Öncelikle bu büyük eseri bize kazandıran çevirmenlerimiz Azra Erhat ve A. Kadir’e sonsuz teşekkürler. Onların emeği sayesinde bu destanı yalnızca okumuyor, adeta yaşıyoruz.
Bugüne kadar birçok eser okumuş olmama rağmen, hiçbirinden Homeros’un İlyada’sı kadar derin bir okuma zevki aldığımı hatırlamıyorum. Bu yüzden kitabı bitirmem uzun sürdü, çünkü bitmesini istemedim. Şikâyetçi değilim, yeniden başlasam yine yavaş okurdum.
İlginç olan şu ki, konusu savaş olan, insanlık tarihinin en büyük dramlarından birini anlatan bir eserden böylesine keyif almak ilk bakışta tuhaf görünüyor olabilir. Ancak Homeros’un anlatımıyla savaş, bir yıkım olmaktan çıkarak, insan ruhunun en derin hâllerini görünür kılan bir deneyime dönüşüyor.
Homeros’un gücü, savaşı anlatmakla kalmayıp onu okura yaşatmasında bence. Savaş meydanındaki her savaşçının soyunu, geçmişini ve karakterini anlatarak onları sıradan figürler olmaktan çıkarıyor. Bu yüzden birinin düşüşü yalnızca bir ölüm değil, bir hayatın, bir geçmişin ve bir dünyanın yok oluşu oluyor.
Bu anlatım, şiirin ritmiyle kurulduğu için etkisi daha da derinleşiyor. Homeros’un benzetmeleri hem anlatımı berraklaştırıyor hem de esere estetik bir zarafet katıyor. Gençliğin “çiçek açması”, bir babanın yavrularına yem taşıyan kuşa benzetilmesi…
Savaşın ortasında bile hayatın sürdüğünü hissettiriyor. Bu zıtlık, eseri yalnızca bir destan olmaktan çıkarıp derin bir insanlık anlatısına dönüştürüyor.
İlyada, yalnızca kahramanlıkların anlatıldığı bir metin değil; insanın öfkesiyle, korkusuyla, gururuyla ve kırılganlığıyla yüzleştiği evrensel bir anlatı. Savaş en vahşi haliyle bile , insanı değiştiremiyor, aksine onun içindeki duyguları daha görünür kılıyor.
Homeros, savaşın sertliğini saklamıyor. En kanlı sahneleri tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor: