Adı:
Satranç
Baskı tarihi:
19 Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
70
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052394540
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pergole Yayınları
Dünya edebiyatında Satranç isimli bu kitabıyla oldukça ses getiren Stefan Zweig, insanoğlunun yalnız kalamayacağını, kaldığında yaşayacağı baskıyı bizlere oldukça etkili bir dille anlatır. New York’ta Buenos Aires’e hareket eden bir gemide yolcular arasında dünya satranç şampiyonu da bulunur. Bu şampiyonun adı Czentovic’tir. Taşralı ve satranç dışında hiçbir özelliği olmayan biridir. Yolculardan biri olan anlatıcı onu yakından tanımak ister ve onu gözlemler. Gemideki başka yolcularla birlikte, herkesten uzak duran bu şampiyonla satranç yoluyla ilişki kurabileceklerini düşünürler ve zengin bir yolcunun para karşılığı oynama teklifine evet demesiyle şampiyonla oyun oynamaya başlarlar. Şampiyon Czentovic onları çok kolay yener.

Ancak ikinci oyunda yolculardan Dr. B.’nin oyuna karışmasıyla şampiyonun işi zorlaşır.

Roman, Dr. B. ve onun satrançla olan ilişkisini II. Dünya Savaşı günleri Almanya’sını da yansıtarak devam eder.

Stefan Zweig bu eseri yazdıktan kısa bir süre sonra intihar etmiştir. Psikoloji eseri olan bu kitap oldukça konuşulan ve yorumlanan bir yapıttır
77 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Satranç’ı okumaya başladığımda bir süre satranç oynama isteği oluştu içimde. Evin bir köşesinde âtıl duran satranç tahtasının orada olup olmadığını bile kontrol ettim. Fakat kitabın sonuna geldiğimde tüm bu isteğim gitmişti. Hatta öylesine ki; bir daha satranç oynar mıyım, bilemiyorum. İşte böyle etkileyici bir kitap bu! Bittiğinde ‘Neden bu kadar kısa?’ diye üzüldüğümü de eklemeliyim.

Satranç, Stefan Zweig’in son kitabı olma özelliğini de taşıyor. Bu kitabı tamamladıktan kısa bir süre sonra eşiyle beraber intihar etmiştir.

Çok kısa bahsedeyim konusundan (içeriğine fazla girmeyeceğim, sadece okuma isteğinizi köreltmeyecek kadar).

New York’tan, Buenos Aires’e gitmekte olan bir gemide geçiyor hikaye. Gemide birçok çeşit insan bulunmakta (işadamı, sosyete, gazeteci vs). Ayrıca o zamanın satranç şampiyonu Mikro Czentovic.
Büyüme evresinde yetim kalan Czentovic’i bir papaz yanına alarak bakımını üstlenmiştir. Fakat Czentovic öğrenme güçlüğü çekmektedir. Papazla, arkadaşlarını satranç oynarken seyreder sürekli. Bir gün papaz bir işinden dolayı kalkmak zorunda kalınca, papazın arkadaşı alaycı bir tavırla, izlemekte olan Czentovic’e sen devam etmek ister misin diye sorar. Ve yenilir. Bu, öğrenme güçlüğü çeken çocuğa nasıl yenildiğine inanamaz, tekrar oynar, yine yenilir. Sonra yine…

Tam burada bırakırsam yeterli olacak sanırım. Şimdi kitabın bana hissettirdiklerinden bahsetmek istiyorum. Zira başka bir yerde bulunamayacak olan sadece bu kısım.

Stefan Zweig ‘Satranç’ta, hiçliği düşünmemi sağladı. Aslında o kadarla kalmadı, hiçliğin ne denli yıkıcı, ne denli korkunç bir şey olduğunu kelimeleri kullanarak adeta göz bebeklerime çizdi. Okurken yerimin dar geldiğini, keyfimin kaçtığını hissettim. Hatta bazen hikayenin içine öyle girdim ki (siz yapmayın) psikolojim bozuluyordu neredeyse. Komplo teorisi bile ürettim. Bu kitabı o bozuk psikolojiyle yazdı ve sonrasında intihar etti diye. Zira anlatırken yazarın yaşadığı hisleri dile getirdiğini öyle net hissettim ki. Sanki kitap okumadım da, bir arkadaşım geldi başından geçenleri tüm içtenliğiyle anlattı. Ve ben de her kelimesine inandım.
77 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Satranç kitabını yorumladım : https://youtu.be/WuPCR2yIED8

Bir kitap düşünün, içinde Kafka'nın Dava'sına ait izlerden Trevanian'ın Şibumi'sine kadar izler var. Hatta Zweig'ın kendi kitabı olan Olağanüstü Bir Gece'ye benzediğini düşündüğüm bazı kısımlar da oldu.

Öncelikle psikolojik olarak yukarı-aşağı ayrımı kitapta hissedilen konulardan. Kafka'nın Dava kitabında olduğu gibi aşağı, meraklı ve sinirli bir kesimin yukarı, sakin ve insanı bekletmekten çekinmeyip çıldırtan, gizemli bir liderlik içeren kesimle savaşını hissettim. Czentovic ile Dr. B arasında tabii ki.

Zweig karakterlerinin psikolojilerini o kadar iyi anlatıyor ki bize, buradan karakterlerin nasıl tinsel karşıtlıklar içinde bulunduklarına dair önemli ipuçları çıkartabiliyoruz aslında. Bunlara örnek vermek gerekirse:

Czentovic hayatı boyunca sadece satranca ilgi duymuş mesela. Fakat Dr. B böyle değil, geçmişinde başka işlerle ilgilenmiş ve gizli dosyalar, malvarlıkları üzerine çalışmalar yapmış, satranç onun için sonradan gelen bir şey olmuş.

Czentovic, Dr. B'ye nazaran satrancı bir para malzemesi ve ün aracı olarak görüyor, bu davranış kendisini tamamen rasyonel biri yapıyor ve her şeyin disiplinli, neden-sonuç ilişkilerine dayanan, satrançta bile her seferinde her oyunu ezberle değil de yeni bir oyunmuş gibi düşünen bir kafaya sahip, satranç oynama dürtüsünü distopik ögelerle ya da zorla ona verilen bir ilaç gibi değil de tam tersine kendisine gelen tekliflerle sağlayan biri yapıyor. Fakat Dr. B böyle değil. Dr. B için bu dürtü, hiçliği örtmek için gelen ihtiyaçtan kaynaklı. Küçücük bir mekan içine sıkıştırılmış kasvetli bir odada kendi beyniyle satranç oynayan bu adam Czentovic'in aksine her oyunu ezberine atarak bir satranç tekniği oluşturuyor. Bu yüzden de Dr. B daha saldırıya yönelik bir sisteme sahip. Yani Dava kitabında geçtiği gibi, Dr. B'de, K.'nın sürekli o sistemin kaynağını arama merakı gibi bir ofansiflik sezdim.

Czentovic, yukarı kesimin vermiş olduğu totaliter bir kafaya sahip, kendini tanıma amacından çok kendini daha çok ünleştirmek ve egosunu tatmin etmek için kazanmak istiyor. Dr. B ise satrancı kendisi için kazanmak istiyor, sadece kendi beynine karşı vermiş olduğu savaş için ve kendisini daha da çok tanıyabilmek için.

Bir oyun üzerinden karakter analizleri yönüyle kitabı Şibumi'ye çok benzettim. Orada da Bay Hel, Go oyununun tekniklerine göre hayatını sürdürüyordu.

Satranç aslında sadece bir örnek. Bunun yerine her şeyi koyabiliriz, kendi nefsimizle olan mücadeleyi satranç yerine koyup 4-5 hamle sonrasını takip edebilince ve aynı zamanda da sakin kalmayı, üstüne gidilmemesi gereken konuda gitmemeyi becerebilince bir şeyler oturmuş oluyor insanlar için de. Yani sizin satranç arzunuz sinirlenip de sürekli sıra beklediğiniz vergi dairesi de olabilir, kendi nefsinizin sizi yönelttiği şey de.

*Ayrıca fark ettiğim bir detay olarak, Stefan Zweig'ın, Satranç kitabını Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ı okuyarak yazmış olma ihtimalinin olduğunu düşünüyorum.

Yeraltından Notlar sayfa 36 : ...Halbuki karıncalar bu konuda bambaşka bir alemdir: Karınca yuvası denilen, temeli sonsuzluğa kadar yıkılmaz harikulade bir yapıları vardır. ...Fakat insan hercai, bir dalda durmaz bir yaratıktır ve belki de satranç oyuncuları gibi gayeyi değil, gayeye giden yolu sever.
Satranç sayfa 10 : Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler.

Zweig Satranç kitabıyla Yeraltından Notlar'a bir selam çakmış olabilir. Zira karıncaların yeraltı dünyası da https://www.youtube.com/watch?v=lFg21x2sj-M aynı bu linkteki videoda görülebildiği gibi çok şaşırtıcı detaylar ve muazzam güzellikte düzenlenmiş bir tasarım içermektedir.
  • Dönüşüm
    8.2/10 (11.708 Oy)11.944 beğeni42.537 okunma1.719 alıntı184.859 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (10.721 Oy)11.529 beğeni35.265 okunma1.553 alıntı139.028 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (11.058 Oy)12.279 beğeni38.707 okunma5.259 alıntı159.930 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (14.143 Oy)17.235 beğeni48.782 okunma6.667 alıntı379.814 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (10.795 Oy)12.640 beğeni37.754 okunma3.897 alıntı201.378 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (21.254 Oy)26.143 beğeni63.895 okunma7.575 alıntı250.792 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (12.399 Oy)14.475 beğeni39.231 okunma2.464 alıntı185.631 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (8.169 Oy)8.345 beğeni29.571 okunma1.636 alıntı149.991 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (8.625 Oy)9.306 beğeni25.854 okunma5.846 alıntı125.523 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (8.763 Oy)10.761 beğeni30.225 okunma9.382 alıntı196.337 gösterim
77 syf.
·Beğendi·9/10
Satranç. Bir kelime, iki hece, 7 harf, milyonlarca farklı kombinasyon, dizilim, olasılık, hesap, strateji, saldırı, savunma, sabır, öngörü, zeka, dikkat... Kralların, öğrencilerin, işsizlerin, dahilerin oyunu satranç...

Üniversite yıllarımda deliler gibi oynardık bu oyunu, yenilen hep rövanş ister, yenen müthiş bir haz duyar, bazen gece geç saatlere kadar sürer de sürer, kan çanağı olan gözler 64 karede uzayan satranç dolu gecelerde.. Sonra iş güç derken oynamaz oldum bu oyunu. Şimdi kitabı bitirince ilk işim alıntı ve yorumlardan sonra akıllı telefonuma satranç uygulaması indirmek oldu. Kısalığına tezat biçimde harika bir kitap.. Hani bir solukda okunacak kitap derler ya işte bu onunda ötesinde yarım solukta okunacak cinsten. Hiçlik, delilik ve deha ancak bu kadar gerilim dolu bir şekilde anlatılabilir. Beni bu kitapla tanıştıran 1000kitap üyelerine çok teşekkür ederim. Mutlaka ama mutlaka okuyun...
77 syf.
·Puan vermedi
Hiç ara vermeksizin bitirdiğim nadir kitaplardandır, Satranç.

Kitabın olağanüstü bir akıcılığı var. Hikayesi uzun süre akılda kalabilecek cinsten.

Zweig'in kitabı bitirdikten sonra intihar etmesi, daha bir önemli kılıyor kitabı. Okuyun okutturun derim.
77 syf.
Kendimi bildim bileli kitap okuyan biri olarak bu şaheseri bugüne kadar okumamış olmanın eksikliğini yaşıyordum. Uzun süredir merak ediyordum ama bana yakın zamanda kaybettiğim bir arkadaşımı hatırlattığı, hayatımın kitabı dediği için kendimi hazır hissetmedim, sürekli erteledim. Stefan Zweig kalemini çok beğendiğim bir yazar. Acımak kitabını da tıpkı bunun gibi çok sevmiştim.


Nazi döneminde yaşamış ve türlü türlü işkencelerle kendisinden bilgi almak için, hapsedilen Dr., işkencecisinin cebinden çaldığı bir satranç kitabıyla satranç oynamayı öğrenmiştir. ( İlkokul 5. sınıftan beri satranç oynayan, yarışlara katılan, lisanslı bir satranç oyuncusu olarak satrancın kitaptan okunarak öğrenilmesi hakaret gibi geldi :)) New York'tan, Buenos Aires' e giden bir gemide dünya satranç şampiyonuyla satranç oynayan Dr. B' nin yaşadıkları gerçekten heyecanlandırıyor okurken. Hitler döneminde yaşamış ve bundan fazlasıyla etkilenmiş olan Zweig, nazi işkencelerinin bir insanın duyularını nasıl körelttiğini işliyor ve satrançla bir parça özgürleştiriyor kahramanı. Çünkü satranç bir oyun değil, stratejilerin yapıldığı, bir adım ötesini düşünüp görebildiğiniz bir yaşam tarzıdır. Kesinlikle bir başyapıt ve okumayan herkese öneririm...
77 syf.
1944 yılından beri o kadar çok yayınevi, o kadar çok basmış ki bu eseri, eğer yanılmıyorsam Türkiye'de baskı şampiyondur. Sitemizde de çok okunmuş, çok güzel yorumlar yapmış bu kıymetli okurlar. Ben bu kitap üstünden daha çok yazarını ele almak istedim.

Stefan Zweig edebiyatta Pasifizmi temsil eder ve hatta denilebilir ki, o muazzam edebi sunumuyla Pasifizmi bilim dünyasının kucağına olgunlaştırıp vermiştir. Yahudi olmasına karşın, tıpkı Kafka gibi Siyonizm’in açık bir destekçisi olmamıştır. Her insan doğduğunda birtakım kimliklerle gelir dünyaya. Milleti, dini gibi…Herkes kadar, kendi milletine karşı sevgi, bağlılık ve ortaklık duygusu hissetmek farklı ve kabul edersiniz ki; doğal bir şeydir. Sorun, bu aidiyetten şiddet devşirip aidiyeti farklı olanlara hayatı zehir etmek, yani şiddettir.

Konu şiddete karşı yaklaşımda düğümleniyor. Yine de Pasifizmi yanlış tanımak ve tanıtmamakta fayda var: Pasifist, her türlü mülke zarar verilmesine çok açık bir biçimde karşıdır. Şiddetin kaynağını araştırmaz, şiddeti kaynağına göre sınıflandırmaz. Şiddete kategorik olarak karşıdır, nokta.

Netleştireyim: Pasifist, bireysel şiddet ile devlet şiddeti arasında bir fark görmez. Bırakın bizdeki yakıp yıkan gösterileri, Greenpeace bile pasifist değildir ve pasifist protestonun nasıl yapılacağına örneği ancak Gandi'nin tuz yürüyüşünde bulabiliriz. Aktivizmin yüceltildiği günümüzde, Pasifizm tarihin unutulmuş birçok değerinden biridir.

Bir yolcu gemisinde geçer. Satrancı tamamen para kazanma aracına dönüştürmüş Mirko’ya rakip dayanmaz. Oldukça duygusuz hatta merhametsiz denebilir. Gemi yolcularının kurduğu zayıf ittifak sürekli yenilmektedir. Tesadüfen ortaya çıkardıkları Dr.B ise faşizmin işkence tezgahından geçmiş ve işin garibi satrançtaki ustalığını da işkence günlerinde kazanmış biridir.

Kuşku yoktur ki yazarın Mirko üstünden çizdiği karakter kendisi de çok acı çektiği Hitler-Nazizim-Faşizmdir. Mirko’ya karşı zayıf ittifak yapan gemi yolcularını da Hitler karşısında dağılan Avrupa devletleri olarak görebiliriz. Dr. B ise, işkence günlerindeki direnci ve Mirko karşısındaki oyunuyla insanlık onurudur, bana göre. Kavgasız, belki de pasifist ama direnen bir onur.


"Okunmalı"dan başka ne denilebilir ki?!
77 syf.
‘’İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek” tüm direnişçiler in kullandığı en bilinen en yaygın slogandır, duymayanınız yoktur.
Bu konuya incelemenin sonunda değinmek istiyorum.
Kitabın okuru oldukça fazla. Gerek siteden gerekse farklı kaynaklardan okuduğum kadarıyla anlaşılabilir özeti ;
New York’tan Buenos’e giden bir yolcu gemisinde yolculuk yapan dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, milyoner Mc Connor ve Avusturyalı Dr.B ‘nin karşılaşmaları.
Milyonerin , satranç şampiyonuna para karşılığında satranç oynamayı teklif etmesi ve nazi döneminde otel odasında esaret altında tutulan , sorgu için çıkarıldığında tesadüf sonucu bulduğu satranç kitabını sayesinde oyunu öğrenen, yemekte verilen ekmekleri ayırıp satranç taşları olarak kullanması sonrasında ise zihninden oynayacak kadar profesyonelleşen Dr.B’nin oyuna müdahale etmesinin öyküsü.
Bu şekilde izah edildiği zaman insana ne kadar da sıradan bir öykü olarak geliyor. Oğuz Aktürk 'un #15439842 incelemesinde gerekli tüm teknik ve psikolojik bilgiler çok güzel bir üslup ve akıcılıkla yazılmış. Teknik olarak merak edenler okuyabilirler.
Ben okuduktan sonra ise algıladıklarım çok farklı oldu. Yazarın hayat hikayesi dikkate alındığında neden bu kitabı yazdığı hakkında az çok fikir sahibi olunabilir ya da benim gördüğüm şekilde yorumlanabilir.
Gelelim benim kendimce anladıklarıma, ne kadarı doğru algıladım ne kadarı yanlış kararı okuyanlara ve okumak isteyenlerden duymak isterim.
Olayın geçtiği belirtilen gemi bence dünyanın sembolü. Evet hani şu yaşadığımız, milyarlarca insanı barındıran, kiminin zengin, kiminin fakir, kiminin şöhretli kiminin adının bilinmediği. Kiminin tüm bilgi, eğitim ve iyi insan olmasına rağmen hak ettiği yere gelemediği, kiminin ise asıl hak edenlerin yerinin gasp edildiği.
Mirko Czentovic, dünya satranç şampiyonu. Yaratılan karakter tıpkı Hitler. Evet okuduğum anda Hitler hakkında okuduğum tüm benzerlikler gözümün önüne geldi. Silik, yeteneksiz, arkadaşsız bir çocukluk. Eğitimsiz kaba saba bir hayat ancak duygusuz sert bir duruş ve kararlılık. Burada sadece yazarın neden bunu farklı kıldığını anlayamadım. Hitlerin çocukken nefret ettiği bir rahip varken, Mirko Czentovic’in hayatını değiştiren bir rahip figürünün olması?
Mc Connor, işte dünya devi devletler. Hırslı, paragöz, olası tüm karışıklıklardan savaşlardan nemalanan, kazanmak için hiçbir gücünü kullanmak çekinmeyen ve kendisine müttefik oluşturan aç gözlü ülkelerin sembolü.
Ya , Dr.B. ? Viyanalı bir avukatın oğlu olması , elinde bulunan gizli evraklar sebebiyle Hitler’in Viyana’yı işgali sırasında tutuklanması , sorgu sırasında bir askerin parkasından çaldığı satranç kitabıyla hayatının değişmesi .. Sadece bu kadar mı ve uzunca bir süre sorgulanır. Bu sorgusu sırasında kaldığı odada yalnızlık mücadelesinde yılmayan Dr.B. mi?
Dr.B. bence işte insanlık onuru , işkenceye, savaşa yapılan tüm kötülüklere duruşun karşı gelişi adına yaratılmış kahramanı.
Üçünün gemide karşılaşma öyküsünün anlatılması da Hitler döneminin sorgulanması. Dünya devlerini temsil eden hırslı Mc Connor’ın oyunu kazanması için , Dr.B. tarafından yönlendirilmesi kazanamasa da en azından berabere kalmaları ile sonuçlanması, savaş sonrasında kayıpları pek de fazla olmayan ülkeler..
Buraya kadar beni rahatsız eden pek bir şey yoktu. Asıl çok üzüntü duyduğum bölüm , Mirko Czentovic ile Dr.B. birlikte karşılaşmaları idi. Oyunun neticelenmeden Dr.B. sinir krizleri geçirerek bitirilmesi neden dedim neden?
Yazarın intihar etmeden önce son yazdığı eserinin oluşu dünyaya bırakmak istediği bir mesaj mıydı?
Okuduğumuzda insanlık onuru işkenceyi yenemiyor mu diyecektik? Kendisinin yenilgiyle sonlanan hayatına rağmen , neden insanlığı, onuru mağlup ya da galip ilan etmeden kitabı sonlandırdı? Hadi savaş döneminde çaresizlik, esaret bir sürü eziyet vardı da karşı karşıya geldiğinde, özgürken kendisini tüm yalnızlığına rağmen geliştirip tam da hesap soracağı karşına çıkmışken bu kadar güçlüyken neden kazandın insanlık demedi?
Kafamda onlarca soru işareti..
Okuyanlar, okumak isteyenler beni aydınlatırlar ise çok mutlu olacağım.
Keyifli okumalar dilerim.
106 syf.
·2 günde·7/10
An itibariyle 21.555 okuma ve 1602 inceleme şimdi durum böyle olunca insana sorarlar efendi neyin incelemesini yapıyorsun diye! Almış başını gitmiş
okuyan okumuş inceleyen incelemiş... Tabii ki haklı bir sorgulama olabilir ama böyle soran zatı muhteremlere (kimse yoksa da kendime) şunu diyerek yazmaya teşvik ediyorum kendimi, "Herkes Tecrübesi Ölçüsünde Anlam Çıkarır".

Daha önce bir incelememde belirtmiştim yine belirtmekte bir sakınca görmüyorum :" Bir kitap okurken asla olayın kendisine odaklanmam zira böyle bir durumda kitap okumak basit bir hayali olay aktarımından başka bir şey olmazdı benim için."....Yaşanmışlıklarımı, bilgimi, anlayışımı, inancımı ve insana ait dolayısıyla bende de var olan diğer bütünümü oluşturan parçalarımın perspektifinde incelerim kitapları. Benim okumaktan anladığım bu. İşte durum böyle olunca da 1602 inceleme yerine 160002 inceleme de olsa yine aynı isteklilikle, eserden anladığımı inceleme başlığı altında paylaşmaktan zevk alırdım...


Uzun süredir etrafımda dolaşan Satranç, yanlış mı hatırlıyorum yoksa gerçekten öyle bir yazı mı okumuştum bilemiyorum ama aklımda bu kitapla ilgili kalan şey hayata karşı yapılan satranç hamleleriydi. Yani gerçek anlamda bir satranç oyunu üzerine kurgulanmış bir hikaye beklemiyordum. Tabii böyle bir algı oluşunca da olayın satranç ile başlayıp yine onunla bitmesi beni birazcık şaşırttığını söyleyebilirim...

Doğal olarak bazen bir kitap okumaya karar verilirken, kalınlığına, konusuna veya ele alınış şekline bakılır bunun için şunu söyleyebilirim; incecik, sade, anlaşılır bir yazım ve satranç oyunu, gemi, tek odalı hapishane, hastane, sorgulamalar ve anılar... yani bu eksende bir şeyler sizi bekliyor...

Şimdi asıl konuya gelelim....
İnsanın fiziki çevresi boşaltılınca psikolojik olarak nasıl bir hiç'e dönüştüğünü gördüm. Düşünceyi oluşturan ya da harekete geçiren nesnelerin yokluğu, o nesneleri tanıyan ruhun ızdırabına nasıl dönüştüğünü izledim. İnsan psikolojisinin soyuttan nasıl somut bir hale geldiğini fark edince ruh bilimcilerini daha belirgin bir yere oturttum... Kişilik ve zeka bilgilerimi yeniden gözden geçirdim...


Yazarı intihara götüren bunalımın eşiğinde yazdığı eserlerinden biri olan Satranç, onun güçlü kalemini bizlere gösteriyor... Sinemaya aktarılmış mı bilmiyorum ama eğer aktarılmamışsa bence zaman kaybetmeye gerek yok eğer varsa da hemen izlerim..
75 syf.
·9/10
Satranç yazarın intihar etmeden önceki son eseridir.
Yazar insan ruhunu satranç tahtasındaki hamleler olarak görüp buradan hayattan ders çıkarmayı anlatıyor.
Psikolojik tahliller muazzam yapılmış kısa ve öz ancak uzun bir öykü bir solukta okunabilecek sakin kafayla okunursa hayata dair çok şeyin olduğu görülecektir.
İyi okumalar..
77 syf.
·Beğendi·9/10
Birkaç saat içerisinde bitirilebilecek,gayet akıcı ve sürükleyici acaba ne olacak dedirten kitaplardan biri.
Yazar, Hitler döneminin etkisinde kalan insanların psikolojik çöküşlerini etkileyici bir biçimde betimlemiş.Bir insanın uğradığı psikolojik işkencelerin sonuçlarının ruhuna ve bedenine yansımasını, hayata tutunmak ve benliğini hiçlikte kaybetmemesi için kendine yeni bir uğraş bulmasını, delilik ve dahilik arasındaki ince çizgiyi başarılı bir şekilde anlatmış.Bu süreçte insanın ruhundaki,aklındaki gelgitleri yansıtmış.
Kitapta yer alan "Yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz." cümlesi Dr.B.'nin içsel çöküşünü özetleyen kitabın can alıcı cümlelerinden biridir bence.
Stefan Zweig'in ruh dünyasında yaşadığı ızdıraplarının, onu intihara sürükleyen nedenlerinin bir yansıması belki de bu kitap.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı,kesinlikle son da olmayacak.Okuyun,okutturun.
77 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Karamsarlık sarar tüm hucreleri;

Her şey üstüne üstüne gelir
Artık çıkacak bir yolun yokmuş gibi hissedersin.
Boşuna yaşadığını düşünür
Ölmek istersin
Hiç bir şey yolunda gitmez
Ve karanlığa doğru yol alır
Battıkça dibe batarsın

Bir ince hayat çizgisidir bu
Bir ufacık yasama umudu
Olmakla olmamak arasında gider gelirsin

Gözle görülmeyecek kadar küçük bir umut ışığı
Kıvılcım gibi cakıverir
Varlığı yokluğu belirsiz bir ışık
Ya o umuda tutunur,
Umudun peşinden koşar,
Yesertir,
Yeniden hayat bulursun
Ya da karanlığa gömülür
Içine kapanır kendi dünyanda kaybolur yokolursun..

Stefan Zweig ' te kendi dünyasına kapandı.
Kaleme kâğıda sığındı.
Ama olmadı,
Tutunamadı, alışamadı...

Avrupanın içine düştüğü durumu yaşananları kabullenemedi.

Yaşanan kötü yıllar onu içten içe karamsarlığa doğru itti
Etkileri ona ağır geldi.
Girdiği bunalımdan çıkamadı ve son umudunu da yitirerek hayata tutunmaktan vazgeçti.

İnsanlığın, faşizm karşısında aşağılanmasını, erdemlerin yok edilmesini, ötekileşme sonucu gitgide çoğalan nefreti, kini kabul edemedi.

Üretken bir yazar olan Zweig, birçok konuda denemeler yaptı. Lirik şiirler yazdı, trajedi ve dram türünde sahne eserleri denedi, özellikle biyografi alanında önemli eserler ortaya koydu. Freud ve psikolojiye olan ilgisi onu bu alana yöneltti. Biyografi alanındaki çalışmaları, dönemin birçok ünlü kişisinin hayatlarını gözler önüne serdi. Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski; Kendi İçindeki Şeytanla Savaşanlar: Hölderlin, Kleist, Nietzsche; Romain Rolland; Marie Antoinette; Magellan, Stendhal, Erasmus, Fouche eserleri bu biyografilerden birkaçıdır.

1941 de an çok okunan eseri Satranç ve ardından son olarak otobiyografi olan Dünün Dünyası Bir Avrupalının Anıları 'ni yazdıktan sonra;
Bazı kaynaklarda 23 şubat bazi kaynaklara göre de 22 şubat 1942 de ardında su mektubu bırakırken yalnız değildi, eşiyle birlikte yaşamaktan direnmekten vazgeçtiler

Ardında bıraktığı intihar mektubunda şöyle yazar:

“Kendi isteğimle ve bilinçli olarak hayattan ayrılmadan önce, son bir görevi yerine getirmeğe kendimi mecbur hissediyorum. Bana ve çalışmalarıma, böyle iyi ve konuksever şekilde kucak açan harikulade ülke Brezilya’ya içtenlikle teşekkür etmeliyim. Her geçen gün, bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim ve benim lisanım konuşulduğu dünya, bana göre mahvolduktan ve manevi yurdum Avrupa’nın kendi kendisini yok etmesinden sonra, hayatımı yeni baştan kurmayı daha fazla isteyebileceğim bir yer daha yoktu, ama 60 yaşından sonra, yeni baştan başlamak için özel güçlere ihtiyacım vardı. Benim gücüm ise, uzun yıllar süren yurtsuz gücüm sırasında tükendi. Böylece, ruhsal çalışması, her zaman en büyük sevinci ve bireysel özgürlüğü bu dünyanın en büyük nimeti olan bu hayatı, zamanında ve dimdik sona erdirmek bana daha doğru görünüyor.

Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım, uzun gecenin ardından gelecek olan sabahın kızıllığını hala görebilirler, ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum.”
Stefan Zweig
Saygıyla minnet ile anıyoruz...

Ama o gitmedi. Bıraktığı eserler onu ölümsüzleştirdi. Eserleri ile hala aramızda ve o bu yıl itibarı ile 138 yaşında...

Kitapla kalın...
Bize hiç bir şey yapılmadı, yalnızca tam bir hiçliğin içine koyulduk, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhunu hiçlik kadar baskı altına alamaz.
''Dizleri titremeye başladı: BİR KİTAP! Dört aydır elime kitap almamıştım ve içinde insanın ard arda sıralanmış sözcükler, satırlar, sayfalar ve yapraklar görebileceği, başka, yeni, şaşırtıcı düşünceleri okuyabileceği, tanıyabileceği, beynini alabileceği bir kitabın hayali bile insanı hem coşturuyor hem de uyuşturuyordu.''
Muhtemelen kitabı hemen elime alıp okuduğumu düşüneceksiniz. Kesinlikle hayır! Önce bir kitabım olmasının sevincini yaşamak istiyordum.
Stefan Zweig
Sayfa 49 - Tutku Yayınları
" İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür,. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız... Yalnız... "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Satranç
Baskı tarihi:
19 Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
70
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052394540
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pergole Yayınları
Dünya edebiyatında Satranç isimli bu kitabıyla oldukça ses getiren Stefan Zweig, insanoğlunun yalnız kalamayacağını, kaldığında yaşayacağı baskıyı bizlere oldukça etkili bir dille anlatır. New York’ta Buenos Aires’e hareket eden bir gemide yolcular arasında dünya satranç şampiyonu da bulunur. Bu şampiyonun adı Czentovic’tir. Taşralı ve satranç dışında hiçbir özelliği olmayan biridir. Yolculardan biri olan anlatıcı onu yakından tanımak ister ve onu gözlemler. Gemideki başka yolcularla birlikte, herkesten uzak duran bu şampiyonla satranç yoluyla ilişki kurabileceklerini düşünürler ve zengin bir yolcunun para karşılığı oynama teklifine evet demesiyle şampiyonla oyun oynamaya başlarlar. Şampiyon Czentovic onları çok kolay yener.

Ancak ikinci oyunda yolculardan Dr. B.’nin oyuna karışmasıyla şampiyonun işi zorlaşır.

Roman, Dr. B. ve onun satrançla olan ilişkisini II. Dünya Savaşı günleri Almanya’sını da yansıtarak devam eder.

Stefan Zweig bu eseri yazdıktan kısa bir süre sonra intihar etmiştir. Psikoloji eseri olan bu kitap oldukça konuşulan ve yorumlanan bir yapıttır

Kitabı okuyanlar 41.013 okur

  • Gülden

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları