1000Kitap Logosu
Don Kişot
Don Kişot
Don Kişot

Don Kişot

2 Cilt Takım

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.6
3.997 Kişi
15,6bin
Okunma
3.931
Beğeni
125bin
Gösterim
1024 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 29 sa. 1 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Engin Yayıncılık · 2008 · Karton kapak · 9789753791298
Orijinal adı
El Ingenioso Hidalgo Don Quixote de la Mancha
Diğer baskılar
Cervantes'in dünya çapındaki ünlü yapıtı Don Kişot'ta bütün insanlığın ince, derin ve zekice bir tablosunu çizmiştir. Yazar, ölümsüz tipleri Don Kişot ve Sanço Panza'nın karşıtlıklarıyla insanın iki yönünü sergiler; biri soylu, cesur ve idealist, öbürü bencil, silik, çıkarına düşkün ve sağduyu sahibidir. Doğal ve zengin üslûbuyla İspanyol dilinin en yetkin örneği sayılan Don Kişot modern romanın da başlangıcı olarak kabul edilmektedir.
5 mağazanın 183 ürününün ortalama fiyatı: ₺11,27
Kitabı Dinlebi İle Hemen Dinle
2 sa. 33 dk.
8.6
10 üzerinden
3.997 Puan · 560 İnceleme
Tuco Herrera
La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote'yi inceledi.
920 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
"ŞAH" ESER...
Selamlar herkeşlereee .. Öncelikle hepinizin affına sığınıyorum .. İnceleme uzun olacak yalnız pek çok da eksik barındıracak içerisinde ..Bahsedilecek çok fazla nokta var ..Hepsini anlatabilir miyim ya da neler eksik kalır tam olarak bilemiyorum .. İlerde tekrar günceller miyim onu da bilemicem..Derli toplu aktarabilecek miyim onu da bilemiyorum .. Bu tarz mihenk taşlarını okurken, muhakkak yazıldığı döneme dair tarihi olguları ve yazarın hayatını araştırmayı gerekli görenlerdenim .. Bu kitabı okumadan öncesinde de yaklaşık kabaca üç buçuk , dört sene gibi uzun bir süreçte hem yazarı hem de dönemin siyasal ve ekonomik koşullarını araştırdım .. Buna mecburdum çünkü sizlere tanıtacağım bu kitap bir KURUCU MİT ... Yani herşeyin başı ... Kütüphanenizde roman ve öykü adına okuduğunuz ne varsa ama az ama çok Don Kişot' tan izler taşıyor .. Muazzam bir eser .. Aklınıza edebiyat içinde gelen hangi kuram ya da olgu varsa mutlaka bu kitabın içinde eser miktarda da olsa yer alıyor .. Nerden nasıl başlasam diye düşünüyorum .. En iyisi kitap ve yazar hakkında bilinen ve doğru zannedilen yanlışlardan başlamak yazarın hayat hikayesini de alttan alttan ısıtarak önünüze getirmek suretiyle .. Bu arada , bu yanlışları ben de bir zamanlar doğru zannediyordum ki Sunay Akın sağolsun .. Öncelikle pek çoğunuz bilmese de, Cervantes ' in bizimle yani biz Türkler ile bir kader birliği var.. "Sakallarımızın ilerde daha gür çıkacağı için kesildiği" 1571 ' de vuku bulan İnebahtı Deniz Savaşı' na katılan isimlerden biri de o .. Pek tabii Türklerle savaşıp elinde çiçeklerle memlekete dönemezsin .. Hele ki o dönemlerde ..Hal böyle olunca savaş sırasında yakınına düşen bir top mermisi ile sol kolu işlevini kaybediyor .. Bakınız işlevini kaybediyor diyorum .. Sanıldığının aksine kolu ya da bileği kopmuyor .. Bu çok dile getirilen ama doğru sanılan yanlışlardan ilki .. Bundan sonrasında da İnebahtı'nın Tek Kollusu lakabını alıyor .. Sonrasında sağlığına kavuşabilmek için bir süre dinlenip , nekahat dönemini atlattıktan sonra elindeki "tavsiye mektubu" ile Napoli'den yola çıkmasına müteakip Barcelona' nın kuzeyinde Arnavut Mehmet komutasındaki korsanlar tarafından esir alınıyor .. Yani İnebahtı ' da esir alınıyor savı da tamamen ASILSIZ ...YOK ÖYLE BİR DURUM!! Devam edelim yüzbaşı olmayı bekleyen ama kolu işlevini yitirdiği için buna ömrü boyunca hiç ulaşamayan Cervantes'in kadersizlikler silsilesine .. Efenim bizimkinin yanında bir referans mektubu var demiştim ya .. Bilin bakalım bu referans mektubu kime yazılmış ? Dönemin İspanya Kralına !! Korsanlar krala yazılmış referans mektubunu görünce ,kendisini Kraliyet ailesine mensup biri sanıyorlar.. Asilzade sanıldığı için de kellesine 500 escudo fidye koyup Cezayir' e şutluyorlar .. Bunları niçin anlatıyorum ? Dediğim gibi hem hayatını bilesiniz hem de burda okuduğunuz hayat hikayesi esasen romana da yansımış ..Romanda 39. ve 40. bölümlerde Osmanlılara karşı savaştığı ve esir düşerek İstanbul' a götürüldüğü bir kısım var .. Cervantes burda esasen başından geçenleri farklı bir kurguyla romana katık etmek istemiş ama söz konusu kurgu gerçeklerin önüne geçmiş .. Yani sizin Kılıç Ali Paşa ' nın esiri olarak İstanbul'da bilmem hangi cami inşaatında çalıştığını sandığınız Cervantes bunları HİÇ AMA HİÇ yaşamıyor .. TÜM BUNLAR BİRER KURGU!! Böylece doğru bilinen yanlışlar kısmına bir açıklık getirmiş olduk sanıyorsam .. Ha bu arada bizimki 4 5 kez kaçma girişiminde bulunuyor bu esaret döneminde .. 500 escudo o dönem için muazzam bir para ..Toparlanacak , biriktirilecek gibi değil.. En son yakalandığında bakıyorlar ki bu iş böyle olmayacak , İstanbul' a nakledelim biz bu kefereyi derlerken bir Hıristiyan tarikatına mensup rahipler, mevzu bahis fidyeyi ödüyorlar da bizler bugün bu güzel eseri - ki güzel az kalır NET ŞAHESERLER ŞAHESERİ! - okuyabiliyoruz .. Pek tabi 500 escudo gibi yüklü bir meblağ o dönemki "din" adamlarında ne arıyor onu da sizlerin takdirine bırakıyorum .. ANLADIN SEN ONU !! =)) Az da romanın yazıldığı dönemden bahsetmek lazım sanırım .. Şimdi efenim o dönemler merkantalizm revaçta biliyorsunuz..Bilmiyorsan da çaktırma biliyor gibi yap cicim=)) İlla ki nedir merkantalizm der isen kısaca şöyle açıklayayım sana .. Anamal yani kapital birikimi ve ticareti savunan görüş .. Bu işin kralı o dönem İspanyollar.. Söz konusu ticaret olunca kıtalar arası linkleri birleştirecek ticaret şekli deniz taşımacılığı .. Henüz İngilizlerin bitinin kanlanmasına var daha tabii.. Dönem itibari ile Dünya' ya egemen olan iki süper güç var denizlerde .. Biri Osmanlı ,diğeri Habsburglar yani günümüze refere eden ismiyle İspanyollar .. Bizimkiler keşif amaçlı seyahatlere falan gerek duymuyorlar bu dönem... ŞAŞIRDIK MI ?! Pek tabi ki hayır şekerim !!Neyse bebiş o kısımlara girmeyeyim.. Bizim Osmanlı dedelerimiz kulaklarının üzerinde uyuyadursunlar , İspanyollar unu eleyip , eleği de duvara asmışlar çoktan Hernan Cortes ' in önderliğinde .. "Ben ve arkadaşlarım ancak altınla giderilebilen bir kalp hastalığından muzdaribiz " diyen bu KAKA adam sayesinde İnka ve Azteklerden cukkaladıkları altın ve gümüş , dönem itibari ile İspanya' ya akıyor .. Yalnız gözü bir türlü doymak bilmeyen açgözlü İspanyollardan , Azteklerin de intikamı çok ama çok acı oluyor ve İspanya ENFLASYON 'a hoşgeldin demek zorunda kalıyor !!! Ne demişler : TATLI TATLI YEMENİN ACI ACI ... =)) İşte tam bu dönemlerde , yani sosyo-ekonomik dengelerin değişip aristokrasinin ağzının üstüne roketi yemek suretiyle burjuvazinin şekillendiği, yeşerdiği aralıklarda kaleme alıyor Cervantes bu muhteşem eseri .. Bizim tabirimizle tüfeğin icat olup mertliğin bozulduğu sıralar .. Ki romanı okuyanlar Don Kişot' un baruttan ve tüfekten nasıl nefret ettiğini , barutu şeytan işi olarak gördüğünü bileceklerdir .. Tüm bunlar göz önüne alındığında, kabaca tasvir edecek olursak romandaki esas eleştiri YOKSUNLAŞAN dönem İspanyasına yönlendirilmiş .. Misal enflasyonun karşılığı romandaki Don Kişot karakteri.. Yoksunlaşan aristokrasi... Gelelim bu eserin niçin roman tarihinin kurucu miti yani roman denilince türün miladı olarak görüldüğüne.. Daha öncesinde aldığım notlarda, Milan Kundera' nın bu romandan için şu sözleri sarf ettiğini gördüm .. Diyor ki Kundera : "Modern çağın kurucusu safi Descartes değil, onunla beraber Cervantes'tir." Cervantes o güne değin unutulan hatta ve hatta yok sayılan "alt tabakadaki" insan olgusunu romanın atası kabul edilen bu esere katık yapmış.. Dolayısıyla bu bir EPIC ANLATI DEĞİL! Tepesi atınca ikamet ettiği dağdan inip onun bunun kıçına yıldırımlar gönderen tanrıların anlatımı değil , bahsettiğim aşağı tabakanın, YOKSUNLAŞMIŞ KESİMİN hikayesi Don Kişot.. Roman sözcüğünü de açmakta fayda var pek tabi bu arada .. Roman , esas itibariyle eski fransızcadaki "romans" sözcüğünden gelme ve aşağı tabakanın anlatımı demek... Ve Don Kişot sonrasında yazılan bu formdaki örneklere baktığımızda kahraman olamayan kahramanları görüyoruz.. Tıpkı Raskolnikov gibi .. Tıpkı "hayalleri gerçek dünyaya çarpınca yokolan" Madam Bovary gibi .. Tıpkı Daha romanındaki Gaza gibi .. Örnek bol .. Say say bitmez.. Tüm bu anlattıklarımızı alt alta koyduğumuzda ve saydığım değişkenleri de göz önüne aldığımızda Don Kişot , geçmişin hayalini kesesine koyup günümüz hayatıyla yapacağı savaşa start veriyor .. Bölük pörçük gidiyorum kusura bakmayın ama savaş demişken hepimizin okumamış olsak dahi bildiği o meşhur yel değirmenleri sahnesini gözünüzün önüne getirin .. Ordaki yel değirmenleri elbette hepimizin bildiği bilindik yarı korkunç yarı gülünç sonu barındırıyor ama yel değirmenleri ve değirmencilik burjuvazinin yeryüzündeki ilk mesleklerinden .. Ticari kapitalizmin ilk formlarından ve tarlalardaki hasatın ardından buğdayı ekmek formuna kavuşturabilecek ilk merci .. Taş atmadan , kol yormadan mekana gelen buğdaya el koyan ara sınıf değirmenler .. Yani Cervantes, sonucu belli dahi olsa "gezgin" şövalye Don Kişot' u o savaşa boş yere sürmüyor .. Gezgin demişken de pikaresk roman olgusundan bahsetmek lazım .. Efenim bu tür , normal romandan öncesinde yazılmış gezgin , serseri , zibidi ya da maceracı ,"İŞSİZ"( <3 ) güçsüz karakterleri barındıran bir anlatı biçimi .. Don Kişot' tan bir önceki ara form ,yani onun halefi dersem yanılmış olmam .. Kökeni yine İspanya .. Bu açıdan bakıldığında da Don Kişot romana bir başka yenilik getiriyor çünkü ortaçağda insanlar toprağa bağlılar .. Cervantes geride kalan değerlerin hüznüyle yollara sürdüğü Mahzun yüzlü şövalyeyi bir de burjuvaziyle savaştırıyor .. Her açıdan takdire şayan !! Gelelim zıtlıklara ... Burda , tam şu satırları yazarken Sancho Panza' yı anmak isterim .. Ne çektin be kardeşim ?!?! Neler ettin ?!?! Don Kişot' a neler çektirdin sen yauw ?!?! =)) Şu hayatta gerçekten yaşamış olsaydın bilmiyorum neler olurdu ? Mezarın kutuplarda dahi olsa görmeye giderdim seni !! =)) Hem gülmekten , hem üzülmekten kahrolduk biz senin için ... Var olmamana rağmen halden hallere soktun sen bizi .. Romandaki en göze batan olay bu DOM DOM EMMİMİZLE ayuka çıkan zıtlıklar silsilesi .. Uzunla kısanın , şişmanla zayıfın , güçlüyle güçsüzün , soyluyla köylünün ,cahille eğitimlinin, at ile eşeğin içinde bulunduğu absürtlükler silsilesi.. Buraya kadar goy goy yapmaksızın geldim ama dayanamıcam artık !! HAHAHAHAHAHAHAA !!! Yauw kardeşim kem gözlü , topal , at suratlı , ağzı SARIMSAK kokan köylü kızını, o dünyadan habersiz dolanan mahzun yüzlü şövalyeye dünyalar güzeli Dulcinea diye kakalamak nedir yaauw?!?!!? ZOHAHAHAHAHAHAHAAHAHAHAHAHA !!!! Boyun bosun devrile ulan senin !! RÖHAHAHAHAHAHAHAA !!! =))) Bakın o kısmı eve gelip HUSUSİ sarımsak soyup koklayarak belki 20 kere falan okudum komalara gire çıka .. MÖHTEEEEEEŞŞŞ!!! =)) Okumamın üstünden belki 2 ay geçmiş ...Şu an dahi şu satırları yazarken gözümden yaş fışkırdı gülmekten =))) Zehir anlatılır gibi değil!! Her bölümde ayrı bir cinnet fışkırıyor.. Handaki dövüş sahneleri falan hele =))) Sanırım İspanya kralı IV. Felipe idi.. Maiyeti ile gezerken yolda kendi kendine gülüp, kitap okuyan birini görmüş bunlar .. Millet şaşırınca kral bu çocuk ya deli ya da Don Kişot okuyor demiş .. Doğru mudur bilmem ama söylence dahi olsa bu kitap bunun hakkını sonuna kadar veriyor .. Şimdi zıtlıklardan bahsetmişken belirtmem gerekiyor ki Sancho Panza'yı Don Kişot' un yanına koymak , aslında Don Kişot' u, Don Kişot yapıyor .. Esas itibari ile bu ikili o dönem için ateş ve barut misali bir oluşum .. Bir aristokratın, yanında görmek isteyeceği ve aynı ortama girip girebileceği son kişi köylü çünkü .. Onun aristokrasinin yanına girmesine müteakip biz aristokrasinin krizini köylünün gözünden görebiliyoruz .. Normalde bu ikili bir araya gelmez ama Cervantes dengeleri öyle güzel dağatmış ki , aristokratta olması gereken akılı Sancho' ya vermiş .. Don Kişot ' ta olması gereken derebeyliği , gaddarlık , zor kullanımı şövalyemizde mevcut değil .. Buna karşılık Sancho tam bir köylü kurnazı , yemesine içmesine düşkün , yer yer açgözlü ama umulmadık anlarda okuyanı da şaşırtan bir bilgelik sahibi (Bu durumun romanda en net ortaya çıktığı kısım Sancho reisin valilik yaptığı kısım).. Don Kişot' un hayalciliği kendisine de eğlenceli geliyor .. Aynı zamanda işine de geliyor .. E pek tabi durum böyle olunca ÖLÜ GÖZÜNDEN YAŞ , İMAM EVİNDEN AŞ eksik olmazmış sözü hayata geçiyor ve türlü olmaz maceralara gark olunuyor .. Roman için pek çok değerlendirmeye , incelemeye hatta tezlere baktım daha öncesinde ama sanırım bu bahsettiğim zıtlıkları da içine alan en güzel Don Kişot yorumunu George Orwell yapmış .. "Ruhsal bakımdan Kişot ve Panza , tin ve et , BEYİN ve GÖBEK , yer ve gök ,hayal ve gerçek , geçmiş ve gelecek , edebiyat ve hayat kutuplarının yerine geçerler... ....Bu iki ilke , yani SOYLU DELİLİK ve BAYAĞI BİLGELİK neredeyse her insanoğlunda yanyana var olmaktadır. Kendi zihninizin içine baktığınızda HANGİSİ SİZSİNİZ? Don Kişot mu yoksa Sancho Panza mı ? Herhalde ikisi birdensiniz. BİR PARÇANIZ KAHRAMAN VEYA AZİZ OLMAK İSTERKEN , BAŞKA BİR PARÇANIZ DA POSTU DELDİRMEDEN HAYATTA KALMANIN FAYDALARINI AÇIKÇA GÖREBİLEN O KÜÇÜK ŞİŞKO ADAMDIR.BU, GAYRİRESMİ BELLEĞİNİZDİR. SİZİN BİR PARÇANIZ OLMADIĞINI SÖYLEMEK DÜPEDÜZ YALAN OLUR , TIPKI DON KİŞOT'UN DA BİR PARÇANIZ OLMADIĞINI SÖYLEMENİN YALAN OLACAĞI GİBİ ." Bu romanla birlikte en çok hoşuma giden ve en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de "YOLDA OLMAK" olgusu .. Sabahın dördünde uyandırdığı zavallı Sancho Panza' ya gitmeleri gerektiğini söylediğinde ,Panza' nın şaşırıp bu saatte nereye gideceklerini sorması üzerine Cervantes'in Don Kişot üzerinden verdiği şu güzel cevap cidden muhteşem! Önemli değil ! Yolda olalım .. Muhakkak bir yere gideriz .. (Handa olmak iyi değil ... BİZ YOLDA OLALIM.) Bu kısım şu açıdan dikkat çekici .. Cervantes için Don Kişot ' u önce yaşadı , sonra yazdı denir .. Memleketine beş parasız döndükten sonra , Deniz kuvvetlerinde girdiği işte bir memurun hırsızlığı yüzünden hapis yatan ve 20 sene boyunca para kazanmak için sürekli yazan Cervantes'in azmidir işte bu cümleler .. Yalnız o güne değin kimsede olmayan bir cevhere sahip ki korkunç bir zeka ve muhteşem bir mizah anlayışı .. Yine de o günlerde değeri hiç anlaşılmamış bir eser bu .. Bu nedenle yaşamı boyunca başarısız bir yazar olarak adledilmiş .. İnanılır gibi değil ama gerçek .. İşte bir zıtlık daha size .. En sonunda yaşadığı dönemin İspanya'sında hem İspanya'yı hem de şövalyelik kurumunu yermek için bu romanı kaleme alıyor .. Şövalyeliği gülünç kıldığı için propaganda amacıyla yazıldığı da söylenir bu romandan için.. Kim bilir, Karl Marx' ın çocuklarına uykudan önce en sevdiği roman olan Don Kişot' u okumasının bir sebebi belki de budur .. Bitirirken bir de ilginç bilgi vereyim .. Diğer incelemelerde buna değinen hiç kimse olmamış .. Romanın ilk bölümü yayınlandıktan sonra , 1614 'te bir başka yazar Don Kişot' un ilk kısmına sahte bir devam yazınca Cervantes bu sahte bölümü alıp romanın gerçek ikinci kısmına eklemek suretiyle Don Kişot ve Sancho Panza' ya bunun dalgasını da geçirtmiştir kitap içerisinde .. Yani THUG LIFE denen olgunun da babasıdır dersek yanılmayız.. ÖYLE DE EFSANEDİR !!! =)) Seyyit Hamit bin Engeli kim diyecekler için de kısa bir açıklama yapalım.. Kurmaca mıdır , görmece midir ben bilmem binleri bunları .. Engizisyonun şiş kebap ortamlarına sellektör yaptığı dönemlerde bunu ben yazdım diyecek baba yiğit çıkmadığı için bizim gavur Cervantes 'imiz kitap içerisinde müslüman Seyyit Hamit bin "ENGELİ" ye evrilmiştir .. Gördüğünüz üzere soyad herşeyi gayet açık ve net anlatmaktadır! =)) Ya herro ya merrodur yani senin anlayacağın .. Uzun ve gecikmiş bir incelemenin de böylece sonuna geldik.. Esen kalınız "İŞSİZ" KALINIZ!! Olmazsa olmazımız .. Çocukluğumuzda böylesi bir klip çekip hepimizi buhranlara , komalara sürüklediğin için sana da teşekkürler İlhan İrem .. Don Kişot' u ilk senden duydu bizim nesil .. youtube.com/watch?v=SMa2VSO0MyU
La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote
OKUYACAKLARIMA EKLE
37
374
Zeynep Hilâl
La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote'yi inceledi.
910 syf.
·
19 günde
·
10/10 puan
ŞUURLU ARALIKLARI OLAN KISMÎ BİR DELİ ÜZERİNE*
Don Quijote, modern romana kapı aralayan, öncü bir kitaptır. Bu kitabın yazılma amacı esasında “şövalye romans”larını eleştirmek ve sonunu getirmekti. Cervantes bunun için, şövalye romanslarının adeta bir parodisinin yapma yolunu seçti. Bu şövalye romanslarında, bir adet şövalye, şövalyenin -boş vakitlerinde düşünüp aşkından kahrolmak için- sevgilisi, bir silahşör, bolca dev, prenses, serüvenler vs. bulunur. Karakterimiz, girdiği serüvenlerde çoğu kez insanlara yardım ettiğini ve haksızlığa karşı savaştığını sanır. Ancak işin aslını göremez; daha doğrusu görmek istemez. Tabii bu tutumu yalnızca şövalyelik söz konusu olduğundan geçerlidir. Bunun haricinde oldukça akıllı biridir Don Quijote. Tıpkı rahibin dediği gibi: “(...) bu zavallı asilzade, deliliğiyle ilgili konularda söylediği saçmalıkların haricinde, başka konulardan sözedecek olursanız, son derece mantıklı konuşur ve her konuda berrak, duru bir anlayışı olduğunu görürsünüz. Şövalyelikten sözedilmediği sürece, kendisiyle konuşup da çok akıllı demeyecek kimse yoktur.” (s.266-267) Don Quijote çoğu kez, aklınca insanlara yardım ettiğini sanırken aslında işleri daha da zorlaştırır. Örneğin girdiği ilk serüvende efendisinin kırbaçlarından kurtardığı (!) çocuk, Don Quijote oradan ayrıldıktan sonra öncekinden çok daha sert bir şekilde cezalandırılır. Yani Don Quijote’nin kendi çapındaki idealistliği insanlara faydadan çok zarar verir. Daha sonra aynı çocukla karşılaştığında, çocuk olanları Don Quijote’ye anlatmasına rağmen, o anlamak istemez. “…zat-ı âliniz ormandan çıkıp da biz yalnız kalınca, beni tekrar aynı meşeye bağlayıp öyle bir kırbaçladı ki, derisi yüzülmüş Aziz Bartolomeus gibi oldum; her kırbaçta da sizinle alay ediyor, bir taş savuruyordu; o kadar acıtmasa, ben de gülerdim söylediklerine. Kısacası beni öyle kötü dövdü ki, bu aradaki süreyi hastanede, tedavi görerek geçirdim. Bütün bunların kabahati de zat-ı âlinizde; çünkü yolunuza devam edip çağrılmadığınız yere gitmeseydiniz, başkalarının işine karışmasaydınız, efendim bana on beş yirmi kırbaç vurmakla yetinir, sonra serbest bırakıp borcunu öderdi. Ama zat-ı âliniz, onu öyle yersiz şekilde aşağılayınca, o kadar kötü sözler söyleyince, çok sinirlendi; sinirini zat-ı âlinizden çıkaramadığı için de, yalnız kalınca kabak benim başıma patladı.” (s.273) Cervantes, yazar olmanın yanı sıra iyi bir okurdu ve şiirler de yazıyordu. Yani edebiyatla her açıdan iç içeydi. Pek tabii içinde bulunduğu çağın edebiyat anlayışına da hâkim olduğunu söyleyebiliriz; çünkü bir türün parodisini yapmak için –takdir edersiniz ki- o türe hâkim olmak gerekir. Don Quijote kitaplarda yaşayan bir karakter. O da tıpkı Cervantes gibi edebiyatla yakın bir ilişkiye sahip. Kafasında kurduğu dünyada, sözcüklerden oluşan bir düzlemde, çoğu kez gerçeklerden kopuk bir şekilde yaşıyor. Don Quijote, kurduğu bu dünyada pek tabii kendi doğrularıyla yaşıyor. Kendi doğrularını kabul etmeyip kafasındaki dünyayı ve o dünyada olup bitenleri yalanlayanları ise “deli olmak” veya “kötü bir büyücünün etkisi altında olmak” ile suçluyor. “ ‘(…) Zat-ı âlinizin, henüz bilmiyorsanız, şunu bilmenizi isterim ki, öldürdüğünüz dev, parçalanmış bir tulum; kan, tulumun içindeki sekiz şinik kırmızı şarap; kesilen kafa, anam olacak orospu; hepsini de şeytan aldı götürdü.’ ‘Ne diyorsun sen, deli?’ dedi Don Quijote. ‘Aklın başında mı senin?’” (s.327) Don Quijote’nin bu açıdan tutucu bir insan olduğunu ve kendi doğrularını başkalarına dikte ettiğini; onları kabul etmeyenleri ise bu şekilde itham ettiği söylenebilir. Yazının başında Don Quijote’nin modern romanın öncüsü olduğundan bahsetmiştim. Kitabın içerisinde okurken beni oldukça etkileyen ve birçoğuyla Oğuz Atay veya Yusuf Atılgan gibi modernist-postmodernist eserler vermiş yazarları okurken karşılaştığım unsurlar vardı. Örneğin “üst kurmaca”. Üst kurmaca, Yıldız Ecevit’in tabiriyle “edebiyatın objektifleri kendi üzerine çevirmesidir”. Atay’ın kitaplarında üst kurmaca düzlemi kimi zaman bir kitabın yazım aşaması, kimi zaman da bir tiyatro hazırlığı ya da provası okurun gözleri önüne serilerek kurulmuştur. Cervantes’te ise üst kurmacayı henüz ilk kitabın başında, adeta bir tiyatro hazırlığı yapan Alonso Quijana’nın Don Quijote’ye dönüşmesinde görebiliriz. Yazar yalnızca kendini gezgin şövalye ilan eden Alonso Quijana’nın dönüşümünü göstermez; aynı zamanda –şövalyelik yasaları gereği- kendine yaşadığı köyden bir silahşör, hatta uğruna yaşadığını zannettiği bir kadın seçip hepsine yeni roller ve yeni isimler vererek kendisi için oluşturduğu “şövalyelik sahnesini” de gösterir. Bir başka örnek ise ikinci kitabın sonunda, anlatıcının Badincani’den aktardığı şu sözlerdir: "Ey benim, iyi mi, kötü mü yontulmuş olduğunu bilmediğim tüy kalemim, seni bu telin ucunda, bu askıya asacağım, burada kalacaksın; kibirli ve düzenbaz tarihçiler seni kirletmek için bu askıdan indirmedikçe, çağlar boyunca yaşayacaksın.” (s.885) Badincani, öyküye nokta koyduğunu bu şekilde bildiriyor. Daha sonrasında ise doğrudan yazma eyleminden bahsediyor: “Don Quijote sadece benim için, ben de onun için yaratıldık; o yapabildi, ben yazabildim.” (s.885) Kitapta beni şaşırtan şeylerden bir diğeri de okuru etken yapma çabası oldu. Kitabın başlarında Don Quijote’nin hikâyesini yazan yazarın Arap bir tarihçi olan “Seyyid Hamid Badincani” olduğu söyleniyor. Ardından da bu milletin özelliklerinden birinin yalancılık olduğu, bu yüzden de hikâyenin mutlaka eksiklerinin olduğu ve yazarın kalemini cimri tutarak yazmış olacağı belirtiliyor. Ancak bu kadarıyla da kalmıyor Cervantes. Kitap boyunca, birden çok anlatıcı, öyküye bazı kısımlarda dâhil oluyor ve kimi zaman bu anlatıcıların birbirini yalanladığını görüyoruz. Örneğin, en başından beri yemeğe ve içkiye düşkün biri olarak okura tanıtılan Sancho, ikinci kitabın sonlarında şöyle söylüyor(ona şöyle söylettiriliyor): “ ‘Bana inanın efendim’ dedi Sancho, ‘bu hikâyedeki Sancho’yla Don Quijote, Seyyid Hamid Badincani’nin yazdığı kitaplardakilerden, yani bizlerden farklı kişiler mutlaka; efendim yiğit, akıllı ve âşıktır; bense saf ve komiğimdir; ne oburumdur, ne de sarhoş.’ ” (s.804) Yani okur, anlatıcıya (anlatıcılara) güvenemez. Kurguya ve anlatıcılara olan güven sarsıldıktan sonra okur, onlara karşı mesafeli durmak zorundadır. Bu durum okuru, devamlı kurgunun açığını aramaya iter. Ve nihayetinde okur etkenleşir. Böyle bir anlatıda anlam, okura bağlıdır. Yıldız Ecevit “Türk Romanında Postmodernist Açılımlar” kitabında şöyle der: “(…)Okur ise, bu yeni metin oluşumlarının en önemli öğesi durumuna gelmiştir. Hiçbir şeyin kesin olmadığı bir ortamda, metnin anlamı, onun kararına/üretimine bağlıdır.” (s.100) Cervantes 1547’de, adeta Rönesans’ın içine doğdu. Elbette bunun eserlerine yansımaması söz konusu olamazdı. Don Quijote’de bu etkiler kimi zaman engizisyon eleştirisi olarak, kimi zaman hümanist bir anlayış olarak kimi zaman da bir kalem-kılıç tartışması olarak karşımıza çıkar. Örneğin Don Quijote’nin, rızaları olmadan götürülen kürek mahkûmlarını “kurtarması” ve “zorla” bir şeyler yaptırmakla alakalı çektiği nutuk, Jale Parla’nın ifadesiyle “Rönesans hümanizmasından esinlenen dinî ve varoluşçu ahlaktır.” Bunun yanı sıra, Don Quijote’nin ölümü de oldukça manidardır. Bana kalırsa Don Quijote, şövalye romanslarına bağlılığıyla, İspanya’da Orta Çağ’dan Aydınlanma Çağı’na geçişe adapte olmaya çalışan, ama bir yandan da eskiyi bırakamayan insanları temsil eder. Artık etkisini yitirmiş/yitirmekte olan bir türde ısrarcı olmak, bir bakıma değişime direnç göstermektir. Ancak sonunda Don Quijote gerçeklere “toslar”. Ve ölüm döşeğinde artık şuurunun yerinde olduğunu söyleyerek şövalye kitaplarına lanet okur. Yani direnci kırılmıştır ve kaçınılmaz sona ulaşmıştır diyebiliriz. Aynı zamanda, yukarda da bahsettiğim gibi, kitabın içerisinde “kalem mi üstündür yoksa kılıç mı?” konulu tartışmalar geçer. Çoğu kez tartışmadan ziyade Don Quijote’nin kendi kendine kılıcı övmesi şeklinde ilerler. Ancak kılıcı överken kalemi tam anlamıyla kötülediği söylenemez. Daha çok “kalem de önemli tabii ama kılıç birçok bakımdan kalemden çok daha üstündür” gibi bir bakış açısı var. “Kalemin silahtan üstün olduğunu söyleyebilecek biri varsa, çıksın karşıma; kendisine, her kim olursa olsun, ne dediğini bilmediğini söylerim. Çünkü bu tür kimselerin genellikle ileri sürdüğü ve tutunduğu gerekçe, zihin faaliyetlerinin, vücut faaliyetlerinden üstün olduğudur. Silahşörlük mesleğinin de, sanki hamallıkla birmiş gibi, sadece vücutla yapıldığını söylerler. Sanki bu işi yapmak için güç ve kuvvetten başka bir şey lâzım değilmiş gibi, bu mesleğin erbabı olan bizlerin, icaplarını yerine getirebilmek için keskin bir zekâya ihtiyaç gösteren cesurca hareketleri yerine getirmemiz gerekmiyormuş, bir ordunun ya da kuşatılmış bir şehrin başında olan savaşçının, vücuduyla birlikte zihni de çalışmazmış gibi.” (s.333) Bu alıntıdan da anlaşıldığı üzere Don Quijote’nin savunduğu şey aslında silahşörlüğün yalnızca bilek gücünden ibaret olmadığıdır. Ancak ilerleyen kısımlarda silahşörlüğün kalemşörlükten “amaç bakımından” da üstün olduğunu söyler. “…bunun (edebiyatın) da amacı, adaletin dağıtımını mükemmelleştirmek, herkese hakkını vermek, iyi yasalar yapmak ve bunların kollanmasını sağlamaktır. Hiç şüphesiz yüce, soylu ve övgüye lâyık bir amaç. Ne var ki, amacı, hedefi selâmet, yani insanların bu hayatta isteyebileceği en büyük servet olan silahşörlüğün amacı kadar övgüye lâyık değil.” (s.333) “Kalem kılıçtan keskindir” anlayışının yaygınlaştığı bir dönemde kitabında bunları söyleyen Cervantes, belki bir kez daha ironi yapmak istemiştir. Ne de olsa Don Quijote kitabı başlı başına kocaman bir ironidir. Cervantes, İnebahtı Deniz Savaşı’na katılmış, sol elinden ve göğsünden yara almıştı. Aynı zamanda savaş dönüşü İspanya’ya döndüğü kadırga, Barselona’ya doğru yol alan bir konvoyun parçasıydı. Birkaç gün sonra yakalandıkları bir fırtınanın ardından konvoy birbirinden koptu ve gemiler dağıldılar. Cervantes’in içinde bulunduğu gemi, Cezayir’den gelmekte olan bir geminin saldırısına uğradı ve bu saldırı sonunda hayatta kalanlar Arnavut Mehmet’e esir düştüler ve Cezayir’e götürüldüler.** İşte bu şekilde Cervantes’in esareti başlamış olur. Bu esaret yıllarının etkilerini kitapta görmek de mümkündür: “Bütün dünya milletlerinin, Osmanlıların denizde yenilmez oldukları yanılgısından kurtuldukları, Osmanlılar’ın kibir ve küstahlığının kırıldığı, Hristiyan âleminin o mutlu gününde, orada bulunan onca talihli insan arasında (orada ölen Hristiyanlar, sağ ve galip çıkanlardan daha talihliydi), bir ben talihsizdim. Romalılar çağında olsa, bir madalya bekleyebilecekken, o şanslı günün gecesinde, kendimi ayaklarım zincirli, ellerim kelepçeli buldum.” (s.340) Aslında verilebilecek çok örnek var, ancak bu incelemenin yazarı tam olarak burada, şövalyelik yasaları gereği sözü daha fazla uzatmamaya karar vererek incelemesini noktalayıp herkese keyifli okumalar diledi. *Kitapta, Don Lorenzo’nun Don Quijote’den bahsederken kullandığı tabir. Cümlenin tamamı: “Onu delilikten, dünyanın en iyi hekimleri bile kurtaramaz; şuurlu aralıkları olan kısmî bir deli o.” (s.555) **Uwe Neumahr, Miguel de Cervantes: Delidolu Bir Hayat
La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
29
Gizemli okur
Don Kişot'u inceledi.
288 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Don Kişot Romanda Don Kişot’un içine düştüğü komik durumlar hayal ile gerçeğin iç içe geçmesiyle anlatılır. Kendisini şövalye sanan Don Kişot, şövalyelerin bir sevgilisinin olması gerektiğini düşünür. Sıradan, şişman bir köylü kızı olan Aldonzo’ya, Dulcinea del Toboso takma adını verir. Onu aristokrat bir ailenin güzel kızı olarak düşünür ama tabi ki öyle değildir. (#Gerçekte Don Kişot'un düşündüğü sevgilisi güzeller güzelli Dulcinea del Toboso yoktur. ) Don Kişot, Dulcinea’ye bir mektup yazar ve seyisi Sanço Panza'ya bu mektubu Tobosa’ya götürmesini emreder. Sanço mektubu alır ve yola koyulur. Yolda giderken mola vermek için bir hana girer. Handa Don Kişot'u bulmak için yola kurulmuş olan kasabalarındaki berber Nikolay ile rahip efendiyle karşılaşır. Bunlar, hemen kendilerini Don Kişot’ un olduğu yere götürmesini emrederler. Sanço ve arkadaşları Don Kişot’ u bir oyun ile evine kadar götürmeyi başarırlar. Sonra Don Kişot evinden kaçar ve yola tekrar koyulur. Roman kurgunun arasına serpiştirilen kahramanımız Don Kişot'un hayali olayları ile kitap devam eder. #Don Kişot ve seyisi Sanço Panza yolculuk ederken, bir gün Don Kişot değirmenleri dev sanarak üzerlerine saldırır. Kurnaz seyisi Sanço'nun değirmenlerin dev olmadığını söylemesine bile aldırmaz. #Gelgelelim yine yolculuk esnasında yolun karşısından kendilerine doğru gelen bir atlı görürler. Adam bir berber ve kafasındaki tasta yağmurdan korumak için taktığı bir traş tasıdır. Oysa Don Kişot ise Atlının başındaki gümüş tası Mambrrinin büyülü miğferi sanır ve adama saldırır. #Don Kişot yolculukta gördüğü koyunları birbiriyle savasan ordu zanneder. Ve üzerlerine atılır. (!!! Not "#" işaretli olan olaylar kitapta gerçek değil, hayalidir.) Köylüsü olan papaz ve berberi Don Kişot'un okudugu Şövalye hikayelerine kendisini fazla kaptırdığının ve hayal dünyasında yaşadığının farkındadır. Artık buna bir dur demeliler. Bunun için Don Kişot'u gezici şövalyelikten vazgeçirmeye çalışırlar.   #Abracı arabadaki kafesin içinde iki Afrika aslanı bulunduğunu söyler. Don Kişot a göre bu Fresto adında bir büyücünü işidir ve bu yüzden aslanlar savaşmak ister. Abracıya zorla aslan kafeslerinin kapısını açtırır.  Bu esnada Dük ve Düşeşle yolları kesişir. Dük ve Düşeş onların komik öykülerini duymuşlar, şakayı ve eğlenceyi seven bu insanlar Don Kişot ve Sanço'yu, onlardan alay etmek icin yanlarına alırlar. Birlikte Barselona surlarina giderler. Sonra Don Kişot ile Sanço orada kendilerini rahat hissetmez ve tekrar yola koyulurlar. Yolda Beyaz Ay şovalyesi ile karşılaşırlar ve Don Kişot'u düelloya davet eder. O şövalye aslında kılık değiştirmiş Don Kişot'un dostu berberdir. İddiaayı Don Kişot kaybederse köye dönecektir ve iddiayı kaybeder köylerine dönerler. Don Kişot şatosunu gördüğünde “Bütün yaptıklarımın delilik olduğunu anladım. Benimle alay ettiklerini şimdi anlıyorum.” der ve özür diler. Tüm mirasını yoksullara bırakır. Kitaba dönersek kitap gayet akıcı, zaten Dünya edebiyatında ilk modern roman olmasının yanında okuyucuya kazandırdıkları da göz önünde bulundurulursa okunmaya fazlasıyla değer derim. İncelemem özet mahiyetinde oldu biliyorum. Okuduğum kitabın içeriğini not almak maksatlı bu yola başvurdum. Yine de incelememi takdirinize bırakıyorum. Esen kalınız. ◕‿◕
Don Kişot
8.6/10
· 15,6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
107
Oğuz Aktürk
La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote'yi inceledi.
920 syf.
·
10 günde
·
10/10 puan
400 yıllık bir kaleydoskop
YouTube kitap kanalımda Cervantes'in hayatı, Don Kişot ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtu.be/FgMisPxqTFk i.ibb.co/K5SWZMj/IMG-7568.jp... Don Quijote : Herkese merhaba, ben Don Quijote, namıdiğer Mahzun Yüzlü Şövalye! 400 küsür yaşındayım. Yani şu an bu yazıyı okuyan herhangi birinden çok daha yaşlı bir kitabım. Bu 400 yıl içerisinde benden sonra çok şey değişti, içimde silahtarım Sancho Panza ile yaşadığım serüvenleri anlatmama rağmen bütün romanların başlangıcı sayılabilirim. Derken, o anda bu incelemenin esas yazarının Seyyid Hamid 1000kitapcani olduğu anlaşılır. Fakat Don Quijote'nin asırlar boyu konuştuğuna kimse inanmayacağından ötürü ve yakılıp sansürlenmesinden korkulduğu için Don Quijote'nin serüvenlerini kendi ağzından aktaracağız. Şimdi onun serüvenlerine geri dönelim. i.ibb.co/89LbNPQ/IMG-7570.jp... Don Quijote : Sizler de kimsiniz, yoksa yel değirmenleri büyülendi ve size mi dönüştü? Kitaplar: Pek de öyle sayılmaz, sevgili Don Quijote. Aslında senden sonra yel değirmenlerine saldıran pek çok kitap yazıldı. Sen 17.yy'da engizisyona ve sisteme tek başına kaldırdın, bunun da adını yel değirmenleri koydun. Bizler de 19. ve 20. yy'ın yel değirmenlerine baş kaldıranlarız. Sen, tek başına yel değirmenlerine saldırınca bir şey olmamış olabilir. Ama kırmızı sakallı topal karıncalar içindeki şarkıyı keşfederse, Winston Büyük Birader'i sevmeyeceğini fark ederse, Katip Bartleby pasif direnişte bulunup ona edilen dikteleri yapmayı tercih etmezse, gecenin sonuna doğru yolculuk ettiğimiz besini militarizm olan bu hayatta silah ve kalem arasında kalırsak, biz de bir gün içimizde yel değirmenlerine karşı birlik olma inancını taşıyabiliriz! i.ibb.co/gd0N27C/IMG-7572.jp... Don Quijote : Sizler de kimsiniz, yoksa sizler de benim gibi olmayan sevgiyi, benle birlikte Dulcinea'mı aramaya mı geldiniz? Kitaplar: Tam olarak üstüne bastın efendim. Sen olmasaydın biz de olmazdık. Çünkü Aylak Adam olmayan sevgiyi arıyordu, Atılgan'ın dediğine göre öyle bir sevgi dünyada yoktu. Dostoyevski erken dönem eserlerinde sürekli ulaşılamayan Rus kadınını anlattı. Marcel Proust, Kayıp Zamanın İzinde serisinde bir insana mı yoksa bir zamana mı ait olduğumuzu araştırdı. Onun da senin gibi vaktini kaybettiği olmayan bir sevgisi vardı. Biz de aslında senden sonra, seninle birlikte kendi Dulcinea'mızı arayanlardanız! i.ibb.co/TcrqmZ6/IMG-7573.jp... Don Quijote : Dostum, aslında seni de tanımıyorum ama nedense sana karşı içimde bir sıcaklık oluştu. Neden dersin? Fareler ve İnsanlar : Çünkü içimde anlattığım George ve Lennie adlı karakterlere çok benzeyen karakter tasarımları kullanmışsın! Sen ve Sancho Panza arasındaki akıl-delilik, zeka-fiziksel güç, zenginlik-fakirlik karşıtlıkları aynı benim kitabımda kullandığım gibiydi. Çünkü sen Sanayi Devrimi'nin getireceği ve toplum hayatına etki edeceği o bütün tez ve antitezlerin başlangıcısın! O anda bu incelemenin yazarı olan Seyyid Hamid 1000kitapcani Don Quijote'yi kendisinden sonraki domino taşlarının yanına götürür. i.ibb.co/sRmF2Xk/IMG-7574.jp... Don Quijote : Aman, aman, aman! Devriliyorum, neler oluyor? Sefiller, Suç ve Ceza, Niteliksiz Adam : Edebiyat da bir domino gibidir Don Quijote. Sen ise roman dünyasının dominosunun ilk taşısın. Belki de sen olmasaydın Sefiller'deki devrim ruhu, barikat direnişleri ve Jean Valjean karakteri olmazdı. Sen olmasaydın Raskolnikov baltayı indiremezdi belki o kadına ya da Niteliksiz Adam'da Ulrich bir toplumun çöküşüyle birlikte insanların da kendi içindeki çöküşlerine şahit olamayabilirdi. Yazarların bir döneme ışık tutması gerektiğini biz senden öğrendik! i.ibb.co/LYgJZV3/IMG-7575.jp... Don Quijote : Sizler de kimsiniz, yoksa sizler de beni yazan Seyyid Hamid Badincani’nin yaptığı gibi el yazmalarından mı oluşuyordunuz? Sansürden ve yakılmaktan mı korktunuz? Gece, Ses ve Öfke : Tam olarak öyle değil, Don Quijote. Aslında postmodernizmin oluşmasını da bir nebze sana borçluyuz. Çünkü Cervantes yerine kitabını yazan başka bir isim kullanman aslında senin roman dünyası ile gerçek dünya arasına bir katman koyduğunu, yani üstkurmacayı yansıtıyor. Metinlerarasılık, üstkurmaca ve postmodernizmin başlangıcını biz senden öğrendik! i.ibb.co/zGLGcBs/IMG-7576.jp... Don Quijote : Sizler de kimsiniz, Sancho sen tanıyor musun bunları? Sancho Panza : Hayır efendim ama gözüm bir yerden ısırıyor açıkçası, bu kitaplar da büyülenmiş olabilir. Dava ve Şato : Yok, yok. Biz büyülenmiş olanlar değiliz. Büyülü olan kitaplar birazdan gelecek. Sancho, aslında senin bizi tanıman gerekirdi. Çünkü biz de senin yaptığın valilik gibi içimizde ideal bürokrasi ve devlet düzenini, insanın bu siyasi düzen arasında kaybolmasını ve insanın kendi davasını bir ruh şatosunda aramasını anlatmıştık. O yüzden Seyyid Hamid'i Max Brod'a çok yakın görüyoruz diyebiliriz. i.ibb.co/fGLZJhg/IMG-7577.jp... Don Quijote : Size kanım çok ısındı, neden oldu bu sizce? Cardenio : Ben zaten senin içindeki Cardenio karakterinden esinlenme bir oyunum, sevgili Don Quijote. O yüzden olmasın? Sis : Benim de yazarım aslında senin gibi ana karakterim olan Augusto ile konuşmuştu. Sen de içinde Don Quijote'nin iki cildinden ilk kitabı okumuştun, hatırlasana Don Quijote! Hatta Unamuno'nun kendi yazdığı türe "nivola" demesi ve o güne kadarki türlere tamamen eleştiri sayılabilecek bir tür ortaya koyması gibi, sen de şövalye romanlarına, Doğu öykülerine, Bizans romansına ve çağın edebiyat anlayışına tepki olarak bu kitabı yazmıştın! i.ibb.co/sytS5Gk/IMG-7579.jp... Don Quijote : Dostum Sancho, işte bu kitaplar gerçekten de büyülü. Bu kitaplardan bana aşırı büyü geçiyor şu an! Yüzyıllık Yalnızlık, Sevgili Arsız Ölüm : Tam da doğru noktaya bastın Don Quijote, atın olan Rocinante'yi o noktadan çek! Çünkü bizler, içimizde, büyülü gerçekçilikle birlikte tuhaf olanın sıradanlaşmasını anlattık. Senin mağaraya inme serüveninde yaşadığın gerçek ile hayal arasındaki uçları, biz de karakterlerimize yaşatmak istedik. Edebiyatın büyüyle ve halklar arasında anlatılan batıl inançlar, efsanelerle birlikte daha yükseğe ve özgünlüğe kavuşabileceğine inandık! i.ibb.co/fMqQk3q/IMG-7578.jp... Don Quijote : Ah, offf! Ne yapıyorsun, sen de kimsin? Niye bana vuruyorsun?? Otomatik Portakal : Ben şiddeti anlatmayı senin sayende öğrendim Don Quijote. İçimde anlattığım şiddet kültürü ve senin girdiğin her mekanda sana atılan dayakları tamamen senden çektim aldım ve içimdeki karakterlere uyguladım. Çünkü bunu çok sevmiştim. O anda bütün kitaplar : Sen bize modernizmi, postmodernizmi, distopyayı, büyülü gerçekçiliği, Kafka'yı, Dostoyevski'yi, Robert Musil'i, Marcel Proust'u, Marquez'i, Unamuno'yu, Yaşar Kemal'i öğrettin Don Quijote! Sana çok şey borçluyuz. Senin bu yaptığın iyiliği hiçbir zaman unutmayacağız. O anda Seyyid Hamid 1000kitapcani, bu incelemenin sonunun gelmesi gerektiğini anladı. Çünkü Don Quijote, bütün bunları duyduktan sonra amacına ulaştığını anlamıştı. Bütün o şövalye romanlarına ve engizisyona korkusuzca karşı çıkan bu Mahzun Yüzlü Şövalye artık huzur içinde uyuyabilirdi.
La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote
OKUYACAKLARIMA EKLE
31
597