• Sigara tablası bulamıyorum. Sigaramı yerde söndürüyorum. Hademe üzerime saldırıp, suratıma bir yumruk atıyor. Şaka yapıyorsa, ne biçim şaka bu? Yumruklarına devam ediyor. İnanılır gibi değil. Ağzım burnum kanamaya başlıyor. Direndikçe, beni dövüyor.
    “Adam ciddi”, diye düşünüyorum “bir üniversite kliniğinde, hastanın ağzını burnunu kanatacak biçimde dövme yetkisini kimden almış?”
    Onu tutacak kimse yok ki!
  • 272 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    "SEVİYORSAN GİT KONUŞ BENCE!!"
    Çünkü aşk, arızalı bir ruh halidir. Hastasındır, ötesi yok. Ve tedaviyi kabul etmez, direndikçe direnirsin.

    Sevdiğinin yanağındaki gamze, bir anatomik bozukluktur aslında. Ama aşıksan, her gün binlerce defa oraya gömülesin gelir.

    Görmeden duramazsın. Düşünmeden duramazsın, özlemeden duramazsın. Hasılı kelam duramazsın işte, içinde bir volkan patlarken.

    Bir perde gibi düşün.
    Sis perdesi gibi.
    Net olan her şeyi başka surette görürsün. Sanki miyopmuşsun da gözlüğünü evde unutmuşsun gibi. Hoca tahtaya ne yazarsa Leyla diye okuyorsun. Üç, beş, on - her neyse - harften oluşan bir ismi, nasıl bu kadar çok sevdiğinin başka bir açıklaması olabilir mi?

    Ya da bir çift kahverengi gözü, diğer gözlerden ayıran ayrıntı aşk değilse nedir?

    Totem yapmalar, rüyalarda görmeler, fallara baktırmalar.. Hiç yolunun düşmeyeceği sokaklarda gezinir durursun.

    Yapış yapış bir melankoli, şiirler yazdırır sana. "Ah sesi," dersin, "Ne kadar da güzeldi, bir daha duysam.." Pazardaki satıcının sesinden farksızdır oysa. Emin ol, kendisi bile, aynada göremez senin onda gördüklerini.

    Duvarlar yıkılır üstüne, için yanar, dünyayı yakasın gelir. Ağzının tadı kaçar, yemek bile yiyemezsin. Aşk en etkili diyettir, forma sokar insanı.

    Hele bir de romantik biriysen, oturur, karakalem resmini yaparsın. Bıyığının en ince ayrıntısına kadar. Tesadüf ya, gece de Hıdrellez gecesi, gömersin bir gül fidanın dibine. Bir de yağmur yağar, oh mis!! Cila olur umudunun üstüne.

    Ama ayrıntı orada gizli işte, belki de yeteneğin yoktur. Duan kabul olur ama.. Ama'sı da var. :)

    Aşk, bedenle ruhun ayrı ayrı bağımsızlığını ilan etmesidir. Bir devrimdir aslında. Devirir devirmesine de en çok sen kalırsın enkazın altında. İçin üşürken ellerin titrer. Gönlün yanarken, başında deli rüzgarlar eser.

    Yine de "SEVİYORSAN GİT KONUŞ BENCE!"

    Hepimizin en gizli ve büyük yeteneği, aniden Leyla ile Mecnun olabilmemizdir. Yani bir nevi göbek adımız gibi düşün. Zamanın bir dönemecinde yakışır yakamıza. İlla ki alır aklımızın bir miktarını.

    Ama içinde kalması daha büyük dert. Çoğaldıkça çoğalır, kabardıkça kabarır, sonunda taşar bir yerlerden. Karşındaki ne peri kızı ne de prens, bunu unutma. O da senin gibi ete kemiğe bürünmüş bir ruh. Senin hislerindir onu yücelten, başka bir şey değil.

    Onun yanında olmak, cennette olmak değil, inan bana. O da acıkıyor, uyuyor, uyanıyor, daha bir sürü şey. Sen aslında sendeki sevebilme cevherini seviyorsun.

    Kulağında kulaklık, gece yarılarına kadar bangır bangır dinlediğin şarkıların hepsi, onun için yazılmış gibi, değil mi?
    Değil aslında. Nasıl sıradan bir duyguyu içinde büyüttüğünü anlaman için.

    Sen bağıracaksın, o duymayacak.
    Sen ağlayacaksın, o gülecek.
    Sen öldüm, bittim diyeceksin, o yaşamaya devam edecek.

    Ama olsun, ikna olmadım mı diyorsun? Ne halin varsa gör o zaman.

    Belki de bakışın, onun gözünde de yankı bulacak. Ya da aynı kalp atışında buluşacaksınız. İçin susuzluktan kavrulurken kavuşacaksın ona. Sevinçten çıldıracaksın. Kalp atışlarını saklayan bir kıyafete ihtiyacın olacak.

    Ama o kadar. Daha maça başlamadan galibiyet turu atmaya gerek yok. Bulunduğun yer zirvedir. Daha yukarı çıkamazsın, unutma.

    Aşk bir dengesizliktir işte. Hiçbir kitapta onu aklayacak bir cümle bulamazsın. Bir virüs, bir yara, bir hastalık..

    Aşk mı demişim?!
    İnanma!
    İnanma dedim ya,
    O bir anlıktı..

    ..............


    El öpme ritüelinden mahalle bakkalına kadar, okulda yediği dayağın üstüne bir de evde yiyen, ama tertemiz bir neslin sımsıcak hikayesini, aşka bakışını okudum bu kitapta. Müthiş zevk almamı, yer yer kahkahalarla gülmemi sağlayan diyaloglara şahit oldum. Temiz, duru, günlük hayatı anlatan ama derin bir okuma yaptım.

    Herkes okumalı diyorum ; hayata gülümseyerek bakmak için.

    Ve ayrıca etkinliği düzenleyen
    Osman Y. arkadaşımıza teşekkür ediyorum.

    Keyifli okumalar.. :)
  • Kerbelâ garipleri yürünüp gidilecek onca yol dururken ısrarla şehid tenlerin üzerinden geçmeye zorlaniyorlardı.Bacılar kardeslerinin; kızlar babalarının; anneler oğullarının parça parça edilmiş bedenlerini esmemek için direndikce ahlara kırbaç şakırtıları karışıyor, kanlar gözyaşlarıyla yıkanıyordu.
  • Yürük kızının da onda gönlü varmış ama iyi yürekli olduğundan, sultan üzülmesin diye kabul etmemiş. Gözü dünyayı görmeyen, kara sevdaya tutulan şehzade direndikçe direnmiş.
    Hüseyin Nihal Atsız
    Sayfa 64 - Ötüken Neşriyat
  • Direndikçe gücün artacak ama.
  • 248 syf.
    ·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
    #kitapyorumu
    #Refakatçi
    Kuzey Ümit Mutlu

    Okuduğum her satırda beni hüzünlendiren bir kitap oldu. Nefes alışlarım değişti, yaşanılan acıları okudukça migren ataklarım arttı.

    Duygu’nun bir anda sancılanmasıyla başlayan süreçte daha hastalığın tanısı konulmadan yapılan işlemlerle organ nakli ihtiyacı belirdi.

    Duygu bir anneydi minicik oğlu Kuzey Doruk için mücadele veriyordu. Direniyor tüm ağrılara ve acılara evladı için katlanıyordu. Eşi Ümit hastalığının her anında yanındaydı. Duygu direndikçe tedavi süreci ve uzadı. Beklenen organ bir türlü bulunamadı. Enfeksiyon kaptı, psikolojisi bozuldu, acılar çekti.

    Boğazından aylarca yemek geçmedi. Kablolarla yaşama tutundu. O bir anneydi ve evladına sarılarak mutlu olmak tek hayaliydi.
    Hayat mı çok acımasızdı yoksa insanlar mı çok duyarsız?

    Organlarını bağışlamak, bir anneyi evladına kavuşturmak bu kadar zor olmamalıydı.

    Dinimizce haram diye öğretilen organ bağışı oysaki sadece uydurmaydı.

    Yaşanmış bir hayat öyküsünün satırlarını okuduğum bu kitap resmen beni dağıttı.

    Şimdi soruyorum herkese bir evladın annesiz büyümenin sorumlusu kim?

    Yanlış teşhis koyarak müdahale eden doktor mu?
    Organlarını haram diye bağışlamayan duyarsız vatandaşlar mı?

    Hastalığının ne olduğunu farketmeyen Duygu mu?

    Hepimiz suçluyuz hala organlarımızı bağışlamadığımız için.
    Hepimiz suçluyuz bir evladı annesinden ayrı bıraktığımız için.
    Hepimiz suçluyuz Duygu’ya o acıları yaşattığımız için.

    Çocuklar annesiz kalmasın. Kimse sevdiklerinden ayrı kalmasın.
    Bir umut ışığı da biz olalım organlarımızı bağışlayalım.

    Nur içinde yat Duygu