·
Okunma
·
Beğeni
·
32,8bin
Gösterim
Adı:
İlyada
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
376
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052493830
Orijinal adı:
Ιλιάς
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınevi
İlyada (Yunanca: ’lkıaç, Ilias), Homeros’un Troya Savaşı’nı anlatan destanıdır. Yunanca’da Odise ile birlikte en eski edebiyat olduğu düşünülen epik bir şiirdir. Eldeki veriler ışığında Homeros tarafından MÖ 7. ya da 8. yüzyılda yazıldığı düşünülmektedir.

Homeros, İlyada’sında Troya Savaşı’nın tamamını anlatmamaktadır. 24 bölüm ve 16.000’den fazla dizeye sahip olan İlyada, Troya Savaşı’nın dokuzuncu yılında 51 günlük bir dönemi anlatmaktadır.

Destan Akhilleus’un öfkesi ile açılır ve Hektor’un cenazesi ile sona erer. Destan söz konusu elli bir günlük kısmı kapsamakla beraber, bu dönemin öncesi ve sonrasıyla, savaşın çeşitli merhaleleriyle ilgili birçok olaya atıfta bulunmaktadır. Sözlü gelenekten yazıya nasıl geçtiğini bilemediğimiz gibi, metinde geç dönemde yapılan değişikliklerin kesin amacını kestirmek de güçtür. Ama Homeros bir savaşın toprağı bereketli Troya’da geçtiğini söylemektedir.
621 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Yüce İda dağından bir top ışık doğar
Sarı rubalı şafak, Okeanos'un akışlarından doğdu
Tanrıların kralı Yüce Zeus, yazdı tekmil canlıların kaderini
Doğdu dünyanın en üstün diyarında bu büyük destan
Adı şanlı kendi şanlı Homeros'un dilinden
Anlatıldı binlerce yıl önce

Şimdi ben de bu şiirsel destanı anlatacağım size
Homeros gibi değilse de
Verdim kendimi bu kutlu göreve
Anlayabilir okusa bilal oğlan bile.

Bir güzellik müsabakası ile başladı Truva'nın kaderi
Güzelliğiyle yarışan üç tanrıça ateşledi fitili
Tanrıların kralı Zeus'a çevrildi gözler
Öyle kurnazdı ki Zeus, işmar etti dağdaki çobanı
Versin dedi o yargıyı
Yarışanlar içinde ak kollu Here başta idi, hem Zeus'un kardeşi hem de sevgili eşi
Zeus'un kızı, aşk tanrıçası Aphrodite bir diğeri
Gök gözlü Athene'dir üçüncüsü, o da Zeus kızı idi.
Geldi birbiriyle güzellikte yarışan üç tanrıça
Seçilebilmekti niyetleri tanrıların en güzeli
Çalıştılar kandırmak için
Bu mal çoban Paris'i
Her biri şanlı ihtişamlı hediyeler sundu
Here; Avrupa Asya krallığı vadetti
Athene; Truvalıların tüm Yunanistan'ı almasına yardım edeceğini
Aphrodite de; dünyanın en güzel kadınını.
Bizim gerzek de elbette kadını seçti
Kaçırdı dünyalar güzeli Helen'i
Yalnız Helen karısıydı Menelaos'un,
O gür naralı Menelaos ki
Tanrıların kralı Agamemnon'un kardeşi.

Olymposlu Tanrı' nın keyfi gelir böylece
Ölümlülerle oynamak için
Ares'in kucağına atar onları
Patlar gürleyerek kanlı bir savaş
Süzülür parlak kanlı kargılar, vurduğu yeri parçalayan tolgalar,
parıl parıl zırhlar, göbekli kalkanlar...

Tanrılar da karışır ölümlülerin kavgasına
Tekmil tanrılar taraf tutar da
Gökyüzünden kana bulanır yeryüzü
Troya'yı savaşa sokan aşkı veren zalım tanrıça; Aphrodite
Akhalarin destekçisi, iç yakan Aphrodite'in dayakçısı; Athene
Troyalıların koruyucusu, av tanrıçası, Athene'den de nasibini alan; Artemis
Zeus'un kardeşi,Akhalılar'ı kışkırtan denizlerin tanrısı; Poseidon
Güç verir Troyalılar'a Güneşin efendisi; Apollon
Gözü yaşlıdır oğlunun kaderinden, Akhilleus'un anası, denizlerin tanrıçası; Thetis
Kin nefret içinde Troyalılara büyük Here
Yer altı ülkesinin tanrısı insafsız; Hades
Savaşın gerçek adı, öç mimari; Ares.

Bir yiğit çıkar Truva'dan
Ödlek, baş belası Paris'ten utanan
Zeus'un sevdiği tanrısal Hektor.
Hiçbir insan kaçamaz kaderinden
Ister korkak olsun ister yürekli
Hektor da kaçamadı kaderinden
Öfke dolu, savaştan, kan akıtmaktan başka bir meziyeti olmayan, kindar Akhilleus aldı canını
Her şafak söktüğünde
Sürükledi günlerce bedenini acımadan.

Akşam yıldızı denen bir yıldız vardır hani,
Yıldızların en parlağı, en güzeli
Gösterdiğinde gökte kendini
Dünyaya bir büyük Homeros gelir
Homerosoğlu Yaşar Kemal'dir sonuncusu
Unutturmaz yayar destanları tüm dünyaya
Biz de ondan esinlendik Homeros anmaya.

Peki bu yazıyı yazan mı kim
Elifoğlan'dır namı.
Çağrıldı Olympos'a rüyasında bir gece
Fısıldadı ona Poseidon ile Thetis.
Güç verdi yazsın bu satırları
Yaysın bu efsaneyi tekmil yurduna
Anlasınlar da yaşadıkları yerin şanını
Kıymet versinler
Atmasınlar elindeki çöpü
Kronos'un topraklarına.

Elifoğlan der bu savaşın
İler tutar yanı yok
Örnek alasın bu destanı.
Yüce Zeus'un bile sevmediği
Ares'in peşinden gitmeyesin

Destana özeneceksen ille de
Özen şiirselliğine

Homeroskızı Elif.
621 syf.
·15 günde·9/10 puan
İlyada kelime anlamı olarak “İlyon’a Şiirler” manasını taşımaktadır. Dönemin İlyon’u ise günümüz Troya bölgesidir. Yani ismini tamamen bulunduğu bölgeden almıştır. Eser bize Troya Savaşı’nın sadece son 51 gününü 15600 dize ile anlatmaktadır. Tek bir ustanın eseri midir? Yoksa Homeros mu kaleme aldı? Homeros var mı? Yok mu? Gibi soruları bir kenara bırakıp, işin detayına inmeli ve bu güzel dizelerde anlatılmak istenen olayları yaşayarak okumalıyız.

Homeros MÖ 9. yüzyılda yaşadığı sanılan bir ozandır. Gözlerinin görmediği bazı kaynaklarda bizlere söylenmektedir. Hayatı hakkında olduğu gibi ancak bu konu hakkında da kesin bir bilgi yoktur. Bildiğimiz tek şey ise İlyada ve Odyssiea diye iki kitap var ve bunların yazarı Homeros olarak bilinmesidir.

İlyada öncesi…
Rivayet edilir ki Paris, Troya Kralı’nın 68 oğlundan biridir. Doğumundan önce annesi Troya kralı Priamos’un karısı Hekabe – 19 çocuğu olduğu bilinmektedir – çok sancılı bir rüya görür. Rüyası Paris’in doğup büyüdükten sonra Troya şehrinin onun yüzünden ateşler içerisinde kalmış ve yıkılmış olmasıdır. Kan ter içinde uyandıktan sonra durumu Priamos’a anlatır ve Priamos ise kurulda bu rüyayı konu alan görüşmeler yapar. Sonuç olarak alınan karar ki kurulda çok fazla Priamos oğlu vardır. En büyük oğlunun da rüya bilici olduğu söylenmektedir. Herkes hemfikir olur ve Paris’in ölümünü isterler. İlyada da geçen Priamos bilgin bir kraldır ve çocuğunu kendi elleriyle ya da kendi şehrinde öldürmek istemez. Bir çobana verip, çobanın onu öldürmesini ister. Çoban Paris’i alır ve İda Dağı’nda ormana götürür bırakır. Tahminen altı gün sonra yanına varır ve hala yaşadığını, hatta çok sağlıklı olduğunu görür. Bu altı gün boyunca Paris’e dişi bir ayının baktığı en çok bilinen hikâyedir. Çoban bu durumu tanrılar tarafından bir hediye, bir lütuf ya da bir istek olarak görür ve Paris’i alır. Şehre getirirken de bebeği saklamak için para kesesi içerisine koyar; bundan dolayı ise Paris ismini alır.

https://i.hizliresim.com/r5A0bm.jpg Hendrick de Clerck: The Nuptials of Thetis and Peleus – 17. Yüzyıl (Resim1)

Aşil’e doğru…
Aşil yani Achilleus, yarı tanrı bir baba olan Peleus ve su tanrıçası Thetis’in oğludur. Mitoloji genel olarak bakıldığında hep bir zincirin parçaları halinde devamı gelen konular –efsaneler- bütünüdür. Anne babasının düğünü tek bir tanrı çağrılmadan Olympos’ta yapılır. Düğünü bozmasın diye çağrılmayan tanrı ise Eris’tir. Eris fitne, fesat tanrısıdır. Düğünü öğrendiğinde ise doğruca düğün olanına gider. Elinde bir elma ile protokol masasına yanaşır. (Resim1) Bu masada Zeus ve karısı Hera, Afrodit ve aşkı Ares, Zeus oğlu Hermes, Zeus kardeşi Poseidon, Zeus kızı Athena, Kheiron –centaur-, gelin Thetis, damat Peleus vardır. Elindeki elmayı en güzele diyerek masaya fırlatır :) Ve kavga başlar. Bir yanda Hera, diğer yanda kızı Athena ve Afrodit. Kavganın sonuçlanmayacağını ve sonucun ise Zeus’un söylemesini isterler. Ancak Zeus bu duruma itiraz eder ki özellikle Hera ile karşı karşıya gelmekten kaçınır. Kararın bir ölümlünün vermesini ister. Hermes’i çağırır ve İda Dağı’nda çoban olan Aleksandros’a – Paris – yönlendirir. Hermes ve diğer üç tanrıça çobanı bulurlar, Zeus’un buyruğunu iletirler. Her tanrıça elmayı alabilmek için Aleksandros’a sayısız nimetlerle vaatlerde bulunurlar. Hera bir krallık vaat eder, babası Zeus gibi zekânın dibine vuran Athena en bilge kişi olacağını söyler ve Afrodit ise en güzel ölümlü kadını – Helen – vadeder. Aleksandros elmayı Afrodit’e verir. (Resim2) Afrodit işte o vakit kâinatın en güzel varlığı ilan edilir. Aleksandros yani Paris bu kısımdan sonra Troya prensi olduğunu öğrenir. Kaderde odur ki Afrodit dünyanın en güzel kadını olmasına rağmen kocası Hephaistos en çirkin tanrıdır. Bu hadiseden sonra 10 yıl sürecek İlyada – İlyon – yani Troya Savaşı’na zemin hazırlanmıştır. Tek eksik parça Paris’in Helen’i kaçırmasıdır.

https://i.hizliresim.com/zj6Gzj.jpg Errard le jeune: The Judgment of Paris (Resim2)

İlyada bilinen ilk doğu-batı savaşıdır. Yukarıda değindiğimiz ve aşağıda bolca bahsedeceğimiz bir tanrılar arası hesaplaşmadır.

Achilleus ölümsüz bir anne ve ölümlü bir kralın oğlu olduğundan az da olsa bahsettik. Thetis’in istemeyerek Kral Peleus ile evlenmesinin ardından gelen bu erkek evlat Thetis için hep bir dert olacağına karar vermesi, doğumdan sonra Kral Peleus ile ayrılacağı ve ölümlü bir babanın oğluna neler sağlayacağını kestiremediğinden dolayı bir işe kalkışır. Achilleus’u ölümsüz yapamazsa bile bebekken yeraltı nehri olan Styx Nehri’nde yıkayıp, tenini çelik kesmez bir hale dönüştürmek istemesi bu kahramanı ölümsüzleştirir. Çünkü o dönemler yakın dövüş savaşların vazgeçilmeziydi. Kargı, ok ve kılıcın teninizde yara açmayacak olması ise tanrısal bir lütuftu. (Resim3) Resimde de gördüğünüz gibi Thetis Achilleus’u ayağından tutup Styx Nehri’ne sokup yıkamaktadır. Tesadüfte o dur ki bir ayağı nehrin dışında kalır ve Achilleus oradan aldığı darbe ile İlyada’dan daha sonraki eserde ölür.

https://i.hizliresim.com/qd5Azd.jpg Antoine Borel (1743-1810) Thetis Immerses Son Achilles in Water of River Styx (Resim 3)

Achilleus Styx’te yıkanıp çelik kesmez olduktan sonra eğitimi için Centeur’a –Kheiron- teslim edilir. Centaurlar göğüs alt kısımları at ve üst kısımları olan mitolojik savaşçı bir ırktır. (Resim4) İyi bir savaşçı olana kadarda orada eğitimine devam eder. Sonrasında ise kehanet düşer “Achilleus olmadan Troya şehri fetih olmayacaktır.” Bu kehaneti duyan Agamemnon ise kurnaz Odysseus’u Achilleus’a gönderir ve Troya Savaşı’na katılmasını ister. Achilleus Odysseus’u sever ve sayar. Odysseus ise bu savaşın ölümsüz bir ün getireceğine Achilleus’u ikna eder ve İlyada dizeler başlar dökülmeye.

https://i.hizliresim.com/y6BGkk.png Thetis, Kheiron, bakıcı, Achilleus ve 2 Poseidon oğlu ile Achilleus’u Centaur’a teslim ederken.(Resim 4)

Andromakhe Thebaili Eetion’un prenses kızı. Hektor’un karısı ve Astyanaks’ın annesi. Eetion Yunanistan’da bulunan Thebai şehrinin kralıdır. 7 tane oğlu ve bir kızı vardır. Troya ile hem ilişkilerini sağlamlaştırmak, hem de kan bağı olması için biricik kızını deniz aşırı olarak Hektor’a vermiştir. Hektor o dönemde geleceğin Troya kralı olacağına kesin gözüyle bakılan en yiğit Priamos oğluydu. Dolayısıyla oğlu Astyanaks’ta diğer Priamos oğulları arasında en yüksek olasılıkla kral olabilecek veliaht prensti. Andromakhe Troya savaşı boyunca en çok etkilenen kişidir. Akhaların 10 yıl süren Troya kuşatmalarında askerlerin ganimet için Troya’nın civar şehirlerine saldırmaları sebebiyle Andromakhe’nin doğduğu şehre de saldırılmıştır. Şehri eline alan Achilleus Kral Eetion ile yedi oğlunu öldürmüş ve prenses olan Andromahke’nin annesini elinden geldiği kadar en iğrenç şekilde kullanmış, esir edip Troya sahillerine getirmiştir. Hatta öyle kullanılmış ki Troyalılardan kurtarmalık alıp prensesi Troya’ya teslim ettiğinde ancak üç gün yaşayabilmiştir.

https://i.hizliresim.com/pbd5Or.jpg Paris ile Menelaus düellosu akabinde Afrodit tarafından ölümden kurtarılıp, kaçırılan Paris’i savaş alanına çağırmak için gelen Hektor’un Andromakhe’yi odasında göremeyince şehrin surlarında karşılaşmaları.

Bu hadiselerden anlayabileceğimiz gibi savaşın en dertlisi, en insansı varlığı Andromakhe’dir. Hayatında Hektor ve oğlu dışında kimsesi kalmamış, bu sebeple iyice yalnız kalmaktan korkup, Hektor’a kaçmayı dahi teklif etmiştir.

Ancak ne Hektor Troya kralı olabilecektir, ne de oğlu Astyanaks. Agamemnon tam bir soykırım yapacak, değil beşikteki bebeği anne karnındakileri dahi öldürecektir. Sophokles’in de Elektra eserinde bahsettiği “iphigenia” Agamemnon kızıdır. Kendi kızı iphigenia ise kurban ettiği anlatılır. Buradan da Agamemnon’un ne tür bir kişilik sahibi olduğunu ve Troya’yı bekleyen kıyımı anlamak pek mümkündür.

Bu şekilde sayısız efsaneyi sıralayabiliriz İlyada öncesi olarak. Ancak buna ne bizim gücümüz ne de zamanımız yeter. Göründüğü üzere Homeros yazdığı bu kitap ile dünyayı değiştirmiştir. Antik Çağ olsun, ilk çağ olsun, Rönesans olsun ve günümüzde bu eser üzerinden birçok sanat yapılıyor ve bizlerin beğenisine sunuluyor. Kitabın bu denli kıymetli olması ise her dönemde bir okuyucu kitlesi bulmasından kaynaklanmaktadır.

Kitap içerisinde bulunan şiirsellik ve değinmeden edemeyeceğim benzetmeler ise harika. Öyle bir dönemde benzetmenin bu kadar güzel dile getirilmesi ve tasvir edilmesi gerçekten insanda hayret uyandırıyor. Bu sebeple tragedyanın ve şiirlerin babası demek en çok Homeros’a yakışır bir sıfattır. Kendinden gelen sayısız kişiyi etkilemiştir.

Hatta okumakla kalmayıp araştırma yapanlar dahi vardır. Alman Heinrich Schliemann Troya şehrini 19. yüzyılda keşfeden bir meraklıdır. Gizli yaptığı kazılar sonrasında VII Troya şehrini bulmuş ve Priam Hazinesi’ni önce Atina’ya oradan da Almanya’ya kaçırmıştır. Kaçırılan bu hazineyi müzeye bağışlamış, savaş sonrasında ise hazine ortadan kaybolmuştur. Buradan çıkarılacak en büyük ders ise İlyada her ne kadar destan olsa da kesinlikle döneminin olaylarını gerçekleriyle beraber hikayeleştirerek aktarmıştır demekten kendimizi alıkoyamayız.

Bu hadiseden Troya bölgesi değerlenmiş ve gerekli kazılar dönemin devletinde ve günümüzde devam etmektedir. Aklımız ise her zaman bir şeyleri kaybettikten sonra gelir başımıza. Zararın neresinden dönersek kardır diyoruz ve levye ile lahit açanları şiddetle kınıyoruz.

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan. Çevirisi işinin erbabı ve ödüllü Azra Erhat ile A. Kadir’den. Kesinlikle muazzam bir çevirisi ve dizgisi var. Kusur bulmak imkânsız. 84 sayfa bir önsöz ile başlıyor kitabımız, hemen ardından 24 bölüme sıkıştırılmış 15600 dize ile karşılaşıyoruz. Kitabın sonuna ise sayfa, bölüm numaralarıyla verilmiş bir isim sözlüğü konulmuş. Gerçekten muazzam bir içerik ve ona uygun önsöz ile sözlük.

Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesidir. İçeriğindeki şiirsellik ve ölümlü ile ölümsüzlerin arasındaki rekabetler sizleri de heyecanlandırmaya yetecektir.

Sevgi ile kalın.

İncelemede resimleri görebilmek için https://sessizm.blogspot.com/...ncelemesi-dunya.html adresinden okumanız tavsiye edilir.

EK-1

Deniz perisi Tanrıça Thetis bilinenin aksine çok güzel ve alımlı olağanüstü bir tanrıçaydı. Zeus onunla birlikte olmak istemiş ancak Thetis’in üzerinde olan lanet Zeus’un gözünü korkutmuş ve işine gelmemiştir. Rivayete göre Thetis’in doğacak oğlu babasından çok güçlü olacaktı. Olympos tanrılarındaki kibir ise asla kendilerinden güçlü bir ölümlü ya da ölümsüz bir kişiyi kabullenemeyecek kadar fazlaydı. Bu sebeple Thetis isteksiz olsa da Zeus onu bilinçli olarak ölümlü Peleus ile evlendirdi. Doğan çocukları Achilleus kendi döneminin en güçlü insanı olarak mitolojiye geçti. Eğer ki Peleus yerine Zeus olsaydı babası, Zeus’un da sonu Kronos gibi Tartaros’a gönderilmek olurdu. Çünkü Achilleus ne kadar tanrıça çocuğu olsa da tanrılardan haz etmezdi.
621 syf.
·Puan vermedi
Yüzyıllar bin yıllar önceydi. Bir vardı bir yoktu. Develer tellal idi pireler berber. İşte bu zamanlarda bilinen dünyada namlı bir bölge vardı. Bu bölge felsefe ve bilim yatağı olarak bilinen İyonya’ydı. Sadece bilimi ve felsefesi değil ozanları da ünlüydü bu bölgenin. Çıktılar mı meydana millet başlarına toplanır ağızlarının içine bakardı. Köy köy kent kent kapı kapı gezerler hikayelerini anlatırlar, şarkılarını okurlardı. Bu tatlı dilli ozanların içinde öyle bir isimde vardı ki her yerde sözü geçer herkes onu kendi memleketlisi sayardı. Bu ozanın adı Homeros’tu.

O kadar tatlı dilliydi ki dinleyicileri onu dinlerken kendilerinden geçerdi. En çok savaş hikayelerini severdi bu ozan. Savaş hikayeleri içinde de en sevdiği İlyada’ydı. Dinleyicilerine göre uyarlardı ya hikayelerini yine bilirdi İlyada’yı anlatırken Troya’lılara haksızlık ettiğini. İçi cız ederdi Şanlı Troyalıları düşündüğünde. Alttan alta verirdi Hektor’un kahramanlıklarını Troyalıların hakkını.

O şanlı Hektor ki kendi ordularının on katı büyüklüğünde ordulara karşı savaşmıştı baş başa. Onuruyla yaşamıştı onuruyla ölmüştü, Tanrılar bile üzülmüştü böyle bir kahramanın öldüğüne. Ona nasıl haksızlık edilebilirdi. Homeros da dayanamaz kendini kaptırırdı. Akhilius’un destanı olarak anlattığı İlyada’nın sonunu Hektor’a övgülerle kapatırdı.

Bir gün yine bizim büyük ozan anlatırken en sevdiği hikayesi İlyada’yı, dinleyicileri arasındaydı Athina’nın büyükleri. Dinleyince Troya Savaşını Akhilius’un kahramanlıklarını kendilerinden geçtiler. Buldular dinletiden sonra ihtiyar ozanı. Aldılar bir kopyasını İlyada’nın Atina’ya götürdüler. Ferman verdiler bundan sonra Atina’daki şenliklerde tüm şarkılar, anlatılar yasaklanıp onların yerine Homeros’un İlyada’sı okunacak. Yıllar yıllar tüm şenliklerde okundu İlyada, bütün Helenler onu kutsal kitap bildiler, ezberlediler.

Neler neler yoktu İlyada da Helen’leri kendilerinden geçirecek. Ataları, dedeleri; Akhilus’un, Aias’ın , Diomenes’in, Odesya’nın, Agamennon’un kahramanlıkları… Kadınları uğruna savaşan Aslan Akhalar Sineğe benzeyen Troyalılar… Biraz da düzeltince okutturmadan önce daha da çoşkulu oldu. Çıkartırdılar bazı barbarlıkları… Tanrılar vardı sonra, her şeye karar veren insanın güçsüzlüğünü gösteren.. Tanrıya benzeyen güçlü Krallar. Elbette Helenlere ulaşacaktı bu bilgiler. Bileceklerdi atalarının nasıl savaşçı olduğunu, Krallarının Tanrılara denk olduğunu, insanın değil Tanrıların her şeye karar verdiğini.

Yıllar yıllar okundu İlyada her yerde. Üstüne trajedyalar, romanlar yazıldı. Etkilendi nice sanatçılar. Edebiyat alemi bunlarla uğraşadursun filozoflar karşı çıktı diğer yandan Homeros’a. En başta Platon. Dediler ki bu işlerin eğitimde yeri yok. Genç beyinleri uğraştırmayalım böyle tabularla, bağımsız düşünmeyi öğretelim. Ozanların, şairlerin halkı eğlendirmek için başvurduğu anlatılar bunlar, romantiklerin işi. Sonra tek tanrılı dinler geldi, efsaneleşti Homeros ve İlyada’sı.

Taa ki 1870’lerde Alman bir definecinin eline İlyada’yı alıp Troya’yı kazana kadar. Aldı Alman eline İlyada’yı, şıp diye buldu Troya Savaşı’nın geçtiği yeri. Başladı kazmaya. Üst üste dokuz kent çıktı kazıdan. Çıkardı hazineyi götürdü memleketine. Bir yandan da anlattı kazdığı yerleri. Daha sonra nice arkeologlar geldi kazdı Troya’yı. Bin yıldır mit diye anlatılanlar yoksa gerçek miydi? Şimdi bilim adamları tartışadursun Troya Savaşı oldu mu olmadı mı, Homeros gerçekten yaşadı mı, İlyada’yı kim yazdı?

Bay Sisifos kitabını okur , bunu okuyanlara da dünyanın en büyük Ozanı Homeros’la tanışmayı tavsiye eder, herkese de selam eder.
621 syf.
·30 günde
Değerli okur arkadaşlarım İlyada'yı okumama vesile olan, Hakan Bey'e çok teşekkür ederim. Ayrıca kusursuz tercümesiyle İlyada'yı biz okurlara armağan eden, Azra Erhat'a da Allah'tan rahmet niyaz eylerim.

Mitoloji nedir? Mitoloji kelimesi, Yunanca " Mythos " (Masal-Hikâye) ve " Logos " (Söz) kelimelerinden oluşmaktadır. İnsanoğlu yaşamı boyunca anlayamadığı ve sonuca varamadığı olayları, kendince bir tanrıya atfederek dini açıklamalar nezdinde cevaplamıştır. Dile dökülen bu açıklamalar da, zamanla nesilden nesile aktarılarak mit olarak tanımlanmıştır. Kısaca bir mit, yaşamın neden ve nasıl var olduğunu anlatan tanrısal bir öyküdür. İmgelem ürünü olan mitler estetiksel bir şekilde anlatılan öyküler olsa da, bazen hakikatlere de dem vurdukları kanıtlanmıştır. Mesela İlyada'da bahsedilen Troya Savaşı'nın, yapılan kazı ve araştırmalar sonucu gerçek olduğu ispatlanmıştır.

İ.Ö.700 yılında Homeros adlı bir ozan, Yunan mit hazinesinin temel taşı olan İlyada'da,Troya Savaşı'nın son dokuz gününü şiirsel bir anlatımla işlemiştir. Azra Erhat'ın değindiği açıklamalar ışığında, Homeros'un İlyada'yı Troya Savaşı'ndan 500 yıl sonra, Yunanlılar adına dile döktüğünü öğrenmekteyiz. Homeros hakkında yeterli bir bilgiye ulaşılamamasına rağmen, insanoğlunun ortak bir muhakemeye vardığı tek nokta İlyada ve Odysseia adlı eserlerin Homeros'a ait olduğu gerçeğidir. Ayrıca Azra Erhat'ın edinmiş olduğu tarihi bulgular ışığında, Homeros'un Yunanlı olmasına rağmen, Anadolu'nun Girit uygarlığı içinde yetişmiş İzmir'li bir ozan olduğu da su götürmez bir hakikattir.

İlyada ve Odysseia destanları günümüze kadar, varlığını koruyabilmiş harika şaheserlerdir. İlyada'nın Yunan Devletleri arasında bir çeşit kutsal kitap gibi, çeşitli bilgileri öğrenmek için, Homeros destanlarına müracaat etmeleri eserin günümüze kadar gelebilmesini okura kanıtlar nitelikte. İlyada'da her ne kadar savaşın son dokuz günü okuyucuya aksettirilse de muhteviyatında din, politika, askerlik, gemicilik yada hekimlik ile alakalı bilgiler de barındırmaktadır.

Kahramanların fiziksel özelliklerinden ziyade, manevi hissiyatlarına da ayrıntılı bir anlatımla değinilmiş. Homeros günlük yaşam mücadelesini betimlerken, anlatımını doğada yaşanmış öykülerle pekiştirerek olayı aktarması tek kelimeyle muhteşem. Öyle ki bir bakıyorsunuz Olympos'ta tanrıların dünyasındasınız, sonra bir bakıyorsunuz insanların dünyasına dalmışsınız. Homeros zaman ve mekanda sıçramalarla olayı öyle bir aktarmış ki, bu da okuyucuyu edilgen konumdan kurtarmış. Destan da nazarımdan kaçmayan bir önemli noktada, tanışıklığın ne kadar çok önem arz ettiği meselesine değinilmesidir. Demek ki, atalarımız boşuna söylememişler. " Bir kahvenin kırk yıl hatırı var. " diye.

Troya Savaşı'nın müsebbibi Helen olsa da, tanrıçaların türlü desiselerle insanoğlunun aklını çelerek, savaşın seyrinde önemli rol oynadıklarına değinmek isterim. Maalesef tarih boyunca kadın; insan neslinin devamını sağlayan bir tarla, kocası tarafından misafire sunulan bir ikram, ve eşya gibi alınıp satılan bir köle ve bir hizmetçi olarak karşımıza çıkar. Kadının bir tanrıça, uğrunda savaşlar yapılan vaz geçilmez bir sevgili olma durumuna genellikle masallarda , efsanelerde yada destanlarda rastlarız.

Sevgili okurlar Helen'e sahip olabilmek adına, tarafların giriştiği kanlı mücadeleye adını veren Troya Savaşı'nın yansıtıldığı bu değerli şaheseri okumalısınız...
656 syf.
İlyada Destanı, bilindiği üzere Truva(Troya) savaşını konu edinir. Sanıyorum ki bu konu üzerine ne yazılsa spoiler değeri taşımaz. Eğer Truva Savaşı ile ilgili hiçbir şey bilmiyorsanız bu uzun inceleme yazısını da okumayabilirsiniz. Lakin başlarda, ki uzun bir kısım bu kitapta yer alan olayları değil öncesinden bilgiler yer alacaktır. Çünkü Homeros'un İlyada Destanı, Troya Savaşının sadece son 51 gününü anlatır. Savaşın nedenini ve öncesinin barındırdığı hikayeleri değil. Bu nedenle kitabı bir mitoloji sözlüğü veya google amca eşliğinde okumak daha sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum. O zaman başlayalım.


Zeus'un kardeşi ve ilk eşi tanriça Hera'nin yetiştirdiği, deniz kızlarının en güzeli Thetis'ten Poseidon ile Zeus zamanında etkilenmisler ve evlenmek de istemişler lakin ondan olacak çocuğun babasından daha güçlü veya babasının yerine geçeceği yönündeki rivayet nedeniyle bu isteklerinden vazgecmisler. Bununla birlikte Zeus, işini bir nevi garantiye almak için Thetis'i bir ölümlüyle evlendirmek istemiş. Thetis'in gönlü olmasa da, yarışmalar düzenlenmiş ve bunların sonucunda Peleus, Thetis ile evlenme hakkı kazanmış.

Peleus ile Thetis'in düğünü Olimpos'ta, Tanrılar arasında olmuş ve buraya nolur nolmaz denilerek kavga(nifak) tanricasi Eris davet edilmemiş. Bundan bir şekilde haberdar olan Eris, intikam almak için üzerinde "en güzeline" yazan altın elmayı (ki bu elmayı da bir yerden, bahçeden alıp getiriyor, o da başka bir hikaye) düğünün ortasına bırakmış.

"En güzeline" yazan bu elmaya en güzel tanrıçalar; Athena, Hera ve Afrodite talip olmuş yani bu elmanın kendisine verilmesini arzu etmişler. Adaletin de tanrısı olan Zeus bile bu seçimden çekinmiş ve bu topun altına girmemiş. Oğlu Hermes'ten bu elmayı, İda dağında çobanlik yapan Aleksandros'a yani Paris'e götürmesini ve seçimi onun yapacağını söylemiş.

Paris, çobanlik yaparken karşısında tanrı ve tanrıçalari bulmuş. İlk şokun etkisinden sonra zor bir tercih karşısında kaldığını anlamış. Paris'e Hera, Asya Krallığini, Athena sonsuz akıl ve başarıyı, Afrodit ise dünyanın en güzel kızını vaat etmişler. Paris de elmayı Afrodite'i layık görmüş. Bundan sonra Afrodite'le birlikte önce Troya'ya gelmiş. Burada Paris, bir çobanın oğlu değil Troya'nin kralı Primaros'un oğlu prens Paris olduğunu öğrenmiş. Hatta bunu öğrenmeden önce kardeşleriyle dövüşürken onların elinden kendisini, kız kardeşi Kassandra lanetlenmek uğruna kazandığı bilicilik yeteneğiyle tanır ve onu kurtarıp babasına götürür. Bu esnada Kassandra demişken; o, bilicilik yeteneğini bilgelik, akıl, sanat işlerinde ehil tanrı Apollon'dan onla evlenme vaadiyle almış lakin vaadini yerine getirmeyince Apollon tarafından, bilicilik yeteneğinin yanısıra kendisine ceza(lanet) olarak kimseyi bildiği şeylere ikna edememe özelliği verilmiş. Bundan dolayı Kassandra, en baştan Troya'nin başına ne geleceğini bilse de kimseyi ikna edememis ve her şeyi bilmesine karşılık eli kolu bağlı şehrin acı akıbetini görmek zorunda kalmıştır.

Paris demişken; Paris'e hamileyken annesi, Troya'nin cayır cayır yandığı bir kabus görmüş ve bunu kocası kral Primaos'a söylemiş. Sonra da ikisi kahinlerin tavsiyesine uyup, Paris'ten kurtulmak istemişler. Bunun için onu birine vermişler lakin verdikleri kişi merhamete gelip onu öldürmeyip bir yere bırakmış. Bıraktığı yerden bir çoban onu alıp oğlu gibi büyütmüş. Yani meşhur hikaye yaşanır.

Paris uzun yıllar sonra dönmüş olduğu şehri Troya'da mutlu günler geçirse de aklı fikri Afrodite'in vaat ettiği dünyanın en güzel kadınını bulmadaymış. Bunun için yolu Yunanistan'a düşmüş. Burada büyük kral Agamemnon'un kardeşi Melenaos'un sarayına konuk olmuş. Melenaos oldukça güzel bir misafirperverlikle onları ağirlarken önemli birinin cenazesine katilmak üzere saraydan ayrılmak zorunda kalmış. Bu sırada da Paris, Melenaos'un güzeller güzeli eşi Helene'i alıp kaçırmış. Helene zorluk çıkarmamis ve bu durum da birçok rivayete neden olmuş. Ama Paris'in bu işte başarılı olmasında Afrodite'in etkili olduğu mutlaktir.

Helene demişken; Helene, küçük yaştan beri güzelliği ile dikkat çeken bir kızmış. Hatta bu yüzden çocukken kaçırılmis. Ardından da kardeşleri onu kurtarmış. Ancak babası başının bu yüzden derde gireceğini düşündüğünden Helene'i bir an önce evlendirmek istemiş. Bunun için çokça talip gelmiş. Bunlar arasında zekası ve sıkışılan konularda bulduğu çözümlerle ünlü Odyyseus da varmış ve o, talip sayısının fazla olmasından dolayı bu işten vazgeçmiş. Babaya bir teklifte bulunmuş; Helene'in yegeniyle evlenmesi karşılığında Helene'in talipleri arasından müstakbel kocasını kendisinin seçmesi one sürmüş. Bu kabul edilmiş ve Helene, Melenaos'u kocası olarak seçmiş. Seçimden önce talipler kendi aralarında, Helene'in seçimine uyacaklarini ve buna ek olarak ileride Helene'in veya müstakbel çiftin başına bir iş geldiği takdirde herkesin buna tepki vermek üzere birlesecegi konusunda görüş birliğine varmislar (Tabi, bu karar da Odysseus'un planinin bir parcasi, yani onun basinin altindan cikiyor) Nitekim Helene Paris tarafından kaçırılinca, Melenaos Yunan beylerini bu nedenle yardıma çağırmış. Bu arada sefere başka nedenden katılan tek isim İlyada Destani'nin kahramanı olacak Akhileus'tur.

Thetis, istemeyerek Peleus'la evlenmiş demiştik. Thetis bu evlilikten olan çocuklarının ölümsüz olmasını istemiş lakin hiçbiri ölümsüz olmamış. Bunun için kendisi de uğraş vermiş; çocukları bir rivayete göre suya sokmuş(akla vaftiz töreni gelir) bir rivayete göre ise ateşe... Lakin bu uğraşları yüzünden tüm çocuklari ölmüş, son çocuğu Akhileus da olecekken Peleus onu Thetis'in elinden kurtarmış ancak bu seferki girişim işe yaramaktaymis ancak işlem yarıda kalır. Bu sebepten ötürü Akhileus topuklari dışında ölümsüz olmuş ve bu yüzden Paris tarafından ancak topuğundan vurularak öldürülebilmistir. Ateşli rivayette topuğundaki kemik bir hayvanın kemigiyle değiştirilmiş, bu nedenle çok hızlı hareket eden biri olmuş Akhileus bu arada. Thetis lanet edip terk etmiş kocasını ve denizlere dönmüş ama bir gözü ve kalbi, aklı hep Akhileus'ta olmaya, onu korumaya devam etmiş.

Bunlarla birlikte Akhileus'la ilgili iki önemli nokta daha vardır. Akhalara(Yunanlar, Agamemnon ve muritleri) rivayet edildiği üzere seferin başarılı olabilmesi için Akhilleus'un sefere kesinlikle katılmasi gerekiyor. Diğer noktada ise Thetis, hayatta kalan son çocuğunun ölmesini istemez. Yani çocuğunun üzerine titreyen anne faktörü vardır. Thetis bunla birlikte, zamanında Zeus'u, kardeşlerinin (Poseidon..) tuzağından kurtarmıştir ve bu nedenden ötürü Zeus tarafından çok seviliyor. Bundan dolayı, kaderinde bu seferde öleceği yazılı olan Thetis'in oğlu Akhileus'a kendi kaderini kendisinin belirleme şansı verilir. Ya bu sefere katılıp ölecek, karşılığında ün sahibi olup adı sonsuza kadar yaşayacaktir ya da sefere katılmayıp güzel bir kadınla evlenip uzun(ölümsüz?), mutlu ama sıradan bir hayatı olacaktır. Akhileus ilkini seçer.


Başta da belirttigim üzere İlyada da bu öncül hikayeler sonucunda meydana gelen ve on yıl süren savaşın son 51 gününün anlatıldığı destandir. Destan, Troya dışında bir yere yapılan (belli ki) bir yağma hareketinin sonucunda elde edilmiş olan ganimetlerin paylaşımındaki bir tartışma sonucunda (Agamemnon, Akhilleus'un ganimeti bir kadına el koyar) Akhileus'un, artık savasmayacağını deklare etmesi ile başlayıp; Akhileus'un, dostu Partoklos'un Hektor tarafından öldürülmesi üzerine sinirlenip savaşa dönüp Hektor'u öldürmesi ve Hektor'un cenaze töreniyle noktalanir. Dolayısıyla savaşın başlangıcı ve sonu(meşhur at ile şehre girilip tüm Troyalilarin öldürülmesi -biri hariç-, ve şehrin kaybı) geçmez. Şimdi, destanla ilgili dikkatimi çeken belli başlı faktörlere geçeyim.

Destana, bence hakim olan ana faktör "kader" kavramidir. Öyle ki savaşın başlamasından hatta daha öncesinden itibaren birçok şeyin nasıl noktalanacagi bellidir lakin buna rağmen mücadele edilmeye devam edilir. Hatta bu kadere tanrılar ve onların başı Zeus bile boyun eğiyor gibidir. Tabi bu nokta tartışmaya açıktır. Çünkü; sanki Zeus, her şeyi baştan planlayip hem diğer tanrı ve tanrıçalar ile hem de Akhalar ve Troyalilarla oyun oynuyor gibidir. Bunda etkili olan ana neden belki de Thetis'in topugu hariç ölümsüz olan oğlu Akhileus'un, kendisine(iktidarına) bir tehdit olabilecegi korkusu ve bundan dolayı onun yok edilmesi düşüncesidir. Bu kadar senaryoya ne gerek var, Zeus bir şimşek yollayip halleder diyebiliriz ama Thetis'e olan sevgi ve vefa duygusu söz konusudur.

Bir diğer faktör; Akhileus'un yaptığı tercihtir. İnsan hep hayatının bir anlam ifade etmesini hatta her şeyin odak noktasını teşkil eden bir anlam ifade etmesini arzular. Anlamsiz; hiçten gelip hiçe giden bir hiç olma fikri ona dayanılmaz gelir. Sanat, savaş, çocuk yapmak ve daha birçok şey de aslında insanın bu yönde attığı birer adım olarak yorumlanabilir. Akhileus aslında tüm insanlık adına bir tercih yapar ve o tercih yaparken biz, okurlar da onunla birlikte "Ben hangi yolu secerdim veya secerim?" sorusunu aklımızdan geçiriyor, hangi yolu aklımızda tercih ettiysek de Akhileus'un da o yolu tercih etmiş olmasını arzu ediyoruz. Peki siz, Akhileus'un yerinde olsanız hangi yolu seçerdiniz: Uzun, mutlu ama sıradan bir yaşam mı yoksa kısa veya öleceğinizi bilerek ün sahibi olup adınızın sonsuza kadar yaşayacağı bir yaşam mi?

Akhileus ile devam edelim; birazdan belki çok zorlama bir yorum olarak göreceğiniz bir noktayı ele alalım. Akhalar, Troyalilar karşısında üst üste mağlup olup çok zorda kalınca, Agamemnon, Akhileus'a birçok hediyeler göndererek onun tekrar savaşa katılmasını sağlamaya çalışsa da Akhileus çok cazip hediye ve teklifleri elinin tersiyle geri çevirir. Bu esnada Akhileus'un sarfettigi sözlerde, insanın her çağda dillendirdigi ve çektiği bir acıyı ve sorunu ele alır. Bu sözlerde, emeğinin karşılığını alamayan, aksine emeğinin karşılığı ve fazlası ondan kral veya muktedirler tarafından alınan/çalınan insanın(emekcinin) öfkesi ve acısı vardır.Aynı sözlerde Akhileus, bu savaşın nedenini de sorgular ve kendisinin Troyalilar ile hiçbir derdi olmadığını ifade eder ve benim veya bir başkasının da eşleri; kralın eşi kadar önemli değil mi diye sorar. (Agamemnon- Akhileus = Kral, muktedir- halk, insan veya emekçi mücadelesi)

Yine Akhileus üzerinden varilabilecek diğer nokta dostluktur. Tüm koca Yunanistanin (akhalar) toplanıp geldiği seferde, Kralların kralı Agamemnon'a karşı gelip savaşmayan Akhileus'u savaşa tekrar katılmaya ancak dostu Partoklos'un kaybı ikna ediyor. Kral veya muktedir için değil, dostum için savasirim diyor bir nevi Akhileus. Tabi, bu noktada ikircikli bir olay var; Akhileus ün ve adının sonsuza kadar anılmasi için katılmıştı savaşa ama bir yandan da ancak dostu için tekrar başlıyor savaşa. Genel olarak bakıldığında da zaten Akhileus'un iyi-kötü unsurları birlite en çok barındıran karakter olduğunu görüyoruz.

Destanda görülen diğer faktör; işgal- vatan savunması konusudur. Her ne kadar görünürdeki nedenden dolayi Akhalar haklı gibi görünse de hem konuyla ilgili yapılan yorumlarda hem de aklımizin bizi götürdüğü noktada böylesine koca bir savaşın ardında güç mücadelesi (Akdenize, boğaza hakim olma vs) olduğudur. Haliyle de işgale gelen kuvvetlerle vatanıni savunan kuvvetler karşı karsiyadir. Bunla birlikte Azra Erhat, kitabın giriş kısmında belirttiği düşüncelerinde, Homeros'un kaleminin Akhileus'tan yana ama gönlünün Hektor'dan yana olduğunu ifade eder. Nitekim bana destanda Hektor'un adının Akhileus'tan daha çok geçti gibi geldi. Salt adının geçmesi mevzusu da değil; genel olarak Hektor yurdunu savunan kişi konumundadir. Her ne kadar birkaç yerde savaşı sanki Hektor istiyor gibi gosterilse de bunun nedeni başkadır. Zira şu da önemlidir; destan, vatanıni savunan şanlı komutan Hektor'un cenaze merasimiyle, ona akitilan gözyaslari ve ona edilen ağitlar ile noktalaniyor.

"Bunun nedeni başka" dediğim nokta da şudur; destanda hangi taraf veya hangi komutan kibre düşse, başarılarda ana pay sahibinin Tanrılar olduğunu unutsa hemen savaşta geri plana düşüyor olmasıdır. Hakimiyet Zeus'undur ve yeryüzünde hakimiyet değnegini de ancak Zeus verir. Bu degnegin sahibi hükümdar ve onların komutanları da hem Tanrılari hem de karar alırken başkalarının fikirlerini yoksayip salt kendi kafalarının dikine giderlerse hemen akıllarınin başına geleceği kötü olaylar olmaktadır ve ısrarla başkasından fikir almanın, danışarak karara varmanin, mantıklı fikre uymanin yani ehliyetin önemi vurgulanıyor.

Son faktör ise Batı- Doğu mücadelesi denilebilir. En azından birçok insan, bunu bu şekilde yorumlamis ve destanin insanların yaklasimlariyla bu noktaya getirildigini ve Batılı, Doğulu kimliklerin, sınırlarının alt zeminini oluşturduğunu ifade etmişlerdir. Bana da destani okurken böyle geldi. Tabi bunda salt destandan yaptığım çıkarımlar etkili olmamıştır.

Bu şekilde ifade edilen noktaların dışavurumu olan olaylara sadece bir örnek olarak Çanakkale Savaşinda, İtilaf Devletlerinin en büyük savaş gemisinin adının Agamemnon olması verilebilir. Bu gemi vurularak batirilmistir. Hatta (ne kadar doğru bilmiyorum) M. Kemal Paşa'nın "Hektor'un intikamını aldık," dediği iddia edilir. Aynı şekilde Fatih'in de bunu dediği rivayet edilir. Bunlara ek olarak Troya'da herkes katledildi, bir kişi hariç demiştim, o kişi de daha sonra Roma'ya geçip orda "Roma şehrine temel olacak yeni bir yurt kurduğu" rivayet ediliyor. Bunun nedeni gerek Roma İmparatorluğu'nun gerekse ondan sonrakilerin kendilerine tarih ve meşruiyet arayışı olduğu belirtilir. Keza benzer şekilde Fatih de İstanbul'u aldıktan sonra kendisini Roma'nin varisi olarak görüp Kayzeri Rum unvanıni alır. Bir yerde Julius Sezar'in, Julius adını kullanmasının nedeninin de bu adın Troya'nin bir başka adıyla ilgili olduğu ve haliyle Sezar'in kendisini Troya'dan göstermek; haliyle meşruiyet bağlantısı kurmaya çalıştığı belirtilmisti.

Tabi, bu ve benzeri iddiaların, konuların ve rivayetlerin gerçek olup olmadığı ya da ne kadar doğru olduğu ikincil onemdedir. Çünkü onemli olan nokta insanlarin bu ve benzeri hikayelere yukledikleri manalardir. Bunla beraber her imparatorluk(krallik vs) her saltanat ailesi veya her ulus kendisine bir tarih, hatta daha dogru ifadeyle şanlı bir tarih, bir 'kök' bulmak veya oluşturmak ister. Keza aynı şekilde bir ideoloji veya meşruiyet de... Troya(Ilyon) Savaşı da zengin içeriği ve en eski bu tarz metinler olması gibi etkenler nedeniyle hukumdarlarin, ailelerin, ulusların beslendiği ve kendilerine rol biçmeye veya pay almaya çalıştıkları önemli bir olay olmuş ve olmaya devam etmektedir.


Akhalar ile Troyalilar mücadelesi

Grek(Yunan) orduları, halkları ile Anadolu orduları, halkları mücadelesi

Batı ile Doğu mücadelesi

...

GS ile FB mücadelesi =))

...


İyi okumalar
621 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Öncelikle Homeros okuma etkinliğini düzenleyen Hakan S. arkadaşımıza teşekkür ediyorum...
Kitabın başlarında çok zorlandım.Yüzlerce isim,yer ve olay kafamı aşırı derecede karıştırdı.Olay birliğini bir türlü oturtamadım ortalara gelene kadar.Mensur şiir tarzında yazılmış olması da okuma anlamında zorluk yaratıyordu.Onun dışında grip ve bu aralar zor bir dönemden geçmem de etkili olmuş olabilir.Bu bahaneler dışında mitolojinin babası olan bu eser,yazıldığı dönemin sosyolojik yapısı hakkında çok boyutlu bir inceleme olanağı sağladı bana.Zira erkek dilinin o dönemlerde daha da hakim olduğunu,kadınların o dönemlerde armağan olarak karşı taraflara sunulması,onların bir meta olarak görülmesi beni şaşırtmadı.Toplumdaki cinsiyet ayrımcılığının tarihsel kökenlerinin milattan öncelere dek dayandığı hepimizin malumu ama bu eser konuyu derinlemesine incelemek açısından büyük katkı sağladı.Onun dışında beden gücünün,dış güzellik algısının ve ölümden sonraki yaşamın,kısacası gerçekliğin ve metafizik olayların içiçe geçmişliği ilkel toplumların yaşayışları ve algıları hakkında bilgilendirdi.Bu eserin tarihi bir eser hüviyetine büründürülmesi muhtemelen bu sosyolojik olguları anlatmasındandır.

Onun dışında anlatımına bayıldım.Destansı dilin tüm özelliklerini böylesine arkaik bir eserde bu kadar dolu dolu göreceğimi hiç tahmin etmiyordum.Özellikle tüm tanrı ve insanlara birer,ikişer verilen sıfatlar,benzetmeler mükemmeldi.Karşılıklı konuşmalar,atışmalar,atıflar birer nutuk niteliğindeydi.Eseri okuyanlarda anlatım yeteğine büyük katkı sağlayacaktır.Ayrıca sabrederek kitabı bitirenlerde kitap okuma disiplini gelişecektir.Bu eseri okuyanın birçok eseri zorlanmadan okuyabileceğini düşünüyorum.

Savaş hakkında kendimi sürekli Akhalar ve Troyalıları tutmak arasında gidip gelirken buldum.Hektor'un kırılmaz inadı,Akilleus'un bitmeyen öfkesi ve cesareti beni en çok etkileyenlerdendi.Onun dışında İnek gözlü Here'ye aşık olmamak için kendimi zor tuttum,kurnazlığı beni bir hayli güldürdü :) Şimdilik düşüncelerim bunlar.Kitabı fırsat bulunca önsözü ve başka kaynaklardan araştırmalarla destekleyerek tekrar okuyacağım...

Etkinliğe birlikte başladığım diğer arkadaşlardan özür diliyorum ayrıca.Bu aralar halet-i ruhiyem pek iyi olmadığından ve sürekli şehir değiştirdiğimden,daha kısa kitaplara yönelip etkinliğin ikinci kısmı olan "Odysseia" adlı eseri bir süre erteleyeceğim.Okuyan herkese teşekkürler..Sağlıcakla...
708 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
Başlık biraz iddialı olmuş olabilir ancak ben bu şekilde okudum ve çok faydasını gördüm. Bu yüzden de herkese faydası dokunsun diye nasıl okuduğumdan bahsetmek istiyorum.

İlk olarak şunu demek isterim ki: Mitolojiye giriş yapmadan önce Sümer ve Babil Destanlarını okudum size de o şekilde yapmanızı tavsiye ederim. Hem bir giriş oluyor az da olsa alışıyorsunuz destan okumaya hem de Homeros’tan yaklaşık 1500 sene önceki bir destanı okumuş oluyorsunuz. Okuduğum kitaplar şunlar: Gılgamış Destanı Gılgamış Hikayeleri Babil Yaratılış Destanı Sümer Kral Destanları Babil Hemeroloji Serisi

İlyada ve Odysseia’yı sipariş ederken yanına kesinlikle Azra Erhat’ın Mitoloji Sözlüğü’nü de ekliyorsunuz. Çünkü Homeros'un kitapları ile ile Mitoloji Sözlüğü’nü beraber okumalısınız. Ama önemli kısım: Sözlükle kitabı beraber nasıl okuyacaksınız?

İlyada’nın başında 85 sayfalık sunuş kısmı var orayı İlyada’nın bölüm bölüm anlatıldığı yer hariç dikkatle okumalısınız. Sunuş diye geçmeyin çok önemli bilgiler var. Bazı yerlerde spoiler da yiyebilirsiniz ancak umursamayın derim çünkü bu kitabı anlamak önemli olan. İlyada’nın bölüm bölüm anlatıldığı yeri de şu şekilde yapacağız: Hangi bölümü okuduysak dönüp bir de Azra Erhat’ın o bölümü özetlediği halini okuyacağız. Aynı özet kısmı sözlükte de var. Hem sözlüktekini hem de kitaptakini okuyabilirsiniz ki ben öyle yaptım. Tekrar oluyor ve daha iyi aklınızda kalıyor. Okuduğunuz bölüme de kurşun kalem veya fosforlu kalemle tik atabilirsiniz daha şık olur. Hem hangi bölümde kaldığınızı görürsünüz.

Gelelim İlyada’ya. İlyada 24 bölümden oluşuyor. İlk 3 bölümünü okumam çok uzun zaman aldı. Neden derseniz şöyle anlatayım: Bir sürü tanrı ve insan hatta yarı tanrı yarı insan karakterleri var. Mitolojiye yeni başlamış biri olarak bu karakterleri kulaktan duyma bilgilerle tanıyordum. Yani hiç bilmiyormuşum. Zeus’un bile ne özellikleri varmış. Neyse ilk üç bölüme gelelim. İlk bölümü okuyorsunuz, okurken önemli olan karakterleri kurşun kalemle yuvarlak içine alıyorsunuz. Bölüm bittikten sonra o yuvarlak içine aldığınız karakterleri sözlüğü açıp kimmiş diye okuyorsunuz. Okuduğunuz karakteri İlyada kitabında fosforlu kalemle işaretliyorsunuz. Eğer o karakter sözlükte yoksa fosforlu kalemi kullanmıyorsunuz sadece yuvarlak içine almış haliyle bırakıyorsunuz.

Gelelim sözlüğe. Sözlükte bir karakteri okurken onun önemli kısımlarını fosforlu kalemle işaretliyorsunuz. Çünkü sonra kitapta o karakterlerle yeniden karşılaşacaksınız ve sözlüğe bakmak istediğinizde tamamını değil sadece o işaretlediğiniz yerleri okursunuz ve hatırlarsınız. Sonra okuduğunuz karakterin yanına bir tik işareti atıyorsunuz ve en önemli kısma geliyorum. Sözlüğün arkasında üç adet dizin bölümü var. Okuduğunuz karakteri birinci dizinden bulup oraya da bir tik ve fosforlu kalemle üstünü çiziyorsunuz. Bunu yapmamızın nedeni sonradan sözlüğün nerelerini okuduğumuzu daha kolay tespit etmek ve okuduklarımızı bulmamızın daha kolay olmasıdır. Bir de sözlüğün en arkasında tablolar var ki; o tabloların hazırlanmasında kimlerin emeği geçtiyse onlardan Allah razı olsun. Kim kimin oğlu, kim hangi soydan geliyor devamlı bakıyorsunuz o tablolara bu sayede karakterleri karıştırmıyorsunuz.

İkinci bölümde de aynı üstte dediklerimi yapıyorsunuz ancak ufak ipuçları vereceğim. İkinci bölümde çok fazla önemsiz karakter var. Homeros tüm Troyalıları ve tüm Akhalıları tanıtıyor okuyucuya. Bu bölüm sizi okumaktan soğutmasın. O karakterlerin hiçbirini yuvarlak içine almadan okuyun geçin. Kitabın ileriki bölümlerinde önemli olanlar tekrar karşınıza çıkacak o zaman yuvarlak içine alıp sözlüğe bakarsınız.

Bundan sonra ki bölümlerde de aynı şeyleri tekrarlayacaksınız ancak hangi karakteri yuvarlak içine alıp sözlüğe bakmanız konusunda ufak bir şey demek istiyorum. Mesela bir karakter çıktı karşınıza tanımıyorsunuz hemen yuvarlak içine almayın. Devam edin okumaya gerçekten önemli bir karakter mi o karakteri öğrenmeniz gerekiyor mu ona bakın. Hatta ilk karşınıza çıktığında yuvarlak içine almayın derim eğer önemli bir karakterse zaten tekrar değinecektir Homeros o kişiye.

Son olarak da şunu demek istiyorum: Bir karakteri yuvarlak içine aldınız ve bölüm bitiminde de o karakteri okudunuz sözlükten. Ancak üç dört bölüm sonra bir daha çıktı karşınıza ve siz unutmuşsunuz yine yuvarlak içine alın. Bölüm bitiminde sözlüğü açıp aynı karakterin bu sefer fosforlu kalemle işaretlediğiniz yerlerini okuyun ve tabloya bakın. Hatta bu dediğimi bazı karakterler için 4-5 kere yaptım. Çünkü unutuyorum karakterleri ve tekrar tekrar sözlüğe bakma ihtiyacı duyuyorum. Bu sayede de aklımda daha iyi yer ediyor.

Yukarıda dediğim şekilde sabredip ilk üç bölümü okursanız sonrasında çokta sözlüğe bakmanız gerekmiyor. Ancak karakterlerin üzerinden bir daha geçmek için sözlüğe bakarsınız. Kitapta sonrasında akıp gidiyor zaten.

Gelelim içeriğe. Bu kısmı hem kendim için hem de kitabı okumuş olanlar için özet mahiyetinde yazıyorum.

Kitap, Akhilleus’un öfkesiyle başlıyor. Apollon ile Agamemnon ters düşer ve Apollon Akha ordusuna veba salar. Dokuz gün, dokuz gece ordu hastalıktan kırılır. Agamemnon da dayanamaz Apollon'un isteğini yapar ancak bu sefer de Akhilleus’un tutsağı Briseis’i alır. Bu yüzden de Akhilleus öfkelenip Agamemnon’a sırt çevirir ve savaşa katılmayacağını söyleyip barakasına çekilir.

Zeus Agamemnon’a yalancı bir düş gönderir. Ve Akhaları Troya ile savaşmaya teşvik ettirir. Sonrasında iki ordu karşı karşıya gelirler ve gelgitli bir savaş olur. İlk önce Akhalar bastırır iyice üstünlük kurarlar. Hatta Akha yiğidi Diomedes Troyalıların yanında olan Tanrılardan Aphrodite’yi ve Ares’i bile yaralamayı başarır. Ancak sonrasında Zeus savaşa el atar ve Troya Kral’ı Priamos’un oğlu Hektor’a cesaret ve güç verir. Sonra Hektor yıkar geçer Akha ordularını. Hektor, Agamemnon’u Diomedes’i ve daha birçok Akha yiğidini yaralar.

Agamemnon, Akhilleus’un en yakın arkadaşı Patroklos’a dert yanar ve Patroklos da koşarak olanları Akhilleus’a anlatır ve yardım ister. Akhilleus da savaşa gelmez ancak kendi silahlarını Patroklos’a verir. Patroklos da Akhilleus’un silahlarıyla savaşa katılır ve Troyalılar önce bozguna uğrarlar. Hatta Zeus kadere boyun eğerek oğlu Sarpedon’u Patroklos’un öldürmesine müsaade eder. Ancak arkasında Zeus olan Hektor Patroklos’u öldürür ve tekrar üstünlük Troya’ya geçer.

En yakın arkadaşı Patroklos’un öldüğünü öğrenen Akhilleus, demirci Tanrı Hephaistos’un yaptığı yeni silahlarıyla savaşa katılır. Akhilleus tüm dargınlıkları unutur ve Agamemnon ile barışır. Bu sayede Akhalar yeni taarruz başlatırlar ve üstünlüğü ellerine geçirirler. Akhilleus deli gibi olmuştur. Önüne geleni parçalayıp yoluna devam etmektedir. Karşısına arkadaşını öldüren Hektor’un çıkmasını beklemektedir. Sonunda Akhilleus Troya surlarına dayanınca mecbur Hektor da kapıya dikilir. Zeus yine kadere boyun eğerek Akhilleus’un Hektor’u öldürmesine karışmaz. Ve Hektor ölür. Kitabın son bölümünde de Hektor’un ölüsünü Kral Priamos Akhilleus’tan almaya gider. Akhilleus da hediyeler karşılığında Hektor’u babasına teslim eder. Hektor’a yapılan cenaze töreniyle İlyada biter.

Son olarak da kitabı okurken aldığım notlardan bahsetmek istiyorum.

Azra Erhat sunuş bölümünde Homeros’tan bahsetmiş. Ancak Homeros’un kim olduğu, nerede doğduğu, anne ve babasının kim olduğu kesin olarak bilinmiyormuş. Herkes kendi memleketlisi olarak görüyor Homeros’u. Belki de bu yüzden bu kadar çok seviliyordur Homeros.

Eğer cennete gidersem olmasını isteyeceğim şeylerden biri de Dünya tarihini öğrenmek. Hatta 180 ekran bir televizyon versinler bana bir de dönem dönem Dünya tarihinin videolarını, ben de elimde cipsle izleyeyim neler yaşanmış. (:

Homeros bu iki kitabıyla adeta mitolojiye giriş yaptırmış herkese. Çoğu karakter ilk İlyada’da ortaya çıkıyor. Örnek olarak Helena, Nestor, Hakabe ve Atreus ilk olarak İlyada’da geçiyor. Sonradan diğer mitolojik eserlere konu oluyor.

Mitolojide üç kavram dikkatimi çekti: Birincisi kim ölürse ölüsünü almak için ayrı bir savaş başlıyor. Ölünün alınması çok önemli savaşlarda. İkincisi Tanrıların ölümlüleri kandırmak için sürekli kılık değiştirmeleri. Üçüncüsü de Zeus’un her olayı bir kuklacı gibi yönetebilmesi ancak kadere söz geçirememesi. Örneğin kurtarma imkânı varken oğlunu bile kaderi öyle diye ölüme bırakıyor.

Herkese keyifli okumalar.
708 syf.
·13 günde
Kitap incelemesine geçmeden önce kitabımızın yazılmasına vesile olan olaydan bahsetmek istiyorum. Tabii öncesinde kitabı okumak isteyenler için Azra Erhat’ın Mitoloji Sözlüğü kitabının temin edilmesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Keza kitabımız bir destan barındırdığı için tek başına okumanız size hiçbir anlam katmayacağı gibi betimlemeleri ve sıfatları anlamadan boşa zamanınızı vermiş olursunuz. Önsözü 84 sayfa olan bir eserden bahsediyoruz ki Azra Erhat muazzam bir önsöz hazırlamış dönemle alakalı birçok bilgiye sahip oluyorsunuz.

Kitabın sonunda yer alan özetli bir sözlükte bırakmış bizlere Erhat. Ayrıca 24 bölümden oluşan bu eserin bölüm içeriklerini de başlıklarıyla önsözüne eklemiş. Kabaca da olsa konuya giriş için oldukça yardımcı olacaktır.

10 yıl süren Troya Savaşını konu alan destanımız savaşın son 51 gününü ele alır ki okuduktan sonra 51 günün ne kadar yoğun ve olaylı geçtiğini gördüğünüzde geçmiş dönemini merak etmeden duramıyorsunuz.
Kaldı ki kitap bize insanların savaşını anlatıyor olsa da bana daha çok Tanrıların arasında gerçekleştirilen güç savaşını anlatıyormuş gibi geldi. Ki zaten savaş esnasında Tanrı ve Tanrıçalar arasında taraf tutumu söz konusu.
Akha ordusunu destekleyen;
Here
Athena
Poseidon
Hermes
Hephaistos
Troya ordusunu destekleyen;
Ares
Apollon
Artemis
Leto
Afrodit’tir.
Zeus ise sürekli savaş değiştiren olanlar karşısında eğlenen ve İda dağlarında savaşı tepeden izleyerek keyfini yerine getiren; kim ona armağan sunarsa canı istediğinde ona destek olup dualarına karşılık veren Tanrı olarak karşımıza çıkar.

Okumadan önce bazı önemli karakterleri not almakta fayda var bu karakterler fazlalıkla karşılacağınız kişiler olup kitabın arkasındaki sözlük size yeterli gelmeyecektir o yüzden muhakkak bir Mitoloji Sözlüğü edinmeniz gerekir.

Bazı önemli karakterleri burada belirtmek istiyorum:
Zeus, Here, Paris, Helena, Afrodit, Athena, Menelaos, Agamemnon, Hades, Hektor, Ares, Artemis, Akhilleus, Thetis, Apollon, Hephaistos, Priamos, Odysseus, Aineias, Diomedes, Aias, Nestor, Patroklos, Sarpedon, Skamandros (Irmaktır), Eris vb.

Destanın nasıl başladığına gelecek olursak:
Truvalı Paris’in Sparta Kralı Menelaos’un karısı dünyalar güzeli Helen’i kaçırmasıyla başlar. Zeus’un düzenlediği Peleus ve Thetis’in düğününe Anlaşmazlık ve Uyumsuzluk Tanrısı olan Eris’i davet etmemesiyle olaylar gelişir. Eris davet edilmediğini öğrendiğinde düğüne altın bir elma gönderir ve bu elmayı en güzel tanrıçanın almasını ister. Bunun üzerine tanrıçalar arasında tartışma başlar. Zeus tanrıçaları Thetis’in oğlu ölümlü Paris’e yönlendirir ve ondan elmayı sahibini seçerek vermesini ister. Tanrıçalar Paris’e armağanlar sunarken Aşkın ve Güzelliğin Tanrıçası olan Afrodit ona Helen’i bahşeder. Böylelikle Paris Helen’i seçer ve elmayı Afrodit’e verir. Sparta Kralı Menelaos kendi halkını toplar ve Troya’ya seferler düzenleyerek karısını geri almak ister. Böylelikle on yıl süren kanlı bir savaş başlar.

Kitap 24 bölümden oluşmaktadır. Bölümlere kabaca göz atmakta fayda vardır. Uzun olacağı için buraya ekleyemiyorum ancak kitabın önsözünde detaylı olarak buna erişebileceksiniz.

Bir diğer bahsetmek istediğim durum kitap ülkemizin Çanakkale ve civar bölgesini anlatmaktadır. Yani asırlar önce Çanakkale ilimizde yaşanan bu savaş günümüzde hala kalıntılarını devam ettirmektedir. Azra Erhat çevresini konumsal olarak belirtmiş önsözünde yine. Gidip gezmek istememek elde değil gerçekten merak uyandırıyor insanda.

Savaş esnasında bakır ve tunç kaplar altın değerinde. Kimde ne kadar çok tunç kaplı tas varsa o zengindir. Ayrıca dua ederken sürekli tanrılara hayvanları, şarabı kurban ettiklerine şahit oluyorsunuz. Tanrıların en sevdiği olay bu bence, kim ne kadar sunak hazırlarsa onun duaları kabul görmektedir.

Ayrıca Tanrılar ölümlüler dünyasına da girmiş olur yarı tanrı oğul ve kızlara denk geleceksiniz. Bu yüzden anlatılan yiğitler Tanrısal sıfatı kullanılarak Tanrı ve ölümlünün birleşmesinden olduğu ifade edilmek istenmiş.

Paris savaşın başlamasına sebep olmakla beraber tam bir korkaktır. Asla savaşmaya yanaşmaz. Abisinin ölümü de bundan kaynaklı olduğunu düşündüm hep.
Ganimetlere çok önem verilmektedir. Ölen yiğidin üzerinden kargıları alınır toplanır. Yani bu durum günümüzde de hala devam etmektedir. Bizler ne kadar bilmesekte, ganimet toplamak sadece savaş oyunlarında olan bir durum değil.

Kitabı okumam tam 13 günümü aldı. Benim için ilk başta gözümü korkutan ve altından kalkabileceğime inanmadığım bir eserdi doğrusu. Ancak öyle olmadı, harika bir uslüba sahip olmakla beraber kendiliğinden akıp gitti. Sözlük sayesinde birçok yeni olaylar öğrenmiş oldum. Örneğin İkizler Burcunun nasıl oluştuğu gibi. Ayrıca sözlük almanızı belirtmemin sebebi çevirmeni olan Azra Erhat sözlüğünde de İlyada destanından parçalar paylaşmış ve kitapta olmayan birçok bilgiye değinmiş. Bu yüzden anlamak ve hakimiyet sağlamak için biçilmiş kaftan.

Kesinlikle not alınmadan okunabilecek bir eser değil. Düşünün ki o kadar araştırmama rağmen, not almama rağmen 200.sayfalara gelene değin kimin kim olduğu hala ezberimde değildi. Benim için harika bir macera oldu. Özellikle kitabı bitirdiğimde hissettiğim o anlama ve hakimiyet doygunluğunun zevkini anlatamam. Okumak isteyenler veya okuyacak olanlara elbette notlarımı istemeleri durumunda paylaşabilirim.
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Kitapla kalın.

Homeros Azra Erhat
Mitoloji Sözlüğü İlyada
708 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
Bundan yıllar önce kişilerin mitoloji merakına mana veremezken şimdi anladım ki, kınadığın başına öyle bir geliyormuş ve hatta bağımlı oluyormuşsun. 

Destan ve mitolojinin harmanlandığı çok güzel bir eser İlyada. Homeros'un IX. yüzyılda saraylarda anlattığı varsayılan fakat daha sonra başkalarınca eklemeler yapıldığı ve kaleme alındığı sonucuna varılan büyük Destan. Homeros hakkında ve eserleri hakkında  çok söylemler, tezler ortaya atılmış. Ama önsözünü yazan Azra Erhat'ın bahsettiğine göre Homeros İzmir doğumlu gerçek bir kişi, İlyada bazı eklemeler yapılmış olsa da onun eseri ve Troya da var olmuş bir kent. Burada kitabın çevirisini yapan Azra Erhat'ın ufak bir düzeltmesini paylaşmak istiyorum. "Homeros destanlarında bu kent "Troia" diye yazılmaktadır. Fransızca "Troie" (Trua okunur) sözcüğünü biz Truva, Trova biçimine sokmuşuz, kullanıyoruz." Yani doğru kelime bir çoğumuzun kullandığı gibi Truva değil, Troya. 

Size kısaca destandan bahsetmek istiyorum. İlyada, meşhur Troya efsanesinin az bir kısmını konu alıyor. Hani Afrodit'in oğlu Paris, Sparta kralı Menelaus'un karısı Helen'i kaçırıp, Trova'ya getirerek evleniyor. Hatta saraydaki hazineyi de alıyor ve böylece 30 yıl sürecek meşhur savaş başlamış oluyor ya. İşte İlyada, Menelaus'un ağabeyi Agamemnon önderliğinde toplanan diğer krallıkların ordularıyla, Troyalılar arasındaki o savaşın  9. yılıdan 51 günlük bir bölümü anlatıyor. Agamemnon 'un Akhilleus ile kavgasından başlayıp, Troyalı Hektor'un cenaze töreni ile bitiyor. 24 bölümlük destanda konular bazen yeryüzünde bazen de Olympos'da geçiyor. Tanrıların bir kısmı Akha'lardan bir kısmı Troyalılardan taraf oluyor. Olympos'da kalmayıp yeryüzüne inerek, ölümlülere yardım ettikleri de görülüyor. Böylece hem merak uyandırıcı, hem de akıcı bir şeklide destan sürüyor. 

Homeros'un çok şiirsel bir üslubu var. Okuması hem zor, hem de kolay. Şöyle ki konuya hakim olursanız, paragrafta geçen kişiler kimler bilirseniz, çok keyif alarak okursunuz. Yıllar önce şu an yayınevini hatırlamadığım bir çeviriden okumak istemiş ve hiç bir anlam veremeden, bir kaç sayfa sonra pes edip bırakmıştım. Fakat önemli bir mitolojik eser olmasından kaynaklı yeniden okumak istedim ve bu defa İş Bankası Kültür Yayınları'ndan aldım. Ve müthiş bir çevirmenle karşılaştım. Azra Erhat o kadar güzel bir önsöz hazırlamış ki, hem Homeros hakkında, hem Troya kenti hakkında, hem de İlyada hakkında detaylı bilgilere yer vermiş. Ayrıca bölümlerde geçen konuları da  özetlemiş. Kitabın sonuna da mitoloji sözlüğü eklemiş. Böylece  çok az başka kaynağa ihtiyaç duyarak ve anlayarak eseri okuyabiliyorsunuz. 

Mitoloji ile ilgili iseniz bu eseri atlamayın derim. Özellikle İş Bankası Kültür Yayınları olmasına dikkat ederek tabii ki. 
708 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
Merhabalar!
Homeros ile tanışma kitabımız oldu İlyada, ve Odysseia ile devam edecek... Çünkü ilk defa şiirsel dille yazılmış bir eser okumama rağmen çok sevdim. İlyon’a Şiirler olarak adı geçen bu eser Troy Efsanesi’ni anlatıyor aslında.
Truva Savaşı 9 yıl süren ve iki tarafı da birçok açıdan yıpratan ve yoran kanlı bir savaş. Savaş nedir? Acı, kan ve gözyaşı. Bazen cesaret bazen de korkaklık... Hiç unutulmayacak kahramanları hatırlatır hep bize.
Homeros, savaşın her yüzünü çok doğal bir biçimde kullanmış sayfalarında. Savaşın son 51 günü 15600 dize ile anlatılıyor. Çok uzun bir serüvendi ama sonuna gelince bitmesini hiç istemediğim türdendi kesinlikle.
Okuma yaparken sizlerden birçok mesaj geldi; zorlandın mı, nasıldı gibi... Akhilleus’un Şarkısı, Ben,Kirke, Kızların Suskunluğu ve Percy Jackson serisi sayesinde Yunan mitlerine hem alıştım hem de çok sevdim. Bu tür edebi mitolojik romanlar okumak İlyada okumamı kolaylaştırdı. Ayrıca geçen sene Yunan mitlerine dair bir rehber kitabı okumuştum; sade ve açıklamalı bir şekilde mitlere yer veren harika bir kitaptı. İlyada’yı okurken Mitoloji Sözlüğü’nden de epey bir yararlandım. İlyada’ya başlarken başka bir kitap da okudum ve çok verimli oldu. Oturup sadece şiirsel bir metinle baş başa kalmak istemiyorsanız araya başka ve farklı tür kitaplar da ekleyebilirsiniz bence.
Agamemnon’un doymak bilmeyen iştahı yüzünden Akhilleus’un kadını elinden alınır ve savaşın seyri bu olay yüzünden çok değişecektir. Çünkü Akhalar Akhilleus’un öfkesiyle karşılaşırlar ve onu kesinlikle ikna edemezler. Annesi deniz tanrıçası Thetis babası ise bir ölümlü olan Peleus’tur. Akhilleus bir Yarı Tanrı olarak dünyaya gelmiş ve bu nedenle çok güçlüdür. Ordunun böyle bir adamı kaybetmesi ağır bir kayıptır. Truva’nın kapılarını ise cesaretli bir şekilde koruyan ve Tanrıların sevdiği Hector vardır. Helene’yi Menelaos’tan kaçıran Paris’in ağabeyi ve Priamos’un oğlu Hector. Akhilleus ve Hector’un kaderi ortak bir olaya bağlıdır. O acı olay iki tarafıda mahvedecek kuşkusuz. Olimpos Tanrıları’nın savaşa müdahalesi ve savaş sahnelerinin acımasızlığı ise müthiş bir şekilde yansıtılmış. Tek kelimeyle MÜKEMMEL bir kitaptı. Yunan mitlerine ilginiz varsa mutlaka okuyun.
616 syf.
·Puan vermedi
https://youtu.be/HWxqhz2gO1U

Taptaze bir video kanalda yerini aldı. M.Ö 9 yy sonlarında yazıldığı düşünülen bu destanın o zamandan başlayan yolculuğunu giriş bölümünde anlattım. Meşhur kahramanları, tanrıları ve ölümlüleriyle unutulmaz Troya Savaşı YouTube kanalımda e siz kimi tutuyorsunuz ? AKHİLLEUS mu HEKTOR mu ?
Sen toza toprağa bulandığın zaman
göreceksin, hiçbir işe yaramayacak
ne yüzünün, ne saçının güzelliği,
Homeros
Sayfa 55 - İş Bankası Kültür Yayınları
Sen toza toprağa bulandığın zaman
göreceksin, hiçbir işe yaramayacak
ne yüzünün, ne saçının güzelliği.
Homeros
Sayfa 55 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 9. basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İlyada
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
376
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052493830
Orijinal adı:
Ιλιάς
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınevi
İlyada (Yunanca: ’lkıaç, Ilias), Homeros’un Troya Savaşı’nı anlatan destanıdır. Yunanca’da Odise ile birlikte en eski edebiyat olduğu düşünülen epik bir şiirdir. Eldeki veriler ışığında Homeros tarafından MÖ 7. ya da 8. yüzyılda yazıldığı düşünülmektedir.

Homeros, İlyada’sında Troya Savaşı’nın tamamını anlatmamaktadır. 24 bölüm ve 16.000’den fazla dizeye sahip olan İlyada, Troya Savaşı’nın dokuzuncu yılında 51 günlük bir dönemi anlatmaktadır.

Destan Akhilleus’un öfkesi ile açılır ve Hektor’un cenazesi ile sona erer. Destan söz konusu elli bir günlük kısmı kapsamakla beraber, bu dönemin öncesi ve sonrasıyla, savaşın çeşitli merhaleleriyle ilgili birçok olaya atıfta bulunmaktadır. Sözlü gelenekten yazıya nasıl geçtiğini bilemediğimiz gibi, metinde geç dönemde yapılan değişikliklerin kesin amacını kestirmek de güçtür. Ama Homeros bir savaşın toprağı bereketli Troya’da geçtiğini söylemektedir.

Kitabı okuyanlar 3.243 okur

  • sezen korkmaz
  • İmren Vuran
  • Elif Özüpakçe
  • Fehmi CENGİZ
  • Hüsamettin Saçak
  • Ayşe Eren

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.1 (1)
8
%0
7
%0
6
%0.1 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları