·
Okunma
·
Beğeni
·
1.411
Gösterim
Adı:
O İllərin Çörəyi
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789952267549
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Das Brot der Frühen Jahre
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Qanun Nəşriyyatı
Baskılar:
İlk Yılların Ekmeği
İlk Yılların Ekmeği
İlk Yılların Ekmeği
O İllərin Çörəyi
Bütün Avropanı sarsıtmış, ən çox da Almaniya və Rusiyanı viran qoymuş II Dünya müharibəsindən sonrakı cəmiyyətin fonunda, əsərin qəhrəmanı Valter Fendrixə uşaqlığı, gəncliyi, qocalığı, yaxud dünəni, bu günü, sabahı – ümumiyyətlə, bütün həyatı və mənəvi dünyası məhv olmuş minlərlə, milyonlarla insanın ümumiləşdirilmiş surəti kimi baxmaq daha düzgün olar. O, müharibədən fiziki mənada salamat qurtulmuş, lakin mənəvi dünyası müharibənin fəlakətləri ilə damğalanmış və bu damğanı bütün həyatı boyu daşımağa məruz qalmış, buna məhkum edilmiş bir fədaidir.
Haynrix Böllün “O illərin çörəyi” əsərinin qəhrəmanı Valter hətta maddi və həyati imkanları düzələndən sonra da cibində çörək gəzdirir, dostu Volfdan oğurladığı pulları qaytarmaq istəyir, atasının kitablarını satıb bir buxanka çörək aldığı günləri xatırlayır, sevgilisi Ulla bir parça çörək üçün üzü sızanaqlı qızın başına fırlanmasını yadına salır, onun, siqaret almaq üçün elektrik peçlərini satdığını hamı bilir və beləliklə, sanki müharibə dövrünün sıxıntısı onu dinclik dövründə də qarabaqara izləyir.
112 syf.
Alman edebiyatında önemli bir yere sahip olan Heinrich Böll cephede savaşı bizzat yaşayan, esir düşen bir yazar. Çocukluğu ve gençliği savaşın olumsuzluklarından etkilenmiş: annesi bir bombardıman esnasında kalp krizinden ölmüş, sevdiklerinden, yakınlarından ayrılmak zorunda kalmış, savaşta aldığı yarayı tedavi ettirecek parayı bulamamış, yoksulluk, açlık çekmiş; yaşadıklarını eserlerine yansıtarak savaşın yıkıcılığını, korkunç yüzünü, anlamsızlığını, yok ediciliğini işlemiştir. Ve dahası başkalarının acılarını duyabilen, vicdani sorumluluğunu yüreğinde taşıyan bir insandır. Yaşamı süresince dünyanın neresinde olursa olsun devletin hak ihlallerine karşı çıkarak çeşitli eylemlerde bulunmuş, vicdanını dinlemiş, insan hakları, özgürlükler ve barış için çalışmalar yapmıştır.

İlk Yılların Ekmeği, II. Dünya Savaşı’nda harap olmuş Almanya’da savaşın neden olduğu yoksulluk, açlık, yabancılaşma ve hayatta kalabilme çabasını anlatıyor. Roman bir günlük zaman dilimini -Hedwig’in şehre geldiği Pazartesi gününü kapsar. Fendrich Pazartesi sabahı babasından öğretmen olmak için şehre gelecek Müller’in kızı Hedwig’i karşılamasını isteyen haber alır. O andan itibaren Fendrich’in anımsadığı anılarını, gün içinde yaşadıklarını, düşüncelerini geçmiş ve içinde bulunulan zamanı iç içe geçmiş bir şekilde okumaya başlarız.

Fendrich, Müller’in kızı için kiralamasını istediği oda için kullandığı ‘ödenecek paraya değmeli’ –Ustasından sık sık duyduğu bu söz Fendrich’te nefret uyandırmaktadır- sözü onu yedi yıl öncesine 16 yaşında olduğu savaş sonrası yıllara götürür. O yoksulluğun, açlığın hâkim olduğu o dönemde aç kalmış, parası yetmediği için her şeyin fiyatını öğrenmek zorunda kalmıştır. Ekmek almaya bile parası yetmemiştir. Fırıncı Fundahl’dan kalan ekmekler istemesi için babasını zorladığı anları hatırlar. Babası Fundahl’ın derslerinde başarısız olan oğlunun öğretmenidir, bir gün o kalan ekmeklerden alamazlar çünkü babası oğluna zayıf vermek zorunda kalmıştır. İyi insanları da hatırlar Fendrich hastanede yoksullara yemek dağıtan hemşireleri. Fabrikada kendisiyle yemeklerini paylaşan kızları. Aç olduğunu söylediğinde evde bir şeyler bulmaya çalışan babası, hastahanede kendisine verilen yiyeceklerden yemesini isteyen hasta annesi. Bu kişiler ona hayatta karşılık beklemeden yardım eden kişilerdir, onca kötü insana karşılık iyilerin de olduğunu hatırlatan, kendisine bakan gözlerinde ödemesi gereken fiyatın yazılı olmadığı insanlar…

O yıllarda çektiği açlığın izleri yedi yıl sonra işinde başarılı hale gelerek ekonomik durumu düzelmeye başladığında bile sürmektedir ekmek onun için hâlâ önemini korumaktadır. Fırından ihtiyacından fazla ekmek alarak, cebinde taşımaktadır. Ekmek bulamama korkusu içine yerleşmiştir.

Hedwing’le karşılaşmasaydım yanlış trene binip gidecektim der. Hedwing onun yaşamını sorgulamaya başlamasını, önemsemediği gerçekleri görmesini sağlar. Bunca insanı hissizleştiren, çevresine yabancılaştıran, birbirlerinin üzerine basarak var olan ‘ödenecek paraya değmeli’ anlayışının benimsendiği çevreye ayak uydurarak yaşadığını fark eder. Olayların gelişiminde yazar Fendrich’in patronu Wickweber ve kızı Ulla’nın sahtekârlık yaparak zenginleşmesini, işçileri sömürmesini ve işçi ölümleri karşısındaki duyarsızlıklarını gösteriyor.

Yazarın yalın bir dille anlattığı olaylar, sahneler ve betimlemeler sarsıcı, özgündü. Savaşın neden olduğu açlığı, insanların çektiği acıları, yozlaşmayı, bencilliği, duyarsızlığı tüm çıplaklığı, korkunçluğuyla gözler önüne seriyor. Bu tempo kitap bitene kadar hiç düşmedi. İçinizi sızlatacak bir kitap. İlk Yılların Ekmeği şimdiye dek okuduğum Böll kitapları (Ve O Hiçbir Şey Demedi ve Palyaço) içinde hem kurgusu hem de edebi zenginliğiyle en fazla iz bırakanı oldu.

Fendrich’teki değişimi her şeye rağmen sevginin insanı iyileştirmesine bağlıyorum.

“On altı yaşında bir çırak olarak kente geldiğim zaman açlık bana bütün fiyatları öğretmişti. Taze pişmiş ekmek düşüncesi kafamın içini serseme çeviriyordu, çoğu zaman akşamları saatlerce kentin içinde dolanıp yalnızca tek bir şey düşünüyordum: ekmek... Gözlerim yanıyordu, dizlerim halsizdi, içimde kurtlara yakışacak bir duygu vardı. Ekmek. Bazı insanlar nasıl morfin delisiyse ben de ekmek delisiydim.”
112 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
1972 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Heınrıch Böll'ün okuduğum ilk kitabı. Kitap kısa olmasına rağmen bir çok şeyi anlatmaya yetiyor.

Kitapta, İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra Almanya'da yaşayan yirmili yaşlardaki bir tamirci ustasının bir günü anlatılıyor. Ama tabii ki basit olarak sadece o bir günde olan olaylar anlatılmıyor. Olayın kahramanı olan gencin geriye dönük yaşadıklarını anımsaması sonucu, geçmişle o gün bağdaştırılıp dramatize edilerek anlatılıyor.

Kitapta ön planda bir aşk ve bir hayat mücadelesi var. Ama arka planda benim anladığım kadarıyla yazarın esas anlatmak istediği konu açlık duygusu. İnsana her şeyi yaptırabilecek derecede güçlü olan bu duyguyu müthiş bir şekilde işliyor ve bunu da ekmek ile sembolize ederek bize sunuyor. Nitekim kitabın ana karakteri de bu duyguyu geçmişte sık olarak yaşamış olduğundan, bir çok şeyler yapmış biridir. Bütün bunlar kitapta anlatılmaktadır. Ama ustaca anlatılmaktadır. Günün olaylarının içerisine gizli gizli girdirilip, hiç ilgisi olmayan bir yerde birden geçmişe gidilip kısa bir kaç acı cümleyle bahsedilmektedir.

Yazarın müthiş bir tasvir ve betimleme özelliği var. Zaman, çevre ve kişi betimlemelerinin her birini veya hepsini ustaca yapabilen bir çok yazarın kitaplarını bugüne kadar defalarca okudum. Ama eylem betimlemesini bu derece ayrıntılı ve muhteşem yapan bir yazarın kitabını ilk defa okudum. Kitaptaki karakterlerin yaptıkları en ufak bir hareket bile, akla ve hayale gelemeyecek tüm ayrıntılarıyla aktarılıyor. Tabii ki yazar için olumlu olan bu özellik, aslında kitabı biraz uzatıyor ve okumayı da yavaşlatıyor.

Sonuçta farklı bir yazar, farklı bir konu ve farklı bir uslupta yazılmış bir kitap okudum. Beğendim ve Böll okumaya devam edeceğim.
116 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10 puan
Alman ve Rus edebiyatı pek tarzım olmasa da ya bismillah diyerek seneler sonra bir bebeğin ilk adımını atar gibi attım adımımı daha kısa sürede tık nefeste dahi bitirebileceğimden eminken biraz sindire sindire okuyasım geldi malum araya onlarca da kitap kakalayınca iyi oldu zihnim dağıldı. Nefis bir roman idi içim sızladı net , ilk yarıda sıkıntı bastı dilini anlayası malum 55 ler de yazmış yazar bu eserini o yıllara gitmek malum kolay olmuyor insana canlandıramıyorsunuz zihninizde karaborsaya düşüyor tüm canlı sinir hücrelerim neyse efem pek beğendim hüzünlü hemde bir hayli ekmek keyfi nedir bilmeyen yemeyen ben bile bu tat dan mahrum kalmak istemeyenleredir tavsiyem.
112 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Heinrich Böll ile tanışma kitabım. Gerçekten çok büyük bir edebi keyif aldım. Belki anlatılanlar savaş sonrası yıllar ancak anlatış biçimi, okuyucuya verdiği duygu bambaşka. Savaş sonrası insanların yaşama tutunma çabaları anlatılıyor. İçinde acı da var, aşk da var, yokluk da var. Ayrıca romandaki kahramanın çalışıp para biriktirmesi ve o parayı yokluk yıllarına tekrar düşerim korkusu içinde öyle bir koruması var ki... Savaşın insanlar üzerindeki bıraktığı etkiyi de açık bir şekilde görebiliyoruz. Cebinde hep ekmek ile dolaşması mesela.
Konu belki sıkıntılı ama yazarın sunuş şekli takdire şayan. Böll okumaya devam.
104 syf.
·2 günde·8/10 puan
Dünyada tarihsel olarak yer etmiş herhangi bir olaya tek yönlü bakamayız. Bir olay neticesinde birtakım getiriler olduğu gibi bazı götürüler de olabilir. Savaş, bunların en somut örneğidir. Bir savaşın sonucu hangi ülkelerin galip geldiği (gerçekten galip mi?) veya yenildiği değildir aslında. Tarihsel somutluk ve nesnellik olarak bir grup isimlerden söz edilebilir elbette, ama bununla sınırlı kalmamalıdır bir savaşın sonucu. Savaşa şahit olan ülkelerdeki savaş sonrası durum da göz önünde bulundurulmalıdır. Zaten söz konusu Böll olduğunda savaş olmaksızın söz edemez hale geliyoruz ondan ve onun eserlerinden. Kimi eserleri, mesela Ademoğlu Neredeydin eserindeki gibi savaşın salt içinde geçmese bile savaşın etkilemiş olduğu bir ülkede geçer mesela. Savaş yeni bitmiştir, ülke savaş sonrasında her ülkenin girdiği bir toparlanma evresindedir. Bu sefer de bundan bahseder Böll, bize bu açıdan da anımsatır savaşı.

Bu eserinde de Böll, bizleri savaş illetini daha yeni atlatmış bir Almanya'ya götürüyor. Bir tamirci çırağının gözünden bakıyoruz dünyaya. Yaşadığı aşka şahit oluyoruz. Burada dikkat çekmek istediğim bir nokta var. İnsanlık olarak öyle kötücül bir algıya sahibiz ki, herhangi biri kendisine göre düşük statüde bulunan başka birinin, kendisinin yaşayacağı ve yapacağı şeyleri gerçekleştirebileceğine inanmıyor. Mesela en basitinden üst statüde bir yazar kendi yaşadığı bir aşkı, bir tamirci çırağının aşkından çok daha değerli görür, eğer bunu kıyaslayacak olursa. Bunun sosyal statü ile hiçbir ilgisi yoktur aslında. İnsanın kendini geliştirmesi ya da yaşamış olduğu duygular sosyal statüye bağımlı değildir. Dağdaki bir çoban felsefi açıdan bir üniversitedeki öğretim görevlisinden daha çok bilgili olabilir. Kendini geliştirdiyse neden olmasın ki? Ama bizdeki bu kötücül algı onun o bilgiye sahip olamayacağını inatla bize bildirir, nedeni ise çok komiktir, çoban üniversite okumuş mudur, diploması var mıdır ki? Ah, sanırım insanlar Bernhard'ın bahsini ettiği gibi kendilerine bedelsiz bir şekilde diploma verilecek olsa ölümü bile göze alacaklar.

Bu noktaya nereden geldim? Eserde karakterimizin bir tamirci çırağı olmasının ondaki duyguları ve yaşadığı şeyleri değersizleştiremeyeceğini düşündüm. Eserde buna da dikkat çekiliyor zannımca. Konudan uzaklaşmayalım en iyisi. Savaş aslında resmiyette bitmiş gözükse de bir ülke için hemen öyle kolay kolay bitmez. Etkisi yıllarca devam eder o ülkede. İşte bu etki altında kıvranan Almanya'daki bir tamirci çırağıdır karakterimiz. Kendisi öyle zorluklar yaşamış bir insandır ki zamanında evsizlerle birlikte ekmek ve yemek sıralarına girmiş, sokaklarda uyumuştur. Ama en sonunda bir çamaşır makinesi şirketine tamirci çırağı olarak girmiştir.

Eserde karakterimizin söylediği bir söz çok dikkatimi çekti. Ödenecek paraya değmeli sözünün saçmalığından, ödenecek paraya değen hiçbir şey olmadığından söz ediyordu. Bu, son derece yoğun bir düşünce aslında bir yönden bakınca. Ödenecek paranın değip değmediğini nasıl anlayabiliriz? Bir şeyin değerini en başta biz nasıl belirleyebiliriz? Markette karşımıza çıkan bir ürünün neden o fiyatta olduğunun elbette ki ekonomi bilimi açısından mantıklı bir açıklaması var ama benim sözünü etmeye çalıştığım biraz daha soyut. Para, modern çağda öyle değersiz bir hale gelmiştir ki paranın değip değemeyeceği şey paranın salt kavramından bile daha üsttedir. Çünkü para insanı aşağılara sürüklemiştir. Savaşlar büyük paralar harcanarak yapılır. Bir grup zengin, kendilerine fazla gelen paralarını piyonlar yardımıyla harcamak ve bu uğurda çıkan curcunayı izlemek ister. Buna bizler savaş ismini veriyoruz. Savaşlar bile parayla gerçekleşirken, savaş sonrası bitik bir ülkede dahi para uğruna insanlar sokaklarda yatıyorlarsa para kavramsal olarak değersiz hale gelmiştir. Bu yüzden de karakterimizin eserde çokca sözünü ettiği, eserin isminde de yer alan ekmek, salt paranın kendisinden bile daha değerlidir.

Bu bağlamda eserde bir sembolize edilme de vardır. Ekmek kavramsal olarak birçok şeyin önündedir artık. Karakterimiz ekmeğe öyle takıntılıdır ki cebinde bile aç kalma ihtimaline karşı ekmek taşır. Ekmekle huzur bulur; eğer ekmeği varsa o akşam huzurludur, çünkü yemek bulamazsa bile ekmek vardır sonuçta. Uzun ekmek sıralarına girer, yalnızca bir tek ekmek alabilmek için. Bu açıdan baktığımızda ekmek birçok değerin önüne geçmiş (belki de gerçek hak ettiği yeri bulmuş), değerli gibi görünen kavramlar da değersizleşmiştir. Savaş yaralısı, ekmeklerin bile sayıyla üretildiği bir ülke hayal edin. İnsanlar savaşın şokundan dolayı belki açlık hissetmezler ama o şoktan yavaşça çıkıyorlardır artık ve karınları ölesiye açtır. Bunun fark edilişinin yaşandığı bir ülkedir o dönem Almanyası.

Çalıştığı şirketin önemli bir mevkideki bir kişisiyle olan konuşmaları da beni derinden sarsmıştır. İnsanın çalıştığı mevki ne derece düşük olursa olsun kendi düşüncelerini saklamamalı, bir yerde bir terslik gördüğünde bunu dile getirmekten çekinmemelidir. Mevki hiçbir şeydir, bu açıdan insan cesaretini kaybetmemelidir. Mesela bir tamirci çırağının, bizim ülkemizde işvereninin yapmış olduğu bir haksızlığı korkusuzca dile getirdiğini hayal edin. Büyük ihtimalle işinden olurdu. Ama gerçek, işinden olmaktan daha önemlidir. Gerçekleri yok saymak uğruna para kazanmak sahtekarlıktan başka bir şey değildir aslında. İşte karakterimiz de aynı bu şekilde sesini çıkarıyor. Şirketler üzerinde insanlar birer isimden ibarettir. Bir iş kazası olur ve hemen üstü çizilir ölen kişilerin. O iş kazasının önlemi, ölen kişilerin o ana dek çektikleri zorluklar; bunların hiçbiri sorgulanmaz. Çünkü şirket ismin üstünü çizmiş, o kişinin varlığını bitirmiştir. Öyle bir bitiriştir ki bu, o ölen kişi sanki daha önce hiç varolmamıştır. Nasıl olsa yerini başkaları dolduracaktır. Savaş sonrası zorluk çeken, normal zamanlara göre halkının çok daha fazla iş aradığı bir ülkede şirketlerin bu denli ikiyüzlü davranışları da doğal olarak artacaktır. Çünkü yeni işçi alımı sürekli vardır, ve bir işçinin lafı mı olur (!). İşte o dönemdeki şirketler statüsü de bu denli bir düzenbazlık içindeydi.

Böll müthiş bir betimleme yeteneğine sahip. Karakterimizin aşktan kendini kaybettiği sahneler o denli iyi resmedilmiş ki okurken karakterimizin kaybolması gibi siz de kayboluyorsunuz. Bir bulanıklık kaplıyor dört yanınızı eseri okumaya devam ederken. Sanki sisli bir kasabada yarı uyanık yarı uykulu yürüyormuş gibi. Böll bu tarz, zorlukların arasında tek umut olarak kalan ve tutunulan aşkları işler aslında. Bu aşklar kimi zaman açlıkla burun buruna yaşayan bir adamın tek tesellisi olur, kişi zaman da savaşın ortasındaki bir askerin tek avuntusu. İnsan zor durumlar yaşadığında tutunduğu şeye normalden daha sıkı bir şekilde tutunur. Bu tutunduğu şey onun için neredeyse kutsal hale gelir. Bu yüzden de zorluklar altında yaşanılan aşklar her zaman daha yoğundur.

İlk Yılların Ekmeği; bir ülkenin yaralarını sarmasını ve bunun getirilerini, genç bir aşığın gözünden gördüğümüz bir bakış.
112 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Böll bu kitabı yazarken sanki öylesine sıradan bir genci değil de kendini anlatmış hissini uyandırıyor... Aşk, savaş temasının arka planında ekmek savaşı var ... Açlık ve savaş bitkinliği öylesine güzel geçmiş ki esere insanı o yıllara, Almanya'nın o kavga tozlu sokaklarına götürüyor.. Kendisi gibi yazarlardan kolaylıkla sıyrılabilen usta kalemiyle okurunu esere doygunlaştırıyor...

Okuyun, okutun efendim...
112 syf.
·5 günde
Henryy Böll, ikinci dünya savaşında yaşamış olan ve o dönemin etkilerini eserlerine aktaran Alman Yazardır. İlk Yılların Ekmeği isimli kitabı, tamirci gencin bir gününü aktarıyor, Babasından aldığı mektupla, beklediği öğretmenlik yapmak için gelen Hedwig'i yaşadığı bölgede ağırlayacaktır. Hedwig'i, kaldığı pansiyonu, ustasını, ve ustasıyla yaşadığı tatsız hırsızlık olayı, ustası Wickweber'i, ve onun kızı Ulla ile arkadaşlık kurduğu için artık ayrılma zamanının gelmesini, ve akşam pansiyona öğretmen Hedwig ile gittiği için yurda alınmadığı...
Kitabın baş karakteri Fendrich'in, hayatına bıraktığı kaç yılın izlerini okuyucuya bir günde anlatabilen güzel, yoğun duygulu, bilgili, bir eserdi...
112 syf.
·Beğendi·9/10 puan
2. Dünya savaşı sonrasında harabeye dönen Almanyada genç bir çamaşır makinesi tamircinin yaşam mücadelesini, zorluklarla başa çıkma yollarını, iş, aile ve arkadaşlık ilişkilerini açlığın pençesinden kurtulmanın yollarını, kısaca ağır hayat koşullarında varolma mücadelesini anlatan çok başarılı bir roman. Mutlaka okunması gerekenlerden.
112 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İlk Yılların Ekmeği'ni çok etkilendiğim, yokluğu inanılmaz bir dille insanların belleklerine nakşeden bir kısmı paylaşarak yorumlamak istiyorum;

       Bir hastane odasında baba ve oğul ölmek üzere olan annenin başındadırlar; "Doktorun kırmızı, ince, hafif kıvrımlı dudaklarından annemin öleceğini anlamıştım. Ne var ki, annemin yanında yatan kadın daha önce öldü. Pazar öğle vakti geldiğimizde kadın henüz ölmüştü. Haberi alan kocası kadının kalan öteberisini topluyordu. ... Komodinin üzerinde duran bir kutu eti bulamadı diye bir dolu azarladı hemşireyi. " daha dün getirmiştim, dün akşam on sularında. gece öldüğüne göre onu yemiş olamaz." Karısından kalan saç filketelerini hemşirenin yüzüne doğru uzatıp sallıyordu ve hiç ara vermeden haykırıyordu;"Et nerede? Eti istiyorum! O bir kutu eti almazsam bütün odayı darmadağın ederim bilmiş olun..."
112 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kitap sizi ekmeğin anlamını, ağlatan, sorgulatan acı bir şiirin içinde aramaya davet ediyor.yazar bütün ustalığı ile bu kısacık romana o kadar çok şeyi saklamış ki okudukça anlıyorsunuz, savaşın yıkımını, yoksulluğu, çaresizliği. Hiç ajitasyona düşmeden, duyguları sömürme den kitap başladığı şiirsellikte bitiyor ve siz anladıklarınızla baş başa ağır bir hüznün içinde kalakalıyorsunuz.
112 syf.
·8/10 puan
1972 Nobel Edebiyat Ödülünün de sahibi Heinrich Böll eseri.

Yayımlanma tarihi 1955.
Eser, 2. Dünya Savaşı sırasında eğitimine devam etme çabaları gösteren kahramanımızın Dünya Savaşı sonrasında bir tamirci olması ile beraberinde yaşadığı olayları, tanışıklıkları ve nahif de bir aşkı ele alıyor.

Birçok kişi gibi Böll için başlama kitabım oldu. Ona, en çok satılan ve okunduğunu düşündüğüm bu eseri ile başlamak istedim. Doğru bir tercih olduğunu düşünüyorum.

Aslında sizler kahramanın ‘24 saatte’ anlattıklarını geriye dönüşlerle sayfalar dolusu okuyorsunuz. Özellikle belirtildiği üzere uzun cümleler ve betimlemelere şahit olacaksınız her sayfada.

Genel itibariyle “ 2. Dünya Savaşı “ etkilerini yansıtan eserlerin kaliteli olduğu hissine sahibim.
İlk Yılların Ekmeği de buna dahil kesinlikle.
112 syf.
·Puan vermedi
Yine güzel bir kitap okumuş oldum. İlk Yılların Ekmeği, Heinrich Böll' ün okuduğum ilk kitabı. Benim için ilk satırından son satırına kadar sürükleyiciliğini yitirmedi.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Almanya' da yaşanan yoksullukla mücadele etmeye çalışan halk, maalesef ikinci bir savaş yaşamaktadır. Bu günün dünyasında nimetin kıymeti bilinmezken o kötü günleri gören insanların tek istediği bir lokma ekmekti. Yazar bir gencin ağzından bu zor günleri anlatmıştır.
Kitabı okuduğumda, anneannemin de niye her yiyeceği stokladığını bir kez daha anlamış oldum...
Fakir ve mutlu bir çamaşır makinesi tamircisiydim.
(Ich war ein armer und glücklicher Waschmaschinenmechaniker.)
Heinrich Böll
"Das Brot der frühen Jahre," Kiepenheuer & Witsch Yayınları, sayfa 7
Ben her şeyin fiyatını öğrenmek zorunda kalmışımdır- çünkü hiçbir zaman ödemeye yeterli olamadım-, daha on altı yaşında bir çırak olarak kente geldiğim zaman açlık bana bütün fiyatları öğretmişti.
Heinrich Böll
Sayfa 16 - Can Yayınları 1982

Kitabın basım bilgileri

Adı:
O İllərin Çörəyi
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789952267549
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Das Brot der Frühen Jahre
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Qanun Nəşriyyatı
Baskılar:
İlk Yılların Ekmeği
İlk Yılların Ekmeği
İlk Yılların Ekmeği
O İllərin Çörəyi
Bütün Avropanı sarsıtmış, ən çox da Almaniya və Rusiyanı viran qoymuş II Dünya müharibəsindən sonrakı cəmiyyətin fonunda, əsərin qəhrəmanı Valter Fendrixə uşaqlığı, gəncliyi, qocalığı, yaxud dünəni, bu günü, sabahı – ümumiyyətlə, bütün həyatı və mənəvi dünyası məhv olmuş minlərlə, milyonlarla insanın ümumiləşdirilmiş surəti kimi baxmaq daha düzgün olar. O, müharibədən fiziki mənada salamat qurtulmuş, lakin mənəvi dünyası müharibənin fəlakətləri ilə damğalanmış və bu damğanı bütün həyatı boyu daşımağa məruz qalmış, buna məhkum edilmiş bir fədaidir.
Haynrix Böllün “O illərin çörəyi” əsərinin qəhrəmanı Valter hətta maddi və həyati imkanları düzələndən sonra da cibində çörək gəzdirir, dostu Volfdan oğurladığı pulları qaytarmaq istəyir, atasının kitablarını satıb bir buxanka çörək aldığı günləri xatırlayır, sevgilisi Ulla bir parça çörək üçün üzü sızanaqlı qızın başına fırlanmasını yadına salır, onun, siqaret almaq üçün elektrik peçlərini satdığını hamı bilir və beləliklə, sanki müharibə dövrünün sıxıntısı onu dinclik dövründə də qarabaqara izləyir.

Kitabı okuyanlar 117 okur

  • 13
  • Günay

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0