• 136 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Günümüzde çoğunlukla zorba yönetimleri ifade etmek için kullanılan ve aslen, tiran kelimesi ile karıştırılan diktatörlük; Milli Mücadele ve sonrasında hiçbir şeyi tek başına yapmamış ancak her şeyi kendi başına planlamış ve hayata geçirmek için her türlü mücadeleyi vermiş olan Atatürk için yersiz ve yanlış bir sıfat değildir.
    Celal Şengör, Atatürk'ü anlatırken belirli olaylardan örneklerle, eleştirel aklın gücünü ve önemini Mustafa Kemal özelinde açıklamıştır. Isaac Newton'dan Abraham Lincoln'e ve niceleriyle ve gerçekleştirdikleriyle kimi karşılaştırmalarda ve benzetmelerde bulunan yazar, Atatürk'ün yaptıklarından ziyade karar alırken baivurduğu bilimsel metodolojiye odaklanmıştır. Yani bu kitap, Atatürk'ün kazandığı savaşlar, gerçekleştirdiği devrimler vb. yerine, onun aklına ve akılcılığına atfedilmiş bir övgüdür.
  • 160 syf.
    ·1 günde·8/10
    Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Shakespeare'in hayatı, mutlaka okunması gereken kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/rGxh2RVjmNU

    "Tanrı aşkına söyleyin, nereye gidiyor bu paralar?" (s. 37)

    Paralarınızın, devlete ödediğiniz vergilerin, doğru yerlere gittiğini sandığınız yardım ve bağışlarınızın gerçekten de nereye gittiğini sorguladığınız anlar oldu mu? Eğer 1 kere olsun böyle bir soru aklınıza gelmişse II. Richard kitabını da sevme ihtimaliniz var.

    Victor Hugo'nun Sefiller kitabında Napolyon cephede Wellington ile savaşırken ve bir halkın yazgısını ellerindeki silahlarda tutarken, iki tarafın halkı da ister istemez psikolojik bir savaş içindeydi. Nasıl ki İlyada destanında yukarıda Tanrılar ve aşağıda da onun kuklaları insanlar, yarı-tanrı kahramanlar ve mitolojik karakterler savaş içindeyse, Shakespeare'in tarihi oyunlarında kral ile toplum arasındaki ilişki de aynen böyledir. İnsanlar kral, krallar ise ilah olmak ister. İnsanların fethetmek istedikleri şanları ve iktidar hırsları, onların Troya'sı olmuştur. En sonda elde kalan şey bir yıkıntıdan başka bir şey değildir.

    "Nefret edenlerin başında değişken halk geliyor,
    Çünkü bu insanların sevgileri ceplerindedir
    Ve içten ve ölümcül bir kin beslerler
    Cüzdanlarını boşaltanlara karşı." (s. 44)

    Krallar gelir, krallar geçer. Charlie Chaplin'in Şarlo Diktatör filmindeki o muhteşem monologda dediği gibi:

    "İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek, diktatörler ölecek. Ve halktan aldıkları güç, yine halkın eline geçecek. Son insan ölene kadar özgürlük yok olmayacak."

    Halkın gücü halka aittir, birileri bizim adımıza kararlar alıp kendi cebimizdeki parayı kendi cepleri için kullanırken bizim yapmamız gereken tek şey kendi paramızın nereye gittiği ve bir makine olmadığımızın farkına varmamızdır. Çünkü birer insanız. Richardlar, Henryler, saraylar yok olur ve etkisi Twitter'da bir hashtag'in 24 saat yukarıda kalması gibi dönemsel ve geçici bir etkidir. Bir zamanlar Avrupa'yı kasıp kavuran Hitler'i, şu an böcekler ve solucanlar kasıp kavurmaktadır.

    Shakespeare'in tarihi oyunlarında bir kral vardır, bir isyancıyla savaşırken ölür ve o kralın yerine onu öldüren kişi geçer. Zaten İngiltere siyasi tarihinin kurgulaştırılmış halleridir bunlar. Yere geçen her lider, kral veya diktatör de çeşitli sözlerle birlikte gelir. Fakat zalimler de aynen böyle sözler vererek iktidara gelirler. Bugünün mazlumları her an yarının zalimleri olabilir. Zaten mazlum ve zalim kelimesinin ikisi de "z-l-m" kökünden gelir. Halk ve onların üstündeki Tanrısal sahnede kukla oyunu yapan krallar arasındaki tek ortaklık z-l-m kökünün birleştiriciliğidir. Bu kökten edebiyat, sanat, felsefe, resim ve müzik çiçekleri doğar. Gogol, sanatını devletiyle halkının insanları arasındaki bu seviye farkına borçludur. Her zaman iğnelemeyi seven Gogol belki de devletinin en büyük tuhafiyecisi olmuştur.

    Bir durun ve sorun kendinize, nereye gidiyor bu paralarınız? Siz canhıraş bir şekilde çalışırken ve evinize ekmek götürmeye uğraşırken sizin yerinize söz sahibi olanlar, sizin yerinize düşünenler ve sizi siz olarak kabul etmeyip bir numaradan ibaret sayanlar sizi insanlığınızla mı yoksa paranızla mı bir vatandaş olarak kabul ediyor? Eğer cüzdanınızı boşaltanlara karşı siz de beyninizin içini boşaltmışsanız üzgünüm ki her zaman halk ve onu yöneten arasında da büyük bir uçurum olacaktır. Zira Michel Foucault'nun da dediği gibi: "Çoban, bir toprak parçası üzerinde değil, bir sürü üzerinde iktidarını kullanır. Onun bütün adımları sürüsünün iyiliği göz önünde tutularak atılır."

    Ey bu yazıyı okuyan ve sürüden ayrılmaya çabalayan birey! Kendi bireyliğinin farkına var ve Richardların, Henrylerin, diktatörlerin senin yerine düşünmesine engel ol! Umutsuzluğa kapılma! Arapça'da şeytan kelimesi yani "iblis"in kökeni olan "b-l-s" harfleri umutsuzluk anlamına gelir. Yunan mitolojisinde Pandora'nın Kutusu açıldıktan sonra dünyanın dört bir tarafına kötülükler yayılır, elde bir tek Pandora'nın peşine düştüğü umut kalır. God of War oyununda Pandora, "Umut bizi güçlü yapan şeydir. Bu yüzden buradayız! Biz, diğer her şey kaybolduğunda onunla birlikte savaşırız." demiştir.

    Richardlara, Henrylere ve diğer bütün krallara karşı elinizde olan tek şey umudunuz ve hedeflerinize doğru dimdik yürüyebilmenizdir. Bir amacınız olsun, yukarıda birilerinin koltukları ve dalkavukları değişirken, sizin de bilinciniz ve davranışlarınız değişsin. Değişmeyen tek şey değişimin ta kendisidir, böylece dayanılmaz olan tek şeyin hiçbir şeyin dayanılmaz olmaması olduğunu keşfedersiniz. Siyaset atmosferiyle çevrili benlik ikliminiz kendisine bilinç ve farkındalık adında bir bitki örtüsü oluşturana kadar sorgulamaya, araştırmaya ve umut duymaya devam edin. Bu süreçte arkanızdan konuşanları pek de umursamanıza gerek yok, çünkü arkadan konuşanlar genelde arkasından konuştukları kişinin bilinirliğini ve sosyal silüetini daha yaygın hale getirmekten başka bir şeye yaramaz.
  • 'Diktatör' kelimesi, Latince'den gelmektedir. Roma senatosu, içerde veya dışarda karışıklık çıktığında her türlü yetkiyle donatılmış diktatörler atamayı adet haline getirmişti. Başlangıçta diktatör altı ay için atanıyordu, bu sürenin sonunda görevi otomatik olarak tamamlanmış sayılıyordu. Roma'da sınıf çatışmaları ve savaşlar kronikleşince diktatörlük sürekli bir yönetim tarzı olma vasfını kazandı
  • 104 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Fazla bir söz söylemeye gerek yok okumayanlar varsa derhal okumalilar dikkat edilmesi gereken tek şey cevirilerdir ki benim yaptigim arastirmalar neticesinde ithaki yayinlarininki çok güzel bir çeviri bazı okurlar diyorki ya bir diktatör kelimesinemi taktın o diktatör kelimesi çıktığında benim görüşüm yazarın kelimelerinin hapse atılmasıdır.