İlyada (Tanrıların Savaşı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
8.869
Gösterim
Adı:
İlyada
Alt başlık:
Tanrıların Savaşı
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
440
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055539924
Orijinal adı:
The Illiad
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Paraf Yayınları
Sadece Akhilleus ile Hektor arasında geçen bir savaş değildi Troya Savaşı... Homeros’a göre sadece insanlar değil tanrılar da savaşıyordu birbirleriyle... Öyle ki nasıl insanlar bölündüyse bu destansı savaş için, İlyada’da tanrılar da ikiye ayrılmıştı. Bir kısmı Akhaların tarafını tutarken, bir kısmı da Troyalıların tarafındaydı. Daha önce Troyalılarla bir sorunu olmayan Hera ve Athene, tanrıçalar arasında yapılan bir güzellik yarışmasında Paris’in onlar yerine Afrodit’i birinci seçmesi üzerine, ona ve Troyalılara kin beslemeye başlamışlardı. Çünkü Afrodit, Paris’i kandırmıştı: ona Menelaos’un güzel karısı Argoslu Helen’i alacağını söylemiş ve bu yolla yarışmada birinci olmuştu. Hera ve Athene ile birlikte Poseidon ve Hephaistos da Akhaların tarafındaydı. Öte yandan Apollon, Afrodit, Hermes ve Artemis ise Troyalıları destekledi. Zeus ise keyfine göre kimi zaman Akhalara ün sağladı, kimi zaman Troyalılara. Aslında gönlünde yatan şey Troyalıların zafer kazanmasıydı ancak Hera’nın sürekli ona çıkışması ve Akhilleus’un annesi Thetis’e oğluna ün kazandıracağına dair verdiği söz yüzünden, Zeus, ünü Akhalara bahşetmişti. Roman türünde okuyacağınız bu destansı savaş, size öfkenin, ihtirasların ve aşkın ortasında kızışmış tanrıların ve insanların durumlarını gösterecek. Geleceğe adını, namını, şanını bırakmak isteyenlerin korkunç mücadelelerine tanık olacak, antik dünyanın kapılarını aralayacaksınız...
621 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Yüce İda dağından bir top ışık doğar
Sarı rubalı şafak, Okeanos'un akışlarından doğdu
Tanrıların kralı Yüce Zeus, yazdı tekmil canlıların kaderini
Doğdu dünyanın en üstün diyarında bu büyük destan
Adı şanlı kendi şanlı Homeros'un dilinden
Anlatıldı binlerce yıl önce

Şimdi ben de bu şiirsel destanı anlatacağım size
Homeros gibi değilse de
Verdim kendimi bu kutlu göreve
Anlayabilir okusa bilal oğlan bile.

Bir güzellik müsabakası ile başladı Truva'nın kaderi
Güzelliğiyle yarışan üç tanrıça ateşledi fitili
Tanrıların kralı Zeus'a çevrildi gözler
Öyle kurnazdı ki Zeus, işmar etti dağdaki çobanı
Versin dedi o yargıyı
Yarışanlar içinde ak kollu Here başta idi, hem Zeus'un kardeşi hem de sevgili eşi
Zeus'un kızı, aşk tanrıçası Aphrodite bir diğeri
Gök gözlü Athene'dir üçüncüsü, o da Zeus kızı idi.
Geldi birbiriyle güzellikte yarışan üç tanrıça
Seçilebilmekti niyetleri tanrıların en güzeli
Çalıştılar kandırmak için
Bu mal çoban Paris'i
Her biri şanlı ihtişamlı hediyeler sundu
Here; Avrupa Asya krallığı vadetti
Athene; Truvalıların tüm Yunanistan'ı almasına yardım edeceğini
Aphrodite de; dünyanın en güzel kadınını.
Bizim gerzek de elbette kadını seçti
Kaçırdı dünyalar güzeli Helen'i
Yalnız Helen karısıydı Menelaos'un,
O gür naralı Menelaos ki
Tanrıların kralı Agamemnon'un kardeşi.

Olymposlu Tanrı' nın keyfi gelir böylece
Ölümlülerle oynamak için
Ares'in kucağına atar onları
Patlar gürleyerek kanlı bir savaş
Süzülür parlak kanlı kargılar, vurduğu yeri parçalayan tolgalar,
parıl parıl zırhlar, göbekli kalkanlar...

Tanrılar da karışır ölümlülerin kavgasına
Tekmil tanrılar taraf tutar da
Gökyüzünden kana bulanır yeryüzü
Troya'yı savaşa sokan aşkı veren zalım tanrıça; Aphrodite
Akhalarin destekçisi, iç yakan Aphrodite'in dayakçısı; Athene
Troyalıların koruyucusu, av tanrıçası, Athene'den de nasibini alan; Artemis
Zeus'un kardeşi,Akhalılar'ı kışkırtan denizlerin tanrısı; Poseidon
Güç verir Troyalılar'a Güneşin efendisi; Apollon
Gözü yaşlıdır oğlunun kaderinden, Akhilleus'un anası, denizlerin tanrıçası; Thetis
Kin nefret içinde Troyalılara büyük Here
Yer altı ülkesinin tanrısı insafsız; Hades
Savaşın gerçek adı, öç mimari; Ares.

Bir yiğit çıkar Truva'dan
Ödlek, baş belası Paris'ten utanan
Zeus'un sevdiği tanrısal Hektor.
Hiçbir insan kaçamaz kaderinden
Ister korkak olsun ister yürekli
Hektor da kaçamadı kaderinden
Öfke dolu, savaştan, kan akıtmaktan başka bir meziyeti olmayan, kindar Akhilleus aldı canını
Her şafak söktüğünde
Sürükledi günlerce bedenini acımadan.

Akşam yıldızı denen bir yıldız vardır hani,
Yıldızların en parlağı, en güzeli
Gösterdiğinde gökte kendini
Dünyaya bir büyük Homeros gelir
Homerosoğlu Yaşar Kemal'dir sonuncusu
Unutturmaz yayar destanları tüm dünyaya
Biz de ondan esinlendik Homeros anmaya.

Peki bu yazıyı yazan mı kim
Elifoğlan'dır namı.
Çağrıldı Olympos'a rüyasında bir gece
Fısıldadı ona Poseidon ile Thetis.
Güç verdi yazsın bu satırları
Yaysın bu efsaneyi tekmil yurduna
Anlasınlar da yaşadıkları yerin şanını
Kıymet versinler
Atmasınlar elindeki çöpü
Kronos'un topraklarına.

Elifoğlan der bu savaşın
İler tutar yanı yok
Örnek alasın bu destanı.
Yüce Zeus'un bile sevmediği
Ares'in peşinden gitmeyesin

Destana özeneceksen ille de
Özen şiirselliğine

Homeroskızı Elif.
621 syf.
·30 günde·Beğendi·10/10
Değerli okur arkadaşlarım İlyada'yı okumama vesile olan, Hakan Bey'e çok teşekkür ederim. Ayrıca kusursuz tercümesiyle İlyada'yı biz okurlara armağan eden, Azra Erhat'a da Allah'tan rahmet niyaz eylerim.

Mitoloji nedir? Mitoloji kelimesi, Yunanca " Mythos " (Masal-Hikâye) ve " Logos " (Söz) kelimelerinden oluşmaktadır. İnsanoğlu yaşamı boyunca anlayamadığı ve sonuca varamadığı olayları, kendince bir tanrıya atfederek dini açıklamalar nezdinde cevaplamıştır. Dile dökülen bu açıklamalar da, zamanla nesilden nesile aktarılarak mit olarak tanımlanmıştır. Kısaca bir mit, yaşamın neden ve nasıl var olduğunu anlatan tanrısal bir öyküdür. İmgelem ürünü olan mitler estetiksel bir şekilde anlatılan öyküler olsa da, bazen hakikatlere de dem vurdukları kanıtlanmıştır. Mesela İlyada'da bahsedilen Troya Savaşı'nın, yapılan kazı ve araştırmalar sonucu gerçek olduğu ispatlanmıştır.

İ.Ö.700 yılında Homeros adlı bir ozan, Yunan mit hazinesinin temel taşı olan İlyada'da,Troya Savaşı'nın son dokuz gününü şiirsel bir anlatımla işlemiştir. Azra Erhat'ın değindiği açıklamalar ışığında, Homeros'un İlyada'yı Troya Savaşı'ndan 500 yıl sonra, Yunanlılar adına dile döktüğünü öğrenmekteyiz. Homeros hakkında yeterli bir bilgiye ulaşılamamasına rağmen, insanoğlunun ortak bir muhakemeye vardığı tek nokta İlyada ve Odysseia adlı eserlerin Homeros'a ait olduğu gerçeğidir. Ayrıca Azra Erhat'ın edinmiş olduğu tarihi bulgular ışığında, Homeros'un Yunanlı olmasına rağmen, Anadolu'nun Girit uygarlığı içinde yetişmiş İzmir'li bir ozan olduğu da su götürmez bir hakikattir.

İlyada ve Odysseia destanları günümüze kadar, varlığını koruyabilmiş harika şaheserlerdir. İlyada'nın Yunan Devletleri arasında bir çeşit kutsal kitap gibi, çeşitli bilgileri öğrenmek için, Homeros destanlarına müracaat etmeleri eserin günümüze kadar gelebilmesini okura kanıtlar nitelikte. İlyada'da her ne kadar savaşın son dokuz günü okuyucuya aksettirilse de muhteviyatında din, politika, askerlik, gemicilik yada hekimlik ile alakalı bilgiler de barındırmaktadır.

Kahramanların fiziksel özelliklerinden ziyade, manevi hissiyatlarına da ayrıntılı bir anlatımla değinilmiş. Homeros günlük yaşam mücadelesini betimlerken, anlatımını doğada yaşanmış öykülerle pekiştirerek olayı aktarması tek kelimeyle muhteşem. Öyle ki bir bakıyorsunuz Olympos'ta tanrıların dünyasındasınız, sonra bir bakıyorsunuz insanların dünyasına dalmışsınız. Homeros zaman ve mekanda sıçramalarla olayı öyle bir aktarmış ki, bu da okuyucuyu edilgen konumdan kurtarmış. Destan da nazarımdan kaçmayan bir önemli noktada, tanışıklığın ne kadar çok önem arz ettiği meselesine değinilmesidir. Demek ki, atalarımız boşuna söylememişler. " Bir kahvenin kırk yıl hatırı var. " diye.

Troya Savaşı'nın müsebbibi Helen olsa da, tanrıçaların türlü desiselerle insanoğlunun aklını çelerek, savaşın seyrinde önemli rol oynadıklarına değinmek isterim. Maalesef tarih boyunca kadın; insan neslinin devamını sağlayan bir tarla, kocası tarafından misafire sunulan bir ikram, ve eşya gibi alınıp satılan bir köle ve bir hizmetçi olarak karşımıza çıkar. Kadının bir tanrıça, uğrunda savaşlar yapılan vaz geçilmez bir sevgili olma durumuna genellikle masallarda , efsanelerde yada destanlarda rastlarız.

Sevgili okurlar Helen'e sahip olabilmek adına, tarafların giriştiği kanlı mücadeleye adını veren Troya Savaşı'nın yansıtıldığı bu değerli şaheseri okumalısınız...
  • Odysseia
    8.5/10 (196 Oy)197 beğeni689 okunma137 alıntı5.961 gösterim
  • Dörtlükler
    8.8/10 (1.036 Oy)1.081 beğeni3.515 okunma2.422 alıntı20.135 gösterim
  • İlahi Komedya
    8.5/10 (382 Oy)430 beğeni1.235 okunma1.089 alıntı21.216 gösterim
  • Kral Oidipus
    8.7/10 (236 Oy)218 beğeni821 okunma224 alıntı5.561 gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (1.095 Oy)1.082 beğeni4.604 okunma1.792 alıntı23.593 gösterim
  • Soneler
    8.6/10 (308 Oy)287 beğeni1.086 okunma1.367 alıntı7.698 gösterim
  • Venedik Taciri
    8.4/10 (384 Oy)332 beğeni1.364 okunma596 alıntı7.292 gösterim
  • Godot'yu Beklerken
    8.8/10 (458 Oy)465 beğeni1.453 okunma833 alıntı19.846 gösterim
  • Kral Lear
    8.5/10 (207 Oy)200 beğeni794 okunma359 alıntı6.735 gösterim
  • Üç Silahşör
    8.3/10 (371 Oy)346 beğeni1.776 okunma242 alıntı10.905 gösterim
621 syf.
·15 günde·Beğendi·9/10
İlyada kelime anlamı olarak “İlyon’a Şiirler” manasını taşımaktadır. Dönemin İlyon’u ise günümüz Troya bölgesidir. Yani ismini tamamen bulunduğu bölgeden almıştır. Eser bize Troya Savaşı’nın sadece son 51 gününü 15600 dize ile anlatmaktadır. Tek bir ustanın eseri midir? Yoksa Homeros mu kaleme aldı? Homeros var mı? Yok mu? Gibi soruları bir kenara bırakıp, işin detayına inmeli ve bu güzel dizelerde anlatılmak istenen olayları yaşayarak okumalıyız.

Homeros MÖ 9. yüzyılda yaşadığı sanılan bir ozandır. Gözlerinin görmediği bazı kaynaklarda bizlere söylenmektedir. Hayatı hakkında olduğu gibi ancak bu konu hakkında da kesin bir bilgi yoktur. Bildiğimiz tek şey ise İlyada ve Odyssiea diye iki kitap var ve bunların yazarı Homeros olarak bilinmesidir.

İlyada öncesi…
Rivayet edilir ki Paris, Troya Kralı’nın 68 oğlundan biridir. Doğumundan önce annesi Troya kralı Priamos’un karısı Hekabe – 19 çocuğu olduğu bilinmektedir – çok sancılı bir rüya görür. Rüyası Paris’in doğup büyüdükten sonra Troya şehrinin onun yüzünden ateşler içerisinde kalmış ve yıkılmış olmasıdır. Kan ter içinde uyandıktan sonra durumu Priamos’a anlatır ve Priamos ise kurulda bu rüyayı konu alan görüşmeler yapar. Sonuç olarak alınan karar ki kurulda çok fazla Priamos oğlu vardır. En büyük oğlunun da rüya bilici olduğu söylenmektedir. Herkes hemfikir olur ve Paris’in ölümünü isterler. İlyada da geçen Priamos bilgin bir kraldır ve çocuğunu kendi elleriyle ya da kendi şehrinde öldürmek istemez. Bir çobana verip, çobanın onu öldürmesini ister. Çoban Paris’i alır ve İda Dağı’nda ormana götürür bırakır. Tahminen altı gün sonra yanına varır ve hala yaşadığını, hatta çok sağlıklı olduğunu görür. Bu altı gün boyunca Paris’e dişi bir ayının baktığı en çok bilinen hikâyedir. Çoban bu durumu tanrılar tarafından bir hediye, bir lütuf ya da bir istek olarak görür ve Paris’i alır. Şehre getirirken de bebeği saklamak için para kesesi içerisine koyar; bundan dolayı ise Paris ismini alır.

https://i.hizliresim.com/r5A0bm.jpg Hendrick de Clerck: The Nuptials of Thetis and Peleus – 17. Yüzyıl (Resim1)

Aşil’e doğru…
Aşil yani Achilleus, yarı tanrı bir baba olan Peleus ve su tanrıçası Thetis’in oğludur. Mitoloji genel olarak bakıldığında hep bir zincirin parçaları halinde devamı gelen konular –efsaneler- bütünüdür. Anne babasının düğünü tek bir tanrı çağrılmadan Olympos’ta yapılır. Düğünü bozmasın diye çağrılmayan tanrı ise Eris’tir. Eris fitne, fesat tanrısıdır. Düğünü öğrendiğinde ise doğruca düğün olanına gider. Elinde bir elma ile protokol masasına yanaşır. (Resim1) Bu masada Zeus ve karısı Hera, Afrodit ve aşkı Ares, Zeus oğlu Hermes, Zeus kardeşi Poseidon, Zeus kızı Athena, Kheiron –centaur-, gelin Thetis, damat Peleus vardır. Elindeki elmayı en güzele diyerek masaya fırlatır :) Ve kavga başlar. Bir yanda Hera, diğer yanda kızı Athena ve Afrodit. Kavganın sonuçlanmayacağını ve sonucun ise Zeus’un söylemesini isterler. Ancak Zeus bu duruma itiraz eder ki özellikle Hera ile karşı karşıya gelmekten kaçınır. Kararın bir ölümlünün vermesini ister. Hermes’i çağırır ve İda Dağı’nda çoban olan Aleksandros’a – Paris – yönlendirir. Hermes ve diğer üç tanrıça çobanı bulurlar, Zeus’un buyruğunu iletirler. Her tanrıça elmayı alabilmek için Aleksandros’a sayısız nimetlerle vaatlerde bulunurlar. Hera bir krallık vaat eder, babası Zeus gibi zekânın dibine vuran Athena en bilge kişi olacağını söyler ve Afrodit ise en güzel ölümlü kadını – Helen – vadeder. Aleksandros elmayı Afrodit’e verir. (Resim2) Afrodit işte o vakit kâinatın en güzel varlığı ilan edilir. Aleksandros yani Paris bu kısımdan sonra Troya prensi olduğunu öğrenir. Kaderde odur ki Afrodit dünyanın en güzel kadını olmasına rağmen kocası Hephaistos en çirkin tanrıdır. Bu hadiseden sonra 10 yıl sürecek İlyada – İlyon – yani Troya Savaşı’na zemin hazırlanmıştır. Tek eksik parça Paris’in Helen’i kaçırmasıdır.

https://i.hizliresim.com/zj6Gzj.jpg Errard le jeune: The Judgment of Paris (Resim2)

İlyada bilinen ilk doğu-batı savaşıdır. Yukarıda değindiğimiz ve aşağıda bolca bahsedeceğimiz bir tanrılar arası hesaplaşmadır.

Achilleus ölümsüz bir anne ve ölümlü bir kralın oğlu olduğundan az da olsa bahsettik. Thetis’in istemeyerek Kral Peleus ile evlenmesinin ardından gelen bu erkek evlat Thetis için hep bir dert olacağına karar vermesi, doğumdan sonra Kral Peleus ile ayrılacağı ve ölümlü bir babanın oğluna neler sağlayacağını kestiremediğinden dolayı bir işe kalkışır. Achilleus’u ölümsüz yapamazsa bile bebekken yeraltı nehri olan Styx Nehri’nde yıkayıp, tenini çelik kesmez bir hale dönüştürmek istemesi bu kahramanı ölümsüzleştirir. Çünkü o dönemler yakın dövüş savaşların vazgeçilmeziydi. Kargı, ok ve kılıcın teninizde yara açmayacak olması ise tanrısal bir lütuftu. (Resim3) Resimde de gördüğünüz gibi Thetis Achilleus’u ayağından tutup Styx Nehri’ne sokup yıkamaktadır. Tesadüfte o dur ki bir ayağı nehrin dışında kalır ve Achilleus oradan aldığı darbe ile İlyada’dan daha sonraki eserde ölür.

https://i.hizliresim.com/qd5Azd.jpg Antoine Borel (1743-1810) Thetis Immerses Son Achilles in Water of River Styx (Resim 3)

Achilleus Styx’te yıkanıp çelik kesmez olduktan sonra eğitimi için Centeur’a –Kheiron- teslim edilir. Centaurlar göğüs alt kısımları at ve üst kısımları olan mitolojik savaşçı bir ırktır. (Resim4) İyi bir savaşçı olana kadarda orada eğitimine devam eder. Sonrasında ise kehanet düşer “Achilleus olmadan Troya şehri fetih olmayacaktır.” Bu kehaneti duyan Agamemnon ise kurnaz Odysseus’u Achilleus’a gönderir ve Troya Savaşı’na katılmasını ister. Achilleus Odysseus’u sever ve sayar. Odysseus ise bu savaşın ölümsüz bir ün getireceğine Achilleus’u ikna eder ve İlyada dizeler başlar dökülmeye.

https://i.hizliresim.com/y6BGkk.png Thetis, Kheiron, bakıcı, Achilleus ve 2 Poseidon oğlu ile Achilleus’u Centaur’a teslim ederken.(Resim 4)

Andromakhe Thebaili Eetion’un prenses kızı. Hektor’un karısı ve Astyanaks’ın annesi. Eetion Yunanistan’da bulunan Thebai şehrinin kralıdır. 7 tane oğlu ve bir kızı vardır. Troya ile hem ilişkilerini sağlamlaştırmak, hem de kan bağı olması için biricik kızını deniz aşırı olarak Hektor’a vermiştir. Hektor o dönemde geleceğin Troya kralı olacağına kesin gözüyle bakılan en yiğit Priamos oğluydu. Dolayısıyla oğlu Astyanaks’ta diğer Priamos oğulları arasında en yüksek olasılıkla kral olabilecek veliaht prensti. Andromakhe Troya savaşı boyunca en çok etkilenen kişidir. Akhaların 10 yıl süren Troya kuşatmalarında askerlerin ganimet için Troya’nın civar şehirlerine saldırmaları sebebiyle Andromakhe’nin doğduğu şehre de saldırılmıştır. Şehri eline alan Achilleus Kral Eetion ile yedi oğlunu öldürmüş ve prenses olan Andromahke’nin annesini elinden geldiği kadar en iğrenç şekilde kullanmış, esir edip Troya sahillerine getirmiştir. Hatta öyle kullanılmış ki Troyalılardan kurtarmalık alıp prensesi Troya’ya teslim ettiğinde ancak üç gün yaşayabilmiştir.

https://i.hizliresim.com/pbd5Or.jpg Paris ile Menelaus düellosu akabinde Athena tarafından ölümden kurtarılıp, kaçırılan Paris’i savaş alanına çağırmak için gelen Hektor’un Andromakhe’yi odasında göremeyince şehrin surlarında karşılaşmaları.

Bu hadiselerden anlayabileceğimiz gibi savaşın en dertlisi, en insansı varlığı Andromakhe’dir. Hayatında Hektor ve oğlu dışında kimsesi kalmamış, bu sebeple iyice yalnız kalmaktan korkup, Hektor’a kaçmayı dahi teklif etmiştir.

Ancak ne Hektor Troya kralı olabilecektir, ne de oğlu Astyanaks. Agamemnon tam bir soykırım yapacak, değil beşikteki bebeği anne karnındakileri dahi öldürecektir. Sophokles’in de Elektra eserinde bahsettiği “iphigenia” Agamemnon kızıdır. Kendi kızı iphigenia ise kurban ettiği anlatılır. Buradan da Agamemnon’un ne tür bir kişilik sahibi olduğunu ve Troya’yı bekleyen kıyımı anlamak pek mümkündür.

Bu şekilde sayısız efsaneyi sıralayabiliriz İlyada öncesi olarak. Ancak buna ne bizim gücümüz ne de zamanımız yeter. Göründüğü üzere Homeros yazdığı bu kitap ile dünyayı değiştirmiştir. Antik Çağ olsun, ilk çağ olsun, Rönesans olsun ve günümüzde bu eser üzerinden birçok sanat yapılıyor ve bizlerin beğenisine sunuluyor. Kitabın bu denli kıymetli olması ise her dönemde bir okuyucu kitlesi bulmasından kaynaklanmaktadır.

Kitap içerisinde bulunan şiirsellik ve değinmeden edemeyeceğim benzetmeler ise harika. Öyle bir dönemde benzetmenin bu kadar güzel dile getirilmesi ve tasvir edilmesi gerçekten insanda hayret uyandırıyor. Bu sebeple tragedyanın ve şiirlerin babası demek en çok Homeros’a yakışır bir sıfattır. Kendinden gelen sayısız kişiyi etkilemiştir.

Hatta okumakla kalmayıp araştırma yapanlar dahi vardır. Alman Heinrich Schliemann Troya şehrini 19. yüzyılda keşfeden bir meraklıdır. Gizli yaptığı kazılar sonrasında VII Troya şehrini bulmuş ve Priam Hazinesi’ni önce Atina’ya oradan da Almanya’ya kaçırmıştır. Kaçırılan bu hazineyi müzeye bağışlamış, savaş sonrasında ise hazine ortadan kaybolmuştur. Buradan çıkarılacak en büyük ders ise İlyada her ne kadar destan olsa da kesinlikle döneminin olaylarını gerçekleriyle beraber hikayeleştirerek aktarmıştır demekten kendimizi alıkoyamayız.

Bu hadiseden Troya bölgesi değerlenmiş ve gerekli kazılar dönemin devletinde ve günümüzde devam etmektedir. Aklımız ise her zaman bir şeyleri kaybettikten sonra gelir başımıza. Zararın neresinden dönersek kardır diyoruz ve levye ile lahit açanları şiddetle kınıyoruz.

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan. Çevirisi işinin erbabı ve ödüllü Azra Erhat ile A. Kadir’den. Kesinlikle muazzam bir çevirisi ve dizgisi var. Kusur bulmak imkânsız. 84 sayfa bir önsöz ile başlıyor kitabımız, hemen ardından 24 bölüme sıkıştırılmış 15600 dize ile karşılaşıyoruz. Kitabın sonuna ise sayfa, bölüm numaralarıyla verilmiş bir isim sözlüğü konulmuş. Gerçekten muazzam bir içerik ve ona uygun önsöz ile sözlük.

Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesidir. İçeriğindeki şiirsellik ve ölümlü ile ölümsüzlerin arasındaki rekabetler sizleri de heyecanlandırmaya yetecektir.

Sevgi ile kalın.

İncelemey ide resimleri görebilmek için https://sessizm.blogspot.com/...ncelemesi-dunya.html adresinden okumanız tavsiye edilir.
621 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Öncelikle Homeros okuma etkinliğini düzenleyen Hakan S. arkadaşımıza teşekkür ediyorum...
Kitabın başlarında çok zorlandım.Yüzlerce isim,yer ve olay kafamı aşırı derecede karıştırdı.Olay birliğini bir türlü oturtamadım ortalara gelene kadar.Mensur şiir tarzında yazılmış olması da okuma anlamında zorluk yaratıyordu.Onun dışında grip ve bu aralar zor bir dönemden geçmem de etkili olmuş olabilir.Bu bahaneler dışında mitolojinin babası olan bu eser,yazıldığı dönemin sosyolojik yapısı hakkında çok boyutlu bir inceleme olanağı sağladı bana.Zira erkek dilinin o dönemlerde daha da hakim olduğunu,kadınların o dönemlerde armağan olarak karşı taraflara sunulması,onların bir meta olarak görülmesi beni şaşırtmadı.Toplumdaki cinsiyet ayrımcılığının tarihsel kökenlerinin milattan öncelere dek dayandığı hepimizin malumu ama bu eser konuyu derinlemesine incelemek açısından büyük katkı sağladı.Onun dışında beden gücünün,dış güzellik algısının ve ölümden sonraki yaşamın,kısacası gerçekliğin ve metafizik olayların içiçe geçmişliği ilkel toplumların yaşayışları ve algıları hakkında bilgilendirdi.Bu eserin tarihi bir eser hüviyetine büründürülmesi muhtemelen bu sosyolojik olguları anlatmasındandır.

Onun dışında anlatımına bayıldım.Destansı dilin tüm özelliklerini böylesine arkaik bir eserde bu kadar dolu dolu göreceğimi hiç tahmin etmiyordum.Özellikle tüm tanrı ve insanlara birer,ikişer verilen sıfatlar,benzetmeler mükemmeldi.Karşılıklı konuşmalar,atışmalar,atıflar birer nutuk niteliğindeydi.Eseri okuyanlarda anlatım yeteğine büyük katkı sağlayacaktır.Ayrıca sabrederek kitabı bitirenlerde kitap okuma disiplini gelişecektir.Bu eseri okuyanın birçok eseri zorlanmadan okuyabileceğini düşünüyorum.

Savaş hakkında kendimi sürekli Akhalar ve Troyalıları tutmak arasında gidip gelirken buldum.Hektor'un kırılmaz inadı,Akilleus'un bitmeyen öfkesi ve cesareti beni en çok etkileyenlerdendi.Onun dışında İnek gözlü Here'ye aşık olmamak için kendimi zor tuttum,kurnazlığı beni bir hayli güldürdü :) Şimdilik düşüncelerim bunlar.Kitabı fırsat bulunca önsözü ve başka kaynaklardan araştırmalarla destekleyerek tekrar okuyacağım...

Etkinliğe birlikte başladığım diğer arkadaşlardan özür diliyorum ayrıca.Bu aralar halet-i ruhiyem pek iyi olmadığından ve sürekli şehir değiştirdiğimden,daha kısa kitaplara yönelip etkinliğin ikinci kısmı olan "Odysseia" adlı eseri bir süre erteleyeceğim.Okuyan herkese teşekkürler..Sağlıcakla...
555 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Yunan Mitolojisinin muhteşem ötesi nadide eseri karşınızda...

O kadar eğlendim ki ben okurken, üstelik Efes Antik Kenti ve Efes Müzesi'ni gezdiyseniz ve bazı isimlerin heykelleri gözünüzün önünde canlanıyor ise değmeyin efendim keyfinize:)

Ana konumuz tabiki de Truva Savaşı...
Tanrı ve Tanrıçalarımız ile ölümlüler arası diyalogları, dolu dolu kıskançlıklar ve çatışmaları görüyoruz.

Üstelik Zeus babamızın da maşallahı var. Karısına bir ton laf sayar ve bir sürü de sevgilisi var. Örnek almayınız efendim!

Kadınlar! Sizler ise kadın tribini ve kıskançlıklarını örnek almayınız. Alınacak bir tarafı yok çünkü.

Bir ara düşündüm, dedim kim kimin çocuğu ne oluyor yahu Aşk-Memnu mu yaşanıyor? Ama sonra kitabın sonunda yer alan açıklamada bu korkum giderildi. Kimin çocuğu kimden anlaşılmış oldu.

Hırslı, savaşçı ve alçak Ares'e baya bir tepki var eserde. Haksız da değil hani...
Savaşımız Hektor ile Akhilleus arasında Hektorun ölümü ile son buluyor.

Herkesin okuması gereken ve keyifle okunulacak bir eser. Tabiki Yunan Mitolojisi sevmeyen kişiler hariç.
Sevgilerle kitaptaşlar...
621 syf.
·Puan vermedi
İlyada destanında, akaylılarla troyalıların arasındaki savaş gerçekte tanrıların savaşı. Göklerin tanrısı Zeus, troyalıların kazanmasını isterken, eşi Here ve deniz tanrısı posedion akaylıların kazanmasını istiyor. Tipik bir "Filler kapışır, çimler ezilir " durumu:) İlyada destanı, okunması gereken önemli bir eser. Bunu okuyanların daha sonra Odessya destanıyla okumayı tamamlamasını öneririm.
621 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10
Antik Çağ'da yaşayan halk ozanı Homeros, tarihin mitolojiyle, masalın gerçekle içi içe olduğu kahramanlık ve yurt sevgisini, doğduğu toprakta kendinden kattığı üslupla zenginlik ve renk katarak, coşkun bir dille hissedip hissettirerek anlattığı, batı edebiyatına çok büyük etkisi olan İlyada Destanı ,Troya ''bizim deyişimizle Truva Savaşı '' Akhilleus ‘un öfkesi ile başlar, Hektor’un ölümü ile son bulur. Homeros destanda ,eski yunan toplumunun yaşam biçimlerini ve ruh halini ,örf ve adetlerini ,gelenek ve göreneklerini, dini inanışlarını, karakterlerini, aşk ve ihanetlerini,kahramanlıklarını, yetenek ve becerilerini, mitolojik etkileri ; dehası ve tahayyül gücüyle ,soyut ve somut öğeleri harmanlayarak; bildiği insanları, mekanları ,eşyaları, olayları, çevreyi, giysileri, silahları detaylıca tasvir ederek anlatır.Dili klasik ,yalın ve canlıdır. İlyada yunan tragadyalarının habercisidir, mitoloji ve fantastik edebiyat Homeros destanlarıyla doğmuştur.Bir çok klasik eseri de anlayabilmek için bilhassa okunmasını tavsiye ederim .
621 syf.
·7/10
Bir ihtiyarın sonuna daha geldik.(İhtiyarlarla ilgili muhabbete selam olsun. :D) Kitap içerisinde yunan tanrılarını olması benim için hoş bir sürpriz oldu. God Of War oyunun da baya pataklamıştım kendilerini. Birde yunan mitolojisi hoşuma gidiyor ve favori yunan tanrısı Athena benim için(Not=Bİlgelik tanrısını çok kaba gösterdiği için bir puan kırdım. :D). Ondan dolayı kitap daha çok efsane kısmına girmiş bence.
Dil bakımında bu zaman için kaba bir dil kullanmış ama yaşadığı çağa bakarsak bu konuda eleştirmek haksızlık olur. Kurgu bakımından güzel bir kitap. Truva filmini izledim ondan dolayı okumama gerek yok diyenler çok yanılır. Hector , Akhilleus , Agamemnon kişilik bakımından çok farklılar. Bu kitap o dönemde yaşayan insanlar açısından daha yakın. Bu kitapta okuma bakımından en büyük sıkıntısı çok fazla isim geçmesi. Bir süre sonra isimleri göz ucuyla okuma kısmına geçiyorsun. Birde şiirsel gibi yazılmış. Benim gibi düz yazı okumayı seven insanların zorlanacağını düşünüyorum.
621 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Yıllardır Çanakkale de yaşayan kişi olarak Homeros un eserlerini okumak olmazdı. Uzun yıllar okuduğum bu kitap ; görevim gereği Truva Ören yeri kazıları ile yakından ilgilenmiş olmamdan dolayı da benim için daha da çekici hale gelmişti 1990 lı yılarda tekrar elime alıp okudum. Ayrıca Kaz Dağlarının Ayazma mevkii benim Kaymakamlığını da yaptığım Bayramiç ilçesi dahilinde idi ki Paris in Afrodit i güzellik kıralicesi seçtiği yerdir. Bunların dışında Truva savaşlarının yapıldı yerler... İşte bunlar beni kendine çeken etkenlerdi.
Truva kazılarını gerçekleştiren rahmetli Alfred Kolhman da aramız gayet iyi idi. sık sık ziyaretine
giderdim o da bana kazılar hakkında bilgiler verirdi. Kendisine biz "Osman" diye hitap ederdik Kendisi bu hitaptan son derece mutlu olurdu. Adına şimdi Çanakkale de kütüphane var. Kendisi kazılarında ilmi bilgilerinin yanında Homeros un Eserlerini de baz alırdı. B
bir gün bana "Halil bey buldum buldum O suyu buldum " demiş beni bir kovuğun içine götürmüştü " işte burada " demişti gerçekten yerden kaynayan bir su yatağı idi. O şu sonuca varmıştı ".- Truva bir Yunan medeniyeti değil, Anadolu Medeniyeti dir" Bu sonuç çok önemliydi...
Bu kitap ne zaman elimde olsa sanki Zeusu ,Parisi, Hektoru, Agamemnonu, Savaşların dışında sanki bugün yaşayan bize hayat dersi veren birer öğretmen gibi karşım da dururlar. "Oku, tarihi iyi bil, iyi tahlil et ki bir daha dünya savaşlarla anılmasın " diyorlar gibi gelir. Ben bakarım dünya coğrafyasına Maalesef kimse ders çıkartmamış. Hüzünlenir gömülürüm tekrar kitaplarımın içine.
621 syf.
·Beğendi·9/10
İonya’ da alınıp Yunan Medeniyetinin temel taşları arasına yerleştirilmiş destanları merak eder, okumaya bir türlü cesaret edemezdim. Başladığım zaman ne büyük bir hata yaptığımı farkettim: Bu destanın anlatımı olan şiirsel yapının zenginliği beni büyüledi. Bugün, belki de hızın önem kazandığı medeniyetimizin işleyişini kolaylaştırmak için dilde gerçekleşen sadeleşmeyle ne çok şeyi kaybetmiş olduğumuzu birkez daha hissettim. Binyıllar boyu etkisini sürdürmüş olmasına hiç şaşırmıyorum. Okumadan önce şimdiki kimliğinizi bir kenara koyup, sizi alıp başka bir dünyaya götürmesine izin verin.
621 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Çok sıkıldım. Ama öyle böyle sıkılmadım. Bazı yerlerden sonra sıkılmam sandım ama yine sıkıldım.

Kitabı zevkle okuyabilmeniz için; Lozan antlaşması ile azınlık kabul edilen mitoloji sevenlerden biri olmanız gerekiyor.

Değilseniz, o zaman da narin vücudunuzda şöyle bir kombinasyon oluşturmak zorundasınız: Savaş filmlerinden hoşlanıyorken ( ama geometrik tahayyül gücüne sahip olarak. Eğer CV nizde bu zamana kadar bir dik indirip hipotenüsü bulamadıysanız savaş sahneleri kafanızda canlandıramazsınız. ) aynı zamanda da şiire göz kırpan ( burada o kadar seçici değiliz. Çiklet manisi fetişisti olsanız da yeter.) ortaya karışık bir halet-i ruhiyeye sahipseniz, ağzınızın suyu akmasa da damlar…

Pişman mıyım okuduğuma ? Tabi ki hayır.

Bazı kitaplar vardır öncelikle yaşından dolayı hürmet edilir. Nasıl gerçekten yaşamış ( zaman öldürmek için oksijen tüketmemiş) bir yaşlıdan hayat dersleri alabilirsek bu kitap gibi bilmem kaç bin yıl önce ortaya çıkan kitaplardan da sıkıla sıkıla da olsa çok şey öğrenebiliriz. Tabi ki çapımız kadar …

Bu kitabı okuyanlar 16 bin dizeden hiçbir şey anlamasalar bile dünyada çok da fazla bir şeyin değişmediğini anlayacaklardır. Hırs, açgözlülük, cehalet, şöhret tutkusu, kadına karşı bakış açısı, dünya malına verilen önem, fillerin dövüşüp çimenlerin ezilmesi…

Dedenin birinin boş vakti olduğundan yazdığı bir tuğlamsı olmadığını ispatlarcasına, “turistik” tur rehberini aratmayan 72 sayfalık bir okuma rehberi sizi girişte karşılıyor.

Efsanelerin babasının, hem kendisi hem de yazdıkları hakkındaki efsaneleri; sonraki uygarlıkların oluşmasında nasıl büyük bir etkiye sahip olduğunu; günümüz sınırlarına göre yaşadığı yer hakkında Yunanistan ile aramızda anlaşmazlık olduğunu ( bir başka cacık mı cacıki mi paradoksu ) girişte göreceksiniz.

140 dizeden oluşan Han Duvarları şiirine uzun diyen beri gelsin, 16 bin dize sizi bekliyor.

Bu bir savaş destanı. Haliyle kitabın çok büyük bir bölümü savaş sahnelerinin anlatımıyla dolu. Herhangi bir savaş filmini düşünün , ağır çekimde bir bomba patlar ve seyirci en ufak bir toz zerresine kadar bir çok ayrıntıyı görür.

Kitapta da herhangi bir savaşçı öldüğünde, Bülent Kayabaş’ın vurulma sahnesi kadar uzun sürmese de, epey bir dize sonra ancak toprağa düşüyor. Tabi ki her savaşın olmazsa olmazı kopan kollar bacaklar, etrafa saçılan iç organlar, kan ve daha fazlası estetik (!) biçimde kitabımızda mevcut.

Ancak bu kadar fazla ayrıntı, detay anlatılması insanın aklına bir tek bir soruyu getiriyor: Yoksam Homeros dedem aslında Homeros ninem miydi?

Bu kadar detayı bir erkeğin hatırlayıp anlatması imkansız. Kesin herhalde galiba sanırsam, kadın olsa gerek. ( Böylece Homeros hakkında ben de bir efsane üretmiş oldum. )

Kız meselesinden lise önlerinde birbirleriyle kavga eden gençleri görüp “ ne oluyor bu gençliğe Mukadder Hanım!” diyen emekli amcam sana iyi bir haberim var: Binlerce yıl önce kız meselesi yüzünden binlerce yiğit ölürken, tanrılar bile kavgaya karışırken şimdi sadece birbirlerini baldırlarından bıçaklayan bir nesle sahibiz. Çağdaş medeniyet olmamıza çok az kaldı amcam!

Savaşçılar savaş esnasında ellerindeki silahlarını kaybettiklerinde “daş yok mu lağ daş” diyerek yerde taş arayıp düşmanlarına taş atmaya başlıyorlar.

Buradaki savaşın yıllar boyunca devam etmesinde modern silah eksikliğinin ( Atom bombasında gözleri yoktu… O ama gönül bu ya, bir kimyasal silahları olaydı… Bir Napalm bombasını fazla gören Tanrılar! Savaşçıların gözü toktu, hiç olmadı bir misket bombasına bile razıydılar… Ne yaparsın bu imkansızlığın gözü kör olsun. “Neden benim oğlumun flütü yok ulen! Kaç para bu flüt ulen” isyanı doluyor tüm vücuda…) dışında “tembellik” faktörü en iyi yardımcı oyuncu rolündeydi.

Okuduğunuzda siz de “ mesaili savaş mı olur kardeşim” diye haykıracaksınız. Ne zaman hava kararsa “ geceye de hakkını verelim” deyip herkes evine çekiliyor. Gündüzle beraber kartlarını turnikede okutup savaşa devam ediyorlar.

Bu da yetmezmiş mi gibi “Cenaze dolayısıyla kapalıyız” diye pankart asıp savaş ortasında 12 gün boyunca minik bir olimpiyat oyunları düzenliyorlar.

Kuzuların Sessizliği filminde sadece 16 dk sahnede görünüp en iyi erkek oyuncu oscarını alan Anthony Hopkins’e nispet edercesine; Aşil kitabın başında görünüyor, elinden “ganimeti” olan kızı aldılar diye küsüp savaşa katılmıyor ancak kitabın son 100 kusur sayfasında ortaya çıkıp noktayı da koyuyor.

Aşina olduğumuz Kul-Tanrı arasındaki alış-veriş’ e dayalı ilişki neredeyse kitabın her sayfasına sızmış. Ayrıca Tanrılar burada “ dış mihrak” rolünü üstlenip kendi çıkarları, egoları için iki tarafı da kullanıyorlar.

Tanrı ve Tanrıçalar nepotizmin, adam kayırmacılığın gözünü çıkarıyor. Savaşta sevdikleri veya akraba oldukları insanlara gelen okları, taşları, mızrakları hemen yanındaki savaşçıya doğru yöneltip kendi savaşçılarının hayatlarını kurtarıyorlar.

Diğer savaşçıya mı ne oluyor?

O da böyle bir sonla hayata veda ettiğinden, ismi dilden dile aktarılıyor, sonsuza kadar “ kötü kokulu yola giden Niyazus” olarak anılıyor.

Can yayınlarından çıkan bu kitapta, Azra Erhat ve A. Kadir çeviri konusunda farkını ortaya koymuşlar. Hem de okuma akışını bozacak not ve dipnotlarla kitabı doldurmak yerine destanda geçen isimlerde biraz daha detay bilgi isteyenler için kitabın sonuna güzel bir dizin koymuşlar. Bu dizinin bir diğer yararı günümüzde kullanılan bir çok terim ve markanın dayandığı isimleri keşfetmenizi sağlıyor.

Vur patlasın çal oynasın bir hayat süren, ensest ve karısını döven, tanrı olan ama adam olamayan Zeus da kimmiş?

Kaybedenin baştan belli olduğu bir savaşta, Mazlum Anadolu insanın yanında duran, babasına hiç çekmemiş, Apollon’a selam olsun.

Mahalle arası mobilyacı ismine benzeyen Akhalıların ve Anadolu kaplanı Troyalıların Helene için beraber söyledikleri türküyü aşağıya bıraktım, çıkarken alırsınız.

https://www.youtube.com/watch?v=OtauQQBSc3o
119 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Antik Yunan Mitolojisine meraklıysanız doğru kitabı okuyorsunuz,ben şahsen hiç sıkılmadan tek solukta okudum.Kitap sizi Truva Savaşı’nın destansı hikayesine götürüyor ve bir anda kendinizi destansı hikayenin içinde buluyorsunuz.
Ama yeter artık bunca öfke,
bırakalım geçmişi, olan oldu,
gemlemek zorundayız göğsümüzdeki yüreğimizi.
Homeros
Sayfa 400 - TİMAŞ
Saygı bilmez kadın, basma damarıma,
bir kızarsam çekerim senden elimi,
seni sevdiğim kadar çok olur öfkem.
Homeros
Sayfa 67
Yapraklar gibidir insan soyu.
Bir yandan rüzgar bakarsın onları döker yere,
bir yandan bakarsın bahar gelir,
yenilerini yetiştirir, yeşertir orman,
böylece soyları biri göçer, biri doğar.
Homeros
Sayfa 124
Çek, git öyleyse; madem ki gönlün böyle arzu ediyor, ben sana yanımda kal diye yalvaracak değilim..
Homeros
Sayfa 14
- Beni kışkırtma öyle, arsız! Hem aklını başına topla, seni terketmiyeyim. Bugün seni ne kadar büyük bir his ile seviyorsam, o derece büyük bir kin ile senden nefret de edebilirim.
Homeros
Sayfa 69 - Varlık Yayınları Şan 3

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İlyada
Alt başlık:
Tanrıların Savaşı
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
440
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055539924
Orijinal adı:
The Illiad
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Paraf Yayınları
Sadece Akhilleus ile Hektor arasında geçen bir savaş değildi Troya Savaşı... Homeros’a göre sadece insanlar değil tanrılar da savaşıyordu birbirleriyle... Öyle ki nasıl insanlar bölündüyse bu destansı savaş için, İlyada’da tanrılar da ikiye ayrılmıştı. Bir kısmı Akhaların tarafını tutarken, bir kısmı da Troyalıların tarafındaydı. Daha önce Troyalılarla bir sorunu olmayan Hera ve Athene, tanrıçalar arasında yapılan bir güzellik yarışmasında Paris’in onlar yerine Afrodit’i birinci seçmesi üzerine, ona ve Troyalılara kin beslemeye başlamışlardı. Çünkü Afrodit, Paris’i kandırmıştı: ona Menelaos’un güzel karısı Argoslu Helen’i alacağını söylemiş ve bu yolla yarışmada birinci olmuştu. Hera ve Athene ile birlikte Poseidon ve Hephaistos da Akhaların tarafındaydı. Öte yandan Apollon, Afrodit, Hermes ve Artemis ise Troyalıları destekledi. Zeus ise keyfine göre kimi zaman Akhalara ün sağladı, kimi zaman Troyalılara. Aslında gönlünde yatan şey Troyalıların zafer kazanmasıydı ancak Hera’nın sürekli ona çıkışması ve Akhilleus’un annesi Thetis’e oğluna ün kazandıracağına dair verdiği söz yüzünden, Zeus, ünü Akhalara bahşetmişti. Roman türünde okuyacağınız bu destansı savaş, size öfkenin, ihtirasların ve aşkın ortasında kızışmış tanrıların ve insanların durumlarını gösterecek. Geleceğe adını, namını, şanını bırakmak isteyenlerin korkunç mücadelelerine tanık olacak, antik dünyanın kapılarını aralayacaksınız...

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 11 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları