• Nerede olursam olayım, hangi toprağa ait olduğumu asla unutmuyorum; eğer onu üstümde taşıyorsam, eğer onunla yürüyorsam, eğer oysam.
    Eduardo Galeano
    Sayfa 25 - Metis Yayınları
  • Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana
    yarabbi
    taşınacak suyu göster,kırılacak odunu
    kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
    bileyim hangi suyun sakasıyım ya
    rabbelalemin...
  • Siz oğlu şehit olan anne ya da babaya acı haberi vermeye gittiniz mi hiç?
    Hayır mı?
    O zaman şu subayın sözlerine kulak verin:

    “Sabah daha mesaiye başlamadan bir mesaj düşer önünüze…
    Yukarı köyden Ahmet oğlu Mehmet şehit düşmüştür.
    Gereği…
    Ya rabbim dersin, dağa çıksam üç gün aç susuz kalsam da şu haberi vermesem…
    Ama giyersin tören üniformanı, birkaç Mehmetçikle birlikte, hastaneden gelen ambulansı alırsın arkaya, düşersin yola…

    ***

    Vatandaş da öğrenmiştir artık, önde bir askeri araç, arkada bir ambulans geliyorsa bir eve ateş düştüğünü.
    Yaklaştığın her kasaba veya köyün buz kesildiğini hissedersin…
    İçinden geçip gittiğin her yer rahatlar…
    Varırsın köye…
    Askerde evladı olan her haneden inceden bir sızının yükseldiğini, 'aman bizim eve doğru gelmesin' diye dua edildiğini duyar gibi olursun…
    Bütün köy donmuştur adeta…
    Herkes büyülenmiş gibi izler seni…
    Hangi eve gidilecek diye ıstıraplı bir merak sarar ortalığı…

    ***

    Şehidin evine doğru yaklaşmaya başladığında, bahçedeki ihtiyarın büyülenmiş gibi sana baktığını, bacaklarının titrediğini, elindeki bastondan güç alarak zar zor ayakta durmaya çalıştığını görürsün.
    Ayakların geri geri gider.
    Bahçedeki çocuklar eve doğru koşar.
    Pencerelerde bir hareket başlar ve kapının önüne telaşla bir anne çıkar, bir sana, bir arkanda yere bakan Mehmetçiklere, bir de ambulansa bakar.
    Sonra atar kendini yere…

    ***

    Oğlu daha toprak altına girmeden o ana düşer toprağa…
    Öyle bir vurur ki yere,
    Zelzele oluyor sanırsın...
    Konu komşu yığılır,
    Bin feryat bin figana karışır,
    Dersin ki kıyamet budur…
    Kimi ana önce sana doğru koşar, ellerine sarılır, son bir umutla yüzüne bakar,
    'Yaralı değil mi komutan?' der;
    Başını öne eğer, hiçbir şey diyemezsin.
    Dizlerinin bağı çözülür, çökersin anayla birlikte yere, o ağlar sen ağlarsın…
    Gözyaşları birbirine karışır.
    Hemşire elinin titremesinden, gözünün yaşını silmekten sakinleştirici iğneyi yapamaz bile…

    ***

    Baba…
    O babalar,
    Fidan gibi evlatlarını vatana feda eden o babalar.
    Sicim gibi gözyaşları dökülürken gözünden, acıya gark olmuş bir gururla, 'Vatan sağ olsun, vatan sağ olsun şehit babasıyım ben' dediğini duyarsın.
    Kimi içine akıtır gözyaşlarını, kimi de donar kalır…
    Kimi günlerce konuşamaz, kimi dua eder, kimi beddua…
    Kimi kendi saçlarını, kimi saçlarımızı yolar, ne şapka kalır başınızda ne rütbe omuzlarınızda, söker atar…
    Asıl büyük kıyamet bir-iki gün sonra kopar…
    Gerçekle yüzleşme günüdür.

    ***

    Bu sefer cenazeyle birlikte varırsın köye…
    Tören mören hak getire…
    Köylü alır şehidini omuzlarına, yer yerinden oynar, ne protokol kalır ne düzen…
    Tekbir sesleri feryada karışır…
    Kimi 'Evladımı en son haliyle hatırlamak istiyorum' der, görmek istemez naaşını...
    Kimi de ille de 'Göreceğim' der,
    Gösteremezsin ki;
    Ya yüzü yoktur ya da bacağı…
    Bir üsteğmen elinde daha önce de okuduğu, sadece isim hanesi değiştirilmiş standart metni okur,
    'Kanı yerde kalmayacak' diyerek, bitirir konuşmayı.
    Tabuta sarılı analar, babalar, bacılar, gardaşlar duymaz bile bunu, duysa da inanmaz…
    Orada bir mezar, bir bayrak, bir ana kalır..."

    Allah sabır versin tüm şehit analarına, babalarına, ailelerine…
  • Düşünce şeytandan, davranış Tanrı'dandır. Hangi düşüncenin davranışa dönüşeceğine karar verense insandır.
  • doğuştan hissiz, vahşi ve dağlı olan insanları, toplum halinde yaşamak üzere şehirlerde toplanmaya hangi kuvvet mecbur etti ?