Mürebbiye

·
Okunma
·
Beğeni
·
16593
Gösterim
Adı:
Mürebbiye
Baskı tarihi:
3 Ocak 2019
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054688876
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Optimum kitap
Mürebbiyeleri katı bir ahlak anlayışının kurbanı olurken, yetişkin dünyasının gaddarlığıyla tanışan iki masum çocuk ; Como gölü kıyısındaki bir otelin dingin ortamında gözüne kestirdiği bir genç kıza imzasız aşk mektupları yazarak zalimce bir oyuna girişen görmüş geçirmiş beyefendi ; Tirol Alplerinde küçük bir lokantada gençliğinin platonik aşkıyla karşılaşan, artık düşkün ve yaşlı olan bu adama yıllar öncesinden duyduğu gönül borcunu ödeme fırsatı bulan evli bir kadın ; bir genç kızın yarı histerik şefkat arayışında ifadesini bulan susuzluktan kurumuş toprak ve sıkıntılı yağmur bekleyişi.

Zweig bu öykü derlemesinde, döşündürücü deneyimleri sağlam anlatılara dönüştürmedeki ustalığıyla yine insanın kusurlarını, özlemlerini, karşılaştığı engelleyici durumları empatiyle çözümlüyor.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Mürebbiye kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/D5hFSk0ntRM

Anılarımın adamı Zweig beni yine yanıltmadı. Bakalım bu kitabında neler demiş bize Bay Zweig?

Mürebbiye öyküsünde, her şeyin arkasında yalan ve bir kasıt arayan çocuklar meydana çıkıyor. Çocuk psikolojisindeki her şeye duyulan merakı Zweig bu öyküsünde de iyi bir biçimde anlatmış. Çocuklara hiçbir şeye anlatmıyoruz. Onların hiçbir şey öğrenmesini istemiyoruz. Böyle yaparsanız sonuçlarına katlanırsınız gibisinden bir öykü olmuş Mürebbiye. Gizli saklı işler çocukları daha çok kızdırıyor, çünkü çocuklar ilgi ister, evde ya da hayatta olup bitenlerden onlar da haberdar olmak ister. Çünkü onların da bu konuda her insan gibi hakları vardır. Dönüm noktalarını seven ve kitaplarında bir olayı tamamen başka bir yöne çeviren üslubuyla Zweig çocukları yaşamla tanıştırmayı başarmış. Öyle ki çocuklar Mürebbiye öyküsünden anladığım kadarıyla kendi hayatlarını milattan önce ve sonra değil de Mürebbiye'den önce ve Mürebbiye'den sonra olmak üzere ikiye ayırmış gibi görünüyorlar.

Yaz Novellası'nda, güzel ergen psikolojisi tespitleri var. Zweig bir olayla bir şeyi tersine döndürmeyi çok iyi başarıyor. Beklenmedik bir şekilde sizi öykülerinin içinde tutabiliyor. Ayrıca anılara ve yaşanmış olaylara inanmayan birisinin başrollüğünü yaptığı için benim için de ayrı önemi var. Öyküde, şimdiye kadar okuduğum Zweig kitaplarından farklı bir özellik olarak anılarına inanmayan bir kişiye yer verilmiş. Anılara inanmayan adamın öyküsü de kısa olur diyerek kitabın en az sayfalı öyküsünün bu olduğunu belirtmek istiyorum.

Geç Ödenen Borç'da, sadece paranın değil unutulmuş borçların da önemli bir yer kapladığını görüyoruz. Yine bir dönüm noktası var, yine bir kişinin hayatı tamamen değişiyor ve yine bu olay olağanüstü bir şekilde gerçekleşiyor. Öyküdeki Peter karakteri sanki bir Çernobil gibi eski ruhunu arıyor, bunun için bir ışık bekliyor fakat kimse onunla ilgilenmiyor. Kendisini bulunca da onu hiç bırakmamak üzere, insanlara, kendisini ve ruhunu tanıştırma fırsatı buluyor.

Ve kitaptaki en sevdiğim öykü olan Kadın ve Yeryüzü'ne geçmek gerekirse. Neden en sevdiğim öykü önce ondan bahsedeyim. Doğayla insanın bütünleşmesi anlatıldığı için benim açımdan tam bir Art Nouveau öyküsü niteliğinde bir öykü oldu. Art Nouveau sanat akımının çıktığı tarihlere bakmak gerekirse, ilginç bir şekilde tam da Zweig'ın yaşadığı dönemde yaşandığını görüyoruz. Art Nouveau'yu kısaca anlatmak gerekirse, sanat ve mimarlık açısından doğadaki eğrisel ve doğal hatların, kendiliğinden oluşmuş ve doğadan çıkmışçasına beliren süreçlerin sanat eserlerinde tecelli etmesi olarak özetleyebilirim. Doğa kullanılabileceği gibi aynı şekilde insanların doğal ve eğrisel hatları da kullanılabiliyor. E insan da zaten en muazzam sanat eseri değil midir? İşte tam da bu yüzden bu öykü, bence doğanın insandaki tezahürüdür. Yağmurdan dolayı ıslanmayı sevmeyen biri olarak yağmur yağsa da beni ıslatsa dedim okurken. Doğal olayların, gökyüzü ve yeryüzü arasında gerçekleşen bütün etkileşimlerin insanlar arasındaki birleşmelerle de açıklanabileceğini görmüş oldum. Doğanın ruhu nasılsa bizim de ruhumuz öyle olabiliyor. Havaya bir bakıyoruz tamamen kapalı. Bizim de içimize bir sıkıntı çöküyor. Aslında bu hem benim açımdan hem de gördüğüm kadarıyla Zweig'ın açısından o kadar güzel bir sıkıntı ki, öykünün ana karakteri de yeryüzünün dertlerini kimsenin takmadığından şikayetçi. Yeryüzü gerçekten o kadar dertli ki, gökyüzüne vakit ayıramıyor. Yeryüzünde her gün o kadar çok yer bombalanıp, o kadar çok masum insan ölüyor ki... İşte bu öyküde de bu olayların üstü kapalı bir şekilde distopya harmanlamasıyla anlatıldığını düşünüyorum. Gökyüzü, yeryüzünün yanında o kadar masum kalıyor ki. Yağmur yağdığı zaman bir insanın bir insana karşı duyduğu şehvet gibi gökyüzü de değişiyor, şimşekler yolluyor, yıldırımlar çakıyor her yere. İşte sırf bu sanatın insandaki tezahürünü bir Nymphomaniac filmi misali anlatmayı başarabildiği için kitaptaki en sevdiğim öykü bu oldu.

Zweig mı? Zweig her zamanki Zweig. Kelimelerin gizemiyle dans ediyor resmen, yeryüzünün dertlerini dinleyin diyor bize. Kendinizi tanıma ve fedakarlık uğruna ne yapabiliyorsanız yapın diyor bize.
96 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Stefan Zweig’in Mürebbiye eseri dört kısa hikayeden oluşan bir eserdir.Hikayeler şunlardır ; Mürebbiye,Yaz Novellası,Geç Ödenen Borç,Kadın ve Yeryüzü.Tüm hikayeler çok güzeldi ancak en beğendiği Mürebbiye oldu.Dört hikayede de o kadar güzel betimlemeler kullanılmış ki sanki okurken kahramanların yanındaymışsınız hissine kapılabilirsiniz.Okuduktan sonra Stefan Zweig okuyucunun kalbine bu kadar dokunan ve yüreğinden hissettiren muhteşem öyküleri nasıl yazmış bilmiyorum ama insan psikolojisinden çok iyi anladığını bu eserinde de tekrardan anladım.Yazarın dili her zaman ki gibi akıcı ve sadeydi.
Keyifli Okumalar Dilerim
96 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Dört farklı hikaye sunuyor bizlere Üstad. Tabi ki kitaba adını da veren Mürebbiye favorim. Ataerkil dünyanın zulmünü anlıyorum bu hikâyede. Öteden gelen kadının doğurganlık özelliğinden ötürü çocuğun bakımı anneye kaldığı için avcılık-toplayıcılık yapan erkeğin fizyolojik evrimiyle dişisinden daha güçlü olması ve bunu sosyal hayatta devam ettirmesi, güçlünün güçsüz üzerine tahakkümü v.s v.s.

Fakat kadın kadını da çekemiyor be abi... Bunun da aslında doğa' ca bir açıklaması var elbet ama... Birlik olmaları lâzım diye düşünürüm hep...

(Spoiler)
Fräulein, iki soylu kız çocuğunun öğretmenidir. Ortaçağ Avrupasını bilirsiniz. Öğretmen soylu ailenin yanında yaşamaktadır. Kızların erkek kuzenine (Otto) aşık olan Fräulein(Mürebbiye) zamanla ev halkının da dikkatini çekecek şekilde hal ve hareketlerinde bir sıkılganlık gözlenir. Kızlar durumu fark eder ve bir gece Fräulein' in yatak odasına Otto' nun gireceğinden emindirler. Gizlice takip ederler ve gerçekten de Otto Mürebbiye' nin odasına girmiştir. Kapıyı dinleyen kızlar Mürebbiye' nin tartışma seslerini duyar ve kızların da kulaklarına inanamayacakları bir şey duyarlar??

Annesi Mürebbiyedeki değişikliği fark edecek ve birlikteliklerini itiraf eden kadını evden kovacaktır. Kızlar baskıcı ailelerinden korksada Murebbiyelerine olan bağlılıkları ve koşulsuz sevgilerinden güç alıp ailesine karşı düşman kesileceklerdir. Peki Mürebbiye' nin evden gönderilmesinin asıl sebebi nedir?

Ortaçağ Avrupası bana hep sonradan görme "zenginleri"(şişirilmiş ego altında yatan neden önceden bir takım şeylerin yoksunluğunun çekilmesidir) ve bu zenginlerin gözünde aşırı fakir olan bir grup haşere olan "halk" olarak ikiye ayrılmış gibi gelir hep. Dünya edebiyatında hemen hemen her yerde karşımıza çıkar bu durum ve beni hep iğrendirmiştir. Kültürümüzün artılarından biri de büyüğe saygı, fakire hoşgörü, yetime acıma (genel çoğunluk) gibi davranışlarıdır. Bunu da normlardan nefret eden birisi olarak belirtmeliyim sanırım. (Eksileri az olduğundan değil yani)

Eeee...
Şey...

~~Keyifli okumalar~~
~~Kitapla kalın~~
96 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Günlerdir bitmeyen ve beni resmen yatağa düşürmüş bir hastalıkla cebelleşiyorum: kafam sanki bugüne dek sadece ağrı çekmiş sıcak koca bir kütle , yastığıma yastık eklesem ya da ilaç içsem bir şey farketmiyor. Günlerdir devam ediyor...bütün bu ağrılı günlerim art arda okuduğum iki Stefan Zweig kitabıyla bir nebze güzelleşti, ağrıları biraz olsun dindirdim. Dün "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu"nu okuyup edebiyat cennetlerinde ferahlamıştım, Allahtan bugün de Mürebbiye kitabıyla ağrıya sızıya hastalığa inat birbirinden güzel, birbirinden lezzetli 4 hikâyeyle akşamlık ilacımı da almış oldum. Şurası artık kesin ki; Stefan Zweig'ı okumaya devam edeceğim. Çünkü yazarın insan ruhuna kalemiyle teması, ruha verdiği önem, insan ruhunu böylesine çıplak gösterebilme mahareti onun kalburüstü bir edebiyatçı olduğunun kanıtları. Kitabın sonuna geldiğim anda bile ilk hikâyedeki çocuklar aklımdan çıkmış değildi, ya da bir diğer hikâyede Margaret'in yirmi beş sene sonra çocukluğunda aşık olduğu ünlü oyuncuya vefa borcunu ödeyişinin yarattığı iyimserlik de öyle. Bunu Zweig nasıl başarıyor? Bu karakterler neden bu kadar canlı, bu kadar gerçek? Bunu ancak has bir edebiyatçı yapabilir. Kalemiyle karakterlere böylesine ruh ve can verebilen bir yazar gerçekten ve ancak hakiki ve büyük edebiyatçılardan biri olabilir... Zweig gibi.
96 syf.
·1 günde·9/10
Eser dört kısa öyküden oluşuyor...

Mürebbiye
İki kız kardeşe mürebbiyelik yapan genç kız, ev sahibinin yiyeni olan Otto ile yaşadığı gönül macerasının sonucuna katlanmak zorunda kalıyor...

İki küçük çocuğun kendi yöntemleri ile keşfettikleri ve duygusal dünyalarında hissettikleri merhamet mürebbiyeleri için yeterli olmayıp, büyüklerin ne derece acımasız olduklarını kendi küçücük dünyalarında anlamadan karar vermelerini sağlıyor...

Yaz Novellası
Bir yaz döneminde otelde kalan bir adamın, bir genç kıza isimsiz gönderdiği mektupları konu alıyor...

Bıraktığı her mektubun, genç kızın üstünde bıraktığı etkiyi uzaktan izleyip bir müddet oyununa devam ediyor...

Geç Ödenen Borç

Margaret, yıllar sonra dinlenmek için gittiği otelde karşılaştığı yabancının kendisine tanıdık gelmesi ile, arkadaşı Ellen'e yazdığı mektupta ondan bile sakladığı sırrını anlatıyor...

Margaret, lise yıllarında hayranı olduğu tiyatro sanatçısı Peter Sturzentaler'in ona yaptığı iyiliğin karşılığını şimdi yaşlı ve felçli olan bu adama ödemenin zamanının geldiğini düşünerek odasından otelin lobisine inerek, zihninde kurguladığı senaryoyu hayata geçirip, insan yerine koyulmayan yaşlı tiyatrocuya borcunu ödeme kararı alıyor...

Kadın ve Yeryüzü

Yazın kavurucu sıcağında herkesin beklediği yağmur bir kaç damla yağdıktan sonra kesiliyor. Otelin misafirlerinden olan bir genç kız ise, tüm misafirlerden daha çok bu olaya üzülünce, delikanlının dikkatini çekiyor...

Delikanlı ise bu genç kızın izlemeye ve onu doğa ile bütünleştirmeye başlıyor. Gece yarısı karşılaştığı genç kız ile yakınlaşsa da onun durumunu fark etmesi uzun sürmüyor...

Dört eserde de Zweig'ın betimlemeleri; size kahramanların yanındaymışsınız hissini yaşatarak onların heyecanına ve duygularına ortak olmanızı sağlıyor....
96 syf.
·25 günde·Beğendi·7/10
Kitap dört hikayeden oluşuyor. İlk hikaye "Ay Işığı Sokağı" (yazarın en az beğendiğim eseri) eserindeki öykülere benzer kötümser, iç karartıcı bir hikayeydi ( Kitaplar ümit vermeyebilir olumlu bakmamızı sağlamayabilir ama ümitsizlik de vermemeli şeklinde düşünenlerdenim. Farklı düşünenlere de saygı duyuyorum elbette.) üçüncü hikaye dinç şekilde aceleye getirilmeden okunması gereken bir hikaye, assolistler en son çıkar mantığı ile :) ikinci hikayeye geçiyorum harika bir eserdi "vefa" kelimesi ancak bu kadar keyifli ve içten anlatılabilirdi Zweig'a neden şapka çıkartıp alkışladığımızı kanıtlayan türde bir deneyimdi. Sadece ikinci öykü için bile okunabilir.
96 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Yine su gibi akıp giden bir kitap.. Stefan Zweig der susarım..
Kitap 4 tane hikayeden oluşuyor hepsi de birbirinden güzel. Zaten bu yazarın akıcı olmayan bir kitabıyla henüz karşılaşmadım ve karşılaşacağımı da düşünmüyorum. En beğendiğim hikaye Geç Ödenen Borç oldu. Çok güzel bir kurgusu var hikayenin.
Kitabı herkese tavsiye ederim. Şimdiden keyifli okumalar.. :)
96 syf.
·3 günde·10/10
Bu ince kitabın içinde dört kısacık öykü var ve dördü de birbirinden güzel.

Mürebbiye bu öykülerin ilki; iki küçük kızın mürebbiyelerinin sakladığı ve yaşadığı sırrı keşfetme merakı ile gerçek hayatla tanışmaya başlamalarını anlatılıyor...

İkincisi Yaz Novellası; tatilini geçiren bir yazar adayının geçen yaz yaşadığı ilginç olayı, mektuplarıyla bir gencin aşkıyla nasıl oynadığını konu alıyor. Hikaye içinde hikaye tarzı ile yazılmış. Benzer kurgu tekniğini Zweig'in daha bir çok öyküsünde görmek mümkün. Bir nevi bu teknik Zweig'in imzası, tarzı diyebilirim.

Üçüncüsü Geç Ödenen Borç; yapılan bir iyiliğin çok uzun yıllar sonra çok onurlu bir şekilde karşılık bulması anlatılmış. Bu kısacık öykü içinde yine bir öykü barındırıyor.

Sonucusu Kadın Ve Yeryüzü; isminden de anlaşıldığı üzere bir akşam üstü ve gecesinde yaşanan doğa olayları ile bir kadının birleşen duygu karmaşası çok harika bir uyum içinde sunulmuş.

Zweig okumaya devam...
96 syf.
·4 günde·6/10
Stefan zweig'ın diğer kitaplarına nazaran pek güzel olduğunu söyleyemeyeceğim. Yani anlatımı, ifadesi yine güzel, güzel olmasına da.. konusu pek iç açıcı değil. Ayrıca kitabin içerisinde tek bir kurgu yok, ayri ayrı dört beş hikaye var. Ama bir ikisinin sonucu hariç diğerleri pek açıklanmamış. Olaylar sadece hissiyatla kalmış. Buda heyecanı azaltıyor tabi. Ama yine de okumak isteyenler, boş vakit doldurmak için okuyabilir...
96 syf.
·5 günde·8/10
Tipik SZ. Son hikâye haricinde hepsini çok beğendim. Zweig çok severim lakin ard arda okunmayacak bir yazar gibi geliyor bana. Ilk kez öykülerden oluşan bir kitabını okudum. Sanki ard ards kitaplarını okuyormuşum gibi geldi. Zweig'i aceleye getirmeyi sevmem belki de ondan...
96 syf.
·4 günde·7/10
İçinde birbirinden farklı 4 hikaye var.Çerez niyetine okunacak cinsten:) Bir çırpıda okurum diyerek kitaba başlamıştım ama aynı anda 3 kitap birden okuduğum için aralarda bu hikayeleri sindire sindire okudum.Aslında hikayelerde çok dikkat çekici kurgular ve konular yok ama yazar kendine has üslubuyla bize okutmayı başarıyor.
Günümüzde paradan, o lanet olası paradan başka bir şey geçerli değil, bir de yapabildiğiniz kadar reklam. Bunu yapamayan yok olup gidiyor.
Stefan Zweig
Sayfa 40 - İş Bankası Kültür Yayınları
Ahlaken zayıf olanların her zaman bir mazereti vardır zaten. İlk önlerine çıkana kendilerini teslim ederler ve hiçbir şeyi düşünmezler. Sonra da Tanrı'dan medet umarlar.
Stefan Zweig
Sayfa 12 - İş Bankası Kültür Yayınları
“ Sadece onsuz yaşamak istemediğimin farkındaydım ve yaşamıma nasıl son vereceğimi bilemiyordum. “
Stefan Zweig
Sayfa 48 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mürebbiye
Baskı tarihi:
3 Ocak 2019
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054688876
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Optimum kitap
Mürebbiyeleri katı bir ahlak anlayışının kurbanı olurken, yetişkin dünyasının gaddarlığıyla tanışan iki masum çocuk ; Como gölü kıyısındaki bir otelin dingin ortamında gözüne kestirdiği bir genç kıza imzasız aşk mektupları yazarak zalimce bir oyuna girişen görmüş geçirmiş beyefendi ; Tirol Alplerinde küçük bir lokantada gençliğinin platonik aşkıyla karşılaşan, artık düşkün ve yaşlı olan bu adama yıllar öncesinden duyduğu gönül borcunu ödeme fırsatı bulan evli bir kadın ; bir genç kızın yarı histerik şefkat arayışında ifadesini bulan susuzluktan kurumuş toprak ve sıkıntılı yağmur bekleyişi.

Zweig bu öykü derlemesinde, döşündürücü deneyimleri sağlam anlatılara dönüştürmedeki ustalığıyla yine insanın kusurlarını, özlemlerini, karşılaştığı engelleyici durumları empatiyle çözümlüyor.

Kitabı okuyanlar 4.513 okur

  • Enes Soysal
  • Gülücüğün
  • Fearles emerald
  • İrem Çakır
  • Yıldız Taşar
  • Sedanur
  • Su
  • Doğan ALTIN
  • Nursena
  • Recep Uçar

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0
8
%0.1 (1)
7
%0.1 (1)
6
%0
5
%0.1 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları