Kitap
Satranç

Satranç

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.6
39,2bin Kişi
144bin
Okunma
39,1bin
Beğeni
1,4milyon
Gösterim
80 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 2 sa. 16 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Salon Yayınları · Eylül 2018 · Karton kapak · 9786059530750
Diğer baskılar
Stefan Zweig’ın 1942’de intihar etmeden hemen önce yazdığı orijinal adı “Schachnovelle” olan eseridir. Karakterlerin davranışlarından örnekler verilerek psikolojileri yansıtılmaktadır. Eserde yer alan karakterlerden Dr. B.’nin Hitler döneminde tutuklu olduğu hücresinde ayakta kalmayı başarmasındaki en büyük etken satranç oyunudur. Diğer taraftan annesiz babası büyüyen, taşralı Czentovic’in satranç dışında hiçbir entelektüel becerisi yoktur, iletişime kapalı, kendi iç dünyasında yaşayan bir karakterdir. Entelektüel beceri gerektiren satranç oyununu oynarken dış dünya ile bağlantılarını tamamen kesen oyuncular 64 kareden oluşan damalı tahtadan ve satranç taşlarından başka bir şey görmemektedirler. Bütün ömürlerini bu siyah beyaz damalı tahtaya adayan “entelektüeller” ile her gün aynı rutini yaşayan “sıradan insanlar” arasında ne fark vardır?
5 mağazanın 361 ürününün ortalama fiyatı: ₺7,73
8.6
10 üzerinden
39,2bin Puan · 4735 İnceleme
Neslihan TÜRKMEN
Satranç'ı inceledi.
83 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
"Çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz." Satranç bir insanın hayata tutunmasını sağlayabilir ve onun hayatını kurtarabilir mi? Hayata tutunmamızı sağlayan şeyler bizi daha farklı bir felakete sürükleyebilir mi? Kurtuluş sandığımız, sıkı sıkıya tutunduğumuz şeyler bir süre sonra bize zarar verebilir mi? Satranç öğrenmeye çalıştığım şu zamanlarda listemde bulunan Zweig'ın Satranç kitabı sürekli aklıma takılıyordu. Geç okumuş olmanın verdiği pişmanlıkla birlikte iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu benim için. Yazar, yine kısa ama çok etkileyici bir eser kaleme almış. Psikolojik analiz yeteneği ve kendine özgü betimlemeleriyle kendine hayran bırakan bir eser daha ortaya çıkarmış. Satranç'ta özellikle iki karakter ön plana çıkıyor. Mirko Czentovic ve Dr. B. İki karakter de New York'tan Buenos Aires'e gitmekte olan bir yolcu gemisinde yolcu olarak bulunmakta. Czentovic, satranç şampiyonu olarak ün kazanan ama bazı çevreler tarafından yeterince entelektüel olmadığı gerekçesiyle eleştirilen biri. Küçük yaşta yoksul babası öldüğünde bir din adamı tarafından yetiştirilen Czentovic, eğitimini de büyük ölçüde bu din adamı tarafından almış ama almış olduğu eğitimi başarıyla tamamlayamamış. Ancak sessiz ve sakin olan Mirko Czentovic'in kesin olarak öğrenmiş olduğu bir şey var. O da satranç. Czentovic'in birçok konuda yetersiz oluşu çokça göze batıyor ancak satrançtaki başarısı göz önünde bulundurulduğunda konuşulmaya değer bir kişilik ortaya çıkıyor.. Dr. B. ise hikayenin ilerleyen zamanlarında ortaya çıkmakta. İlginç bir giriş yapan Dr. B. dört ay boyunca tutsak edilerek işkence görmüş biri. Hem de belki en zalimce denilebilecek bir işkenceye maruz kalarak tutsak edilmiş. Zaman ve mekan algısının kaybolduğu küçücük bir odada yaşamaya mahkum edilmiş ve istediklerini fiziksel şiddetle değil psikolojik şiddetle elde etmek isteyen insanların elinde akıl sağlığını korumaya çalışmış Dr. B. Ancak zamanı öğrenemediği ve zamanını geçirmek için herhengi bir şey kullanılmasına izin verilmediği bir ortamda bunu sağlayabilmek çok zor olsa gerek. Ve böyle bir ortamda bir gün önüne bir fırsat çıkıyor. Hiçliğin ortasında bir kitaba sahip olma fırsatı. Yalnızlıktan, hiçlikten kurtulmak için kitap çalmak Dr. B'nin hayatını tahmin edemeyeceği kadar değiştiriyor. Dr. B için bu kitap bir kurtuluş mu yoksa daha farklı bir tutsaklığa hapsoluş mu? Czentovic ve Dr. B'nin hayatından kesitler, kişilikleri hakkında bilgiler ve önemli bir satranç partisi... New York'tan Buenos Aires'e gitmekte olan geminin yolcuları kadar sizler de olacakların etkisiyle büyük bir heyecana kapılacaksınız. Satranç kitabı şu çok önemli gerçeği vurguluyor benim için. Yaşama, hayatta kalma isteği çok güçlüdür. Ve bu istek bazen bir insan bazen bir film bazen de bir kitap görünümünde bizlere ulaşabilir. Aslında bizi hayata bağlayan kişiler ya da nesneler değildir. Asıl olan içimizdeki o bitmek bilmeyen yaşama arzusudur. Bunu nasıl kullanabileceğimiz ve değerlendirebileceğimiz de bizlere bağlıdır.. Satranç, yalnızlığın ve düşünmenin bile yeri geldiğinde ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteren etkileyici bir kitap. Zweig, tek başına olmanın ve kendiyle başbaşa kalmanın kişilerin psikolojisi üzerindeki etkisini korkutucu bir şekilde iyi aktarıyor. Kısa zamanda bitirebileceğiniz ama etkisinden uzun bir süre çıkamayacağınız ayrıca satrancın bir oyundan fazlası olduğunu da gösteren güzel bir eser sizleri bekliyor. Keyifli okumalar.
Satranç
8.6/10
· 144,9bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
159
Ömer YILDIRIM
Satranç'ı inceledi.
83 syf.
·
Puan vermedi
Her Şerde Bir Hayır ve Her Hayırda Bir de Şer...
Kitabın özenle hazırladığım video incelemesini şuradan izleyebilir ve daha fazlası için Youtube kanalıma abone olabilirsiniz: youtu.be/oIpnKUW5XqQ Metin incelemesi ise aşağıdadır. Beğenseniz de beğenmeseniz de yorum yapmayı lütfen unutmayın ki "insan eleştirildikçe gelişir." ;) "Satranç", Zweig'ın ölümünden hemen önce kaleme aldığı bir "entelektüel ölüm" kitabı. Kitabın başlangıcı bir Titanic atmosferi sunuyor: bahsedilen o koşturmaca, gemideki ünlüler ve "istifini bozmaksızın güverte konseri veren çalgıcılar". Bu atmosfer okuyucuyu kitaba ve ortama çekmek için gayet başarılı biçimde kurgulanmış. Metnin hemen başında, kitabın adından da ötürü, aslında "kilit karakter" diyebileceğimiz şampiyon satranççı Çentoviç tanıtılıyor ve onun entelektüel yoksunluğunun soru sormamaktan, yaşıtı olan çocuklarla oyun oynamamaktan, kendine bir meşguliyet bulmamaktan geldiği anlatılıyor. Bunun vurgulanması, kültürel cehaletin bir yansısı aslında. Yani Çentoviç temelde sorgulamayan, sosyaliteden uzak, kendisiyle bile vakit geçirmekten âciz hâlleriyle bir kültürel cehalet örneği olarak önümüze konuluyor. Çevresi tarafından en azından akademik anlamda yetiştirilmeye çalışılmasına rağmen Çentoviç'in öğrenmeyi becerememesi, onun akademik cehaletini de gün yüzüne çıkarıyor. Bu durumda, kültürel ve akademik cehalet de birleşince, entelektüel cehalet vücut bulmuş oluyor. Günümüzün de en büyük problemlerinden birisi olan bu entelektüel cehaletin timsali olan satranç şampiyonu; günümüzün sorgulamayan, oyun oynamayan, arkadaş edinemeyen, kendine bir uğraş bulup yaratamayan hazırcı nesillerini anımsattı bana. Bu nesil içinden akademik anlamda sadece kâğıt üstünde başarılı insanlar çıkabilse de ne yazık ki bu nesillerin içinde bulunduğu bu entelektüel yoksunluk hâli, insanlığın sonunu bile getirebilecek düzeydeymiş gibi geliyor bana ve bu son derece korkutucu... Şöyle örneklemek gerekirse Türkiye'de örneği ne yazık ki çokça bulunan bir tip satranç şampiyonu Çentoviç. Ünlü, zengin, havalı, popüler; ama cahil. Ünlü ve zengin olmasında hiçbir entelektüel yetisinin etkisi olmayan Çentoviç; becerebildiği tek şey ile, satranç oynayabilmek ile bu üne ve zenginliğe sahip biçimde yaşıyor. Hayatında kitabın başında da bahsedildiği üzere aşırı entelektüel cehaletinin, insanların gözüne çarpan hiçbir olumsuz etkisi olmuyor. Sadece yapabildiği tek eylem ile ünlü ve zengin bir insan... Biraz da kitaba döneyim tekrar. Gene kitaptaki karakter tanıtımı aşamasında anlatıcı, Çentoviç'ten bir dâhi olarak söz ediyor. Fakat girişte, az önce de dediğim gibi Çentoviç'in entelektüel cehaletin yüz bulmuş hâli olduğu anlatılıyordu. Burada cehalet ile deha arasında nasıl bir bağ kurulmak istendiğini anlayamadım. Salt bir konuda uzmanlaşmış ve başkaca bir insani ve akademik, entelektüel meziyeti bulunmayan bir insan da dâhidir, deniliyor zannımca. Ki zaten tarihte de dehası ispatlanmış birçok insanın sorunlu karakterler olduğunu anlatan bilgileri de bir yerlerden hatırlıyorum. John Nash, Da Vinci, Galilei, Mozart gibi birçok dâhinin farklı psiko-sosyal sorunları olduğunu biliyoruz. Burada da böyle bir mesele mi anlatılmak istenmiş, orası soru işareti olarak kaldı bende. Nazizme yapılan atıflar ve eleştiriler ayrıca dikkat çekiciydi. Nazizm, dünyada birçok yıkıma yol açtığı gibi birçok bilimsel gelişmenin de öncüsü olmuş bir hareket aslında. Dr. B. de bu durumu tam olarak karşılayan bir örnek. Yani Nazizmim hem yıkımını veriyor Dr. B. bize hem de bilinçsizce yol açtığı gelişimi... Örneğin bakınız günümüzdeki birçok tıbbi gelişme, Nazi doktorlarının canice ortaya koydukları tıbbi çalışmaların (?) sonucu ortaya çıkmış olarak kabul ediliyor. İnsan bedeninin tanınması gibi ve hatta organ nakilleri, farklı ameliyatlar gibi tıbbi eylemlerin birçoğuna Nazi doktorlarının yaptığı canice deneylerin ön ayak olduğu, konuşulan ve anlatılan bir gerçekliktir. Başka bir örnekle, dünyanın en ünlü uzay markalarından birisi ve hatta birincisi olan NASA'nın kurucu liderlerinin de Nazi Almanya'sından kaçan mühendisler olması, bunun başka bir anlatımıdır. İşte Dr. B. de bu bağlamda hem Nazizmin çilesini çekmiş, mesela NASA'yı var eden mühendisler gibi ülkesinden kaçmak zorunda bırakılmış hem de bu zulmün sonucu olarak bir yeti kazanarak satranç konusunda uzmanlaşmış ve fakat bunu da bilinçsizce yaptığından, gene bir olumsuzluk olarak bu durum ona geri dönmüş. Gene Nazizme yapılan bir başka atıfla, yalıtılmış ve toplumdan soyutlanmış insanların işkencenin en büyüğünü çektiği, Gestapo'nun otel odası sorguları sırasında şöyle anlatıyor 41. sayfada: "... etrafımda hep yalnızca masa, dolap, yatak, duvar kâğıdı, pencere vardı, oyalanabilecek hiçbir şey yoktu, hiçbir kitap, gazete, yabancı yüz, bir şeyler not etmek için kurşunkalem, oynayacak kibrit yoktu, yoktu, yoktu. ... Toplama kampında belki insan elleri kanayana ve ayakkabıların içindeki ayakları donana kadar el arabasıyla taş taşımak zorunda kalıyordu, iki düzine insanla berbat bir kokunun içinde, soğuktan donarak yatıyordu. Ama öte yandan insan, yüzler görebiliyordu, bir tarlaya, bir el arabasına, bir ağaca, bir yıldıza, herhangi bir şeye, ne olursa olsun, herhangi bir şeye bakışlarını dikebiliyordu, oysa burada insanın çevresinde hep o aynılık vardı, hep o değişmeyen, korkunç aynılık vardı." Bu durum, tarihte yaşamış bütün toplumlarda bir işkence yöntemi olarak kullanılmıştır. Günümüzde de biz, kendi kendimizi yalnızlaştırarak kendimize işkence ediyoruz sanırım. Dr. B.'nin durumunda bir "altın orta" örneği de sezdim ben. Elli dokuzuncu sayfada, kendi kendisiyle satranç oyarken kendi kendisine öfkelenen Dr. B. "... bu durum aşırı tinsel yüklenmenin bütünüyle patolojik bir biçimiydi." diyor. Buradan, Aristoteles'in altın ortasına bir atıf yapabiliriz diye düşünüyorum. Altın orta, Aristoteles’in erdem anlayışının özetidir. Ona göre erdem, ortada olandır. Erdemli eylem, her zaman pratik bilgelik sahibi olan bir kişinin seçeceği türden bir araçtır. Burada Nazi zulmü gören Dr. B. altın ortayı bulamamış ve aşırılığa kaçarak hem kendine hem de satranç meziyetine yazık etmiştir... Çarpıcı bir sonla biten kitabı ben genel Zweig tutumum eğiliminde gayet beğendim. Hele ki yukarıda bahsettiğim türden çıkarımları bana sağlaması, beğenimi daha da artırdı. Tek eksik yanı, yeterince alıntı çıkaramamam oldu. Belki ben alımlayamadım, o da olabilir; ama kitaptan beklediğim seviyede alıntı çıkaramadım. Bunu da olay örgüsüne yoğun bağlılıktan kaynaklı olarak görüyorum. Bu bağlamda incelemenin bu kısmını kitaptan yaptığım ve en beğendiğim alıntıyla sonlandırıyorum: "... bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir." (s. 10) Kendinizi, altın ortanızı bularak, o ortada sınırlayınız değerli dostlar. Yoksa ucumuz bucağımız, kendimize bile faydasız olacaktır... Son sözde özetle, çok güzel bir kitap. Entelektüel boşluklardan, bu boşlukların dolduruluşundan ve doldurulamayışından, salt yeteneğin özellikle zekâ gerektiren bir şey olmadığından ve alt ve üst sınırlı aşırılıkların aslında ne kadar zararlı olabileceğinden ve bu zararı kâra çevirebilmenin de entelektüel birikimle bile kimi zaman sağlanamayabileceğinden bahseden, çok hoş bir kitap. Hem kısacık. Bir çırpıda okunuyor. Okutuyor da kendini. Kabiliyetli bir yazı bütünü yani. Okunmalıdır.
Satranç
8.6/10
· 144,9bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
14
1.393
Ezgi
Satranç'ı inceledi.
83 syf.
·
3 günde
·
10/10 puan
Kitap bir satranç oyunu hikayesini anlatıyor gibi gözüksede derinlerde bir yerde veda mektubudur aslında. Yazarın son eseridir. Zweig Brezilya’da ki intiharıdan birkaç ay önce yazmıştır bu kitabı.Beni bu denli etkilemesinin nedeni belki de budur. Kitap bir satranç şampiyonu ve acı bir yaşantı sonucu satrancı en ince ayrıntısına kadar ezberleyen Dr.B’nin müthiş hikayesini anlatıyor. Kitapta ana karakterlerin psikolojileri o kadar muazzam bir şekilde işlenmiş ki çaresizliğin ,şüphenin ve hatta yalnızlığın insanı ne kadar psikopatlaştırabileceğini hayal edebilirsiniz. Kitap ikili arasında ki oyunu anlatmanın yanı sıra dönemin Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşunada işaret ediyor. Avrupa kültürüne elveda derken Stefan Zweig da yaşama elveda demeyi seçiyor maalesef . Kısa ama son derece etkileyici ve çıkaracağımız anlamlarla uzun uzun düşündüren bir eser.
Satranç
8.6/10
· 144,9bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
27
83 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
Buenos Aires'ten New York'a uzanan bir gemi yolculuğu ve sürpriz konuklar. Bu yolculuk boyunca bir çok kişiye tanık oluyoruz ve bu kişilerin psikolojik durumları yaşantıları bize çok iyi yansıtılıyor. Özellikle Stefan Zweig'ın bu kitabı yazdığı dönemki psikolojik durumuna hakimsek bu kitap bambaşka bir esere dönüşüyor.
Satranç
8.6/10
· 144,9bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
19