Yazarın anlatım gücü öyle derindir ki, insanın içine işleyen hikayeler okuru yorar. Elbetteki anlamak açısından değil, sindirmek ve hazmetmek zordur. Anlatılan hikâyeler ve olaylar ağır ilerler. Her şey sıradan görünür; fakat okudukça insanı derinden etkileyen, sıradışı yaşam anılarıyla doludur. Okuru üzen, düşündüren ve sorgulatan bir anlatımı vardır. Bahsedilen ağırlık, olaylardan değil; hayatın sıradanlığına sinmiş görünmez yaralardan kaynaklanır. Her şey normal akıyormuş gibi görünür, ancak okudukça fark edilir ki bu sıradanlık aslında alışılmış bir kırılma hâlidir.
Yazar büyük cümleler kurmaz, duyguyu tarif etmez; fakat okuru hikâyelerin tam merkezine yerleştirir.
Ay Işığı Sokağı kitabı beş ayrı öyküden oluşur. İlk öykü, kitaba adını veren *“Ay Işığı Sokağı”*dır. Ardından “Leporella”, “Nişan”, “Leman Gölü Kıyısında Olay” ve son olarak “Avare” gelir.
İlk öykü Fransa’da küçük bir liman kentinde geçer. Almanya’ya giden treni kaçıran anlatıcı, tanık olduğu bu hikâyeyi aktarır. Zamanında oldukça varlıklı bir adamın, yoksul bir kadınla evlendikten sonra eşine uyguladığı maddi baskı anlatılır. Adam, eşinin gururlu duruşunu kendi maddi gücüyle kırmaktan zevk aldığını itiraf eder. Hasta annesi için istediği yardımı vermeyince kadın tarafından terk edilir. Karısının gidişiyle bunalıma giren adam, onu geri kazanmak için her yolu dener. Ulaştığı çözüm ise her ikisinin sonudur.
İkinci öykü “Leporella”da, 39 yaşındaki Crescentia’nın hikâyesi anlatılır. Evlilik dışı dünyaya gelmiş, ailesini tanımayan Crescentia; gülmeyen, az konuşan, çevresine karşı ilgisiz, içine kapanık bir kadındır. Hayatını hizmetçilik yaparak sürdürür. Kimsenin uzun süre dayanamadığı huysuz bir ailenin yanında çalışmak için Viyana’ya gider. Zamanla evin erkek sahibine tuhaf ve insan dışı bir bağlanma