• İddialı kişilerin ömrü başkalarıyla mücadeleyle geçer.
  • 276 syf.
    ·20 günde·Beğendi·9/10
    Kitapla ilgili söylemeye başlamadan önce çok kısa kendimden bahsetmek gerekli gördüğüm için özür dilerim.ben 17 yıllık bir matematik öğretmenim.ogretmenlige halk arasında özür dileyerek varoş denilen bir okulda başlayıp ,daha sonra iyi sayılabilecek okullarda öğretmenliğe devam ettim.Ogretmenligim boyunca her yıl acaba daha kötü öğrencilere (akademik anlamda) sahip olur muyum diye sorarak devam etmek gerçekten o kadar içimi acıtıyor ki ve maalesef her yıl bir önceki yıldan daha kötüleri ile devam etmek daha da fazla yaralıyor insanı.Bu yazdıklarımı niçin yazdım.kitabi okurken nasıl olurda hiç okumak istemeyen çocuğu okumak isteyen çocuklarla aynı şartlarda yaristirmaya çalışıyoruz diye sorarken,bunun sadece bize has bir durum olmadığını başta Amerika olmak üzere dünyanın çoğu yerinde aynı durumun en büyük sorun olduğunu anlıyorsunuz.Kitap boyunca bize Amerika bizden elli yıl ileride diye söylenen masalların ne kadar gerçekçi olduğunu görmüş olacaksınız!!!!Evet bizim yaklaşık 10 yıldır okullarda söylemiş olduğumuz isteksiz,şımarık ,gelecek kaygısı taşımayan ve sadece orada bulunmak zorunda olduğu için Madden olan ama manen orada bulunmayan öğrenci topluluğunun Amerika'da neredeyse 70 lerden beri devam ettiği ve her geçen yıl sorunların artmasına rağmen eğitimin hiç bir şekilde kalitesinin artmadigini size çok güzel örneklerle anlatıyor.Yazarin kitapta verdiği örneklerin ülkemizde de yaşanıyor olması iç açıcı bir durum ama bunun sebebinin ana kaynağı zorunlu eğitimdir demek yine de çok iddialı bir kelam olur herhalde.Yazar 1910 dakika eğitim süresinin daha az ama alınan eğitimin ters orantılı olarak kaliteli olduğunu iddia ediyor.Bende kendi öğrencilik ve ogretmenligimin ilk yılları itibariyle yazar gibi düşünüyorum.Yazarin eğitim almadan ilerleyen insanlar ile ilgili verdiği örnekler ilginç ama şu unutulmamalıdır ki 80 milyonluk bir ülkede 10 kişi okumadan dünyanın en zengini olabilir ama bu sizin eğitim sistemimizin kötü olduğu anlamına gelmez.Okuyarak zengin olabilecek ve yaşam standartlarını artırabilmek kişi sayısından cokmudur tartışılır.Evet zorunlu eğitim gerçekten tartışılması gereken bir durumdur ama bunun çözümü sadece başlı başına evde eğitim almak veya okula gitmemek olmamalıdır.yazar sorunlar kadar çözüm yollarını da daha gerçekçi vermiş olsaydı kitap tadın yenilmez bir sahaser olurdu.Kitabi okuduktan sonra merak etmeyin bu kitabı iyilik okudum diyeceksiniz.
  • 672 syf.
    ·Puan vermedi
    Kale’de de bu kargaşa içinde arzulanan barışın ve ideal düzenin merdivenlerini döşer yazar, barışı veya düzeni halkına direkt vermeyen bir kral vardır burada. Anlatıcı, babasını kaybedip başa geçmek zorunda olan bir çöl prensidir. Sanki Küçük Prens’in büyüyüp de devraldığı bir krallıktır karşımızdaki. Exupéry, ilmek ilmek işlemiştir bu ideal insanlardan oluşan ideal düzenin gerekliliklerini. Prensin ele aldığı değerlere her açıdan bakma gayesiyle düşündüklerini art arda okumak bazen büyük çelişkilere sürüklese de bu çoklu bakış zorlayıcı olmanın yanınca ilk alıntının aksine oldukça sorgulayıcı da.

    Zaten kitabının bütününün derin bir sorgulama sürecinden çıktığını da anlıyoruz yaşadığımız okuma deneyimi boyunca. Açıkçası kitaba başlarken insanı yeni baştan inşa eden bu kalenin kurgusal bir düzeyde beni karşılayacağından emindim neredeyse. Beni neyin böyle bir düşünceye sevk ettiğini bilmemekle beraber karşımda kafkaesk bir dönem ve toplum eleştirisi bekliyordum. Dolayısıyla tahmin ettiğimden biraz daha zorlayıcı oldu 672 sayfalık bir düşünce kitabının sayfaları arasında kaybolmak. İçerik oldukça ilgi çekiciydi elbet ancak üsluba alışmam biraz zaman aldı. Bir de nedense bu tarz kitaplarda, o mutlak doğrulara sahipmişçesine kullanılan iddialı ben dili, kitapla arama biraz daha mesafe koyuyor. Bu kitabın veya yazarın belki de etkileyiciliği artırmak adına giriştiği, çoğu zaman da hedefine ulaşan bir yöntem ancak ben nedense bir türlü alışamadım. Bu minvalde kitabın hitabeti Dinle Küçük Adam ile Böyle Buyurdu Zerdüşt arasında bir yerlerdeydi. Wilhelm Reich’in söylediklerine harfiyen katılmama rağmen kullandığı o üstten dile tahammül etmekte oldukça zorlanmıştım. Kaldı ki o kısacık deneyimin yanında Kale, okura çok daha uzun soluklu bir yolculuk sunuyor. Üslup, Reich’inki kadar didaktik olmasa da Exupéry’nin felsefesi Nietzsche’nin Zerdüşt’ü kadar derin.

    Seray Soysal

    İncelemenin tamamı için: https://kayiprihtim.com/...alligini-devraliyor/
  • ... daima iddialı bir dille ruh, zihin, duygu olarak nitelediğimiz, acı dediğimiz şey aslında son derece zayıf, zavallı, jöle gibi yapış yapıştır ;çünkü bütün bunlar en üst seviyeye ulaştığında dahi ıstırap içindeki bedeni, eziyet çeken vücudu paramparça etmeyi başaramaz, çünkü düşüp ölmek ya da şimşek çarpmış bir ağaç gibi devrilmek yerine, akmaya devam eden kanımızla böyle zamanlara dayanırız.
  • Bizler çok ciltli kitap takımlarıyız. Hayatımızın bir bölümü duvara toslayıp yansa da, her zaman bizi bekleyen bir bölüm sonra başka bir bölüm daha vardır.
  • 167 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Oscar Wılde... Kendisiyle ilk tanışmam ''Dorian Gray'in Portresi'' ile olmuştu ve kitap bittiğinde üzerimde bıraktığı etki tarif edilemezdi. Daha sonra hiç durmaksızın diğer kitaplarını elime aldım ve okumaya başladım. Her eseri bende ayrı bir etki bırakıyor ve Oscar Wılde eserlerini gerçekten anladığımı düşünüyordum... Ta ki ''De Profundis''i okuyana kadar. Öncelikle biraz iddialı olsada şunu söylemem gerekir ki ''De Profundis''i okumamış kimse, Wılde tam olarak anlayamaz. Bir yazarın duygusal dünyasına ve düşünsel dünyasına bir eserde tanık olmak muhteşem bir şeydi.

    Bugün aslında hepimiz Oscar Wılde'ın kim olduğunu bilmesekte onun ünlü şiirinin belirli bir kısmını ezbere okuyabileceğimize eminim. Bu şiir Tuncel Kurtiz'in müthiş yorumlamasıyla dinlediğimiz ''Herkes Öldürür Sevdiğini'' adıyla bilinen ''Reading Zindan Baladı'' adlı şiir kitabındaki şiirin bir parçasıdır. 16 Ekim 1854 Dublin doğumlu çağının en büyük yazarlarından biridir Oscar Wilde. Hem iğneleyici zekası hem de ustaca gözleme dayalı toplumsal yorumlarıyla ünlüydü. Geç Viktorya döneminin en başarılı oyun yazarlarından biri olan Wilde çok yetenekli ve tam bir söz ustasıydı. Yazarımız, üç ciltlik kısa öyküleri ve Dorian Gray'in Portresi ile üne kavuşmuştu. Öykülerinin başarısı yadsınamaz olsada, bugün tek romanı ve en çok bilenen eseri olan ''Dorian Gray'in Portresi'' ile ses getirmiş, yaşadığı dönemde büyük çalkantılara yol açmıştı. İlk çıktığında ''değersiz ve ahlaka aykırı'' bulunan bu eser. Daha sonraları yazarın dönemin katı ahlak kurallarına sağlam bir eleştiri getirdiği düşüncesi ile hakettiği saygıya kavuşmuştu. Tabikide Oscar Wılde'ı döneminde bu kadar üne kavuşturan şeylerden biri de eserleri olduğu kadar özel hayatıydı. Oscar Wılde yaşadığı dönemin ''ahlak kuralları''nın etkisiyle aldığı bütün tepkilere karşın yaşayışını değiştirmemiş, düşüncelerinden ve olduğu kişiden bir an olsun vazgeçmemişti. Oscar Wılde'ın döneminde bu kadar tepki almasına sebep olan şey ise yazarımızın eşcinsel olmasıydı.


    De Profundis... Her davraşıyla bir skandal etkisi yaratmış yazarımızın 1891 yılında tanıştığı Lord Alfred Douglas'a ilişkilerinden 4 yıl sonra hapishaneye düştüğünde yazdığı mektupdur. Douglas'la yakın dostluğu, Douglas'ın babası Quennsberry markisini çok kızdırmış. Marki tarafından eşcinsellikle suçlanan Wilde, dostlarının Fransa'ya kaçması için yaptıkları uyarılara karşın kaçmamakta direnince tutuklanarak mahkemeye çıkarılmış ve ifadesine karşın suçlu bulunarak iki yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Bu muhteşem mektupta yazarımız Douglas'a kendisini ilişkileri boyunca sefahete sürüklediği, yaşadıkları ve olaylar sonrasın da sahip çıkmadığı için yönelttiği suçlamalar ve Douglas'a kendisini bulması için bir nevi ''eleştirel tavsiyeler'' verdiği cümlelerle doluydu. Tanıştıkları günden itibaren lüks bir yaşama ve kendi isteklerine düşkün olup başkasını hiç düşünmeyen Douglas'ın tüm isteklerini yerine getiren yazarımız yavaş yavaş kendi duygusal ve maddi çöküşünü hazırlamış; hapisteyken ise bu durumu düşündüğünde şu cümleleri dile getirmişti; ''Yalnızca bir zaaftı. Sanatla geçirdiğim bir yarım saat, benim için her zaman seninle geçirdiğim bir mevsimden daha anlamlıydı.''


    30 Kasım 1900'de, Beaux-Arts Sokağı'ndaki sefil bir otelde ölü bulundu Oscar Wılde. Dostlarından biri olan ve cenazesine aradaki mesafeler yüzünden katılamayan Andre Gide üzüntüsünü ''Mezarlığı'na kadar eşlik eden bir avuç insana maalesef katılamadım. Kendisine sadık kalmış dostlarının zaten az olan sayısını, yokluğumla daha da azalttığım için üzüldüm durdum.'' diyerek dile getirmiştir. Cenazeye yedi kişi katılmış; üstelik hepsi mezarlığa kadar gitmemişti. Tabutun üzerine konan çiçekler, çelenkler arasında yalnızca birinin üzerinde bir yazı varmış, otel sahibinin gönderdiği çelengin üzerinde şu söz yazılıymış: ''KİRACIMA''

    Şiddetle okumanızı tavsiye edeceğim. Wılde anlamak istiyorum diyorsanız okumanız gereken muhteşem bir eser...