• 422 syf.
    ·3/10
    Öncelikle kişisel gelişim kitaplarını okumayı sevmiyorum. Bu kitaba da önyargılı yaklaştığımı itiraf edebilirim. Kişisel gelişim üzerine okumayı sevmeme nedenim bir dönem okumuş bulunmam ve okuduğum kitapların hemen hemen hiçbirinin ismini dahi hatırlamıyor oluşum, bende kalıcı etki bırakmadıklarını düşündürtmesidir.

    Yazar kitabın birinci bölümünde başarı üzerine yazılmış çok sayıda kitabı analiz ettiğini; bu kitapların yüzeysel kaldığını, anlık çözümler sunduklarını, toplumsal yara bandı ve aspirin işlevi gördüklerinden bahsediyor. İşte benim kişisel gelişim üzerine yazılan pek çok kitaba olan bakış açım da tam olarak budur.

    - -ipucu- -

    Eğitim ve yönetim alanındaki tespitlerine değinilirse günümüz yönetim anlayışının günümüz idarecilerinin, yöneticilerinin geleneksel ve otoriter denetimleri bir Kazan/ Kaybet paradigmasıdır. Tükenmiş bir Duygusal Banka Hesabının sonucudur. Güveniniz ya da istenilen sonuçlarla ilgili ortak bir vizyonunuz yoksa insanlara tepeden bakma, onları kontrol edip yönlendirme eğilimi gösterirsiniz. Güven yoktur. Bu nedenle insanları denetlemeniz gerektiği duygusuna kapılırsınız.

    - - ipucu - -

    Bu evet bizim günümüzün yönetim anlayışı. Bu yönetim anlayışının aksi yönünde Kazan/ Kazan anlayışı hakim kafalardaki yönetim yapısına dönüştürülmesi tek dileğimiz… Bizim ihtiyacımız olan dönüştürücü yönetim anlayışı. Dönüştürücü kişilikli yöneticiler.

    Yazar ile yapılan son söyleşide yazarın kendi söylemiyle; kitabın çok fazla ülkede çok fazla insan üzerinde etkisinin olmasına kendisi hayret ediyor. Bu yorum bende ; etkili olmayı öğrettiğini iddia eden etkili bir şey yazdıysanız, insanların üzerinde etkili olmasına bu kadar şaşırmamalısınız.Gereken ne ise o olur ve bu noktada etkililik sorgulanılmaya başlar.
  • 276 syf.
    ·1 günde·10/10
    tek kelimeyle ..... diyebilirdim fakat bu kitaba kelimeler kifayetsiz kalır .Soluksuz okudum diyebilirim , sadece kahve yapmaya gittim o kadar mazur görün . ağabeyimden kalan kitaptı ve bu kadar akıcı olacağını tahmin bile edemezdim bakış açım değişti teşekkür ederim Şerif İzgören :) nediyebilirim
  • 223 syf.
    ·6 günde
    Not: Bu inceleme benim için önemli. Çıktısını alıp süreç içerisinde gereksinim duydukça okumayı düşünüyorum. Deneyimlerim sonucu mutlaka kitaba bakış açım da değişecektir. :)

    Ali Çankırılı'nın Çocuklara Söz Geçirme Sanatı adlı yapıtının incelemesine geçmeden önce bazı tespitlerde bulunmak istiyorum: Bizim toplumumuzun çocuklarla ilişkisi çok kötü bir düzeyde. Davranışlarımızla, sözlerimizle çocuğu sürekli yetişkinlerin dünyasına çekiştiririz. Çocuklar bu durumda kendi gerçekliğini yok sayarak, çocukluklarına sırtını dönerler. Geçen gün on iki yaşındaki bir öğrencime "Kendini çocuk gibi hissediyor musun?" dedim. "Hayır!" dedi. "Ben büyüdüm." On sekiz yaşına kadar çocuk olduğumuzu belirterek "Çocuk olmak nasıl bir duygu?" diye başka bir soru ekledim. "Çok kötü." diye yanıtladı. Görüldüğü gibi çocuklar kendilerine yabancı kılınmakta, çocukluğu çalınmakta. En kötüsü ise birçoğu şiddetle karşı karşıya. Şiddet onların yaşamlarının doğal bir unsuru. Hatta çoğu şiddetle karşılaşmadığı sürece kılını bile kıpırdatmaz, içinde tuttuğu o enerjiyi kusmak için seninle olan iletişimini kullanır. Senin dişini tırnağını söker. Seni kendi alışkın olduğu şiddet döngüsünün içerisine çekmeye çalışır. Bütün bunları kurgulayarak yapmaz. Çocuk şiddetin olmadığı bir iletişimde varlığını sürdürmeye alışkın değildir. O artık salt kaba güce saygı duyan yığınların önemsiz bir parçasıdır. Bu çocuklarla sevgi, saygı, güven temelli iletişim kurmak öyle güç ki! Onları içerisinde bulunduğu yoz ilişkilerden koparmadıkça , ki bu da imkansız, bir çıkış yolu göremiyorum. Yine de çıkış yolları aramaya devam ediyorum. Toplumsal şiddeti içselleştiren çocuklarla karşı karşıya gelenler varsa çözüm önerilerini okumak isterim. :)

    İşte bu kitabı bu çatışmaları yaşadığım, çözüm yolları aradığım bir süreçte okudum. Kitaba yönelik genel bir değerlendirme yapıp içeriğe geçeceğim.

    DEĞERLENDİRME

    Kitapta çocuk eğitiminde ana-baba tutumlarının nasıl olması gerektiğine değinmiş. Bu yönden gerçekten yararlı bir kitap. Ancak benim beklentimi karşılamadı. Çünkü benim kitlem şiddeti içselleştirmiş, şiddetin bir parçası haline getirilmiş çocuklar... Onlarla yazarın önerdiği bağlamda bir iletişim kurmak için geç kalındığı kanısındayım. Belki de Türkçe bilmeyen çocuklar oldukları için böyle düşünüyorum. Ortak sözcükleri olmayan insanlar nerede buluşabilirler ki?

    KİTABIN İÇERİĞİ

    Çocuklar genellikle sağır dinleme yaparlar. Şiddeti ise çevresinden öğrenip en zayıf olanda denerler. Onlara şiddetle yanıt vermek ne yazık ki bir çözüm değildir. Şiddet algısını beslemekten öte bir işe de yaramaz. Zamanla çocukları dayak arsızı yapar.
    DAYAK YERİNE
    1) Çocuklara sınırlar koyun. Bu sınırların basit, anlaşılır ve tutarlı olmasına özen gösterin.
    2) Sınırlar konusunda asla taviz vermeyin. Kararlı olun.
    3) Çocuklara seçme hakkı verin. Sınırlar bağlamında ama...
    4) Çocuklar sizin yapma dediğiniz şeyleri yapıp aslında sizi dener. Taviz veriyor musunuz? Bağırır çağırır ağlar sizi kararınızı değiştirmeniz için sahneye çeker. Bunların birer tuzak olduğunun bilincinde olun.
    5) Ana baba tutarlı olmalı. Çocuk aradaki çelişkileri kullanır.
    6) Her çocuk biriciktir. Birinde işe arayan yol, yöntem diğerinde tutmayabilir.
    ANCAK GENEL OLARAK İŞE YARAMAYAN UNSURLAR ŞUNLARDIR.
    -Tekrarlama
    -Yalvarma
    -Yakınma
    -Rüşvet teklif etme
    -Bağırma ve emir verme
    -Ceza ile yola getirmeye çalışma
    -Başkaları ile kıyaslama
    -Alay etme
    -Boş tehditlerde bulunma
    -Başkalarının önünde küçük düşürme
    -Nasihat etme

    7) Çocuklara öfke duyduğumuzda öncelikle bunun nedenini belirlemeliyiz.
    8) Öfkelendiğiniz an bunun geçici olduğunu kendinize anımsatıp öfkenize yenik düşmemek için yollar aramalısınız.
    9) Çocuğun deneye yanıla öğrendiğinin bilincinde olup sabırlı olmalıyız.
    10) Kabul çizgimiz, duruma zamana göre değişir. Sözgelimi yorgun değilsek çocukların bağırıp çağırması bizi rahatsız etmez. Ancak çok yorgunsak rahatsız oluruz. Bu normaldir. Çocuğu bilgilendirelim bu durumlarda.
    11) Çocukla bir sorun yaşadıysanız sorunun kimden kaynakladığını iyi belirleyin. Sorun çözme sorumluluğunun kime ait olduğunu ona belirleyin.

    NOT: Sorun çözme tekniği olarak mola yöntemi önerilmiş. Davranışın ciddiyetine göre 5-20 dakika çocuğun kimsenin olmadığı bir odaya girip davranışı üzerine düşünmesini sağlayan tekniktir. Dikkat edilmesi gereken noktalara değinmiş. Bunları belirtirken çocuğun gelişim özelliklerine değinmemiş. Sözgelimi beş yaşına kadar benmerkezci olan bir çocuk kendi davranışlarının karşıdakini nasıl etkilediğini nereden bilsin? Özeleştiri zaten içsel bir süreçtir. Bunun bu şekilde kazandırılacağını düşünmüyorum. Yine de denemek gerek.

    BASKI YAPMADAN ÇOCUKLARA NASIL SÖZ GEÇİREBİLİRİZ?
    1) İsteğinizi, açık, net ve kısa tümcelerle ifade edin.
    -Lütfen o yataktan kalk, pijamalarını giy.
    2)Çocuğun isteği ile kendi isteğinizi birleştirin.
    Ödevini yapınca dışarı çıkabilirsin.
    3) İsteğinizi dayatmak yerine seçenekler sunun.
    Çocuk seçenekleri kabul etmezse
    4) Seçeneklerini kendin mi belirlemek istersin yoksa senin yerine ben mi seçeyim deyin. :)
    5)Oyun oynayan çocuğa söz dinletmek zordur. Tahmini bitiş süresini yakalayın. Bu süreyi onunla beraber ayarlayın.
    6) Kurallar mutlaka olsun. Bu kuralları çiğnemenin sonucu olduğunu belirtin. Bu sonuçların bir ceza olmadığını da ifade edin.
    7) Çocuğunuza "evet" ya da "hayır" demeden önce iyi düşünün.
    8) Çocuklarınıza beceriksizliği ve çaresizliği öğretmeyin. Bırakın kendileri denesinler. Birey olma bilincini verin onlara. Başarma duygusunu tatsınlar. Onlar yerine siz yapmayın. Onların adım atmasına izin verin. Bunları yaparken de uzaktan izleyin ki ait olma duygusunu da yaşasınlar.
    9)Çocukları güvenli alan içerisinde serbest bırakın.
    10) Çocukları dinleyin. Duygularını, düşüncelerini paylaşsınlar sizlerle.

    NOT: Kitapta kardeş kıskançlığına da değinilmiş. Ana- baba nasıl bir yol izlemeli bunun üzerinde durmuş. Bunun dışında zekanın bir tek tanımı olmadığını vurgulayarak Gardner'in "Çoklu Zeka Kuramına" değinmiş.
    1) Sözel- dilsel zeka
    2)Mantıksal- Matematiksel Zeka
    3)Görsel- Mekansal Zeka
    4)Bedensel- Kinestetik Zeka
    5) Müziksel-Ritmik Zeka
    6) Kişisel- İçsel Zeka
    7) Kişiler arası- Sosyal Zeka
    8)Doğa- Varoluşçu Zeka


    Bizler çocukların karşısına taşınmış ebeveynlikle çıkıyoruz. Yani anamızdan babamızdan ne gördükse çocuğa da bunu satıyoruz. Öğretmenlik mesleğinde de bu durumun farklı olduğunu düşünmüyorum. Gelenek dışına çıkamıyoruz. Burada amacım öğretmeni suçlamak değil. Toplumun beslediği şiddetin karşısında bir duruş sergilemek elbette kolay değil. Ancak biz eğitimciler birer seçenek olmalıyız diye düşünüyorum. Olalım ki çocuğun değişim için çalacak bir kapısı olsun. Bu yüzden özellikle öğretmenlere sabırlar diliyorum.

    İYİ OKUMALAR.
  • 656 syf.
    Eğer epik fantastik tür seviyorsanız bayılırsınız bu kitaba. Yazarın yarattığı dünyayı hayal etmekte zorlandığım zamanlar oldu. Halıda saklanan bir ülke var. Halılara bakış açım değişti :))) Okuduğum kitaplar arasında, en çok bunun filminin çekilmesini isterdim. Benim hayalimdeki dünyayı, filme nasıl yansıtırlardı çok merak ediyorum.
  • Bu bir kağıt parçası değil, kanlı canlı gerçek bir dosttu benim için (kitaba bakış açım)
  • 247 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Eskiden kitap okurken yalnızca olaylar ve karakterlerle ilgilenirdim. Sevip sevmediğimi önemserdim. Şu sıralar ise her kitapta yeni bir hayatla karşılaştığımı düşünüyorum. Yazarın hayatı. Beğenip beğenmemek ikinci planda kalıyor. Önsözü okumak benim için ayrı bir keyif. Ray Bradbury Fahrenheit 451 için şöyle diyor:
    ‘Beş kısa sıçrama ve sonra büyük bir atlama.’
    Yakmak eylemiyle ilgili böylesine tutkuyla farklı hikayeler yazması, buna sürekli kafa yorması, inanılmaz… Fikrin onu ne kadar etkilediğini düşününce kitaba bakış açım da ister istemez değişti. Onun yazmayı çok istediği bir kitap, benim için de aynı ölçüde değerli oldu.
    Ayrıca önsözde kitabı okuyan bir itfaiye şefinin kehaneti var. Yazmadan geçersem olmaz. ‘eğer dünya kitap okumayanlarla, öğrenmeyenlerle, bilgisizlerle dolmaya başlarsa, kitapları yakmak zorunda kalmazsınız,’ Çok doğru. Fakat bu söze şöyle bir pencereden de bakılabilir. Çevremde çok fazla okuyan insan görüyorum. Yani gerçekten kültürlü insanlar. Buna rağmen bir eksiklik var. Nefret gibi. Saygısızlık gibi. Eleştiri gibi. Sanki beynimiz de okuduklarımızı sürekli yakan bir itfaiyeye dönüşmüş. Gerçekten uyguluyor olsaydık bu kadar tartışma adabından yoksun olmazdık. Kendi adıma da bu geçerli. Şu an okuyoruz ama hala yakmaya devam ediyoruz. Hepimiz içimizde bir Clarissa olsak da dışarıdan nasıl görünüyoruz kim bilir.

    Kitap hakkında söyleyeceğim çoğu şeyi birçok okur nokta atışı yaparak güzelce söylemiş. Yazmamın sebebi bir nebze olsun içimi dökmek. Kitabı sevdim. Daha etkileyici, daha geniş bir şekilde işlenebilecek olması buna gerek olduğunu göstermiyor. Çünkü Ray Bradbury anlatmak istediğini okuyucuya fazlasıyla vermiş.

    Keyifli okumalar.