Nobel Edebiyat Ödüllü yazarımız André Gide, romanlarında inançlara ve düşüncelere çok yer ayıran ve kurgusu boyunca onlarla oynayan, onları irdeleyen, yeri gelsdiğinde umut tohumları gibi okurun önüne serpen bir yazar... Kaygılarını, düşüncelerinin tüm o karmaşıklığını roman karakterlerine yansıtmayı seviyor. Konu ne kadar derin olursa olsun, üzerine gitmekten vazgeçmiyor. Kaleme aldığı "Dar Kapı" da böyle bir eser olarak dikkat çekiyor. Yazarımız ana kahramanlarından birine coşkulu bir tutku ve adanmış bir aşk yazarken, diğer ana kahramanına ise aşkı ve erdemleri arasında kalmışlık yüklüyor. Bir taraf tüm hayatını onun önüne sermeye hazırken, diğer taraf abartılı bir din ve inanç yoluyla dünyevi duyguları bastırıyor. Aşk kavramı, Gide'nin satırlarında bir metafor olarak kullanılmış ve tüm duygulardan uzaklaştırılmış sanki... Romanın adı da kurguya ve anlatılanlara aşırı uygun, okuduğunuzda ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bütünüyle çok saran, kurgunun aktığı, hoşuma giden bir roman okudum. Yazarımız yalın ve lirik bir üslup tercih etmiş. Aşk yoluyla bunu yaparken, kahramanların içindeki erdemi kazımayı da haklı bulmuş. En önemli başardığı konu ise, ana kahramanları Jerome ve Alissa üzerinden okurları içlerindeki 'dar kapılar' ile yüzleştirmek. Aşkı ile inancı arasında kalmak, duyguları ile mantığı arasında kalmak, şimdiki ben ile olmak istediği ben arasında sıkışmak ve insanı dar kapılardan geçmek zorunda bırakan daha nice durum, Gidé'nin satırlarından kendine yol buluyor.
Ana karamanımız Jerome Palissier, henüz küçükken babasını kaybeder. Yaşadığı bu kayıpla erken olgunlaşmak zorunda kalır. Eğitimi için annesiyle Paris'e taşınır. Yazları ise dayısının Normandiya kırsallarındakikor evinde geçirmeye başlar. Bu tatillerinden pek haz duymasa da kendisinden iki yaş