"Pencere kilitli değildi. Açtım. Sarkıp aşağı baktım. Otobüsler, arabalar, yürüyen Koca Tanrı kulları. Derin bir soluk alıp bağırdım: ELVEDA ELVEDA."
Otomatik Portakal s.152
Selamm! Serimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Serinin bir önceki konuklarından hatırlatma:
- J. R. R. Tolkien : #290389578
- Stephen King : #290922433
- Agatha Christie : #291510628
- Maksim Gorki : #292124468
- Ursula K. Le Guin : #292863725
Şimdi Anthony Burgess 'dan bahsedelim.
Dünya onu Otomatik Portakal’ın hırçın yazarı olarak tanıdı. O ise kendini hep “yanlışlıkla yazar olmuş bir besteci” olarak gördü. Yanlış teşhislerle başlayan, travmalarla şekillenen ve modern edebiyatın en rahatsız edici eserlerinden birine uzanan Anthony Burgess dosyası:
Azrail’i Kandıran Yazar
Burgess’in yazarlık kariyeri, modern tıp tarihinin en büyük “yanlış teşhislerinden” biriyle başladı. 40’lı yaşlarındayken doktorlar beyninde bir tümör olduğunu ve sadece bir yıl ömrü kaldığını söylediler.
Burgess, kendisi öldükten sonra eşi Lynne’in maddi sıkıntı çekmemesi için çılgınca bir tempoya girdi. Sadece o “son yılında” tam beş buçuk roman yazdı. Bir yıl bitti, Burgess ölmedi. Beş yıl geçti, Burgess hâlâ yaşıyordu. Yanlış teşhis konulmuştu ama bu ölüm korkusu, dünya edebiyatına tarihin en üretken yazarlarından birini hediye etmişti.
Karısının Tiksindiği Başyapıtlar
Burgess’in hayatındaki en büyük ironi, en yakınındaki insanın, yani eşi Lynne’in onun kaleminden kelimenin tam anlamıyla tiksinmesiydi.
Lynne, kocasının kurguladığı karakterleri kaba, dilini ise rahatsız edici buluyordu. Burgess, eşinin bu tepkilerinden dolayı bazen gizli gizli yazar, bazen de eserlerini ondan saklardı.
Otomatik Portakal
Romanın o meşhur ve sarsıcı şiddet sahneleri, maalesef Burgess’in karanlık bir kişisel anısına dayanıyordu.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Burgess görevdeyken, hamile olan eşi Lynne sokakta