• 208 syf.
    Önce taslak ;
    Nasıl özet çıkarılır sorusunun harika bir şekilde yanıtını barındıran bir dizayna sahip.
    -Kitap isminden de anlaşılacağı üzre 50 Fikirden oluşturuluyor kapağından ise ilk bakışta anlamazsak ta sonradan düşününce çok anlamlı bir seçimin olduğuna kanaat getirebileceğimiz bir görselden oluşuyor. (konserve domates çorbası ) (her şey hazır sana sadece içmek kalıyor) bu da kitaba göre Pop art akımının tarzına göre oluşan sanat eseri
    ..
    - Açıklama görsel ve değerli sanatçıların değerli sözleri ile birlikte her başlık toplam 4 sayfadan meydana getiriliyor.
    -Bu başlık altında bilgilendirme , tanıtım yapıldıktan sonra her fikrin ilk iki sayfasında anlatılan akımın oluşum tarihinden ve mekanından önemli gelişmelerin alt yazısı geçiliyor.
    Çünkü;
    (oluşturulan fikir bir nebze etkilendiğin ortam ve geçirdiğin zamana mahkumdur bence)
    -akımı oluşturanlar ve o tarzda çizilen resimlerin eklentisi bulunuyor ayrıca ufakta bir yorum yapılıyor.
    -Ve Fikrin özü diyerek tek cümle ile özetin özeti sunuluyor..

    İçerik ;
    geçmişini bilmeden geleceğini inşa edemezsin gibi ifadeleri genç iken yaşlıların kendilerini çok önemsedikleri için böyle afili laflar ettiğini zannediyordum.
    bu kitapta bana tam olarak o lafın öğretisi oldu.
    Nasılı şöyle;

    - Özellikle Görsel Sanat ile ilgilenenlerin dikkatini çekmesi gereken bir eser . Çizilen Resimler , Çekilen Fotoğraflar , Yapılan Heykellerin tarzının özü nereye dayanıyor , ve ya oluşturduğunu zannettiğin tarzının , daha önce hangi sanatçılarla aynı duyguların ortak bir noktaya vardığını hissedebileceğimiz bir bilgi birikimi..
    -yani çizdiğin, çektiğin ,yaptığın, düşündüğün, hissettiğin şeyin yalnızca kendine ait olduğunu zannediyorsun ama..

    -Kitapta yani geçmişimizde Sanatçıların bir şeyi yıkma ve ya bir şeyi yaratma düşüncesinin savunuşu en çok dikkatimi çeken nokta..
    oluşturulan akımlar, her ne kadar öncekini tamamen reddetseler bile bunları çok anlamlı bir şekilde önemini azaltıp değersizleştiyorlar ve yok ediyorlarmış..
    yani:
    onların Tuvalleri üzerine kendi fırçaları ile seçtikleri renge boyayarak kendilerini var ediyorlar..
  • "Kime iyilik yaptıysan odan koru kendini" diye bir söz okudum, her şeyin özeti.
  • 176 syf.
    Daha nazik,
    daha sabırlı,
    ve daha cömert,
    daha sevecen,
    daha kolay gülen,
    dürüst gözyaşlarını kabul etmeye daha hazır olmayı öğrendin mi ?

    İncelemelere kitaptan sevdiğim alıntılarla başlamayı seviyorum bazıları bazen okuduğun kitabın özeti gibi geliyor olsada aslında okuyunca çok daha fazla duygu birikimi oluyor insanda yani hissettiğini tam anlamıyla hiç bir zaman anlatamıyor insan. Ama yazar güzel noktaya değinmiş hangimiz bugün daha iyi bir insan olmak için çabaladı daha güvenilir daha saygılı daha sevecen hiç kimse olmadı dimi olmuyorda ama daha kötü olma daha çok üzmeyi gayet iyi yapıyoruz. Söyleyecek birşey kalmıyor ama ben yine de kitaptan güzel bir alıntıyla ne demek istediğimi anlatayım filantropi insanlarında olun yani "İnsanlığı Sevin." demek istiyorum.

    Kitap 21. yüzyılın içinden kendi zamanının güzel bir özeti ya da dip notu niteliğinde doğru eleştirilerin tam da bu zaman için maalsef ki hala geçerli olan duyunca gerçekten böyle insanlar var mı? dediğimiz o çaresiz anlarımızdan mektuplar şeklide yazılmış doyurucu ama aynı zamanda tabiki de üstüne daha da çok okumamız gereken konularla değinmiş.

    Konular ne peki?
    21. yüzyıl diyince herkes anladı bence:)
    İlk olarak; Kadın, kadını doğru sevme ona değerinin çok üstünde de bir saygı gösterme eksikliği ama sorun o kadar köklü ki çözümü de gün geçtikçe daha içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bu yalnız noktaya nasıl ve ne zaman geldik? Çokça tartışılır...
    ikinci olarak;.Özgürlük, özgür olmak düşüncesi konusun da çok farklı bir noktayayım bu nokta tam olarak kafamın içinde içinden çıkılmaz bir hal almış durumda yani özgürlük için birileri ölüyor ve başkaları ölen kişi için ölüyor ve böyle sürüyor ama bu durum sadece o insanlar o anlar için geçerli oluyor başkaları duymuyor görmüyor bilmiyor o zaman şimdi hangi taraf suçlu ölen mi yoksa üç maymunu oynayan mı? Ben kendi adıma özgürlük için en doğru ilkenin saygı olduğunu düşünüyorum ama bu düşüncemin bile arkasını da sedece soru işaretleri ve çaresizlik geliyor...
    Üçüncü olarakta Zencilerin yaşadıkları ırk ayrımı bu konu yani ayrım: renginden, dilinden, dininden, yemesinden,içmesinden oturmasından,konuşmasından her şeyinden ötürü olabilir daha da çoğaltılır. Şimde asıl soru nasıl oluyor da bu yüzden bir insan bir insandan nefret ediyor, nasıl bir insan bir insanı bu yüzden öldürülebiliyor aklım almıyor alıcak gibi de değil bunu yapanlara sormak lazım kimsin sen senin farkın ne tabi cevap yok ama sonuçlar hep hüsran...
    Bu konu çok derin ve üzerine konuşuluyor çok yazılıyor yani aslında herkes her şeyin farkında ama acı olan durumun daha kötü bir hal alması. Yazar çok güzel bir şiirle anlatıyor onları bence onu okumak yeter anlamak isteyene.

    Ne barutu ne de pusulayı icat edenler
    Enerji veya elektriği nasıl elde edeceğini
    bilmeyenler
    Gökyüzünü ya da denizi hiçbir zaman kesfetmeyenler
    Ama yine de onlarsız dünyanın dünya olmadığı insanlar..
    Benim zenciliğim bir taş değil,
    sağırlığı
    günün feryat fidanıyla çarpışan.
    Benim zencilgim bir durgun su damlası değil
    yeryüzünün halatından damlayan.
    Benim zencilgim ne bir kule, ne bir katedral...
    Tüm sabrıyla işler donuk bir hüznün içine.

    Kitapla ilgili aslında daha çok anlatılacak şeyler var ama konuların hepsi aslında ayrı ayrı kitap olmuş konular olduğu için zaten çok zor bütün olarak değinmek bu yüzden genel olarak edebî yoğunluğu çok olmasada bence yine için de öğreticiliğin,sorgulamanın olduğu yazarın hayatından kısa mektuplar şeklinde yazılan içeriğinde bazen şiirler bazen farklı ve duymadığınız bilgileri bulabileceğiniz her konuya biraz değinen çok güzel, hızlı okunan ama aynı zamanda düşündüren tadımlık ama duyurucu çok güzel eser olmuş. Tavsiye ederim.

    Keyifli okumalar.
  • 610 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    Kadermis iste.. denipte gecilebilecek bir konuda ortaya bilimsel bulgulara dayali bir arastirma konmus. Avrupalilar dunyaya hukmetti, avrupali olduklari icin gibi irkci ve basit bir aciklamayi yeglemeyip tarihsel arastirmalara yer veren kitap beni oldukca etkiledi. Kitaptan estetik kaygisi olan insanlarin pek zevk alamayabilecegi yalniz sundugu bilgiler ile farkli bir akis acisi kazandiracak olan bu kitabi kesinlikle tavsiye ediyorum.
    Kitabin beni en sasirtan kismi; amerika kitasinin %95'ini olduren seyin silahlar degil mikroplar olmasi ve her bolgenin yabancilari korumak icin yerlilerin bagisiklik kazandigi mikroplarini barindirmasi olmustu. Her bolgenin kendini savunma sistemi bulunuyor yani.

    Benim icin bu kitabin ozeti "yarisi onde baslamak, onde bitirecegin anlamina gelmez." cumlesidir.
  • 117 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Öncelikler kanalıma hoşgeldiniz arkadaşlar. Bu sefer Camus'nün, Yabancı'sı ile karşınızdayım.

    Spoiler dolayısı ile önce kitabın özeti ile başlayıp, daha sonra fikirlerimi aktarmaya çalışacağım. Hepinize iyi okumalar dilerim.

    ---SPOİLER---
    -------------------------
    Kitabımızın konusu ve işleyişine göz atalım.
    Ana karakterimiz Meursault, anti sosyal bir hayat süren, topluma ve normlarına kayıtsız birisidir. Duygu nimetinden yoksun bu arkadaşımız, "artık bakamadığını" iddia ederek bakımevine bıraktığı annesinin ölüm haberini alır. Her şeye olduğu gibi bu duruma da duygu yoksunluğu ile tepki veren Meursault annesinin cenazesine gider. Tek derdi cenaze günü havanın çok sıcak olması ve terlerken etrafındaki insanları gözlüyor olmasıdır. Bu durum pek tabii herkesin dikkatini çeker. Ölen bir anne ve gözyaşları yerine ter akıtan bir evlat...

    Cenaze sonrası hemen bir ilişkiye başlayan Meursault, arkadaşları ve eşleriyle bir araya geldikleri bir akşam, erkek erkeğe yürüyüşe çıkarlar ve bir kavgaya karışırlar.Kavgada bir arkadaşları yaralanır ve geri dönerler. Daha sonra beline silahı alan Meursault, tekrar kavganın olduğu konuma gider ve kavga ettiği kişiler ile karşılar. "Ne alaka ya, neden böyle bir şey yaptın kardeşim?" diye sitem ettiren bir hareket ile, adamlardan birini vurarak öldürür. Üstelik tek kurşun yetmesine rağmen, nefretle bir çok mermi daha bırakır cesedin üzerine.

    Böyle basit bir kavgadan çıkan olay ile yargılanan Meursault, idam cezasına mahkum edilir. Ama önemli olan kısım, cinayetten çok, kişiliğinden dolayı bu cezayı almasıdır.

    Öldürdüğü kişi(Cezayirli bir Arap) tek kurşun ile ölmesine rağmen, ateş etmeye devam etmiştir. Ayrıca annesinin cenazesinde gösterdiği rahat tavırlar da Meursault'ün ipini çekmesinde rol oynamıştır.

    --------------------------

    Önceden kitapları, kendi tabirim ile "hebele hübele" bir şekilde okurdum. Yazarın bize vermek istediğinden çok, film tadında bir serüven içine sokardım kendimi. Sonra hiçbir şekilde analiz yapmaz, "iyiydi be" diyerek geçer giderdim. Kitap okuyarak -ve tabii ki bu sorunu fark ederek- bazı şeyleri iyi hale getirmeye çalıştım. Romandaki karakterlerin süs olarak değil, yazarın iç dünyasını yansıtan bir imge olduğunu fark ettim. Söylemek istediğini, o karakterle söylediğini ve belki de kendisine bir terapi uyguladığını fark ettim. Bu yüzden Camus'un, Meursault ile bize aktarmaya çalıştığı bir şeylerin olduğu düşüncesi ile yapacağım incelememi.

    Şimdi incelemeye geçebiliriz.

    Kitabın ismi neden Yabancı diye düşündünüz mü? Öylesine verilmiş bir isim mi sizce? Bu konuda bir çok farklı yorum bulabilirsiniz. Çünkü Yabancı, her insanın bardağına dolan güzel bir içecek gibi. Bardağınızın şekli farketmez. Tadı hepimiz için güzeldir.

    Yabancı benim için Mersault'tür. Çünkü varoluş problemleri yaşayan ve bunu kendine has bir şekilde yorumlayan (ya da yorumlayamayan), toplumun ahlaki normlarına uzak kalan birisidir; yani "yabancılaşan" birisidir.

    Annesinin cenazesinde tabutun açılmasını istemez. Sevgilisi evlenmek istediğinde ve "evlilik ciddi bir şeydir" cümlesini duyduğunda, "hayır değildir" diyerek, aile kavramına da karşı olduğunu belli eder. Ölümün cezasına bile alakasız bir şekilde yaklaşan Mersault, modern yaşamın getirdiği bireyselliğin örneği olduğunu gösterir. Her şeye karşı vurdumduymazdır.

    Ölümünü, yaşamı kabullendiği gibi kabullenen, yaşadığı hayat ile barışamayan karakterin, içselleştiremediği bu dünyaya meydan okuması absürde karşı çıkar.
    "Camus, her şeyin absürtlükle ve yoklukla özetlenmeyeceğini, öncelikle hiçliği var sayarak bunlarla yüzleşilmesini ister. "
    "Camus varoluşçuluktan çok, absürt felsefe üzerinde durur" düşüncesine tamamen katılıyorum. Kaldı ki bunu kendisi de ifade etmiştir. “Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık..." diyerek bu konuya noktayı koymuştur.

    Yabancı kitabı her insanda farklı düşünceler aksettirebilir. Ancak ortak nokta herkesi düşünmeye sevk ettiğidir. Hiçliğinde bir anlamı olabileceğini gösteren, hayatın anlamsızlığına da
    olumlu bir bakış açısıyla yakalaşan bu kitap, eminim ki her okura bir şey katacaktır.

    Çok farklı bir beyinden çıkmış olan bu eseri, düz bir mantık ile okumamanızı tavsiye eder, hayatın belli dönemlerinde tekrar tekrar okunup, farklı duygu ve düşüncelere kapılmayı da tavsiye edebilirim.

    Herkese iyi okumalar.

    Not: Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasından ve tarzını ve düşüncelerine tam anlamı ile hakim olmadığım için; kendi fikirlerimi daha iyi aktarmak ve desteklemek adına bir takım araştırmalar yaptım. Çeşitli kaynaklardan edindiğim bilgileri, tırnak içinde paylaşarak kendime ait olmadığını da belirttim. Yazarı ve düşüncelerini, kitabın katmak istediklerini daha iyi aktarmaya çalıştım.

    Umarım memnun kalırsınız. Hoşça kalın.