• 727 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    57. Kurban ses ver dedim kendime
    . .
    Neden 56 kurbandan sadece bir kısa inceleme var ? Okudukça"söylüyorum ki "Teneke Trampet" e inceleme yazılamaz. .

    #SPOİLER ..

    Ne söylesek eksik kalacak "bu cepte dursun "
    Kitabı sevmedim..
    ama sevmiş de olabilirim,algı seviyemi yerden yere vurduğunu kabul ediyorum itiraf ediyorum ki uzun zamandır okuduğum anlamak için bütün çakralarımı zorlayan tek kitap "Teneke Trampet"_ "körleşmeden " bir üst rafa kaldırdım okuduğum "düğümleri"
    Çok enteresandır ki kitabı elimden bırakmadım araya hikaye koymadım ve üç gün üstünde kafa patlattım. .yani okumamak yada yarım bırakmak gibi bir his hiç olmadı .. çok sevimsiz bulduğum bölümlerde bile asıl katmanın altında ne var ? merakı beni okuyucu olarak "diri"tuttu ..

    Önce dilinden bahsetmek istiyorum bir iki bölüm geçtikten sonra Marquez in Alman versiyonuna dönüşmeye başladı ellerimde .. gerçek bir "büyülü gerçeklik " ve çok sesli anlatıcı orkestrası var ..
    Kitap bittiğinde ise "Pitoresk" bir devrim lambası yanıyordu beynimde hatta beynim de lambayla birlikte yanıyordu az daha ...

    Tamamen gizli ve sembolik ama bir alt katman otobiyografik bir kitap "Teneke Trampet " okuduğum üçüncü Günter Grass kitabı .. Eğer okuduğunuz yazarı tanımıyorsanız bazı kitaplar sizi "yutar" Teneke Trampet " tam bu kategoride bir kitap sizi çiğ çiğ yer kemiginizi sıyırır atar ..

    Grass ın kitap sonundaki artık "sanrı" fırtınasından ben bile kendimi kurtaramadım herşey bir birine girdi ve zor kaçtım ...

    Danzing hakkında ne biliyorsunuz mesela ? kendinizi yoklayın ikinci dünya savaşı hakkında bir kitap okurken alt yapıda bir şeyler olmalı ki zemini oturtun gerçi bu kitapta zemin çok oynak zor dengede duruyorsunuz ...

    23 Ağustos 1939 da Almanya ve Rusya birbirlerine"saldırmama" anlaşması imzaladıktan sonra

    1 Eylül 1939 sabahında savaş ilanı bile yapmak ihriyaci duymadan sevgili Hitler Çekoslovakya sınırından Polonya ya önce hava yollu bombalar daha ilerleyen saatlerde de panzerleri ile giris yapti .
    Burada bir üniforma dalaveresi vardır
    Nazi subayları Leh uniformlari giyerek bir radyo evini basar .. onu da başka zaman anlatırım :)

    Kitapta bu mevcut ..
    bir postahanede sıkışan karakterimiz yaşanan bu sıcak saatleri kendi gözünden bize yansıtıyor .. Günter Grass ın doğum yeridir ayrıca Danzing ..bağlantılar yavaş yavaş ortaya dökülüyor ..

    Ana karakter Oskar büyümeyi reddeden bir çocuk olarak karşımıza trampetiyle dikiliyor ve bana göre en sevimsiz kitap karakterlerinden biri .. konuyu dağıtmadan tarihsel süreç şöyle devam eder ..
    3 Eylül Ingiltere ..
    4 Eylül Fransa Almanya ya savaş ilan eder ..
    17 Eylülde Ruslar diğer taraftan Polonya ya girer .. Hitler ikinci dünya savaşını başlatmak için Polonya askerinin ateş açtığı "yalanı" üzerinden ilerler ve "ateşe ateşle"karşılık verilecektir bahanesini kullanarak altı milyon insan kaybına yolaçacak asfaltı döşer hem de bol mayınlı .. artık geri dönüş "yok !"
    36 gün içinde Almanlar Ve Sovyetler Polonya yı paylaşır .. birlikte şampanya kadehleri tokuşturup " darısı ıngiltere ve fransa'nın başına" diyerek sırıttıklarını ..
    bilmem ..
    biliyormusunuz...


    Kitap 1913 yılından 1950 lere kadar merdivenden düşerek büyümesi hem fiziksel hem zihinsel duran Oskar karekterinden bize yansır bir nevi "peter pan " sendromu tasviri aslında ..
    (Daha sonra kafasının arkasına yediği taşla tekrar büyümeye karar verecektir )
    asla vazgeçemediği Trampet Günter Grass 'ın bir dönem caz bateristi olarak çalıştığı düşünülünce anlam buluyor ayrıca mezar taşı imalatçılıģi yaptığı dönem de ilerleyen bölümlere dahil edilmiş ve karaborsa satıcılık hepsi kitapta mevcut ..

    En büyük silahı olan "cam patlatan" çığlık
    Bu çığlığı ilk duyduğumda önce XMan in ilk sahnesi geldi gözümün önüne Magneto çocuktur ve Nazi kampında çamur içinde tekmelenir ışte o sahne ..

    Bu çığlık ve cam patlatma özelliği iki şekilde yorumlandı bende birincisi savaş karşısındaki suskunluk ikicisi ise meşhur Kristal gece olayları ..
    9Kasım 13 Kasım 1938 arasında gerçekleşen "Kristal gece" senaryosuda soykırımın açılış sahnesi olarak tarihe geçer ...
    Grass savaştan sonra bir savaş karşıtı olarak sahnedeydi ama 16 yaşında askere alındığı "Soğan soyarken adlı biyografisinden ve röportajlardan "
    1944_1945 yıllarında SS imha gücünde bulunduğu ..
    Frundersberg tank birliğinde görev aldığı ve hatta tutsak düştüğü yıllar sonra orta çıkmış ... 17 yaşında SS olduğunu 78 yaşında itiraf etmiş yazar ...

    Neden bu kadar süre sakladınız diye sorulduğunda "savaştan sonra yaptığım iyiliklerin yeterli olduğunu düşündüm " demiş yani ona göre "kefaret" ödemiş kitaplarıyla ...

    Teneke Trampette bir çok bölümde Isa rolü oynuyor Oskar inançsız bir yol izleyip Isa ve din üzerine yüklenirken sonlara doğru kendini Isa olarak tanıtmaya başlıyor ..30 yaşındayım artık havari mi toplamam gerek diyerek yaşamı sorguluyor. ..

    Bir bölüm varki ona değinmeden bitirmek istemiyorum ..
    "Yaşamalı mıyım? Yaşamamalı mıyım "
    Sayfa 485. .
    Burada 21 yaşında ve sürekli bu soruyu kendine soruyor ..cevabı :YAPMALIYIM
    yaşamak değil görev tamlamak gibi bir bakış açısı ile ...

    Toparlarsak ki toparlanmak mümkün değil ...

    Özellikle "beton" denilen aslında sığınak
    Soğan mahzen keza daha sonra biyografisini de "Soğan soyarken" adını vermiş ..
    Büyük annenin 4 kat bitmek bilmeyen eteği ..
    Amerika ya kaçtığı sanılan büyükbaba hiç olmadı ..
    Kendi oğlu vardı ama belki hiç olmadı ..
    Kibrit çöpleri kundaklama ve anlatmak istediği bombalanan Danzing ..
    Limon gazozu köpürtmekten hiç bahsetmiyorum iğrenç ..
    At kafası ile yılan balığı tutmak ile anne kaybı arasındaki gel git bir delilik ...
    Sonu ama aslında kitabın başı "akıl hastahanesi" iplikten heykeller ...
    Salezya hattı ya da Anka muhafızları. .
    ..diye devam eden bir liste ile tam bir çirkinlik kitabı ...

    Asla kendinizi hazır hissetmeden okumayın çünkü altından kalkması "ZOR" bir kitap ...

    Dip not :
    Yazarı araştırırken 1998 de Yaşar Kemal ile ortak bir ödül aldığını okudum ..
    Ne tesadüf ki 2015 yılı da ortak ölüm yılları .. aynı yıl Galeano da vefat etmiş
    Onların ardından yas tutmayın diye bir yazıya denk geldim
    "Çünkü onlar ölümsüzler "

    Sevgiyle iyi okumalar :))


    Goethe ve Rasputin etkisinden hiç bahsedemedim bile :)
  • 1815 - 1830 yılları arasında Rothschild'ler beş büyük gücü yani İngiltere, Rusya, Fransa, Avusturya ve Prusya'yı tam manasıyla yağma ettiler.
    John Coleman
    Sayfa 36 - Destek - Mayıs - 2017
  • 687 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    1699'da imzalanan Osmanlı Devleti'nin toprak kaybetmeye başladığı Karlofça Anlaşması ile 1800 yılı arasındaki dönemin ele alındığı kitapta ağırlıklı olarak askeri bir tarih anlatılmıştır. Kitabın askeri tarihi anlatmasını karşın dönemin siyasi, ekonomik şartları da hep gözönünde bulundurulmuştur.

    Bu dönemde Osmanlı Devleti'nin İran, Rusya ve Avusturya ile savaşları olmuştur. İran ile olan savaşlar, İran'ın içinde bulunduğu şartlar ve devletin bölünmesi sebebiyle fazla sürmezken Osmanlı Devleti, Rusya ve Avusturya ile uzun ve devleti oldukça zora sokan savaşlara girişmiştir. Bu dönemde Fransa ile İngiltere kendi aralarında sahibi oldukları sömürgeler üzerinde savaşta olduklarından bu savaşta ancak taraflara küçük şekilde etkileri olmuştur.

    1718'de başlayıp 1730 yılında Patrona Halil İsyanı ve Padişah III.Ahmet'in tahttan indirilmesiyle başlayan Lale Devri'nde devlet ilk defa Avrupa ile tanışmıştır. Bazı devlet adamları sayesinde Avrupa yenilikleri ülkeye gelmeye başlanmış ancak yenilikten ihtiyaç için gerekli olanlar anlalışmadığından zevk ile sefa döneme damga vurmuştur. Yine de bu dönemin en önemli kazanımı ne şekilde olursa olsun Avrupa'nın tanınması ve matbaada kitap basılmasına izin verilmesi olmuştur.

    Karlofça Anlaşmasıyla başlayan ordunun yeni bir düzen üzerine oturtulması dillendirilmesine rağmen eksik kalmış ve üzerine çok az düşülmüş bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı Devleti, Rusya ve Avusturya üzerine sefere çıktığında bile yeniçeriler ulufe alma derdine düşerek orduya büyük zararlar vermiştir. Bu dönemde ordu ile Osmanlı maliyesi de bitik bir durumdaydı.

    Bu dönemin önemli bir başka konusu da Kırım'ın Rusya tarafından işgal edilmesidir. Osmanlı Devletine bağlı olarak özerk bir yapıda varlığını sürdüren Kırım Hanları, Rusya'nın bazı hanlar kendi yanına çekmesi ve kendisine yandaş Kırım beyleri bulması sebebiyle Kırım'daki Tatarları ikiye bölmüş, bir kısım Tatarlar Osmanlı Devletinden yana tavır alırken Rusya kendisini destekleyen Tatarlar ile Kırım'ı işgal etmiştir. Osmanlı Devleti ordusunun perişanlığı hazinesinin boş olması sebebiyle Kırım'ın işgaline sessiz kalmıştır. Ayrı bir devlet olmak umuduyla Rusya'ya güvenen Tatarlar kısa sürede Rusya'nın gerçek yüzünü görmüşse de artık iş işten geçmiştir.

    Osmanlı Devleti Rusya ve Avusturya ile savaş halinde iken hazinede para olmaması sebebiyle para arayışına girmiş ancak bir netice elde edememiştir. Bunun sonucu olarak da ülkede kimin ne kadar altını, altın takısı veya altından yapılma eşyası varsa ferman çıkartılarak toplatılmış darphanede eritilerek bakır içine karıştırılmak süretiyle ayarı düşük para elde edilmiştir. Bu şekilde ordunun para ihtiyacı elde edilmiştir. Bu durum Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu şartları en iyi şekilde özetlemektedir.
  • Çok eskiden beri Avrupa politikası Babıali'yi menfaatlerine aykırı harplere sürüklemiş, ya da vilayetlere mal olan barışlara zorlamıştır. Fakat devletin kendi toprağında, Batının bütün ordu ve donamaların­dan daha korkunç görünen bir düşman vardı.
    III. Selim, yeniçerilerle mücadelenin taht ve hayatına mal olduğu ilk hükümdar değildi, buna rağmen onun yerine geçen hükümdar o asker sınıfının himayesine güvenmektense bir reformun tehlikesini göze almayı yeğ gördü. Dereler gibi kan akıtarak hedefine vardı. Türk sultanı Türk ordusunu mahvettiği için kendini talihli sayıyordu, fakat Yunan yarımadasındaki isyanı bas­tırmak için emrindeki beylerin en kudretlisini yardıma çağırmaya mec­bur oldu.
    O zaman üç Hıristiyan devleti, aralarındaki geçimsizliği unut­tu; Fransa ve İngiltere padişahın donanmasını yok etmek için gemilerini ve gemicilerini feda ettiler. Rusya'ya Türkiye'nin kalbinin yolunu aç­tılar ve böylece, en ziyade kaçınacakları şeye kendileri sebep oldular.
    Helmuth von Moltke
    Sayfa 44 - FELDMAREŞAL [Remzi Kitabevi, Yükselen Matbaası 1969]
  • 1770'de James Cook Avustralyalı Aborjinlerden kesinlikle çok daha üstün bir teknolojiye sahipti, ama Çinliler ve Osmanlılar da öyleydi. O hâlde neden Avustralya Kaptan James Cook tarafından kolonileştirildi de, Kaptan Wan Zhengse ya da Kaptan Hüseyin Paşa tarafından kolonileştirilmedi? Daha da önemlisi, madem 1770'de Avrupalıların Müslümanlara, Hintlilere ve Çinlilere karşı belirgin bir teknolojik üstünlüğü yoktu, peki nasıl oldu da bir sonraki yüzyılda kendileriyle dünyanın geri kalanı arasındaki farkı böylesine açabildiler?
    Neden askeri-endüstriyel-bilimsel sanayi, örneğin Hindistan'da değil de Avrupa'da gelişti? Neden öne çıktığı İngiltere'nin hemen arkasından Çin değil de Fransa, Almanya ve ABD geldi? Sanayileşmiş ve sanayileşmemiş toplumlar arasındaki fark önemli bir ekonomik ve siyasi etken olduğunda, nasıl oldu da Rusya, İtalya ve Avusturya bu farkı kapamakta başarılı olurken İran, Mısır ve Osmanlı İmparatorluğu başarılı olamadı?
  • Mustafa Kemal ''hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir'' diyen 1924 Anayasası'yla demokrasiyi, meclisi yüceltirken ... Almanya'da Hitler iktidar olmuştu.
    İtalya'da Mussolini başa geçmişti.
    İspanya'yı Franco teslim almıştı.
    Portekiz'i Salazar yönetiyordu.
    Rusya'da Stalin hakimdi.
    Polonya'yı darbeyle iktidara gelen Pilsudski eziyordu.
    Macaristan'ı kral naibi olarak amiral Horthy inletiyordu.
    Romanya'da kral vardı.
    Yugoslavya'da kral vardı.
    Avusturya'da çar vardı.
    Arnavutluk'ta cumhurbaşkanı Ahmet Muhtar Zogolli (Zogu) kendi kendini kral ilân etmişti.
    Yunanistan'da general Meteksas darbe yapmıştı.
    İsveç nazi yandaşıydı.

    Avrupa'da o dönemde İngiltere, Fransa ve Türkiye dışında halk egemenliğiyle yönetilen başka ülke yoktu.
  • 318 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Küçük komşu ülke o kadar yakındır ki
    horozların ötüşünü
    köpeklerin havlamasını duyar insanlar,
    ama yaşlanıp ölürler,
    bir kez bile uğramadan oraya.

    Lao Tzu

    Doğu olarak biz kendimizi bilmezsek, yarım yamalak bizim hakkımızda bilgi sahibi olan,hissiyatımızın ise zerresini hissedemeyen birinden hikaye,roman dinler acınacak halinize alkış tutarsınız. İran coğrafyasında devletler kurduk,iç içe yaşadık,yüzyıllardır komşuluk yaptık fakat horozlarının ötüşünü,köpeklerinin havlamasını duyduk da insanlarının sesini duyamadık, hissiyatını hissedemedik öyle mi?Lübnan doğumlu olsa da kökünden kopmuş, dili Fransızlaşmış ve doğu tarihini bilse de doğuyu macera, serüven yeri görmek dışında, doğuyu hissedenlerden olmadığı kanaatindeyim.Rusya ve İngiltere,doğuyu sömüren emperyalist ,Fransa doğuya meşrutiyet ve demokrasi getirerek halkın hürriyet bahşeden bir kahraman ,Amerika o doğu ülkesini sömürgeci İngiltere ve Rusya'ya karşı bağımsızlığının hamisi rolleri ile kahramanlaştırılmak da ....Her doğu ülkesi gibi İran bir kuzu kurtlar sofrasında ...Şirin için dağları delerken Ferhat, Romanda aşk için yapılan tek bir fedakarlık yok....