• Leylek de bebekleri oradan getiriyor. — Masallarda her insan
    için bir ilksel imge vardır, yeterince aranırsa bulunur. Şu dilber, tıpkı
    Pamuk Prenses'teki Kraliçe gibi, en güzel ben miyim diye soruyordur
    aynaya.Ömründe bir an bile huysuzluk ve titizlenmekten vazgeçemeyen
    cadaloz, boyuna "o kadar tokum ki, tek yaprak istemem, mee,
    mee" diye meleyen keçinin burnundan düşmüş gibidir. Gailelerden
    beli bükülmüş ama yine de neşesi kaçmamış şu yaşlı adam, ormanda
    odun toplarken tyi Prens’e raslayıp da tanıyamayan ama ona yardım
    ettiği için cömertçe ödüllendirilen ihtiyar kadını anımsatır. Bir başkası
    da talihini aramak için delikanlılık çağında evinden ayrılmış, pek
    çok devin sırtını yere getirmiş, ama sonunda New York'ta belasını
    bulmuştur. Bir genç kız tıpkı Kırmızı Şapkalı Kız gibi büyükannesine
    bir parça kek ve bir şişe şarap getirmek için şehrin beton ormanına dalar,
    bir öteki de aynı yıldızlı gümüş paralan olan kızın masumluğuyla
    soyunup erkeklerin yatağına girer. Aynı zamanda güçlü hayvan ruhu
    da taşıdığını sezen zeki bir adam, arkadaşlanyla birlikte onu da bekleyen
    kötü kaderden kaçmak ister, Bremen müzik topluluğunu kurar,
    onları haramilerin mağarasına götürür, orada kurnazlığıyla sahtekârların
    üstesinden gelir ama tam o noktada eve dönme isteğine yenilir.
    Kurbağa Kral, iflah olmaz bir züppe, özlem dolu gözlerini Prenses'e
    dikmiş, kendisini kurtaracağı günü boşuna bekliyor.
  • https://www.instagram.com/kitapdolusu/
    ⭐ Bugün, Nurgül Hanım'ın ilk kitabı olan "En Güzel Yanım" ın yorumu ile geldim sizlere.
    ⭐ Kitap, şiir ve kısa düz yazılardan oluşuyor. Yazıların bile bir şiir edasıyla ustaca kaleme alındığını söylebilirim. Ayrıca hem şiirlerde hem de yazılarda ders çıkarılabilecek nitelikte bir çok unsur mevcut.
    " Kişinin nasıl güldüğü hiçbir zaman önemli değildir; sen gülüşünden neşe almak iste yeter ki..."
    ⭐ Yazar, sanki karşışına birisini almış ve onunla konuşuyormuş gibi yazmış içinden geçenleri. Bu da fazlasıyla samimiyet katmış yazılanlara. Benim gözümde, karşıdaki okusun diye yazılanlar değil de, insanın sadece kendisi için yazdığı şeyler daha değerli. Çünkü ancak o şekilde insan iç dünyasını tam olarak kağıda dökebiliyor. İşte bu kitapta tam olarak bu havayı hissettim ben.
    " Sen kendin kalkamazsan o yerden, birileri seni kaldırmak için gelmeyecek. Gelse de gücü yetmeyecek."
    ⭐ Kitabı okurken ; yazan kişi, siz ve bütün bu kitabın muhattabı olan üçüncü bir kişi var gibi hissediyorsunuz. Aslında çok merak ediyorum gerçekten böyle bir kişi var mı diye. Nurgül Hanım ile yapacağımız soru cevap köşesinde ilk sorum bu olacak. Siz de merak ettiyseniz, kitap hakkındaki diğer gönderimi bekleyebilirsiniz.
    " Sen'li günlerim ne zaman gelir, sensizlik yordu.
    Gel, emanet nefesim yetene kadar severim seni.
    Bu ömür sensiz bitmeden gel!"
    ⭐ Yukarıda saydığım nedenler ve belki de unuttuklarımdan dolayı bu kitabı çok sevdim. Kısacası, bu kitapta yazılanlar bir şekilde çekti beni kendine. İçimi ısıttı. İyi hissetmemi sağladı. Umut verdi." En Güzel Yanım " oldu.
    ⭐ Nurgül Hanım'a bu güzel kitabı benimle imzalı olarak buluşturduğu için ne kadar teşekkür etsem az.
  • Hiç istemem yine gelir, 
    Çatar gurbet akşamları
    Yüreğime hançer olur, 
    Batar gurbet akşamları.

    Öldürecek beni dertler, 
    Bende geçti bini dertler, 
    Dertlerime yeni dertler
    Katar gurbet akşamları.

    Bilmiyorum dertten gamdan, 
    Zevk mi alır intikamdan? 
    Kanlım gibi şu yakamdan, 
    Tutar gurbet akşamları

    Şimdi akşam bak şu anda, 
    Zindandayım ben zindanda, 
    Zindan ne ki zindandan da
    Beter gurbet akşamları

    Acılara beler beni, 
    Kesip doğrar diler beni, 
    Parça parça böler beni, 
    Yutar gurbet akşamları.

    Memleketim ilim obam, 
    Kavim, gardaş, dost, akrabam, 
    Gözlerimde anam, babam, 
    Tüter gurbet akşamları.

    Kadir Mevla’m yardım etsin
    Ozan Arif yurda gitsin
    Bitsin artık bitsin bitsin...
    Yeter gurbet akşamları.
  • Çok emeği var yüreğimde, emeklemeyi öğretti kısa zamanda sonra elimden tuttu ayağa kaldırdı, ardından yürümek gelir ama o beni yürümekten önce koşturdu dört nala... konuşmam için çok çaba sarfetti hakkını yiyemem hiçbir zaman, lâkin konuşmaktan önce yazmayı seçtim hem de ilk O'nun adından başladım; sayfalarca sanki ödev verilmişcesine alt alta, yan yana durmadan adını yazdım.. Ben yazdıkça mutlu olduğunu farkettim, yazarak mutlu etmeme alıştı diye hiç konuşmayı öğrenmek istemedim bende... birlikte resimler çiziyor, çizgi film izliyor, oyunlar oynuyorduk; masum olana dair ne varsa tümünü yaşattı, yaşadı benimle... O ellerinde, ben ise yüreğimde büyütüyordum O nu, sürekli başucumda masallar okuyor, ninniler söylüyordu uyutmak için ve bende O'nun için, içimden duâ etmeden kapatmıyordum gözlerimi... kapattığımda ise ellerinin yüzümde nasıl gezindiğine şahit oluyordu kalbimin ritmi; hem zaten çoğu vakit ondan başkası gözüme girmiyordu: uyku bile... sonra bir sabah uyandığımda tebessüm ederken gördüm O'nu... ama bu diğer sabahlar da ettiği tebessumlerden farklı bir tebessümdü haydi büyüdün; yazmayı bırak konuş artık der gibiydi... utandım yorganı sonuna kadar çektim başıma " sanki yaramaz çocuk deyip açmayacaktı başımı " ... ama açınca ne diyecektim, ilk defa konuşacaktım çünkü; tüm şairlerin sözleri film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden o olmaz, oda olmaz, hayır buda olmaz derken: yaramaz çocuk deyip açtı başımda ki yorganı... sanki nöbet tutan bir askerin, denetleme yapmak için gelen rütbeli komutanına diyaframını yırtarcasına tekmil veren o gür sesi gibi " Seni Seviyorum " diyebildim sadece... derin bir sessizlik oluştu başım önde tabi, yüzüne bakamıyordum söylediğim şeyin yüzünde ne tepki oluşturduğunu gormek istiyor ama başım kalkmıyordu... sonra elleriyle başımı kaldırdı yavaşça, gözlerimin en derinine göç eder gibi baktı... Anlamıştım dedi.. Neyi diye soramadım ki, anladığın şeyi söyle Kadın diye içime bağırıyordum sanki.. Sen dedi: salıncakları seversin, mutluluktan ayaklarını yerden kesmeye götüreceğim ve sonsuz mavilikte; şiirlerden yaptığın yüzüğü parmağıma takarken kuşlar da şahitlik etsin ve sonra uçurtmamızı hedef alacak avcıların olmadığı, sonsuzlukta ebedi uçacak bir yere taşınalım der demez; Sarıldım... öyle bir sarıldım ki; kaburgalarının çıtırtısı sonsuzlukta yankılanıyordu sanki... " Daha çok sarıl dedi gerekirse kırılsın kaburgalarım, bir şey kırıldı diye acı çekiceksem de bu sebepten olsun "... Bir daha sevdim, bin defa daha sevdim, sevdim işte.....
  • Biri gider bini gelir
    Bini gider biri gelmez
    Ne yaman çelişkidir
    Biri kanatır, bini delmez
    Onu sever, beni sevmez
    Ona ulaşır, bana ermez
    Aşk dilenmek gerekmez
    Ona verir, bana vermez

    -CANFEZA
  • Kimseyi Küçümseyecek Kadar Büyük Değilsin. Çünkü Gün Gelir; Küçümsediğin Her Şey İçin Önemsediğin Bir Bedel Ödersin .

    - Tolstoy