İpek ve Bakır

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.024
Gösterim
Adı:
İpek ve Bakır
Baskı tarihi:
Mart 1971
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
Baskılar:
İpek ve Bakır
İpek ve Bakır
Doğumunun 76'ncı yılında yaşamıyla yapıtlarıyla ''Tomris Uyar'' unutulmayacak.
''Yeni hikayemizin son on yıldaki ilerlemelerini yakından izlemek isteyenler, Tomris Uyar' ın bu kitabında topladığı hikayelerini okumak zorundadır.
Hikayelerinde insan ilişkilerinin , ekonomik farklılaşmalarından doğan kopukluğunu inceler genellikle, öfkeyle coşkuyu iç içe vermesi dikkate değer. ''İpek ve Bakır '' da Türk hikaye sanatına örnek gösterilebilecek güzellikte ürünler toplanmıştır...''İpek ve Bakır'' edebiyatımızda pek az ''İLK KİTAP'' ın taşıdığı bir olgunluktadır.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Tomris Uyar 'ın sonsözünün son cümlesi ile başlayacağım:

" (...)Kırılganlığı ve soyluluğu simgeleyen 'ipek' e artık uzakken; inandığın dayanıklı ve kullanışlı estetiği simgeleyen 'bakır'ların(...)"

Bu cümlenin öncesi ve sonrası var elbette. Benim vurgulamak istediğim ise ipek kadar kırılgan olan genç kalemi ve bakır kadar yerleşmiş olan olgunluk öykülerini adlandırma biçimi...


Bu kitap ilk öykü kitabı. Bundan dolayı da çocukluktan kalma masumluklar ve gençliğin heyecanı, acemiliği öykülere yansımış. Bunları olduğu hali ile bırakmış. Nedeni belli: öyle naif ve güzel yazılmış ki...

Yer yer cümleler eksik de kalsa ya da tekrar eden kelimeler de olsa, o başarılı yazarı, o kalemin ışığını hissedebiliyorsunuz. Günümüzde,şairlerin aşık olduğu kimliğinin ön planda olması üzücü gerçekten. Ancak onlardan öyle bir sıyrılmış ve tahta kurulmuş ki gerçekten onun okuyucuları diğer unsurların önemsiz oluşunu anlar.

Öykü yazmaya başlamak az buçuk kaleminiz varsa kolaydır. Fakat bunu devam ettirebilmek, üstüne koyarak büyük bir sabırla ve gelişimle, ortaya güzel öyküler çıkarmak, benim için büyük bir yetenek ve cesaret örneği... Yazar da bunun farkında. Kendisinin farkında olmak çok güzel bir şeydir. Bunu kibir ile karıştıranlar var ama bu ondan bağımsızdır.

Öykülere gelirsek; gençliğin toyluğu ile çocukluk birbirine harmanlanmış ve ortaya böylece çıkmış öyküler. Çocukların aile içinde büyüklerini anlama çabaları, yaptıkları hareketler ve konuştukları konuşmalara anlam yükleme durumlarını öykülerinde göstermiş. Aile içi ilişkiler anlatılmış. Diğer yandan beklentileri, kalabalıklar içinde yalnızlık duygusunu, derinden derinden ise hayatın olmazsa olmazı sevgiyi hissettiriyor bizlere...

Kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadarken, ilk öykü benim yaşamış olduğum bir durumu hatırlattı bana. Bunu da paylaşmak istiyorum. Şu ana kadar okuyanlara teşekkürlerimi sunuyorum...

15 yaşlarındayım. Bir bayram günüydü. Birinci dereceden akrabalarımız ile bile bayramdan bayrama görüşüyor, öyle kopuktuk ki... Büyük amcamın karısı olan yengem ile halalarım ve babaannem yıllardır konuşmaz görüşmezler. Nedenini hiçbir zaman anlayamadım çünkü ortada bir neden yok. Amcamın kızları da haliyle ne babaannemle ne de halalarım ile görüşmediler halen de öyle...
Neyse bayram günü halalarım ve babaannem bize gelmişti. Aynı anda amcam ve yengem de geldi. Tabiki çocukları da vardı yanlarında.(benden büyük de olsalar çocuklar sonuçta.:))
O an buz gibi bir hava esti. Bir taraf salonda bir taraf oturma odasında oturuyor kapılar kapalı... Ben ne tarafa gideceğimi şaşırdım. Babam nerede oturacağını, annem nereye ne götüreceğini... O an kendimi öyle kötü hissettim ki... Kuzenlerim babaannemin elini öpmeye dahi gelmedi. Amcam geldi mahçup bir vaziyetle bayramlaştı ve geri gitti. Benim nerede kaldığımı da anlamışsınızdır. Çünkü herkes diğer tarafa gitmek durumunda kaldı yengemden dolayı. Bu durum o zamanlar beni çok etkilemişti. Sanki elimde olan bir şey varmış gibi ben kendimi suçlu hissetmiştim. Halbuki onların hiçbirisi kendini bu kadar kötü hissetmezken... Onların normali buymuş benim için de normal oldu artık... Babaannem hariç ama. Hala hayatta ve içinde bu torunlarına olan sevgisi uzaktan da olsa var. Bu buruk üzüntü her laf açıldığında yüzünün düşmesi ile kendini hissettiriyor. Hele bir de sevimli ki... Dışarıdan gören yabancı bir kişi bile ona sevgi duyabilir.

Hayatta sevginin eksik olmaması ve hep devam etmesi dileğiyle...
96 syf.
·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
İpek ve Bakır'ı okurken aklımda bilmediğim bi' melodi döndü durdu. Kim bilir bunu ya ben uydurdum, ya da bi' şeylerin anısı bu öykü kitabıyla bağdaştırdı beni.

Bu kitap Tomris Uyar'ın 1965-70 yılları arasında yazdığı on yedi kısa öyküden oluşuyor. Ben meraklı biriyim, kitabın ta en arkasındaki sonu Tomris Uyar'la biten, italik "Sonsöz Yerine" başlığını görünce benim için "son"söz olmadı haliyle. Buradan öğrendim ki kitaptaki öyküler Uyar'ın ilk öyküleriymiş.

İşte kitabı okurken sık sık söylenme sebeplerimden biri oldu bu durum. Belki yazarın tarzını tanıdığımdan eleştirel gözlüğüm diğer öykü kitaplarının duygusal samimiyetine bulandığı için, belki de kendi okursal körlüğümden kaynaklandı bu durum ama ben hangi öyküyü okursam okuyayım bu kitapta aktarımsal farklılıklar içinde, hayatın kıyısında, uzağında, yakınında.. ya da göklerde bi'yerde.. ben hep o duygusal etkileyiciliği hissettim. Bu da sık sık, bunlar nasıl ilk öykü, dedirtti bana. Sözel, biçimsel yorum yapacak yetkinlik yok bende, dolayısıyla bakış açım da hiç dili böyle olmalıydı, şu şekilde yazılması daha doğru olurdu tarzında olmadı bu yüzden. Ama eğer duygusal bi' akış, etkileşim değerlendirimi yapacak olursam işte orada gayet eminim hislerimden. Dolayısıyla oluşan tüm bu içsellik, yakınlık da beni sık sık gülümsetti ya da hüzünlendirdi, satır altlarını çizip oklar çıkarıp bi' şeyler karalamama neden oldu.

Öyküler genel olarak insanlar üzerineydi. Fakat bu öykülerde çok güzel portreler de vardı. Dönemsel havayı hissetirebilmenin zor olduğunu düşünüyorum ben öyküde diğer yazın biçimlerine göre. Örneğin romanda bi' dünyanın içine yerleştirmek karakteri, bütünün verdiği güçle daha kolay olabiliyor. Çünkü dönemsel ayrıntıların ince ince işlenebileceği derin, uzun bi' dünyayı barındırıyor roman. Ama öykü daha kısa, daha kesitsel bi' tür, dolayısıyla dönemin havası daha ayrıntısal ya da sınırli bi' şekilde ifade edilebiliyor. Okuduğum bu öykülerde ise, öyle bi' kelime, öyle bi' kaç cümle sıralanmış ki ardarda biz bi' anda başıboş zamandan siyah beyaz dantelli, terzili sapsarı-nostaljik bi' odaya çekiliyoruz. İki cümleye dönemin havasını yerleştirmenin nedenlerinden biri hikayenin küçük bedenidir fakat bunu duyguyla ve berlirsizlikle ayrıntılarda konuşlandırmak yazarın yeteneğidir diye düşünüyorum. Tüm bu ayrıntıları fark etmek bana buruk tarifi zor bi' mutluluk veriyor.

Tomris Uyar dönemsel bi' portre, iş-ev-aile-akrabalar arasında bi' düzenek kurarken öyküde, genellikle bi' karakteri seçiyor ve onun duygusal derinliğinde sorgusal-gelgitli bi' noktada bırakıyor okuru. Ben okurken yargıda bulunamadım karakterler hakkında. Bu karakter aşık, bu üzgün, şu mutlu diyemedim ya da. Hepsi kırılganlıklarıyla, gelgitli yapılarıyla, kesinsizlikleriyle özdeşmiş karakterler ve bence bu yüzden gerçekçiler, gerçekler. Bunu gerçek hayatta düşündüğümde öyküdeki o belirsizlikle hayatın belirsizliği benim aklımda tam uyuşuyor. Çünkü yaşamdaki çoğu şey de belirsiz, gelgitli bir yapıda ve kendi adıma bu belirsizliğin, net olmayışın yaşamda önemli bi' itkisel güç olduğunu düşünüyorum. Doğal olarak okurken bu düşündüğüm şeyin farklı, kurgusal bi' tonunu görmek ekstra mutlu etti beni. Okurken yakaladığım bu realist kırılganlık düzlemi beni daha da bağlayan şeylerden biri oldu kitaba.

Bi' öykü kitabından ne bekleyebilirim sorusunu sorunca kendime, aklıma ilk gelen şeyi, samimiyeti dolu dolu verdi bana "İpek ve Bakır". Bu yüzden öykülerin başlıklarını, etkileyici girişlerini, durgunlaştırıcı sonlarını unutsam bile, okurken yaşattığı mutluluğu ve verdiği samimiyet hissini unutamam sanırım. Bu da bi' öğrenci olan bana sınavlı şu anımda, elde olmayan stresli günlerime bi' şemsiye, korunak, sarıngan bi' mutluluk etkisi yarattı bende.

İpek ve Bakır, ipek kadar nahif cümlelerle yazılmış, hisleri bakır kadar güçlü olan bi' ilk öyküler kitabı. Edebiyatımızdaki yeriyle, özgünlüğüyle gelecekte güçlü bi' yer kazanacak olan sevgili Uyar'ın teknik anlamda "ilk"selliğini yaşadığı, duygusal anlamda ise deneyim dolu olduğunu düşündüğüm bu kitabı öyküsever kişilere öneririm.

Eklemeden geçemeyeceğim. Yazarın 1988'de ilk öykülerini yazışına dair, kendisi için düşündüğü şöyle bi' sözü yer alıyordu sonsözde: "Sürekli alabora olarak kötü şaşırtmacalar veren bir dil ortamında, bir kültürsüzlük kargaşasında yaşayacağını, toplumun sancılarına bir yurttaş kimliğiyle asla kayıtsız kalamayacağın için bireysel fantezilerinde bile toplumsal gerçeklikten kaçmayacağını, bu yüzden yazar-kanatlarını yeterince kullanamayacağını ve bundan da asla pişmanlık duymayacağını nerden biliyordun?"

Ve bazı sorular cevaplanmak için sorulmaz, zaten kendileri bi' cevap doluluğuyla sorulmuştur, işte böyle düşündürttü bu içgörü bana.
96 syf.
·2 günde·9/10
İpek ve Bakır, Tomris Uyar'ın ilk öykü kitabı. Kitaplarını okudukça (bu dördüncü) daha fazla anlıyorum Tomris Uyar'ın usta kaleminin gücünü. Öyle ki, her öyküde başka bir yön buluyor insan. Kitabın arka kapağında da bahsedildiği gibi, kendini yinelememeyi ilke edinmiş bir yazar Uyar. Bu eserinde ne gibi "yinelememeler" vardı kısaca bahsetmek isterim. Çocuklardan, çocukluktan bahsetmiş genel olarak bana göre yazar. Bir çocuğun evde sürekli birşeyleri beklemesi ve bu bekleme sırasında yaşadığı yalnızlık. Kendisi onun yalnızlık olduğunun farkında mı? Bilinmez. Fakat alışmış o adlandıramadığı şeye. Sırf bu yüzden utangaç ve arkadaş edinemeyen biri olacak belki de. İşte bu "çocuk yalnızlığını" anlatmış Uyar, bir çocukmuş gibi. "Birşeyleri beklemesi" dedim, daha ilk öyküde, ilk sayfada dahi üç kere "baban birazdan gelir" cümlesi geçiyor. Beklemeyi, beklemenin getirdiği yalnızlığı ve beklemeyle büyüyen çocukların renksizliğini anlatıyor yazar. Küçük bir çocuğun bizlere anlamsız gelen ancak kendisine, bize anlamsız geldiği kadar anlamlı ve korkunç gelen o korkularını da dile getirilmiş. İleride o çocuk da hatırlayıp gülecek o korkuları; herkesin yaptığı gibi. Çok da masumanedir ama bu korkular. Hayalleri dahi uysallık içinde iken korkuları nasıl masum olmasın çocukların? Çocukluğumuzu özetliyor Uyar. Öyle ki, çocukluk korkularımıza dönmek pahasına (oysa o zaman için nasıl büyük bir korkudur bunlar) çocuklaşmak istiyoruz. Hayallerimizi istiyoruz. Sınırlı gibi gözüken aslında sonsuz olan çocukluk hayallerimizi. Bir yemek masasının altına girip orada kurduğumuz hayalleri örneğin. Hayal etmemizi sağlayan şey sadece o masanın altına girmemizdir fakat nasıl sonsuzdur o hayaller. Sadece çocuklardan mı bahsediyor İpek ve Bakır? Hayır. Az bir yazıdan oluşup çok şey anlatan öyküler de var İpek ve Bakır'da. Bir ihtiyarın geçmişe özlemi de anlatılıyor ama öyküde "bir ihtiyarın geçmişe özlemi"nden fazlası var. Daha birçok şey var İpek ve Bakır'da. Eskiye özlem; gerek ihtiyarlıkta yaşanan çocukluklarla ile gerekse bu çocuklukların getirdiği anılarla. Çocuklaşan büyükler, büyükleşen çocuklar var. Büyümeyi istemeyecek kadar büyük olan çocuklar var. "Çocukluk" var; yaşı olmayan çocukluk. Kitabın ismi de aslında oradan geliyor bana göre: İpek narindir, çocukları temsil eder, bakır ise sağlamdır, dayanıklıdır büyükler gibi.
Bu çocukluğun var ya, hiç yitirme onu, bazıları yitirmezler. Sen öyle bir çocuğa benziyorsun. Korun.
İhtiyarlıyorum, biliyorsun. Yaştan değil, bu koca şehrin kargaşasına durmadan bilenmekten.
Tomris Uyar
Sayfa 98 - Bilgi Yayınevi
... baba ölünce sofrada oğula kalan bir kadeh rakı, bir kavak; tek mülkiyet: yürek hakkı.
... Yüreğim çarpıyor yine. Kokuyu, geceyi, suyu, evin bitimini, anılarımı, bir bir korumak istercesine elimle yüreğimi bastırıyorum, yatıştırıyorum. Yaş: 47. Biraz güçsüz, biraz kırık dökük en güzel yaşım. Darala darala iki odaya inmiş, biraz kullanışsız en güzel evim. Hep evde oturdum ve bekledim. Arkadaki küçük koruda gözalabildiğince yeşil ağaçlar ve ateş böcekleri parlar. Hepsini, ne varsa, sımsıkı kapalı bir kutuya doldurmak, bir ufak delik açmak ve kalan yıllarımı bu usul parıltıyla geçirmek isterdim. Ellerimle yüreğimi bastırıyorum. Sevecen, 47 yaşlı yüreğimi...
Tomris Uyar
Sayfa 52 - Yapı Kredi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İpek ve Bakır
Baskı tarihi:
Mart 1971
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
Baskılar:
İpek ve Bakır
İpek ve Bakır
Doğumunun 76'ncı yılında yaşamıyla yapıtlarıyla ''Tomris Uyar'' unutulmayacak.
''Yeni hikayemizin son on yıldaki ilerlemelerini yakından izlemek isteyenler, Tomris Uyar' ın bu kitabında topladığı hikayelerini okumak zorundadır.
Hikayelerinde insan ilişkilerinin , ekonomik farklılaşmalarından doğan kopukluğunu inceler genellikle, öfkeyle coşkuyu iç içe vermesi dikkate değer. ''İpek ve Bakır '' da Türk hikaye sanatına örnek gösterilebilecek güzellikte ürünler toplanmıştır...''İpek ve Bakır'' edebiyatımızda pek az ''İLK KİTAP'' ın taşıdığı bir olgunluktadır.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0