• Gidiyoruz, yürekler toza batmış, ağır,
    durdu duracak nicedir, nerdeyse atmaz,
    Duymaz bizi kimse, öyle sağır,
    toza batmış inlemelerin yasını tutmaz.

    Şarkı söylüyoruz, göğsümüzdeki ezgiyi.
    Orada, hiçbir zaman çıkamadı.
    Yalnızca kimileyin bildi biri:
    Kimse bizi kalmaya zorlamadı.
    Ingeborg Bachmann
    Sayfa 12 - Artshop - Ocak 2007 Basım (E-kitap)
  • "Senin gibi. Bey'in karısı, kızı kızanı yoktur. Zenginliği de yoktur. Var diye düşünemez. Bey'in karabudunu vardır ancak, bir o ölmez; karabudunu ölen Bey'e de Bey denmez zaten. Mal Hatun bizim gibilerin acısıdır. Karabudunum acısıdır. Acıyı da döğünmeyi de sahibine bırak. Bırak ki karabudun acısını sende gidersin, teselliyi sende bulsun. Savaştasın; Mal Hatun'un cenazesine katılmak hakkın bile yoktur."
    "Onu da mı elimden alacaksın?"
    "Elinde değil zaten Beyim, hakkın değil. Bunca gâzi sana bel bağlayıp gelmiz buraya; milletin umudunu kendine bağlamışsın. Ölümlülere has bir acı için sıradan bir adam gibi kendi acının ardından gidemezsin. Kimse Bey olacaksın diye zorlamadı seni; Bey benim diye ortaya çıkan sensin."
    "Yaa! Demek öyle.. Bey demek odun demek.. Bey demek taş demek!"
    "Bey demek Bey demektir. Yeri gelir odun, yeri gelir taş olur; yeri gelir yağmurdur ama Bey kendi için yağamaz!"
  • Atatürk diktatör müydü?
    Kuşkusuz.
    Ama kimseyi zorlamadı kimseyi öldürmedi. O her konuyu halkına danıştı. Meclisin oyuna sundu.
    Onun yapmak istediklerini anlayacak kimsesi yoktu etrafında yol gösterdi.
    Hitlerden kaçan Profesörler Atatürk'ün kurduğu ülkeye geldi.
    Bir diktatörden diğerine göç ettiler.
    Bugün anlıyor muyuz?
    Çok az.
    Gerçekten onu anlamaya çalışmadı çoğu kişi, kötü göstermek için ellerinden geleni yaptılar.
    Atatürk alkolden ölmedi kahrindan öldü.
    Bir kıvılcım olarak gençler gönderdi avrupaya volkan olarak gelmelerini istedi.
    Fabrikalar kurdu.
    Olmayan parayla kurumlar açtı.
    Halkına mankenlik yaptı.
    Atatürk halk fakirken neden öyle giyiniyor dediler.
    Bir çok şey denildi ancak kimse anlamaya çalışmadı.
    Bu kitap bu konu da yardımcı olabilir sizlere.
    Okuyunuz.
  • Şarkı söylüyoruz, göğsümüzdeki ezgiyi.
    Orada, hiçbir zaman çıkamadı.
    Yalnızca kimileyin bildi biri:
    Kimse bizi kalmaya zorlamadı.
  • "Evet", -- "Hayır" gibi kısa yanıtlar verdim.
  • "Bir varmış bir yokmuş,
    Bir Melek'le bir Şeytan birbirine aşık olmuş.
    Ve hikayenin sonu hiç iyi bitmemiş."

    Öncelikle yağmurlu bir Ankara akşamından merhabalar... Kitapsever arkadaşlar çok iyi bilir böyle havalar bizim için can damarı gibidir. Kitabını eline al, battaniyenin altına gir, sıcak içeceğini yudumla ve kendini okuduğun kitabın dünyasında kaybet!

    Duman ve Kemiğin Kızı da beni bu konuda hiç zorlamadı. Yazarımız Laini'ye buradan kocaman sevgiler ♥ Muhteşem bir dünya yaratmış ve okuyucu bir türlü bu dünyadan kopamıyor okurken... Hatta okumadığı zamanlarda bile insanın aklının bir köşesi kitaba takılı kalıyor. Tek kelimeyle BAYILDIMMM ;)

    Kitabımızla Prag'da yaşayan, çizimleri yarı insan-yarı hayvan canavarlarla dolu mavi saçlarıyla dikkat çeken Karou'nun dünyasına adımımızı atıyoruz. Ama işin aslı ne mi? Bu çizim defteri sanat okulunda hayranlıkla elden ele dolaşırken aslında biz biliyoruz ki bu şeytani yaratıklar yani Kimeralar gerçek! Ve sanmayın ki kızımız saçlarını maviye boyamış, Brimstone isimli Kimera'dan kazandığı dilekçikler sayesinde saçı bu hale gelmiş. Ve bu durumda Karou'nun dünyası ikiye ayrılıyor. Bir tarafta Prag'da devam eden insan hayatı, diğer tarafta ise onu büyüten Kimeraların bulunduğu Brimstone'un dükkanı... Karou'nun çocukluğundan beri tanıdığı tek aile Brimstone ve dükkanındaki üç Kimera, ve Karou onları çok seviyor. Büyüyünce de Brimstone için diş toplama işi yapmaya başlıyor. Brimstone topladığı çeşitli hayvan ve insan dişlerini kolyelere diziyor, ona diş getirenlere de ödemelerini dilekler ile yapıyor. Bir tek Karou'ya ne kadar diş toplarsa toplasın önemli düzeydeki dileklerden vermiyor. Hatta elinde olsa hiç kullanmasın diye onu uyarıyor. Karou da ne kadar ısrar ederse etsin bu dişleri neden topladığını, başka Kimera olup olmadığını, bu dileklerin sihrinin nereden geldiğini kesinlikle anlatmıyor.

    "Umut senin içinden gelir, dileklerse sadece sihirdir. Dilekler sahtedir. Umut gerçektir."

    Karou bazen bu iki dünya arasında sıkışsa da hep içinde dolduramadığı bir boşluk olduğunu hissediyor. Taa ki dünyası sarsılıp Melek Akiva'yla karşılaşana kadar... Ve işte orda Meleklerin ve Kimeraların dünyasına giriş yapıyoruz. Her sayfa yeni bir macerayı bizlere taşıyor. Ve siz Meleklerin tarafında mı olacaksınız yoksa şeytan dedikleri Kimeraların tarafını mı tutacaksınız ona karar vermeye çalışıyorsunuz. Birbirine düşman bu iki türün hayatları bir tek savaş alanında kesişirken inanın bazen Kimeralara şeytan diyen halt etmiş diyorsunuz.

    Çok kitap okumanın etkisinden herhalde ben dişlerin neden toplandığını, Karou'nun geçmişini biraz da olsa anlamıştım. Ama karşımızda öyle bir kitap var ki tam tahmin ettim derken Laini diyor ki hoop dur orda hikayede daha neler var neleeerr :D Genelde tahmin edebildiğim kitapların puanlarını kırarım ama bu kitapta öyle ince işlenmiş, öylesine naif bir hikaye var ki kimse kusura bakmasın elim gitmedi eksik yıldız vermeye... Ki benim tahmin ettiklerim bu sırlardan sadece bir kısmı... Kitap tam bir gizem kuyusu gibi... Sanki kovayı her çektiğinizde yeni bir şey öğreniyorsunuz ve bu, kitabın sonuna kadar sizi sıcak tutuyor, asla yakanızı bırakmıyor. Kısacası sonuna kadar 5 yıldızı hakediyor. Bu arada kitaba bayıldığımı söylemiş miydim? ♥

    Elimden geldikçe spoi vermeden bu güzel kitaba yorum yazmaya çalıştım arkadaşlar... Bana bu upuzun yorumu yazdıran Laini'ye çok teşekkürler ♥ Şiddetle tavsiye edilir. Herkese iyi okumalaarr ;)