• 176 syf.
    ·Beğendi·8/10·
    Mine Söğüt' ün okuduğum ilk kitabı. Çok merak ediyordum. Kapağı adı her şeyi beni etkilemişti. Sonunda ben de başladım ve bitirdim.
    Şaşkınlık içindeyim. İlk andan itibaren yüzümde kırbaç gibi şakladı.
    Beğensem mi beğenmesem mi bilemedim. Ama elimden bırakamadığım bir gerçek.
    Her bir hikaye için ayrıca saatlerce konuşabilirim.Tartışabilirim.Eminim herkesin hikayelerden farklı çıkarımları olmuştur.
    Son derece şiirsel bir dille yazılmış. Birbirini tekrar eden kelimeler zaman zaman beni yorsa da sabırla tekrar tekrar okudum. Anlamadım dönüp tekrar okudum.
    Tekrar tekrar işlenmiş intihar düşüncesi beni biraz rahatsız etti.
    Kendine güvenemeyen okumasın derim.
  • Türkçe’de (felsefî veya başka türlü) düşünüşün gelişmemişliğinin önünde duran en büyük engel çokça iddia edildiği gibi elverişli sözcük dağarcığının kısıtlılığı veya batılı terminolojiyi tam karşılayamama değil, çok kabaca söylersek, kendimize mahsus bir modernleşme yordamı oluşturamamış oluşumuzun yol açtığı gelen-eksizlikle malul kültürel oturmamışlıktır.

    Bu yüzden iki cami arasında yeni bir cami inşa edemiyoruz, beynamaz savrukluğumuza ve vurdumduymazlığımıza tali sebeplerden mazeret devşiriyoruz: Bizde zaten düşünce geleneği yok ya da Türkçe zayıf bir dil vs. gibi. Böylece inşa faaliyetini sürekli gelecek kuşaklara devrediyoruz. Dil varlığın camisidir oysa, yani toplayanı, bir araya getireni...
  • Duymaya alışageldiğimiz “insan sosyal varlıktır” ifadesi, insanın insanlığını yani onu tam da o yapan şeyi tarifte isabet kaydetmekte midir tam olarak? “Sosyal olanı aşan” bir şey yok mudur insanlığımızda? İnsanlığımızın özü sosyal olmakla mı mukayyettir?

    Biz, toplumu, Durkheim gibi, “ötesinde hiçbir şeyin varolmadığı bütünlüklü bir küme,” ötesi (ve berisi) olmayan “nihai bir bütünlük” olarak görmeyi reddediyoruz; bu yüzden, insanın insanlığını (dolayısıyla din gibi, sanat gibi insana mahsus şeyleri) sosyal olanla (ya da sosyal alanla) mukayyet sayma görüşüne, bu görüşte yatan indirgemeciliğe itiraz yükseltiyoruz.

    Bu, insanın asosyal bir varlık (da) olabileceğini öne sürmek değildir basitçe. Ama bu, insanın sosyal olmakla birlikte sosyal olanı aşa-bı'len bir varlık olduğunu vaz etmektir haddizatında. Tıpkı sudan ara sıra başını dışarı çıkaran, dolayısıyla suyun bir dışı olduğunu bilen balıklar gibi, insan da sosyal ortamda yaşamakla birlikte onun bir dışı olduğunu bi't -tecrübe bilir,bilebilir.
  • 176 syf.
    ·
    Şükür Erbaş'ın şiir kitaplarının bir kısmının toplandığı Bütün Şiirleri-2 de bitti.

    Peki bu şiir kitapları hangileri? Ben okumamış olsaydım soracağım ilk soru bu olurdu.

    Bütün Şiirler -2 şu şiir kitaplarını ihtiva ediyor:

    *Bütün Mevsimler Güz
    *Dicle Üstü Ay Bulanık
    >Dicle Üstü Ay Bulanık
    >Oluklu Hançer
    *Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları
    *Kül Uzun Sürer
    *Derin Kesik

    Son kısımda da "Üç Türkü Denemesi" adında bir bölüm var. Türkü türünde şiir yazmış.Sanırım bestelensin diye ...Bu şahsi fikrim :)

    Bir önceki kitabıyla alakalı yaptığım düşünce beyanında da ifade ettiğim gibi her sayfasında ,her satırında, kendimden bir şeyler buldum. Bakalım 3.ciltte de fikrim aynı olacak mı merak içindeyim.

    Şükür Erbaş'ın şiir dilini seviyorum. Kelimeleri kullanış biçimi , yüklediği anlamlar şiirde aradığım, okumaktan hoşlandığım şekilde. İyi ki keşfetmişim dediğim bir şairdir kendisi .

    Zaman olarak doksanlı yıllarda yazdığı şiirler var.
    Ve o yıllarda meydana gelen Sivas olayına dair de şiir yazmış.(Ateşe Konan Kuşlar)
    Dönemin toplumsal olaylarına da değindiğini görüyoruz.
    Siyaset de nasibini alıyor.Genel olarak siyasi içerikli hiçbir hikâyeyi,hiçbir şiiri sevmedim. Burada da çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim.

    Şiirleri zamansız. Bir döneme, bir zamana ait değil bana göre. O dönemde yazıp şu anda da geçerliliği devam eden şiirler de okudum. Belki de şiirin en önemli özelliği bu olsa gerek.

    Çocuklar büyük bir yer kaplıyor şiirinde.
    Ayrılık,ölüm, hayat şartları,deniz, dağlar...

    Hele ölümle alakalı bir şiir vardı:

    "Ölüm, her gün eşiklerden
    Birlikte çıktığımız ikizi ömrümüzün
    Aynı yatakta açarız dünyaya gözlerinizi
    ..."s.163

    Ölüm bu kadar yakınımızda . Biz görmezden geliyoruz. Bu kadar basit olup bir o kadar da derin anlamlar içeren satırlar... Bunlardan bolca okuyacaksınız.

    Sıklıkla şiirlerinde kullandığı bazı kelimeler var. "Eşik, turuncu, kırmızı, mavi , kül..."gibi.

    "Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları" adlı şiir kitabında düz yazı şeklinde şiir tadında yazılar kaleme almış. Türk edebiyatında ,mensur şiir diye bilinen bu türüde şiir yazmış isimlerin başında Halit Ziya,Yakup Kadri, Mehmet Rauf gelir.

    "Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları" tamamı altı çizilerek bir kenara not edilip zaman zaman açıp okunacak türden yazılar. Okuması keyifli, anlam yüklü harika satırlar...

    Benim için bu toplu şiirlerinin yer aldığı ikinci ciltteki en beğendiğim kitap "Kül Uzun Sürer" oldu. Her satırının altını çizdim :)

    Şükrü Erbaş aynı zamanda ödüllü bir şairimiz. Bir önceki ciltte (Bütün Şiirleri-1) yer alan "Yolculuk" şiiri Ceyhun Atıf Kansu şiir ödülünü almış.
    İkinci ciltte yer alan " Dicle Üstü Ay Bulanık" 1995'te Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülünü almış .

    Velhasıl kelam, içimizde bir yerlere dokunan satırların bulunduğu, güçlü bir kalemden çıkma şiirler okuyacaksınız. Şiirli günler...
  • Sen varken içimde çocuklar koşuşuyordu kahkahalar atarak. Bazen saklambaç oynuyorlardı. Ve hep aynı yerde sobeleniyordun. Kalbimin en güzel yerinde ki...
    Yaktım o kalbi içinde seninle. Ama kor olup yanıyorsun içim de hala. İçimdeki alevleri görebiliyor musun? Derdinden perişan oluyorum. Eriyorum sensizce. Her gecenin zifiri karanlığında ben seni demliyorum içimde. Sen hiç gitmedin sanki. Ve kelimeler biriktiriyordum sana dair. Hep aynı devrik cümleler hep aynı hissettiklerim.  Evimden çıkmıyorum artık alıyorum elime kelimeleri sana dair derme çatma cümleye vuruyorum sonuna nokta koyamıyorum. Sanki gelecekmişsin gibi hep virgül bırakıyorum ey sevgili. Bolca soru işareti var hep içlerinde. 
    Nerdesin?
    Kiminlesin?
    Ne yapıyorsun?
    Gel desem?
    Hala? Ve benzeri sorularla dolu aslında..Parantezler içindeyim ama sensiz. Ben aramıza yazdığım cümlelerde tire bile koymazken. Sen noktayı kalınca bıraktın önüme duvar misali sana dair kımıldamıyorum. 
    Ölüyorum aslında ama sen aldırma.
    İnsan yaşarken de ölür.
    Seni zihnimden seni kalbimden seni benden terk edemiyorum. Mutsuzluğa alıştım ama sensizliğe alışamadım. Dedim ya usul usul ölüyorum. 
    Kırdın kalemimi ama daha idam sehpasına çıkmadım ilmiği geçirmedi boynuma celladım. Belki vurmadan tekmeyi gelirsen diye bekliyorum seni bir umutla. Ama ne gelen var ne de bir haber...
    Gel son bir toprakta sen at mezarıma... 
    Sonra bak yine keyfine kaldığın yerden... Ben senin bir varmış bir yokmuş diye başlayan sonu mutlu sonla bitmeyen masal olmuşum zaten.
  • 640 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    | Bir Günah Gibi ~ Burcu Büyükyıldız |
    °
    Karakterlerimiz babası ve iki abisiyle yaşayan, kreşte öğretmenlik yapan Ela ve Ünlü Aras holdingin sahibi Sarp Aras. Ailesiyle fazlasıyla sorun yaşayan ve onlar için sadece 'eve gelen para' olarak görülen bir kız. İşe bile abisinin götürdüğü, aldığı maaşı direkt verdiği ve o parayı saçma bir şekilde kullanan aile düşünün. Babasına olan sevgisi yüzünden buna katlanan Ela en son yaşanan olayla artık pes ediyor. Sarp Aras ise bambaşka bir konu. Bir oyuncakçıda arkadaşıyla konuşan kızın cümlelerini duyup etkileniyor adamımız. Ela eksikliğin tanımını öyle bir yapıyor ki o sihirli kelimeler Sarp'ın düşüncelerinin yansıması adeta. Kızının yüzünü görünce ise asıl etkilenme başlıyor. Hayatı işi ailesi ve minik yeğeni Erim'den ibaret olan, kadınları ise tek gecelik gören adamı etkiliyor kızımız ama kendisinin bundan haberi yok. Tabii Sarp'ın kabullenmesi biraz geç oluyor bu arada Ela zoraki bir evliliğe ve şiddete maruz kalıyor. Sarp'ın gerçek bir adam oluşu, kadınlara verdiği değer onu korumaya çalışması çok, çok güzeldi.
    Onu önce bulmaya sonra korumaya çalışırken yaşanılanlar, her olayda yanında olan dostları ve onlarla olan diyalogları çok güzeldi. Bir de Arhavili denilen karakterimiz var ki benim en takıldığım kısım Kitap boyunca beni çok meraklandırdı. Aşırı gizemli bir karakterdi. Aslında ufak bir tahminim vardı ama tabii ki onu çözemedim ve hala merak içindeyim.
    Yaşananlar, bir ailenin aile olamayışı ama bambaşka insanların gerçek aile olması çok güzeldi.
    Sarp kadar güzel bir adam var mı bilmiyorum. Ela'yı mutlu etmek ve korumak için yaptıkları aşırı tatlıydı. Ben okurken 'Yaaa Sarppp' diye dolaştım etrafta düşünün Hem güzel seven hem de güzel koruyan bu adamla tanışmalısınız!