Aşka ve Kadınlara Dair (Aşkın Metafiziği)

·
Okunma
·
Beğeni
·
16.322
Gösterim
Adı:
Aşka ve Kadınlara Dair
Alt başlık:
Aşkın Metafiziği
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
60
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053242932
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gece Kitaplığı
Bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise onun olgunluğa erişmesi de o kadar geç ve yavaştır. Erkek akli melekesinin ve ruhi kabiliyetlerin olgunluğuna yirmi sekizinden önce nadiren ulaşır; kadınlar ise henüz on sekiz yaşlarında; fakat kadınların durumunda bu çok zayıf ve dar sınırlar dahilinde gerçekleşir.Bu sebepten ötürüdür ki kadınlar bütün hayatları boyunca çocuk kalırlar,çünkü her zaman içinde bulundukları ana sıkı sıkıya bağlı kalarak sadece kendilerine en yakın olanı, olmak üzere olanı görürler, gerçek yerine bir şeyin görünüşüne teslim olurlar ve en önemli işlere karşı önemsiz şeyleri tercih ederler... Eski zamanlarda Almanların yaptığı, güç ve nazik meselelerde kadınlara danışmak hiçbir surette hafife alınacak bir mevzu değildir; çünkü onların meseleleri kavrayış ve değerlendiriliş şekli bizimkinden oldukça farklıdır.
-A.Schopenhauer-
80 syf.
·2 günde·Puan vermedi
ARTHUR SCHOPENHAUER …
Bir deha, edebi dili harika olan düşünür... Yazdıklarını okurken illaki kendinizden tespitler bulacaksınız.Arthur belki insan sevmez ama insanı çok iyi tanıyıp ve yerinde tahliller yapan bir şahsiyet.Ona hayranım.Her ne kadar katılmadığım noktalar da olsa. Açık sözlülüğü, yapmacıktan uzak olması beni en çok çeken şey.Şunu merak ediyorum, Virginia ile birbirini tanısalardı ne düşünürlerdi birbirleri hakkında?Biri kadınları aşağılıyor diğerifeminist ama ikisi de çok zeki. Kadınlar hakkında bir münakaşa olsa kim kazanırdı? İkisini aynı anda sevmek gülünç geliyor bazılarına.Ama değil.Neyse konuya geleyim, pardon.


Schopenhauer’i okumak için benim fikrimce hayatını ve de felsefesini iyi bilmelisiniz çünkü düşünür kendi hayatını felsefesine yansıtmıştır.Öncesinde Veysel ATAMAN’IN Varolmanın acısı adlı kitabından hayatını, felsefesini okumanızı tavsiye edebilirim ayrıntılı almış yalnız biraz uslubu ağır ve pek de akıcı değil.David E. Cartwrigt’ın kitabı var gayet ayrıntılı, yalın ve akıcı. Birçok soru işaretine cevap verilmiş, tavsiye edebilirim.

Not:Bu kitap feminist kardeşlerimin severek okuyacağı bir kitap olmayabilir şimdiden söyleyeyim, okurken besmele çekiniz naçizane tavsiyem.

Kitap neyi anlatıyor? 80 sayfalık bir kitap bu kadar çok tespit yapabilir mi?Arthur yapar.
1-Arthur’un kadınlarla alıp veremediği nedir?
2-Arthur kadınlar hakkında ne düşünüyor?
3-Aşk var mıdır?
4-Aşık olmanın nihai amacı nedir?
5-Aşık olurken seçim nasıl gerçekleşir?
6-Neden fiziksel özellikler önemli?
7-Cinselliğin aşkla ilişkisi
Gibi sorulara cevap verdiği bir kitap.Onun penceresinden cevaplayacağım soruları.

Birinci kısım kadınlara dair söylemlerini içeriyor.
Arthur’un kadınlara olan meşhur tutumundan bahsedeyim;
Arthur efendi diyor ki ; kadınların tek bildiği emek sarfettiği giyim kuşam, cilt bakımı dans, sevdiğinin gönlünü kazanma ve bunlarla bağlantılı eylemler.Ona göre kadın erkeğe itaat etmek için yaratılmış ve onlar borçlarını doğum sancısıyla,çocuk bakıp büyütmek ve erkeğe itaat ile öderler.
Kime olan borcumuz Arthur Bey?
Ona göre, kadınlar zihin bakımından dar görüşlü akli melekeleri zayıf yaratıklar. Ona göre kadın kocası ölsün de mirasına konayım rahat ve refah içinde yaşayayım der bu sebeple erkeğin para için yaratıldığını düşünürler.Diğer taraftan kadınlar dürüstlük , adalet, metanet,vicdanla ilgili konularda erkeklerden daha aşağıdadır.Dolayısıyla iki yüzlülük ve riyakarlık kadınlarda doğuştandır. Bu bodur. dar omuzlu, geniş kalçalı ve kısa bacaklı soya, •cins-i latif" ismini verebilen sadece cinsel içgüdüsüyle aklı yahut görüş ufku bulutlanıp kararmış olan erkeklerdir.
Çok eşlilik olması gereken ve tek eşlilik erkeklere yapılan bir haksızlık, kadına miras ise verilmemelidir.Avrupa’da kadına fazla ve gereksiz önem verildiğini düşünürken, o sıralar kullanılan hanımefendi kelimesi bile kullanılmamalı parayı kazanan kadınlar değil erkeklerdir.Kadınlar ne mutlu ne mutsuz olmalıdır bu onların yararınadır ve erkekleri rahat ettirecektir.
Görüyorsunuz ya çok kaba ithamlarda bulunmuş Arthur hazretleri.Bunlar sadece birkaçı söylediklerinin.
Ben bu tutumunu yaşantıları ile bağdaştıyorum (ki çoğu yazar bu şekilde düşünüyor), annesi ile yaşadığı sorunlar, babasının intiharı, hayatı boyunca hep kadınlar tarafından red edilmesi…Özellikle babasının ölümünden sonra Schopenhauer, annesiyle iyi ilişkiler kuramamıştı. Annesinin Schopenhauer’a yazdığı mektuplardan biri, aralarındaki ilişkiyi gösteriyor: “Tahammül edilir şey değilsin, başına bela oluyorsun insanın, seninle birlikte yaşamak güç; ukalalığın bütün iyi taraflarını gölgede bırakıyor, başkalarında kusur bulmadan edemediğin için, o iyi yönlerinin dünyaya hiçbir faydası yok.”
Esasında kendisi de aşık olmuştur hem de aralarında 26 yaş farkı bulunan bir kıza…Kız kendisinden tiksindiğini açıkça söylemiştir.Hep bir redddedilme ve kadınlar tarafından itici bulunma…Hoş miras bırakılmamalıdır kadına demiştir ama tek miras bıraktığı uzun yıllar yaşadığı(aşık mıydı bilmiyoruz) bir kadındı.Kadınların zeka konusunda aşağı olduğunu söylüyor kendileri.Çocuk zekayı anadan, iradeyi babadan alır da diyor.(E yani burumda erkekler de zeki değil, çünkü annesinden alıyorlar zekayı? )
Bakmayın bu tutumuna ‘’Kadınlara çok düşkündüm beni bir anlasalardı…’’ diye itiraflarda bulunmuştur.
Schopenhauer’in kadınlarla ilgili görüşlerinin hayatının ileriki dönemlerinde değişip değişmediyse bilinmiyor. Her ne kadar Wagner’in arkadaşı ve Nietzsche’nin tanıdığı Malwida von Meysenburg, bir kadın arkadaşının, yaşlı filozofun “Oo, daha kadınlarla ilgili son sözümü söylemedim.” dediğini aktarsa da, ünlü filozof, konu hakkında son sözünü yayımlamadan hayatını kaybetmişti.

İkinci kısım ise muhteşem tespitler ile dolu,aşka dair söylemlerini ele alıyor. Arthur’a göre aşk vardır yalnız bu tamamen yaşama iradesi ve cinsel içgüdü ile alakalı.Ne kadar büyük olursa olsun her aşk bütünüyle cinsiyet içgüdüsü ile ilgilidir.Aşkın nihai amacı gelecek neslin oluşturulması işi, üremedir. Gelecek insanların varlığı bizim içgüdümüz tarafından koşullandığına göre tabiatımızda yapacağımız seçimi de belirleyen şey, aşktırAşk tabiiatın amaçlarina ulaşması için bizim içimize koyduğu bir yanılsamadır.Aşk serüvenin amacından daha soylu ve yüce bir amaç yoktur Schopenhauer’e göre; aşk yeni varlıkların dünyaya getirilmesini sağlar çünkü.
Birbiri ile tamamen zıt; düşünce beden olarak uygunluğun bulunmadığı kişiler arasında da aşk yaşanabilir, düşmanlıktan, nefretten aşk doğması da pekala mümkündür.Böyle bir aşk deyim yerinde ise gözlerini kör eder ve evlilik ile neticelenirse mutsuz bir evlilik ortaya çıkar.
Aşk, yaşayan kişinin kendi seçimi değildir mükkemmel, güçlü bir neslin devamı için seçimi tabiat yapar.Bundan dolayı herkes öncelikle güzel olanı arzu eder, üstelik herkes kendinde olmayan özellikleri kusurları güzellik olarak görür, çekici bulur.Mesela çelimsiz bir adam balık etli kadınlardan hoşlanır iken, sarışınlar esmerlerden hoşlanır.(Bu durumda erkekler neden minyon kadınlardan hoşlanır aldınız cevabınızı) Aynı şekilde herkes kendikinin tersi mizaçta olan birini ister.Bir erkekte güzel bir kadını seçmeye iten , türde en iyiyi hedefleyen içgüdüdür, erkek her ne kadar zevkini arttırmaya çalıştığını düşünse de.Bu yüzden; kalçanın bele oranı ve göğüsler gibi vücut oranı erkekler için önemlidir çünkü doğurganlığa işaret eder, görüldüğü gibi erkek seçimini kendisini yapmaz, seçimi yapan gelecek nesli oluşturma içgüdüsüdür.Seçimimi yönlendiren başka etkenler de vardır : Yaş, sağlık, kemiklerin yapısı ve güzel bir yüzdür.Üreme kabiliyeti olan herkes bu amaç uğruna aşık olduğu kişi için her fedakarlığı yapabilir.

Arthur’un söylemek istedikleri bunlarla sınırlı değil, daha fazlasını yazsam size haksızlık etmiş olacağım​
musmutlu kalın.
Keyifli okumalar, sevgili dostlar…️
80 syf.
·Beğendi·9/10
Arthur Schopenhauer etkinliğini düzenleyen https://1000kitap.com/SinestezikMuz/Duvar/ 'a teşekkürler..

Müslüm Babadan Arthur Amcaya gelsin,

https://www.youtube.com/watch?v=l-KmnqbT3ZA

KADIN-ERKEK MESELESİ ÜZERİNE BİR TAKIM TESPİTLER KİTABI

İnsanlık tarihinin üzerine kurulu olduğu bu kadim mesele ile ilgili Arthur amca kendince yorumlar getirmiş ve bilmeceye yeni sorular katmıştır.

Özetle kadının ve erkeğin tabiatı üzerine kafa yormuş ve her şeyin aslında neslin devamı meselesinden ibaret olduğu sonucuna varmıştır, haksız da sayılmaz.
Kadınların aynı zamanda annelik misyonunu da hesaba katarak, erkekten nasıl farklılaştığını da incelemiş. Aşktır meşktir falandır filandır fazla da takılmayın diyor yani. Erkeğin kadına olan bağımlılığı ile kadının erkeğe olan bağlılığı arasındaki farklar hani.

Biraz da arabesk yaklaşmış mevzuya , iyi de etmiş. Nice filozoflar da açıklamaya çalışmış yüzyıllarca ne iştir bu işler diye.. Mesela Spinoza’dan bir örnek var kitapta,

“Aşk, bir dış sebebin tasavvuru eşliğinde ortaya çıkan bir iç ürpermesidir” demiş Spinoza. Benim bugüne kadar gördüğüm en güzel aşk tanımı sanırım bu, yani varsa tabi böyle bir duygu ki aslında var olup olmadığı da belli değil demeye getirmiş bence Spinoza.

İlk kafa yoran Arthur amca değil yani, son da olmayacak. Pek çok kişi gibi o da bu ilişki biçimini türün devamı, soyun ilerlemesi gibi temel bir nedene bağlamış. Bu sayede, bu çekim sayesinde nesiller devam etmiş diye açıklamış ve cinsel dürtülerle de bir güzel bağlamış.

Aslında şunu da söylüyor Arthur, keşke sevgiyle bağlansaydık da birbirimize, araya bunca dünya telaşını katmasaydık. Yüreğimizin sesini dinleseydik de gerçekten sevebilseydik birbirimizi. Fakat ne mümkün! İlle de uyumluluk peşine düşmeliydik ve boş vermeliydik duygulara..

Kimileri de bu kitaptan şunu çıkarıyor, Arthur amca kadınları doğurgan varlıklar ve cinsel obje olmaktan ibaret görerek kadını aşağılamıştır. Haklılar mı yoksa ? Arthur da istemez miydi kadınlarla sağlıklı seviyeli güzel ilişkiler kurmayı? Ama becerememiş işte adamcağız ne yapsın yani, bir tek onun derdi miydi bu ? Hayır. Belki çirkin bir adamdı, uyumsuzdu, çaresizdi belki de..

Suçu doğaya atmış biraz da. Normal bir adam olamamış hayatı boyunca neylesin.. Kadınların bu kadar gücün peşinden gitmelerini hem içine sindirememiş hem de kabullenmiş.

Kadınları yerden yere vuruyormuş gibi görünse de çoğu zaman , aslında içten içe onlara bir türlü ulaşamayışının yasını tutmuş ve deliye dönmüştür. Dünyaya eli yüzü düzgün sağlam bir çocuk getirmek uğruna iki yetişkinin neden kendilerini heder ettiklerini de çözmeye çalışmıştır.

Hayatı bu kadar ciddiye almak neden demiş ve bir yerden sonra da koyvermiştir. Kimseye kalmayan dünya bize mi kalacak demiştir de sözünü dinletebilmiş midir ?

Kimsenin çözemediği kadın bilmecesini çözmek Arthur amcaya mı kalmıştır? En azından yola çıkmıştır, galiptir bu yolda mağlup misali uğraşmıştır.

Pek anlatamadım sanırım, neyse okumak isteyen okusun bu kitabı, iyi okumalar..
65 syf.
YENİ BİR BİREY OLUŞTURURKEN GEREKLİ ŞARTLAR:

1-AŞK
2-1

Putkırıcılık... İşte Almanya'da Schopenhauer'ı 1800'lü yılların ortalarında tanımlayan söz. Annesi bir edebiyatçı olan Schopenhauer'ın hayatı, insanları, yaşayış tarzlarını ilişkileri vs anlamaya, sorgulamaya, kendi içinde çözmeye çalışmasını bir nevi açıklar nitelikte. 9 yaşından beri babasıyla seyahatlere çıkan Arthur'un ''çok gezen mi bilir yoksa çok okuyan mı?'' sorusunu da çürüttüğünü görmekteyiz. Hem okuyup hem de gezen biri olarak hayatı çok erken yaşta tanımıştır. Daima yalnızlığı seven, gürültüden uzak duran Arthur'un insanların iç dünyasına derinlemesine dalmasından ötürü böyle bir düşünce içinde olduğunu düşünmekteyim. Çünkü çocukluğumuzdan itibaren bir umut silsilesinin içindeyizdir. Bu umutların içinde muhakkak bir insan figürü bulunmaktadır. İnsan bazen öyle bir duruma düşer ki kendi arzularından, isteklerinden, düşüncelerinden bile korkar hale gelir. Okuduğum bir çok kitabında eleştirirken kendini de o paydanın içine sürüklediğine bir çok kez şahit oldum. Geothe, Newton, Platon, Sokrates, Eflatun gibi düşünür / filozofların düşüncelerini önemser ancak bir yandan da ''bir ahlakçının sadece kendisinin sahip olduğu erdemleri örnek göstermesinin saçma olduğunu'' söyler. Erdemler nitelik ve nicelik bakımından kişiden kişiye değişmemelidir onun gözünde. Tıpkı doğrunun nereden ve hangi pencereden bakılırsa bakılsın aynı kalması gerektiği gibi. Ona göre farkında olmak her şeydir. Sorgulamak da bilmenin tabanında yer alır. Sorgular da sorgular Schopenhauer! Şüphecidir ama tereddüt etmez. Tahlillerin adamı Peyami Safa hem şüphe eder, hem de tereddüt. Bu yüzden iç dünyası daima karanlıktır. Onun çıkarımlarıyla Schopenhauer'ın varsayımlarının birbirine bir çok noktada benzeştiğini düşünmekteyim. Sadece Peyami Safa'nın daima dünyaya olumsuz bakışı bir noktada Schopenhauer'ı ondan ayırır. Schopenhauer daime gerçekle ilgilenir. Gerçeği açıklarken acımasızdır. Düşüncesini bize doğrudan sunar. Bilinmeyenle işi yoktur onun daima halihazırda fikirlerle ilgilenir. Tabularla ya da putlarla da ilgilenmez kendi deneyimlerini ön planda tutar. Bireysel olgulardan evrensel yargılara ulaşmayı amaçlar. Zaman ya da yer fark etmez yazarların bulundukları çağdan, zamandan şikayet ettiğini görürüz. Arthur'un da zamanın siyasi ve toplumsal olgularından ötürü dünyayı bir cehenneme benzettiğini anlayabiliyoruz. Ona göre dünya olunabilecek en kötü yerdir. Sadece zamanın şartları değil insanlarla da sorunu olan bir filozoftur. ''İnsan varoluşu bir tür hata olmalı. İnsan varoluşuyla ilgili şöyle söylenebilir: “Bugün kötü, yarın daha da kötü olacak ve en kötüsü olana dek de bu böylece sürüp gidecek'' demiştir. Ne kadar da doğru bir söz değil mi? Gittikçe, daima kötüye gidiyoruz. Arthur'un Nietzsche'nin fikir babası olduğunu da düşünürsek bugünümüze ışık tutan biri olduğunu söyleyebilirim.

Genel bilgilerden sonra kitaba gelirsek, Aşkın Metafiziği kitabında yer alan bir çok fikrin yansımasını bu eserde de görebiliriz. Bir ara kitaptan bir alıntının altına atılan yorum acaba aynı kitabı mı okuyorum dedirtti. Karşılaştırma yaptığımda aynı adamı ancak farklı bir kitabı okuduğumu anladım. Schopenhauer'ın acımasızca gözümüze soktuğu ''aşkın amacının yeni bir birey oluşturmak olduğu'' bu eserde de sesli olarak dile getiriliyor. Bunu kabul etme noktasında sıkıntılar yaşasam da her sayfada bunun örnekler eşliğinde ısrarlı bir şekilde dile gelişi bilinçaltımda çoktan yer etmiş durumda. Bir erkek ile bir kadın birbirinde ne arar? ya da ne bulur? İnsanlık tarihinde aşkın ve cinselliğin yerini derinlemesine inceliyoruz.

Nietzsche Schopenhauer hakkında: ''Onun ilk sayfasını okuduktan sonra bütün sayfalarını okuyacaklarından ve dediği her kelimeyi dinleyeceklerinden emin olan okurlarındanım'' demiştir. Buna katılmamak elde değil. Gözünüz korkmasın. ''Ben felsefeden anlamam yeaaa'' da demeyin. Çok açık, sadece, anlaşılır bir dil kullanıyor kendileri. Okumakta geç kaldıysanız bir uçtan başlayın derim. Ancak anlayarak ilerleyin. Kitabın her bir sayfası apayrı hazine. Müsait bir zamanda yeni bir Schopenhauer kitabıyla sizi alıntılara boğacağıma emin olabilirsiniz. İyi okumalar.

https://www.youtube.com/watch?v=8EAePnL9jk8
65 syf.
·Beğendi·10/10
Sevgili Zehraca'nın sitede paylaştığı sömürülesi e-kitap arşivini karıştırırken tam da '' oooo bu nedir arkadaş ne çok siyasi kitap varmış, yememiş içmemiş kitap yazmış bu Marksçı Leninci Engelsçiler '' derkene :) aralardan Didem Madak'ı ve birkaç kitabını alıp da daha okuyamadığım Schopenhauer'ı da görünce bi bakayım dedim.. önce pdf yi hızlıca gözlerimle bi taradım , eğer sakıncalı içerik varsa hemen X e basıp pdf yi kapatacaktım çünkü kitabın adı malum :) şu ramazan ramazan günaha girmeye lüzum yok Şimal dedim kendi kendime :) millet meal okurken Kur'an okurken hiç yakışmaz falan filan derken bi de baktım ki hoop okuyuvermişim bile 65 sayfayı..
Gönül rahatlığıyla okuyun sevgili bekar-evli, erkek-kadın kardeşlerim arkadaşlarım :) nitekim belki de en anlam veremediğiniz davranışların altında gizli çok değişik bilgiler öğreneceksiniz.. İnsan Türü açısından fiziksel aşkı anlatmış çünkü Sc............( yazmak hem zor hem de uzun bea :) ) gerçi Sc diyince hikaye yazma etkinliğinde yazdığımız bilim kurgu hikayesindeki Satürn Canlısını anlamayın haa :))
İnsan cinsi yani Cins el.. Cins le alakalı bu kelime neden böyle pornografik bir çağrışım yapıyor o da ayrı bi soru ya gerçi ben yine de fiziksel diyim de rahat ediim :)

Evet Fiziksel Aşk kavramı yani iki insan cinsi arasındaki fiziksel çekim kuvveti diğer tabirle yüksek voltaj elektrik :) ve bunun türlerin devamı açısından tutku ve aşka dönüşmesini o kadar güzel anlatmış ki evlenmek ve çocuk sahibi olmak dürtüsünün ana sebebi olduğu bi erkek bi kadını nasıl seçer, bi kadın bi erkeği nasıl seçer, evlenince aşk neden biter, bedensel özelliklerin bu seçimlerde etkileri neler neler hepsi var.. hatta tür devam ettirme dürtüsü (tutkulu aşk diyor buna ) ile bireysel çıkarların ön plana çıktığı evlilikler de karşılaştırılmış.. ve hatta hatta demiş ki çok enteresan ''tutkulu aşkla başlayan ilişkiler bitmeye mahkum'' , devam edebilenler bireysel çıkarlarla kararların verildiği yani tür devamı değil de bireysel mutluluk için yapılan evlilikler yani bu tarz evlilikler daha uzun sürer demiş.. buna ebeveynlerin yardımı ile eş seçenleri de katmış.. bildiğin görücü usulü ile ana baba rızasıyla yapılan evlilikler yani :) Sc...... bunu dediyse hiiç kimse de demesin yıl olmuş 2018 diye... şahsen ben de görücü usulüne bu kadar felsefik ve inandırıcı bir cevabı almaktan gayet şaşkınım :) ''Al kızım rahat edersin'' diye kaç kişi duymuştur dimi annesinden :) ya da ''oğlum bu kız sana yaramaz bak yol yakınken dön'' lafını babalardan duyanlar..ben ki Arabi den Aşk risalesini okumuş biriyim.. bu anlamda şimdi de Sc...... den fiziksel yönünü de okumuş oldum çünkü bu kavram da yadsınamaz bir etki, nitekim ruhlar aleminde de yaşamıyoz dimi :)
Sadece diyebilirim ki bedeni aşk yani türlerin devamı adına içimize dercedilmiş o hisler, dürtüler kadın erkek farketmez vuslat ile sona ererken ancak ruhani bir aşk vuslat ile kemale erer.. bu kesin işte..

velhasıl okuyun arkadaşlar.. dediğim gibi evliler ve bekarlar... çok istifade edilecek bilgiler var.. bu ramazan günü dileğim de türler devam edecek illaki çünkü aşk onlara da var insan hayvan bitki her türe .. insanız ve şunun şurasında çok da yaşamıyoruz dimi dünyada .. o yüzden illaki hakiki aşk diyorum.. okuyan herkesin de buna ermesini ve Rabbimin bunu bize nasip etmesini lütfetmesini diliyorum...
92 syf.
İlk Schopenhauer kitabından selamlar. Öncelikle 1800’lü yıllarda vuku bulan aşklara, ilişkilere derinlemesine inerim hesabı yaparak başladım kitaba. Fakat sayfaları çevirdikçe bugün ile o gün arasında aşkın hiçbir şekilde evrilmediğini, devinmediğini görebildim. Öylece bugünümüze kadar gelmiş. Tabii öznel ve nesnel anlamda bir çok şey mutat şekilde değişebiliyor. Ama aşk özünü korumuşa benziyor. Sevgili Schopenhauer’la bir çok orta noktada buluştuk ancak yol ayrımlarımız da keskin oldu. “Aşkın nihai amacının yeni bir birey oluşturmak olmadığını” en azından şimdiki zaman adına savunabilirim. 1800’lü yıllarda ki gözlemlerine elbette saygım var. Ayrıca erkeklerin sevgisinin yapay kadının sevgisinin doğal olduğuna dair sözümona aforizman ile de hoşlaşmadım. Aşk evliliğinin acı doğurduğunu, perdenin arkasında koca bir hiç barındırdığı hepimizin malumu. Aşk evliliği yapıp mutlu kalanlara sevgiler, saygılar. Allah mutlu mesut etsin. Ben daha duymadım! Duymamakla beraber bu olguya saygım da yok. Benim gözümde aslolan ne kadar dini vecibeleri tam anlamıyla yerine getiremesem de Allah aşkıdır. “Herkes, karşısındakinde kendi yoksun olduğu yanları sever” tezi de ayağında dinamitle dolaşır. Nasıl her kitapta az çok kendimizi bulmak istiyorsak, karşımızdakinden de bunu talep ederiz.

Kitabı genel hatlarıyla beğendim. Diğer kitaplarını da okuyacağım. Çavdar tarlasında çocuklar kitabına gönül rahatlığı ile geçebilirim :) kitabı gönül rahatlığı ile okuyabilirsiniz. Schopenhauer’ın kitapta çok sık kullandığı ‘genius’ (deha) olmanız gerekmiyor. Fazlasıyla açıklayıcı olmaya çalışmış. İyi okumalar.
80 syf.
·4 günde·7/10
''Siz bilgeler, yüksek ve derin bilgili
Sizler ki derin düşünür ve bilir misiniz
Nasıl, nerede ve ne zaman, çiftleştiğini her şeyin
Niçin sevişildiğini, öpüşüldüğünü?
Siz ulu bilgeler, yüzüme söyleyin!
Kafa patlatın bakalım, bana ne olduğuna
Nerede, nasıl ve ne zaman,
Niçin başıma geldiğine bunların, hadi kafa patlatın!

Bu sözlerle aşkın metafiziği adlı kitabına başlangıç yapan Arthur Schopenhauer aşkı şöyle tanımlar: aşk, başta dizginlenebilir bir eğilimken sonrasında bir tutkuya tüm engelleri aşabilme gücüne ve tatmin edilmez bir duygu haline gelirse ölümü bile göze alabildiğine.

Schopenhauer; bu konuya neden felsefik bir yaklaşım getirdiğini ise şöyle ifade eder. Madem aşkın varlığından, gücünden eminiz bütün yazar ve şairlerin vazgeçilmez konusu aşkı neden bir filozof irdelemesin. Ayrıca aşkı konu olarak ele almasının nedeninin ona öncü olan düşünürlerin tezini çürütmek olmadığını, aşk konusunun onun dünyasına nesnel olarak dayatıldığını söyler.

Schopenhauer aşka dair düşüncelerini beş bölümde incelediği kitaba gelecek olursak;

Birinci Bölüm:
Bu bölümde aşk Schopenhauer 'e göre istediği kadar dünyevilikten uzak, saf tanımlansa bile o bireyselleşmiş cinsel dürtüdür. Birçok insan için zihinlerinin yarısını sürekli meşgul ettiği, en ciddi meselelerde kararları etkilediği, evrakların el yazmalarının arasına saç buklelerini yerleştirmeyi başardığı, en feci kavgaları körüklediği, bazen zenginliği bazen statü ve rütbeyi kendine kurban seçtiği, her şeyi yıkmaya çalışan, altüst eden bu tutkuyu önemli kılan tüm bu gayret ve süreçte yaşanılanlardır. Bu çabanın altında yatan neden ise cinsellik olsa da nesnel bir hayranlık olarak insana kendisini sunar. Bu bir savaş hilesidir. Tüm bu bireyler arasında uygun eşi bulma, seçme ayıklama, aşk oyunlarının amacı sadece bir şeye hizmet eder. Gelecek kuşağı (türü) meydana getirmek. Doğanın kişilere kamufle ederek sunduğu bu amaç doğrultusunda bireyler birbirlerine ne kadar uygunsa aralarındaki tutku o denli fazla, ortaya çıkacak türde o oranda sağlıklı genler taşır.

İkinci Bölüm:
Schopenhauer 'e göre iki cinsin inançları, düşünceleri, karakterleri ve zihinsel eğilimleri uyuşuyorsa aralarında cinsel sevgi etkisi olmaksızın bir dostluk kurulabilir. Ancak bunların evliliği çok mutsuz, doğacak çocukta zihinsel ve bedensel düzlemde uyumsuz olacaktır. Bunun tam tersi için düşünecek olursak cinsel tutku var, ancak uyum yoksa bunların evliliği de mutsuz olur.
İnsanın doğasındaki bencillik türün devamını sağlayacak bakış açısını bir yerde engeller. Fakat bireyin aklına bir şüphe kuruntu yerleştirilirse gerçek sadece tür için en iyi olanın onun için de iyi olacağı gibi görünür. Bu kuruntunun adı içgüdüdür. Cinsel hazzın tatmininde ise türün çirkinliğine, güzelliğine bakılmaz, hiç bir bağ yoktur bu bağlamda. Seçim tamamen ortaya çıkacak yeni türün tipinin olabildiğince katıksız ve doğru korunması ile ilgilidir. Buna göre herkes en güzel bireyleri, kendi varlıklarında türün katıksız olmasını sağlayacak bireyleri şiddetle arzu edecektir. Diğer bir nokta ise bu seçimde öteki bireyde kendi kusurlarını örtecek özellikler aramasıdır. Örneğin kısa boylu erkekler iri kadınları ararlar, sarışınlar esmerleri severler vb…
Erkek kendisine uygun güzellikteki bir kadına baktığında türün damgasını vurduğu o kadınla sürdürmek istediği türün tipinin korunmasına dayalı eğilimdir. Demek ki insanın içinde taşan hazza verdiği cevap bu çekimle ilgili değil, tür için iyiye yönelmiş bir içgüdüdür. İnsanın seçtiği kişiye ulaşmak için yaptığı tüm rezillikler şan, şöhret, para, onur vs. kaybetme pahasına katlandığı eziyetler doğanın her yerdeki bağımsız iradesine uygun olarak türe hizmet eder. Erkek ulaşmak için kırk takla attığı kadına ulaşınca türe hizmet ettiğini hissettiğinden evlilik dışı her olayda kötü yeni bir bireyin oluşumundan çoğu zaman iğrenir, engellemek ister. Ve o hazza ulaşınca aslında herhangi bir kadınla yaşayacağı hazdan farklı olmadığını görüp hezeyana uğrar. Kendisini aldatan, bireyin bilincine girmeyen türün irade gücüdür.
Aşkta erkek ve kadının doğası belirgin farklar taşır. Erkek doğası gereği vefasız, kadın ise sürekli sadakate eğilimlidir. Erkeğin aşkı doyum bulduğunda azalırken, kadının aşkı o andan itibaren artmaya başlar. Erkeğin gözü hep başka kadınlardadır. Kadın ise tek bir erkeğe sımsıkı sarılır. Bundan dolayı erkeğin eşine sadakati yapay, kadının ki doğaldır.

Üçüncü Bölüm:
Bu bölüm Schopenhauer ‘in aşkta bireylerin seçimlerinin altında yatan nedenleri incelemesini içermekte. Ona göre seçimlerde öncelikle yaşa bakılır. Doğurganlıktan dolayı 18-28 yaş arası idealdir. Güzellikten yoksun gençliğin gene de çekici olduğu ancak gençlikten yoksun güzelliğin çekici olmadığını ifade eder. İkinci bakılacak unsur sağlıktır. Sağlıklı olmayan bireyler hastalıklarını türe aktaracağı için tercih edilmemelidir. Üçüncü unsur iskelet yapısıdır. Kemik yapısı türün tipinin temelidir. Bu yüzden önemlidir. Dördüncü etken kadının belirli bir dolgunlukta olması ceninin beslemesi açısından önemlidir. Beşinci etken ise yüz güzelliğidir.
Kadınlar ise erkek güzelliğine çok az önem verirler. Erkeğin kuvveti buna bağlı cesareti cesur bir koruyucusu olması açısından önemlidir. Kadınlar kendi güzelliklerini aktaracakları için çoğunlukla çirkin erkekleri severler. Bir kadının bir erkeğin kültürüne, entellektüelliğine aşık olması gülünç bir iddiadır. Bir annenin çocuğuna güzel sanatlar vs. eğitimi vermesinin sebebi ise güzel kalça ve dolgun göğüsleri yapay yollardan destekleyen bir zekayı ortaya çıkarmaktır.
Ayrıca tüm bu etkenlere bakılırken her bir birey bedeninin her bir uzvundaki eksiklik ve zaafları karşı cinste düzeltilmesini kovalar, üstelik söz konusu parça ne kadar önemliyse bu arayışta o kadar kararlı ve ısrarlı olur.
Eğer bir adam çok çirkin bir kadına aşık olursa cinsellikten kaynaklıdır ve kendini eksik görmediği için türe aktarılacak özellikleri kendi tamamlayacağını düşünür ve bu çok üst mertebede aşıklık halidir.

Dördüncü Bölüm:
Eğer aşk bir kişiye yönelmiş ise bu kişiye kavuşamama durumunda dünyanın bütün nimetleri hatta hayatın kendisi bile değerini kaybedip intihara kadar gidebilir. Tür bireyden daha önemlidir. Bu yüzden sevenler çokça çabalar ve bu çabayı yüce ve haklı görür. Aşkın çoğu zaman kişiyi trajik, komik durumlara sokmasının nedeni aşık erkeğin ruhunu türün ele geçirmiş ve hakimiyeti altına almış olmasıdır. Türün istediği gerçekleşince kaybolup giden, geride kalan nefret edilen bir eşin mantığı böyle açıklanabilir. Çoğu zaman aklı başında bir erkeğin canavar ruhlu bir kadınla evliliği buna örnektir. Eskilerde bunu aşkın gözü kördür diye nitelendirir.
Aşk evliliğinde de uyumsuzluklar çıkınca yine mutsuzluk gelir. Bir İspanyol atasözü der ki ‘’ Aşk nedeniyle evlenen acılar çekerek yaşamak zorundadır. ‘’ Anne baba tavsiyesi ile evlilikte de değerlendirilmiş yönler başta mutlu etse de sonrasında sorunlu bir mutluluk olarak kalır. Bu durumda bir evlilik ya ortaya çıkacak türe ya da sadece bireyin çıkarlarına ters düşer.

Beşinci Bölüm:
Bu bölümde ‘’oğlancılığı ‘’ ele alan Schopenhauer oğlancılığı yolu sapmış içgüdü olarak tanımlar. Hem doğaya aykırı hem de tiksinti uyandırıcı bu içgüdü yozlaşmış insanların yapacağı tek tük rastlanacak eğilimken aksine dünyanın hemen hemen her yerinde yaygın ve modadır. O dönemin filozof ve yazarları ozanları da bu işe bulaşmışlardır. Platone ve stoacılar bu aşktan başka aşk tanımazlar. Asya ‘da Galliler ‘de hatta islam toplumlarında, hint çin toplumlarında da yaygın olan bu sapkınlığı ölüm cezasına çarptırılarak durdurmaya çalışılsa da gizli saklı varlığını korumaya devam etmiş.
Schopenhauer ‘e göre oğlancılık insanın doğasından kendiliğinden doğmakta fakat doğaya aykırı olarakta bir paradoks oluşturmaktadır. Bu paradoksu Aristotales ‘in çok genç ya da çok yaşlı kişilerin çocuklarının zeka ve bedenen geri olacağını bu yüzden çocuk yapılmaması gerektiği tezi üzerinden açıklamaktadır. Yaşlı erkeklerin çocuk meydana getirmemesi için var olan cinsel dürtülerinin genç oğlanlara yönelimi zayıf, çelimsiz, olgunlaşmamış türlerin meydana gelmesini önler. Yani doğa kendince böyle bir çözüm yolu bulur. Doğa iki kötüden daha az kötü olanı tercih eder ve yine türe hizmet etmiş olur.
‘’ Doğa sadece fiziksel olanı bilir ve tanır ahlaki olanı değil ‘’ … (syf 86)


Etkinlik kapsamında bu kitabı okuyarak Arthur amcayla tanışmamı sağlayan Quidam ‘a çok teşekkür ediyorum. Schopenhauer ‘in aşka dair felsefesini ince bir kitabı dört günde okuyarak, yürek çatlatan uzunluktaki incelememi de iki günde yazarak özümsediğimi düşünüyorum :)) Kitapta yer alan fikirlerin bir çoğuna katılmasam da Arthur amcanın akıl yürütmelerine hayran kalmamak elde değil.
Felsefe severlere keyifli okumalar...
80 syf.
·4/10
Kitabın arkasında da yazdığı gibi Schopenhauer bunu kitap amaçlı değil tez amaçlı yazmış.1800 yıllarda yazdığı bu tezi niye okuduğumu bilmiyorum ben günümüzde de geçerli bişeyler bekliyordum ama yazarın kadın erkek ilişkileri ile söylediği çoğu şey günümüzde kabul görmüyor bence kitabın ilk kısımlarında sadece erkeklerin ve kadınların birbirini seçerken nelere dikkat ettiğini anlattığı bölüme kısmen katılıyorum.Aşka ve kadınlara dair kısımda ise kadınları gerçekten çok alçaltmış bunu da araştırdım annesinden dolayı kadınları bu kadar küçük görüyormuş.Adam kadınları bildiğin işe yaramaz olarak göstermiş ama günümüzde bakıyoruz kadınlar her alanda siyasetten tutta edebiyat fizik alanında gayet başarılılar o yüzden eminim Schopenhauer günümüzde yaşaydı eğer bu kitaaptaki çoğu bölümü farklı yazmak zorunda kalacaktı.Kitapta beğendiğim şeylerden biride diğer yazarlardan filozoflardan alıntılardı.
90 syf.
·2 günde·Beğendi
Aşka tapanlar, aşık olanlar ve aşk için yaşayanlar, hepinize Selam. Buraya pembe gözlüklerinizi kırmaya, kırdığım için de sizlere hafif çaplı düşman olmaya geldim ;)

("Yok ben pembe gözlüklerimle mutluyum, aşkın saf, karşılıksız olduğunu biliyorum, buna inanıyorum ve böyle kalmasını istiyorum" derseniz de hemen bir alttaki iletiye geçin lütfen :) ve buraya kadar ayırdığınız zaman içinde ayrıyetten teşekkür ediyorum :) )

"Amaç, -Sebep, -Nasıl, -Neden" der dediğinizi duyar gibiyim. Sizleri daha fazla bekletmeden konuya giriş yapıyorum.

Not:
Ama bunun öncesinde, şunu da belirtmek isterim, hem bilmeyenler için küçük bir bilgi olmuş olur.
Geçenlerde çok değer verdiğim bir arkadaşımla sohbet ederken " Ya, biz Friedrich Nietzsche olsun Albert Einstein olsun bunların kitaplarını okuyoruz, beğeniyoruz, fikir ediniyoruz aceba onlar hangi kitapları, hangi yazarları okudularda böyle mükemmel düşünüp yazabiliyorlar." Ve sonra karşıma Arthur Schopenhaur (amca) çıktı.
Arthur Schopenhaur, irade üzerine analizleri, insani motivasyon ve tutku üzerine fikirleri ve yazım tarzı ile Friedrich Nietzsche, Richard Wagner, Ludwig Wittgenstein, Erwin Schrödinger, Albert Einstein, Sigmund Freud,Otto Rank, Carl Gutsov Jung, Leo Tolstoy, Thomas Mann ve Jorge Luis Borges gibi bugünün dünyasına büyük etkileri olan bir çok düşünürü etkilemiştir.

Kitaba geçecek olursak; Şimdi sizden bir iki dakikalığına gözlerinizi kapatmanızı ve bildiğiniz aşk hikayelerini, şarkılarını, şiirlerini, bestelerini anımsamanızı istiyorum.
Çok var öyle değil mi?
Bende öyle düşünmüştüm :)

Hatta hepimizin bildiği bir kaç tanesini yazayım;
Yusuf ile Züleyha'nın
Leyla ile Mecnun'un
Ferhat ile Şirin'in
Romeo ve Juliet'in aşkı
Atilla İlhan'ın - Ben sana mecburum bilemezsin,
Ahmed Arif'in Hasretinden prangalar eskittim,
Sabahattin Ali'nin çocuklar gibi şiiri

Hepimizin bir aralar yüreğine dokunan sahnelerden ise şu ikisi;
https://youtu.be/J-K8uG2Zkf0
https://youtu.be/1LnWHDOM-CY

İşte Arthur Schopenhaur'a göre bunlar bizim inandığımız bildiğimiz "O, olsun başka bir şey istemem" yok efendim "Onun dışında hiç kimseyi sevemem" ,"onsuz yaşayamam"tarzı düşünceler aşkın tanımı değildir. Çünkü birilerini beğenme-isteme, içgüdülerimizin aslında bizlere empoze ettiği "Türe Hizmet'ten" başka bir şey değildir!

Türe hizmetin en büyük amacı ise; fiziksel olarak güzel bir çocuk yapmaktır. Bu yüzdendir ki "aşık olarak evlenenler, mutsuzluğa mahkum olur"diyor. Çünkü erkek elde ettiği kadını doğası gereği elde ettikten sonra, aşk duygusunu yitirir. Bu yüzde kitapta" Erkeğin eşine karşı sadakati yapaydır." der. Çünkü erkek bir yıl içinde bir sürü çocuk yapabilirken, kadın ikiz ihtimalini düşünmezsek eğer bir tane çocuk yapabilir. Bu yüzden kadının erkeğe sadakati artarken, erkek elde ettiği kadının dışındaki bütün kadınlara ilgi duyar.

Yani aslında iki kişilik ilişkilerin asıl temeli üçüncü bir kişinin ihtimaldir( yani çocuğun)

Kitabı kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Felsefe kitabı olması sizi korkutmasın. Dili gayet yalın ve anlaşılır tarzda. Ve inanıyorum ki okuyan herkese birşeyler katacaktır.
80 syf.
·3/10
Açıkçası beni etkileyen, bayıldığım bir kitap değildi. Özellikle ''Kadınlar Üzerine'' başlığı altındaki sayfalar beni oldukça rahatsız etti. Okurken inanamadığım hatta iki kez okuyup doğru mu anlıyorum acaba dediğim cümlelere sahipti bu bölüm. Kadınları aklınıza gelebilecek en kötü şekilde eleştiriyor(!) , tamamen değersiz, akılsız, yalnızca boş bir et parçası olarak ifade ediyordu. Bunlara rağmen okumayı bırakmadım. Merak ettim açıksası daha neler duyacağımı. Sonrasında konu biraz daha aşk üzerinde yoğunlaşınca nedense tavır yumuşadı. İki insanın birbirine duyduğu bu güzel duyguyu kendi üslubunda yüceltti. Halbuki az önce yerin dibine soktuğu kadın ile yaşanıyordu bu duygu.. Anlayamadığım ironik bir tutumdu. Bütün bunları bir kenara koyarsak, kitabın sonlarına doğru katıldığım aşk üzerine olan analizler de vardı. Her ne kadar farklı fikirlere açık, dinlemeye, anlamaya oldukça yatkın biri olsam da bu bahsettiğim kadınlar hakkındaki bölümde düşünceleri ifade ediş şeklindeki çirkinlikten dolayı kitap beni çok fazla sıktı. Üstelik yorumlar bölümünde bunları dile getiren birini göremedim bu da benim için ayrı şaşırtıcı :)
80 syf.
·7/10
Filozof Schopenhauer bu tezinde batı aşkının gerçekliğine değinmiş ama kırıcı bir yolla değinmiş şu cümle yeterli olur sanırım;

" Siz kadınlar, erkekler gönül eğlendirsin diye varsınız."

Çok güzel felsefe yapmış ama yeterli olmamış..
80 syf.
·1 günde·8/10
Kitap yer yer ağır eleştirilerde bulunsa da bazı eleştirileri bana göre çok yerinde ve doğru. Şimdi bunları burada sıralayıp da ne kimsenin kalbini kırmalı ne de uzun uzun tartışmaya girmeli. :) Lakin çalıştığım yerde de bir ablama bu kitabı hediye etmiştim vakti zamanında. Zaten bu ikinci okuyuşum. Dün de bu kitabı okurken beni gördü tekrar mı okuyorsun muhabbetinden sonra "Evet abla. Sana da vermiştim. Beğendin mi?" diye sordum. "Evet. Çok beğendim" diye yanıtladı. Şaşırdım. Çünkü bayanlara karşı çok ağır eleştiriler bulundurduğu için yazara saldıracağını zannetmiştim. Ona da şaşırdığımı söyleyince " Haklı ama " deme cesaretinde bulundu.. Ve ona saygım bir kat daha arttı. Yani bayan arkadaşlara demem o ki kitap da size karşı -bana göre tabi- ağır eleştirilerde bulunsa da her kadın/erkek ferdin okuması gerektiğini düşünüyorum. Özeleştiri yaparken eminim faydası olacak ve eksiklerinize daha geniş açıdan bakma imkanı bulabileceksiniz. İyi günler dilerim.
80 syf.
·33 günde·6/10
Kitabı daha önce okumaya başlamıştım, kadınlar hakkında yazılanları okuduktan sonra -hiç sevmediğim halde- kitabı yarım bırakmak zorunda kaldım. Daha sonra tekrardan şans verdim ve okumaya başladım. İlk bölüm bittikten sonra yazarın dili yumuşadı. Schopenhauer, bu yazıları tez amaçlı yazmış. Kitabı okumadan önce Schopenhauer felsefesini anlamak gerek. Yoksa yazdıklarını anlamakta zorluk çekebilirsiniz. Yazarın yazdıklarına katıldığım yerlerde oldu elbette ancak çoğu şu an kabul görmüyor. Eğer yazar, 1800lerde değil de 2000'lerde yani şu an yaşadığımız dönemlerde yazmış olsaydı eminim ki bu kadar açık bir şekilde ifade edemezdi yazacaklarını. İlerleyen dönemlerde bir kez daha okumayı düşünüyorum.
"Bunca gürültü patırdı niye? Niye bunca itiş kakış, tepinme, korku,endişe ve dert? Sonuçta amaç, sadece her bir Mecnun'un kendi Leyla'sını bulması değil mi?"
Arthur Schopenhauer
Sayfa 26 - Nilüfer Yayıncılık

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşka ve Kadınlara Dair
Alt başlık:
Aşkın Metafiziği
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
60
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053242932
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gece Kitaplığı
Bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise onun olgunluğa erişmesi de o kadar geç ve yavaştır. Erkek akli melekesinin ve ruhi kabiliyetlerin olgunluğuna yirmi sekizinden önce nadiren ulaşır; kadınlar ise henüz on sekiz yaşlarında; fakat kadınların durumunda bu çok zayıf ve dar sınırlar dahilinde gerçekleşir.Bu sebepten ötürüdür ki kadınlar bütün hayatları boyunca çocuk kalırlar,çünkü her zaman içinde bulundukları ana sıkı sıkıya bağlı kalarak sadece kendilerine en yakın olanı, olmak üzere olanı görürler, gerçek yerine bir şeyin görünüşüne teslim olurlar ve en önemli işlere karşı önemsiz şeyleri tercih ederler... Eski zamanlarda Almanların yaptığı, güç ve nazik meselelerde kadınlara danışmak hiçbir surette hafife alınacak bir mevzu değildir; çünkü onların meseleleri kavrayış ve değerlendiriliş şekli bizimkinden oldukça farklıdır.
-A.Schopenhauer-

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları