Adı:
Sırça Köşk
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
165
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052382387
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akılçelen Kitaplar
… Sesler kesilince birbirlerinin yüzüne baktılar, ormanı zapt etmeye giden köpeklerle onların zorla sürükledikleri koyunların başına geleni anladılar. Aralarındaki iki ihtiyar koç, ağır ağır mağaranın kapısına doğru yürüdüler, kendilerini beklemek üzere orada kalmış olan iki sakat köpeğe yaklaştıkları, henüz kuvvetini büsbütün kaybetmemiş olan boynuzlarını, şimdi karşılarında şaşkın şaşkın uluyan itlerin karınlarına geçirdikleri gibi, ta ilerdeki dereye kadar fırlattılar. Sonra mağaradaki kuzulara dönüp şöyle dediler:

“Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kanlı kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. Bari siz gözünüzü açın da, ilerde başınıza yeniden itler, hele kendilerini kurt sanan palavracı itler musallat olursa, sürüyü canavarlara paralatmadan onları defetmeye bakın!”

Sabahattin Ali’den, içinde yaşadığımız topluma ayna tutan öyküler...

Yaşama ve insana dair etkileyici, düşündürücü öykü ve masalların bir araya geldiği Sırça Köşk, hiç şüphe yok ki Türk edebiyatının en değerli eserlerinden biri.
141 syf.
ÖYKÜLENDİMDE GELDİM!

Şimdi ne anlatsam ki?
Ne yazsam ki?
Nasılda işlemiyor parmaklarım senin adına bir şeyler yazmaya…

**Zaten işkence nedir?
İrademiz ve kafamız bizi küçültecek bir iş yapmadıkça, işkence sade bir fizyoloji meselesidir. Etlerimiz, sinirlerimiz dayanabildikleri kadar dayanırlar.
Sonra, tabiat ne emrederse, o olur.
Ama ruhumuzu kamçılattırmamak elimizdedir.
Halbuki ben ruhumun üzerine bir tokat yedim ve bunda kabahatiyim!
**
Şu tarihte Sabahattin ALİ’yi okumamış kaç kişi kalmıştır?

Zirvede!
16 Yaşında bir kızla konuştum yakın zamanda ‘İçimizdeki Şeytanı’ okuyacağım demişti.
Durdum düşündüm bir an, 16 yaşında ben 16 yaşında kitap okumuyordum mesela,
Ben 16 yaşımda çalışıyordum.
Sabahattin Ali’yi tanımıyordum bile.
Şimdi 23 yaşındayım.

Tanıyor muyum seni Ali?
Peki ya O kız? O tanıyor mu Ali’yi?

Şimdi herkesi söylemeyeceğim.
Herkes demeyeceğim.
Siz demeyeceğim.
Siz tanıdınız mı?
Derdini, acısını, sıkıntısını, kırılganlığını, naifliğini ve daha sayamayacaklarımı
Siz demeyeceğim, bunları biliyor musunuz? Okurken ne kadar anladınız Sabahattin’i ?
Nasıl dokundu size, öyküleri, romanları, şarkıları, dizeleri..
Hayır, hayır size demiyorum.
Belki siz biliyorsunuz ama inanın ben, ben henüz tam anlamıyla bilmiyorum hiçbir şeyi.,.
Çünkü; 16 yaşındaydım çalışıyordum.
..kendimce..
Bilmediklerimle boğuluyorum heyhat.
Peki ya sen benim 16 yaşım şimdi ne yapıyorsun İçindeki Şeytanla?

Merhaba, ben Sırça Köşk.
Merhaba, ben Değirmen
Merhaba, ben Maria Puder (beni artık tanımayan yoktur)
Merhaba, ben Şeytanın
Merhaba, ben Yusuf (bahtsız Yusuf diyin bana)
Merhaba, bizlerde Aliye ve Filiz
Ve diğerleri..
Yasaklıyız biz.
Yasaklandık, tutuklandık, bizi güneşsiz bıraktılar, dev gibi gardiyanlar başımızda, demir parmaklıklara hapsedildik hepimiz.

‘’dışarda deli dalgalar/gelip duvarları yalar/seni bu sesler oyalar/aldırma gönül aldırma’’

41 yıl, yaşadı Sabahattin Ali yaşamak mı sürgün mü?
Konya
Almanya
Ankara
Sinop
Yozgat
Ömrünü nasıl yitirdiyse buralarda, öyle anlatmış dizelerinde.

‘’Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. ‘hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?’ diyorlar. ‘Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?’’

İşte burdayım Sırça Köşküm…
13 Öyküm
4 Masalım.

Kitabın içeriğiyle ilgili çok fazla bir şey yazmıyorum fikrimce eklediğim alıntı neredeyse tüm kitabın minik bir özeti.
Ve ben bu kitapta bir toplum okudum şimdiki ve geçmişteki bir toplumu.
**Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter.


Ben Sabahattin Ali’yi özlediğimi fark ettim ve sarıldım Sırça Köşküme.
Ve bende uyandırdığı duygular elbette bunlarla sınırlı değil, lakin zor iştir yazmak.
Çünkü öncesinde hissetmek diye bir duygu yatıyor.
Ve benimki tamamen uyanmamakta hep böyle ısrarcı.

-----
İSTEK
Yanıyor beynimin kanı,
Bilmem nerelere gitsem?
İçime sığmayan canı
Hangi rüzgara eş etsem?

Akşam sular karardı mı?
Bir dağa versem ardımı,
İçimi yakan derdimi
Sağır göklere anlatsam…

İçiliversem dem gibi,
Kırılıversem cam gibi,
Şamdanda yanan mum gibi,
Sabahı görmeden bitsem…

Bir yüce ormana dalıp
Ya bir dağ başına gelip,
Beni yaradanı bulup
Malını başına atsam…

Görünmez kollar boynumda
Yârin hayali koynumda,
Sıcak bir kurşun beynimde,
Bir ağaç dibinde yatsam…

---
https://www.youtube.com/watch?v=o6PZsAitVCc
Buraya kadar okumuş olan herkese teşekkür ediyorum. Okuyacak olanlara da keyifli okumalar.
141 syf.
Sade, gündelik ama büyüleyici bir dil. Her bir hikaye hayatın taa içinden. Toplumsal sorunlara, insanlığa ironik bir bakış. Kesinlikle okunmalı. Ayrıca Sırça Köşk hikayesi zamaninda yasaklanan bir öyküdür. (Devlete bir başkaldırı olarak görüldü.) Keyifli okumalar.
141 syf.
·3 günde·Beğendi
Bu hikâyeler konuşuyor!

Romandan farklı olarak bir hikâyeyi beğenmem için kısa yapısı gereği anlattığı konunun bende alelade olmayan bir şeyleri uyandırması lazım. Bunu hissettiğim her hikâyeyi ve her yazarı severim. Sırça Köşk tam da bu kriterleri karşılayan bir kitap oldu benim için. Hatta okumak için geç kaldığımı bile hissettim. Sabahattin Ali öyle hikâyeler yazmış ki okurken insanın içinde sürekli gölgede kalmış yerler aydınlanıyor, aydınlanmakla kalmayıp başka yerlere de ışığını saçmak için çabalıyor. Bir hikâyesi bir ses niteliğinde. Hikâye dile gelip konuşuyor size sadece dinlemek kalıyor. Bu gibi şeylerden sonra Sabahattin Ali sevdiğim yazarlar arasında yerini çoktan aldı bile.

Hikâye kitaplarını her şeyiyle tamamlanmış bir tabloya benzetebiliriz, bu tablonun detaylarını da kitaptaki hikâyelere. Diyelim bir tablo genel itibariyle hoşunuza gitti. Bu durumun en büyük sebebi tablodaki detaylardır, ne kadar çoğunu göremesek de. Sırça Köşk’te bana göre her şeyiyle tamamlanmış bir tabloydu. Kitaptaki hikâyelerin çoğu gerçekten güzel ve gerçekleri gözler önüne seren bir yapıdaydı. Ama bazı hikâyeler vardı ki bu kitabın güzelliğine güzellik katan, okunurluğuna okunurluk ekleyen. Ressam Tevfik Aravurgun ve arkadaşlarının başından geçenleri anlatan Beyaz Bir Gemi adlı hikâye ilk favorim. İkinci favorim para hırsının insanları ne tür kararlar almaya ittiğini gösteren Cankurtaran adlı öyküydü. Sonuncusu ve beni en çok etkileyen ve düşündüren hikâye Bahtiyar Köpek adlı hikâyeydi. Sabahattin Ali’nin her hikâyesinde toplumun belli bir kısmını görebiliyoruz. Kim bu belli bir kısım? Toplumun dayatmasıyla suç işlemiş olanlar, garip ve fukara köylüler, kederli ve acısıyla dost olan kişiler vs. Sabahattin Ali böyle kişilerden bahsederek içimizdeki boşlukların neler olduğunu gösteriyor.

İnsan bir kere göze batmaya görsün! İster gitsin taaa uzaklardan bulunmaz Hint kumaşını bulsun gelsin, ister çıkmaz ayın son çarşambasını bilsin, isterse de leb demeden başka şeyleri anlasın bu göze batma durumdan hepten kurtulamaz. Artık Sabahattin Ali’de nasıl göze battıysa adamı oradan oraya sürgün edip, eserlerini yasaklamışlar. Kitaba adını veren Sırça Köşk adlı masal da yasaklanmış zamanında. Masalda, üç arkadaşın her işini kendi yapan, kimsenin kimseye emir vermediği, kazananın kazanamayana yardım ettiği, kavga dövüş olmayan bir şehirde Sırça Köşk yaptırması anlatılıyor. Sırça kelime anlamı olarak camdan yapılmış anlamına geliyor. Dönemin ileri gelenleri(Tarih 1945) Sabahattin Ali’nin Sırça Köşk’ünü devletin bütünlüğüne bir tehdit olarak görmüşler sanırım. Çünkü masalda bu isim devlet kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyor. Sabahattin Ali “Devlet olmadan da yaşanabilir, olsa bile sırça gibi kırılgan olabilir.” düşüncesini bu masalda dile getirmiş. Yine benzer bir durumu Koyun Masalı adlı masalda da görüyoruz. Ama ben burada öküzün altında buzağı aramanın doğru olmadığını düşünüyorum. Olan Sabahattin Ali’ye olmuş.

“Neden yazıyorsun? Niye sürekli toplumun bir kesimini ele alan yazılar yazıyorsun? Sizin için yazmak bir ihtiyaç mı yoksa alelusul bir şey mi?” Çeşitli yazarlara bu soruları farklı farklı zamanlarda sormuşlar. Sait Faik, “Yazmasaydım delirecektim” demiş. Tezer Özlü’ye sormuşlar: “Dünya acılı olduğu için yazıyorum. Duygularım taştığı için yazıyorum. Zavallılıktan sıyrılabilen kişinin yaşamı kendi egemenliği altına alabileceğini göstermek için yazıyorum,” diyerek devam etmiş. Hasan Ali Toptaş’ın bu sorulara gülüp geçtiğini hatırlıyorum. Günün birinde Sabahattin Ali’ye de biri sormuş: “Yav, Sebaattin gardaşım, sen niye hep acıklı şeyler yazıyon ki? Bu memlekette heç mi bahtiyar insan yok heri?” Sabahattin Ali bu soruya muhtemelen hemen cevap vermemiş. 1946’da Bahtiyar Köpek adlı bir hikâye yazmış. Hikâyenin adından da anlaşılacağı gibi hikâyede bahtiyar bir köpeğin saadet dolu yaşamından(kuzu etinden başka et yemiyor, serin havalarda üstünde örme bir hırka var, sahibi layığı olmayan bir dişiyle çiftleşmesini istemiyor çünkü köpeğin huyunun bozulacağından korkuyor vs.) bahsediyor. Hikâyenin sonunda Sabahattin Ali başta sorulan soruya kendince şöyle cevap veriyor: “Ah, ben hayvanları çok severim. Bütün canlı mahlûkları, hayatı, güzelliği, saadeti severim…Ben karanlık şeylerden bahsetmek için dünyaya gelmemiştim…Hele cümle âlem bu köpeğin onda biri kadar rahata kavuşsun, bakın ben bir daha acı şeylerden söz açar mıyım!” diyor. Bu yazı hem bir yazarın neden yazdığının cevabı hem de yüzümüze vurulmuş toplumsal bir ayıptır. Ama ayıplardan ne kadar ders çıkarabiliyoruz ki! İşte bu gibi cevaplar sayesinde bana göre, bazen bir yazarın neden yazdığı ne yazdığından çok daha önemli!

Bu okuduğum ikinci Sabahattin Ali kitabı oldu. İçimizdeki Şeytan ve Kuyucaklı Yusuf’u da yaz bitmeden okuyacağım, inşallah. İçimden bir his Sabahattin Ali’nin hikâyelerini daha çok seveceğimi söylüyor. Bazı insanlar görüşleri yüzünden bazı yazarları ya da kitapları okumazlar. Ama Sabahattin Ali her kesimden insanın okuması gereken bir yazar. Onun için okuyup, okutalım. İyi bayramlar.
160 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap farklı farklı hikaye ve masallardan oluşuyor. 1940'lı yıllardaki ülkemizi, ekonomiyi, sağlığı, eğitimi, en önemlisi de memleketim insanını görüyorsun. Zaman zaman, eskilerin ne kadar zor şartlarda hayat mücadelesi verdiklerini görüp iç geçirmemek elde değil. Bununla birlikte okuduklarım, geçen yıllara rağmen, sözde onca değişime rağmen, memleketim insanının zihniyetinin hiç ama hiç değişmediği izlenimi oluşturdu bende. Çünkü birçok eleştiri, harfi harfine bugün yaşayan birilerine yapılıyormuş gibi hissettim. Son sayfayı da okuduktan sonra kendi kendime "Sabahattin Ali başına bu kadar işi boşa almamış" dedim açıkcası. Keyifli okumalar.
141 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Sırça Köşk okuduğum dördüncü Sabahattin Ali eseri oldu. Yazarın şu ana kadar Kürk Mantolu Madonna ve İçimizdeki Şeytan isimli romanlarını ve Değirmen isimli hikaye kitabını okumuştum. Sırça Köşk de tıpkı Değirmen gibi içinde çok sayıda hikaye barındırıyor. Ayrıca Değirmen'den farklı olarak bu kitabın sonunda dört adet de masal bulunuyor. Yani bu kitapta hem hikaye türünden hem de masal türünden yazılar okumuş oldum. Yazarın şu ana kadar okuduğum kitapları bana pek fazla hitap etmemişti açıkçası, özellikle İçimizdeki Şeytan ile Değirmen kitaplarından hiç keyif almamış ve bunu incelemelerimde de belirmiştim. Bu nedenle bu sefer yazarın bu kitabına çok büyük bir beklentiyle başlamadım ancak bitirdiğimde diğer kitaplarına oranla daha iyi bir okuma
oldu benim için Sırça Köşk.

Sırça Köşk toplamda on üç öykü ve dört masaldan oluşan yaklaşık yüz elli sayfalık bir kitap. Hal böyle olunca peş peşe sürekli farklı şeylerin anlatıldığı hikayeler, masallar okuyorsunuz. Genel olarak ben daha uzun metinlerden hoşlanıyorum çünkü dokuzar onar sayfalık hikayeler bana öylesine yazılmış metinler gibi gelebiliyor. Aslında bu kitapta da bazı hikayelerde bu durumu yaşadım. Özellikle Cıgara, Millet Yutmuyor gibi hikayeleri okuduktan sonra "Ee şimdi ne oldu yani?" diye sordum kendime. İnce bir kitapta hikayelerin sayısı fazla olunca bazen bazı hikayeler insana öylesine araya serpiştirilmiş gibi gelebiliyor, en azından bana öyle geldi. Ama tabii birçok hikaye ve masalı kısa kısa bünyesinde barındıran bir kitapta ister istemez bu hikayeler ve masallardan
beğenmediklerimiz de olacaktır, bu oldukça doğal diye düşünüyorum. Öte yandan Sırça Köşk'te beğendiğim hikayeler, masallar da oldu. Ve bu masallar ve hikayeler aracılığıyla bazı konuların aslında her dönemin sorunları olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor Sabahattin Ali. Örneğin Hakkımızı Yedirmeyiz hikayesinde İslam dinine mensup olan ve bu dine uygun hareket ettiğine çevresindeki insanları inandırmış bir insanın aslında günlük hayatında bu dinin gereklerine ne kadar az uyduğunu ve söz konusu kişisel çıkarlar olduğunda insanların nasıl da işlerini bilir olduklarını gösterirken, Koyun Masalı ve Sırça Köşk isimli masallarda ise politik noktalar göze çarpıyor ki politika zaten istesek de istemesek de hayatımızın hep içinde. Ayrıca bu hikayelerde yazarın kaleme aldığı bazı düşünceleri okumak gerçekten güzeldi, bazı paragraflar, cümleler vardı ki bunları okurken gerçekten keyif aldım. Sırça Köşk'ü okumam benim için iyi oldu çünkü önceki Sabahattin Ali kitaplarının beni hayal kırıklığına uğratması sebebiyle yazarı okuyasım pek gelmiyordu. En azından bu kitabı sayesinde ilerleyen zamanlardaki bir Sabahattin Ali okumama içime sinmeyerek başlamış olmayacağım. Beni çok çok çok fazla etkilemese de yine de iyi bir kitap okudum diyebilirim. Hepinize keyifli okumalar.
141 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Sabahattin Ali’nin 13 öykü ve 4 masaldan oluşan 141 sayfalık 1940 – 1950 tarihinde kaleme aldığı eseri. İçeriği çok sürükleyici ve güzel bir anlatımıyla dopdolu bir kitap.

Toplumun hep kanayan yaralarına dokunan anlatımıyla sıkılmadan okunacak bir eser. Özellikle “Cankurtaran” hikâyesine bayıldım. Orada anlatılan çaresizlik ise başka bir dert. Ne güzel sürüklüyoruz değil mi insanı ölüme? Muhtemelen halende vardır; borcundan dolayı kişiyi rehin alma hadisesi. Lakin o devirdeki gibi “Muhatapsız” kalmazsınız. Muhakkak sesinizi bir yerlere ulaştırırsınız.

Usta için, pek bir dil dökmeye gerek yok. Muazzam kalemini kullanarak dillere destan edip yazdığı eserleri okumayı ihmal etmeyin. Sabahattin Ali’nin eserlerinden çıkarılacak birçok ders vardır. Herkes hakkına düşen nasibini alması dileği ile…

Sevgiyle kalın.
141 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
•Sabahattin Ali, benim için Türkiye’nin Dostoyevski’sidir.
•Kitaptaki hikayelerde ülkenin o dönemde yaşamış olduğu sıkıntılar ve konular öyle inceden ifade edilmiş ki etkilenmemek, duygulanmamak mümkün değil.
•Tespitleri, tahlilleri, analizleri romanlarındaki kadar dolu olmasa da çok istifade ettim diyebilirim.
•Kurtla Kuzu hikayesi öyle etkileyici idi Kuyucaklı Yusuf romanındaki gibi gerildim bir anda.
141 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Harika bir yazar elinden çıkmış yine harika bir kitap.İşinizi gücünüzü yorgunluğunuzu ertelemek isterseniz başlayın.İçindeki en güzel öykü bence bahtiyar köpek ve cankurtaran'dı.Ama esas güzellik son bölümdeki masallarda.Değirmen kitabının aksine kitaba ismini veren masal bu kitapta sonda.Günümüzde ve her çağda geçerli mesaja sahip enfes bir anlatı.Bir parça huzura hayale ihtiyacınız varsa lütfen okuyun.İnanın sadece bir iki saat yetecek.
141 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Öncelikle incelemeye geçmeden önce değerli arkadaşım https://1000kitap.com/Nanuk'a teşekkür etmek istiyorum. Kendisiyle okuyup bitirmeye denk getirmek çok zevkliydi. Ona ayak uydurmakta, onun bana eşlik etmesi de ayrıca güzeldi...:)

"Devlet varsa özgürlük yoktur. Özgürlük olduğunda devlet olmayacaktır. "
-Vladimir Lenin

Geçen zaman sonra tekrar bir inceleme yazma arzusu doğuran Sırça Köşk...

1941 yılında, yani ölümünden sadece bir yıl önce yayımlanan Sırça Köşk, devlet anlayışını ve adalet, hukuk gibi temel prensipleri işleyip eleştirmektedir.
Kürk Mantolu Madonna kitabından sonra okuduğum bu eseri beni oldukça tatmin etti.

Kitapta 13 öykücük denebilecek kısa anlatımlar vardı. Bunun yanı sıra 4 masal da yer edinmişti.

Sabahattin Ali'nin çok erken yaşta hayata veda etmesini ancak eserlerini okurken anlayabiliyoruz. Ah çekiyor, üzülebiliyoruz. Ben edebiyatı pek sevmem ancak istisnalar hayatta karşımıza çıkıp bizi alt ettiği gibi, burada da kendini belli ettirebiliyor.

Kitabın geneline bakarsak eleştirilen ve olmaması halinde, en azından yetkilerinin kısıtlanması halinde daha mutlu, daha huzurlu bir yaşam biçimi olacağını dillendiriyor. Dönemin sosyoboyutunu göz önüne alarak dillendiren ve küçüklere uyumadan önce anlatımıyla bilinen masalları yetişkin olan bizlere adamıştır. Kitabın 80 darbesi ve öncesinde yasaklanması içeriğinin ve eleştiri boyutunun korkusundan kaynaklanmıştır. Elbette bu daha bir önemli kılmış ve süre gelmiş bir kitle kazandırmıştır. Yasaklı kitaplar arasına girmek ne unutturmuş ne de okunmasını engellemiştir. Böylesi bir değer okunmaz da ne olur...

Dediğim gibi kitap içerisinde 13 tane öykücük vardı ve hepsi de birbirinden güzeldi. Gerek diyaloglar, gerek sohbetler gerekte argo söylemler. Ben bunlardan Katil Osman, Böbrek, Cıgara ve Masallar kısmında ise Bir Aşk Masalı, Sırça Köşk ve Devlerin Ölümü adlı hikâyeleri sevdim, çünkü daha ilgi çekiciydi.

Kitabın benim açımdan dikkat çeken bir yeri de karakter, karakterleri de olmuştu. Örnek verecek olursak Katil Osman hikayemizdeki Osman karakteri.

Analize geçmeden önce Katil Osman(Osman) Böbrek (Avni), Cıgara (Kemal, ulancı Kemal :), Cankurtaran (İbrahim) bu hikayelerde ki kahramanların ortak özelliği asabiyet ve çabuk öfke patlaması idi. Sabahattin Ali Türk insanını birkaç karakter ile şak diye yapıştırmış diyebilirim. :)

Şimdi analize geçelim, Katil Osman hikayesindeki Osman üzerinden...
On iki yaşında annesinin üzerine yürümüş, on beşinde dayısına bıçak çekmiş ve nitekim on altısında da karakollara düşmüştür. Öyle bir karakter yansıtılmış ki, okurken hayal edebiliyor, günümüzde gözlemleriniz hatta çevrenizden yola çıkarak idrak edebiliyorsunuz. Bu karakter o kadar arsız işlenmiş ki, günümüzde kabadayı kesilen, her şeyi bildiğini sanan ama bilmediğini bilmeyen bilginler(!), bela arayan, sürekli bulaşan, serseri ve belalı bir karakter. Öyle ki bu tip, tipler bir yere girdimi her şeyi elde etmek ister ve elde ederler de çoğu zaman. Bunun nedeni güçlü ya da cesur olmasından değil, insanların bulaşmak istemediğinden dolayıdır. Öyle ki Osman'da öyle bir karakterdir. Unutulmayan yazarların, akılda kalmasının nedeni de budur işte. İleri görüşlü ve olanı olduğu gibi, şaşalı bir şekilde sunmamalarından kaynaklıdır. Okuyucunun ne isteyeceğinden çok, kendisinin ne gözlemlediğini ve bunu daha yalın nasıl sunacağını hesaplar, özgün bir şekilde açıklamaya çalışır.

Yukarıda da belirttiğim gibi devlet anlayışını ve biçimsizliğini eleştiren ve 'olmasa' daha iyi olur görüşü ile anlatmak istese de, elbette tam bir devletsizlikte olsun istemez.

Sırça Köşk adlı masal hikâyesinde bize hem o dönemi hem de günümüzü net bir şekilde açıklamaktadır. Sağlam ve yıkılamayacak gibi görünen devasa bir kalenin bile, her şeyi alınmış ve buruşturulmuş bir kağıt parçası kadar olan 'kelle' ile yerle bir olacağını belirtmiştir. Bunun için Yunan şair Byron şöyle der:
"Bir devleti kurmak için bin sene ister. Yıkmak için bir saat yeter. "

Burada asıl belirtilen şey buruşturulmuş ve etkisi neredeyse yok denecek kadar hiç olan 'kelle'nin nasıl etkili olduğu. Elbette bu 'kelleler' ile olabileceğidir. Yani şöyle diyeyim: Eğer bir topu duvara doğru vurursanız tekrar size geri gelecek ve eskisi gibi bir görünüm sağlayacaktır. Ama yüzlerce, binlerce kez vurmaya devam ederseniz, o top mutlaka patlayacak, yerle bir olacaktır. Hem o dönemi, hem bu dönemi, hem de geleceği etkileyen ve hafızalarda yer edinecek son noktayı koyacak olan o söz şöyle:

"Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız(kastedilen devlet, insan). Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onu yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter."

Keyifli okumalar.
152 syf.
Eveet efenim, uzun bir aradan sonra tekrar bir incelemede beraberiz. Bu sefer inceleme yapmak istediğim kitap Sırça Köşk. Çok sevdiğim bu adamın kitap incelemesine geçmeden önce Sevgili C.Asya ya teşekkürlerimi iletiyor, bu güzel etkinlik için; #29389764 ona minnetar olduğumu belirtmek istiyirum. Zira etkinlik olmasa bu güzel adamın güzel kitaplarını ertelemeye devam edecektim:\


Sabahattin Ali, günümüzde çok sevilen ama maalesef ki kendi zamanında değeri bu kadar bilinmeyen (neden hep böyle yazarların değeri sonradan anlaşılıyor anlamıyorum ki) bir yazarımız. Kürk Mantolu Madonna kitabıyla aşık olduğumuz bu yazar diğer eserlerinde de bu aşkı söndürmedi. Hatta katbekat arttırdı diyebilirim. Biraz kitaplarından, yazarlığından bahsedecek olursak;

Her kitabında toplumun her köşesinden insana yer verebilen bir yazar. Okurken kitaplarını hiç sıkıldığımı hatırlamıyorum. Her kitabında aşka illa yer verir. Sanatını aşka adar yazarımız. Büyük Türk Yazar ibresini kullanabiliriz onun için. O yüzden eğer erteliyorsanız bu adamın kitaplarını; çok şey kaçırıyorsunuz derim.

Biraz da hayatına gelirsek, kendisinin trajik bir ölümünün olduğunu belirtmek isterim. Hala bile katilinden şüpheliyim ben. Böyle öldürülmesine tek şaşıran ben olmasam gerek ki; Aziz Nesin (çok değerli bir yazarımız olduğunu düşünüyorum kendisinin) bile öldüğünü öğrendiği andaki ifadesini şöyle anlatır; #18768850 , #18769399 (Bu alıntıları bizimle paylaştığı için sevgili Tuco Herrera ya teşekkürlerimi iletiyorum.) Gördüğünüz gibi Biz Sabahattin Ali'yi tanımıyoruz ama onu okuyoruz, onunla tanışmıyoruz ama bir yerlerde görsek hemen tanırız. Sabahattin Ali olmak işte böyle bir şey. Minnettarım sana ve kitaplarına Büyük Yazar...

Spoiler olabilir...

Kitabı ilk elime aldığımda diğer kitapları gibi tek hikayeden olduğunu düşünerekten hata etmişim. Zira birkaç güzel hikayeden oluşuyor kitabımız. Hikayeler kesinlikle beklentilerimi karşıladı diyemem çünkü ben ondan daha farklı şeyler beklerdim. Ah ah, bunlar hep diğer kitaplarıyla karşılaştırma yaptığım için oluyor. Bunun için üzgünüm Sabahattin:( ama dediğim gibi, hikayeler bana aynı tadı vermediler) Ha kesinlikle kötü değiller. Ama eski Sabahattin Ali de değiller. Bu kitabı okurken her zamanki beklentiye girmemenizi öneririm. Umarım bu son okuduğum Sabahattin Ali kitabı olmaz temennisiyle spoilere son veriyorum.


Günümüzde edebiyat nasıl bu hale geldi diye sormak istiyorum. Nasıl böyle Sabahattin Alilerden Ahmet Batmanlara dönüştük? Nerede Aziz Nesin gibi özgür düşünen yazarlarımız? Nerede her halükarda toplumun içinden yazan Peyami Safalarımız? Neredeler? Hiçbir yerde! Kesinlikle bu bizim suçumuz. Bu özgür düşünceyi katleden, edebiyatı ayaklar altına alan düşünceleri destekleyen yani bizim suçumuz. Sen on yedi yaşımsın kitabını(!) okuyan, okutturan bizlerin suçu. Şimdi oturup kendi halimize gülelim mi ağlayalım mı siz karar verin. Yeni edebiyatımız hayırlı uğurlu olsun!
152 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Sabahattin Ali yine geleceği görmüş, geçmişten ders alın demiş resmen. Harika bir dil, harika öyküler ama masallar çok daha muhteşem. Kitap 2 bölümden oluşmakta. İlk bölümde öyküler var. İkinci bölümde ise masallardan oluşuyor. Masalları daha çok beğendiğimi itiraf edebilirim. Çok sarsıcı ve mükemmel dersler veriyor.

Portakal hikayesi; nasip nedir bilemezsin gibi bir ders vermiş, Beyaz Gemi öyküsü ise sanat konusunda, lakaplar ve takılan isimlerin üzerine yapışması sonucu oluşan olaylardan bahsetmiş.

Beni en çok etkileyen konulardan biri ise sağlık oldu. Sağlıkla ilgili bir çok hikaye anlatmış ama bu kadar mı gerçek olur. Resmen geçmişimizde yaşanan sorunlar, sıkıntılar hepsi çok kötü şeyler. Maddi yetersizlikler sonucu ölenler, doktor azlığından dolayı ölenler, doktorların deneyimsizliği vb. Cankurtaran hikayesi ben kitapta en etkileyen kısımdı itiraf edebilirim.

Bahtiyar köpek hikayesi ile annelik içgüdüsü, ailenin önemi anlatılmış. Kısacası küçük bir öykü kitabına neler sığdırmış Sabahattin Ali. Vuslat, kavaşamama, doğayı tahrip etmeme, kültürel yozlaşma, tarihine sahip çıkmama, devletin yanlış politikaları, açgözlülük, hapishane, işkenceler, boş lafa kanmamak,reklamlara kanıpta aldanmak...

Son masal Sırça Köşk çok sağlamdı. Herkese tavsiye ederim. Sabahattin Ali'nin adı geçmesi bir kitap için yeterli sanırım. İyi okumalar diliyorum.
Olur, bazen olur... İnsan dedikleri mahlukun, içinde neler kaynaştığını biliyor muyuz? Öyle anlar olur ki, en ummadığımız adam en beklemediğimiz şeyleri yapabilir
" Ama ruhumuz böyle gökyüzünde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sırça Köşk
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
165
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052382387
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akılçelen Kitaplar
… Sesler kesilince birbirlerinin yüzüne baktılar, ormanı zapt etmeye giden köpeklerle onların zorla sürükledikleri koyunların başına geleni anladılar. Aralarındaki iki ihtiyar koç, ağır ağır mağaranın kapısına doğru yürüdüler, kendilerini beklemek üzere orada kalmış olan iki sakat köpeğe yaklaştıkları, henüz kuvvetini büsbütün kaybetmemiş olan boynuzlarını, şimdi karşılarında şaşkın şaşkın uluyan itlerin karınlarına geçirdikleri gibi, ta ilerdeki dereye kadar fırlattılar. Sonra mağaradaki kuzulara dönüp şöyle dediler:

“Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kanlı kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. Bari siz gözünüzü açın da, ilerde başınıza yeniden itler, hele kendilerini kurt sanan palavracı itler musallat olursa, sürüyü canavarlara paralatmadan onları defetmeye bakın!”

Sabahattin Ali’den, içinde yaşadığımız topluma ayna tutan öyküler...

Yaşama ve insana dair etkileyici, düşündürücü öykü ve masalların bir araya geldiği Sırça Köşk, hiç şüphe yok ki Türk edebiyatının en değerli eserlerinden biri.

Kitabı okuyanlar 7.537 okur

  • Gulfiroş
  • Umut Erdoğan
  • Özer C.
  • M.Y
  • Esra yaşar
  • Orhan Karadaş
  • Ömer Faruk Karahan
  • Seda Yavaş
  • Özlem Karaca
  • Lagrima De La Luna

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları