Şimdi çıkış kapısında buluşmayı arzu ediyorum.

    Unutmayın insanların karakterlerini asla değiştiremezsiniz. Ama onları yönlendirebilirsiniz. İnsan sinirleyse bu onun fıtratında vardır, bu sinirini kendisiyle uğraşan şeytana karşı kullanabilmesini öğretmelisiniz. Adam inatçıysa, bu inadını nefsiyle mücadelede kullanmayı öğretebilir, öğrenebilirsiniz. Bunu nasıl başaracağınızı ise size sevgi öğretecektir. Her şeyden önce birbirinizi sevmeyi öğrenin. Gerisi zaten çorap söküğü gibi gelecektir.

    Şunu kendinize sorun. Tarzımı değiştirmenin vakti daha gelmedi mi?

    Saygılarımla...
  • Bir “ Şeytanlar ve Melekler” veya çok bilinen kitaplarından “ Da Vinci Şifresi” niteliğinde yazılmış kitap değil . Lâkin adam yine kendi şanına yaraşır bir kitap yazmış.Konusu itibari ile “Nerden geldik, nereye gideriz “ temalı bir kitap . Pek alışılmışın dışında değil aslında . Farklı yönler elbette var , en basit örnekle , kurbanlar hemen öldürülmüyor . Biraz da aksiyonu artırmak niyetiyle özellikle giriş bölümünü uzun tutmuş. Yalnız , okurken sıkılırım tasasını da ortadan kaldırmış. Sonuç bölümü de giriş bölümü kadar uzun. Bitti bitiyor derken çorap söküğü gibi geliyor arkası . En güzel tarafı , bu sefer kim öldürdü diye değil , kim öldürttü acaba diye meraklandırıyor okuyanı. Bu arada hikaye yine İspanya’da geçiyor . Okurken , İspanya’yı da bir nevi gezmiş kadar oluyorsunuz .
    Langdon tabi ki yine başrol oyuncusu , e haliyle eşlik eden güzel bir kadın olmazsa olmaz . Heyecan arayanlar için vazgeçilmezler listesinde ilk 10’a girecek değerde bir kitap.
  • “İnsan bir kere kırıldığında gerisi çorap söküğü gibi geliyor.”
  • Duyduğum en güzel haber..😢 duygulandım haberi okurken.❤❤ andımız Geri dönüyor...💖💖💖🇹🇷

    Danıştay 8. Dairesi, ilköğretim okullarında uygulanan "Öğrenci Andı"nı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etti.

    Hani öğrenciler her sabah güne bir ant ile başlarlardı :
    "Türk'üm, doğruyum, çalışkanım.." diye..

    İşte bu andı, 23 Nisan 1933'de, Reşit Galip Bey yazmıştır !

    1931 sonbaharıydı. O geceki tartışma, Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet'in bir yakınmasıyla başladı.
    Esat Mehmet, Atatürk'ün Harbiye'den "tabya öğretmeni"ydi.

    Kazım Özalp'in "Atatürk'ten Anılar" kitabında (T. İş Bankası Y., 1992, s. 48-49) yazdığına göre konu, kız öğrencilerin kıyafetinden açıldı.

    Esat Mehmet,

    -Kızların kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun görmediğini,belirtti. Bir tamim yayınlayıp daha kapalı giyinmelerini isteyeceğini söyledi.

    Bunun üzerine Reşit Galip söz aldı:

    -Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi, dedi. Bu bir geriliktir. Kadınlar eski durumda yaşayamazlar. İnkılaplardan en mühimi, kadınlara verilen haklardır. Başka türlü, Batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz.

    Sofra gerildi. Gazi, vekilini zor durumda bırakan bu çıkıştan hoşlanmadı.

    -Bu konuyu uzatmayalım. Kısa çorap giyip giymemek çok önemli değildir, sonra tartışırız, dedi.

    Ama Reşit Galip alttan almadı.

    -Af buyurunuz Paşam! Bu, inkılap ve zihniyet meselesidir. Müsaade buyurursanız fikrimizi söyleyelim. Hatta daha ileri giderek diyeceğim ki, sizin huzurunuzda bu sofrada inkılapları zedeleyeceği icraattan bahsedilmesi küstahlıktır, hoş görülemez.

    Reşit Galip'in tartışma yaratmasının özel bir nedeni vardı:

    Halkevi'nde sanatı yaygınlaştırmak için tiyatro çalışmaları yapıyor, ancak sahneye çıkacak kadın oyuncu bulamıyorlardı. Buna gönüllü kadın öğretmenler için, Maarif Vekaleti'nden izin alamamışlardı.

    Reşit Galip:

    -Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez, diye kestirip attı.

    Atatürk'ün kaşları çatıldı.

    -Sözlerinizde müsamahalı, ölçülü olunuz, diye çıkıştı.
    Herkes yaklaşan fırtınayı hissetmişti. Ama Reşit Galip bulutların üstüne gitti. 57 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı'nı işaret ederek dedi ki:

    -Devrimci devrimcidir. İnsanlar bir yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar. Meclis'te bunca genç, idealist, bakanlık yapacak yetenekte insan varken, böyle yaşlı kimseleri Milli Eğitim Bakanı yapmak hatadır.

    Atatürk yeniden uyarma gereği duydu:

    -Esat Bey yeteneklidir. Davamıza inanmıştır ve benim hocamdır. Beni okutmuş olması sence bir değer taşımıyor mu?

    -Kusura bakma Paşam, taşımıyor! Okuttuklarının içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama kim bilir nice tutucu da çıkmıştır.

    Bunun üzerine Gazi'nin sabrı taştı:

    -Bu sofrada hocama ve bir Milli Eğitim Bakanı'na hakaret etmenize müsaade edemem, diye haşladı.
    Ama Reşit Galip sineceği yerde hepten üste çıktı:

    -Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum. Hatayı yapan siz de olsanız, sizi de eleştiririm. Mesela Rose Noir'a verdiğiniz 15 bin liralık kredi mektubu da siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz.

    İlk kez Atatürk'ün sofrasında Atatürk bu kadar sert eleştiriliyordu.

    Reşit Galip'in sözünü ettiği Rose Noir, Beyoğlu'nda, Rus karı-kocanın işlettiği bir barın adıydı. Atatürk bir gece oraya gitmiş, mekanın sahibi Madam Senya'dan "İş Bankası'ndan kredi alamıyoruz" yakınmasını dinlemiş ve orada bir kağıda İş Bankası Genel Müdürü'ne hitaben "yardımcı olunması" isteğini yazmış, Rus çifte vermişti.

    Reşit Galip bu iltimas talebini eleştiriyordu.

    Atatürk bu kez kızmadı;

    -Yoruldunuz, buyurun biraz istirahat edin, diyerek kibarca Reşit Galip'i sofradan kovdu.

    Ama genç devrimcinin yılmaya niyeti yoktu. Yıllar yılı bir efsane gibi anlatılacak çıkışını o an yaptı:

    -Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak sizin kadar, benim de hakkımdır.

    Atatürk kendi fikirleriyle kendisini vuran bu genç adama baktı, sonra yanındakilere dönüp,

    -Öyleyse biz kalkalım, dedi.

    Sofradaki bütün heyet ayaklandı; Reşit Galip'i sofrada yapayalnız bırakıp çıktılar.

    Reşit Galip bütün geceyi Dolmabahçe Sarayı'nda pencere kenarındaki bir koltukta geçirir.

    Atatürk uyandığında Genel Sekreteri'ne Reşit Galip'i sorar.

    -Sabaha kadar bekledi, mahcubiyetini size iletmemizi istedi. Ankara'ya gidecek kadar borç para istedi. 25 lira verdik" derler.

    Atatürk ;

    -Ankara'ya gidecek adama 25 lira mı verilir. Bari benim hesabımdan birkaç yüz lira verseydiniz, der.

    Sonra:

    -Cebinde beş parası yok ama karakterinden hiç taviz vermiyor. Parası yok ama cesareti var, diye ekler.

    1932 sonbaharında Atatürk, Reşit Galip'in Ankara Radyosu'ndaki bir konuşmasını dinler; "Devrimleri her yerde, herkese karşı savunacağız. Gerekirse babamıza ve çocuklarımıza karşı bile" demektedir.

    Atatürk birkaç gün sonra kendisini yeniden sofraya davet eder.

    Hemen yanındaki sandalyeye buyur eder.

    Onun yanına da, hocası Esat Mehmet'i oturtur.

    Ve orada yeni Milli Eğitim Bakanı'nın 39 yaşındaki Reşit Galip olduğunu açıklar.

    Rose Noir olayı mı?

    Onu da hatırlatalım:

    İş Bankası Genel Müdürü Muammer Eriş, Atatürk imzalı kağıdı alınca doğruca Dolmabahçe Sarayı'na gelmiş, Ata'nın ricacı olduğu krediyi vermeye kuralların uygun olmadığını bildirmiş, talebi reddetmiştir.

    ( Yener Oruç'un "Atatürk'ün Fikir Fedaisi : Dr. Reşit Galip" , Kazım Özalp'ın "Atatürk'ten Anılar" ve Falih Rıfkı Atay'ın "Çankaya" adlı kitaplarından yararlanılmıştır..)