Adı:
The Pearl
Baskı tarihi:
15 Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780241980361
Kitabın türü:
Dil:
İngilizce
Yayınevi:
Penguin
'In the town they tell the story of the great pearl - how it was found and how it was lost again. They tell of Kino, the fisherman, and of his wife, Juana, and of the baby, Coyotito. And because the story has been told so often, it has taken root in every man's mind.'
The Pearl is Steinbeck's heartbreaking short parable about wealth and the darkness and evil it can instill in even the most generous of men's hearts. This edition features a stunning new cover by renowned artist Bijou Karman.
101 syf.
·1 günde·10/10
Gazap üzümleri, Fareler ve Insanlar dan sonra yazarın okuduğum üçüncü kitabı. Bu kitabı da sade ve anlaşılır. Ve yine kitap bittiğinde "o nasıl bir son" durumu oluyor.

Kızılderili inci avcısı Kino’nun tam da paraya ihtiyacı olduğu bir zamanda çok büyük ve değerli bir inci bulmasıyla çevresinde gelişen olaylar ve değişimler kitabın konusunu oluşturuyor.

Keyifli okumalar ...
101 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
John Steincbek'in Fareler ve insanlar kitabından sonra okuduğum ikinci kitabıydı; ve de okurken etkilendiğim güzel bir kitap. Yoksul insanların yaşam koşullarını, kavgalarını, anlattığı bu kitapta: Bulduğu eşsiz bir inciyle yaşamını değiştirebileceğine inanan ve bunun için mücadele eden inci avcısı Kino'nun hikayesini okuyacaksınız. Okurken gerçekten etkileneceğinize inandığım ve bir solukta okuyabileceğiniz; kesinlikle kitaplığınızda olması gereken bir eser.
120 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Steinbeck'in okuduğum üçüncü kitabı.. Gazap üzümleri,  Fareler Ve İnsanlardan sonra yine şahane bir öykü.
Yazar beni şaşırtmadı kendine özgün üslubuyla yine farkını konusturmuş..
İnsan- doğa ve insanların birbiriyleriyle ilişkilerini ,  özellikle de,  çalışan kesimlerin yaşamlarını anlatmaktadır kitaplarının genel konusunda..

https://1000kitap.com/MrRodya 'in Önerisiyle okuduğum bir kitaptı. Baya da etkiledi beni.
Kısa bir öykü. Ama kısalıgına rağmen içinde barındırdığı değerler,  size kattıkları,  verdiği dersler o kadar anlamlı o kadar çok ki. Sanki 100 sayfalık bir kitabı değilde bir koca yaşamı okumuş gibi oluyorsunuz. Ve işte ben böyle kitaplara hayranım.

"Bir inci ve inciyle gelen bir yok oluş.."

Elinize bir yerden bir anda yüklü miktarda para geçtiğini düşünün.  Ya piyangodan ya bir akrabanızdan büyük bir meblağ elinize para geçtiyor ne olur ?
Hiç tanımadığınız akrabalarınız ortaya çıkar değil mi :D

Bu kitapta da tam da böyle bir şey olmasa da  buna benzer bir şeyler yaşanıyor; bu sefer akrabalardan çok düşmanlarınız ortaya çıkıyor.
Yoksul bir 'İnci' avcısı olan Kino güzel gösterişli büyük bir inci buluyor. Buluyor bulmasınada sonra neler oluyor ?
Düşmanları dosta...  Dostları düşmana dönüşüyor.

Çocuğunu hayatını kurtarmak için İnci arayıp buluması.. o inci yüzünden çocuğunun ölmesi ayrı bir hüzün ayrı bir ders...
İnsan bir şeye başlarken neler düşünür ne  hayaller kurar ama hayat ona ne verir...

Para hırsıyla başkasının malına göz diken insanlarla olan mücadelesi çok güzel anlatan bir kitap Aslında mutlulugun parayla hiç bir alakası yok. Evet bunu anlıyoruz ama anladıktan sonra çok geç olabiliyor. Bir çok şeyimiz elimizden gittikten ya da kaybettikten sonra fark ediyoruz.

Açgözlülükle para hırsı insanları felakete sürükler. Açgözlü olan ve gözlerini para hırsı bürümüş insanların kendileri de mutlu olmadığı gibi çevresindeki insanları da kendi felaket girdabının içine alır.

Topluma eleştirisel bakış açısı ile gerçek yaşama ayna tutan; İnsanın doğasını çok iyi anlatan bir yazar.

İnsanlığa dair çok etkileyici bir kitap. İnsanlığı tanımak istiyorsan John Steinbeck okumalısın...
101 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
John Steinbeck 1962’de Nobel kazanmış değerli bir yazar. Hayatını kazanmak için çabalamış, birçok işte çalışmış, kitaplarında da çok iyi bir şekilde yansıttığı hayatın acımasız gerçeklerini tecrübe etmiş. Ki zaten böyle bir birikime sahip olmayan birinin, insanı bu denli etkileyebilecek eserler yazabileceğini düşünmüyorum… Steinbeck, kendi çabalarıyla Stanford Üniversitesi’ne gittiğinde sadece yazarlığına katkıda bulunacak derslere girmiş. Hayattan ne istediğini bilen birisi anlayacağınız. Düşünüyorum da iyi ki böylesine azimliymiş, bugünlere ulaşmış da bize onu okuma imkanı vermiş.
İnci… Bu kitap beni çok etkiledi. Üzüntüden çeviremediğim, sinirimden parçalamak istediğim ya da hüzünlü bir tebessümle durakladığım sayfaları okudum bu kitapta. Garip bir dili var Steinbeck’in; Fareler ve İnsanlar’da da böyle olmuştum. Böyle ince ince değil, bıçak gibi sızlatıyor içinizde bir yerleri. Öyle süslü benzetmelerle de yapmıyor bunu. Salt gerçeği yazıyor. Gerçek en çok acıtan şey oluyor.

Tomris Uyar'ın kitabın sunuş kısmında yazdığı çok hoşuma giden bir cümleyi paylaşmak istiyorum sizle. Bir nevi demeye çalıştığım şeylerin özeti gibi çünkü. “Çünkü Steinbeck, iflasların birbirini izlediği, işsizliğin, parasızlığın, açlığın kol gezdiği, insanoğlunun umudunun, var olma direncinin seyreldiği bir tarih anında olanca görkemiyle gerçek umudun türküsünü söylemiştir. Tozpembe olmayan gerçekçi umudun.”

İnci, Kızıldereli Kino’nun üzerinden ayrımcılığı, hırsları, parasızlığı, insan olmanın zafiyetlerini anlatan kısa ama etkili bir kitap.
Bebeğinin hastalığını tedavi edecek doktoru bulamayan bir babanın çaresizliği. Ve ardından bulduğu eşsiz inciyle birlikte insanların ona olan tepkisinin değişimi. Ardından Kino’nun değişimi.
Size kitabın akışını anlatmak istemiyorum daha fazla. Kitabın ‘eşsiz bir inci’ üzerinden anlattığı ‘insan’dan bahsetmek istiyorum biraz da. İnandığı dinin kitabını okumayı bilmeyen bir adamın çaresizliğinden bahsetmek istiyorum. Kandırıldığını bildiği halde inanmaktan başka çaresi olmayan insanlardan, çaresiz ve güçsüz bırakılmış insanlardan bahsetmek istiyorum.
İnci bir temsil bu kitapta.

Yokluklara hapsedilmiş bir adamın hayallerini temsil ediyor ‘inci’. Güç karşında insanların ne denli insanlıktan çıkabileceğini anlatıyor. Ardından bir adamın hayallerine tutsak oluşunu anlatıyor.

Tanıdık geldi mi biraz? (buradan sonrası spoiler)
Açıkçası ben Steinbeck’in incisini, Tolkien’in yüzüğüne benzettim okurken. Kino “İnci benim canım oldu, ondan vazgeçersem canımdan da olurum” derken, Gollum hali hazırda ‘kıymetli’si için canından oluyor mu zaten?

İnci Kino’nun en büyük kurtuluşu olabilecekken, en büyük kaybının nedeni oluveriyor birdenbire. Yüzük de böyle değil miydi sahi?

Kino, gözü kararıp inci yüzünden karısını döverken, Smeagol da kardeşini öldürmedi mi bir yüzük uğruna?
İnci’nin sonu, çıktığı suyun dibinde biterken; yüzük de yaratıldığı dağda yok edilmedi mi?
Gollum canından olurken kıymetlisi için, Kino oğlundan olmadı mı ‘canım’ dediği için?

Gelmek istediğim nokta; yüzük ya da inci semboller değişebilir ama bir şey aynı: İnsan…
İnsanlar için güç, arkasını dönüp gidemeyeceği cazibeli bir tuzak aslında. Güce sahip olma ve yönetme hissiyle yanıp tutuşan insan, bir süre sonra gücün kölesi haline geleceğini fark edemiyor hiçbir zaman. Güce olan tutkunlukları, ona sahip olabilmek için verdikleri, feda ettikleri her şeyi gözlerinden siliyor. Güce olan hırs kaybedilenlerin önüne bir perde çekiyor. Çünkü kurban tek bir şeye odaklanıyor o anda: Sahip olacakları ve daha fazlası. Sonsuz bir doyumsuzluk... Kino’nun inciyle gerçekleştireceği tozpembe hayalleri vardı. Hayatın ondan çaldıklarını istedi inciden. Hayatın ondan çaldıklarını bir inciyle geri alabileceğini düşündü. İnci ilk önce araçtı.

Güç ilk anda araçtır.

Sonra karşısına zorluklar çıktı. İnci başına bir sürü dert açtı. İnci, hayatından daha çok şey çaldı. Ama o inciyi bırakmadı. İnci onun amacı oldu.

Ardından güç yegane amaca dönüşür.

Sonrası ise daha fazla kayıptan öteye gidememiş hiçbir zaman.

Hani gerçekçi de olsa bir umut diyorduk? O ne oldu?
Evet, umut yine var. Orada duruyor. Çok büyük bir klişe ya da basmakalıp bir ifade olsa da umut sevgide. Yine bir karşılaştırma yaparsam;

İnci’yle olan macerasında Kino’nun yanında hep eşi vardı. Güçsüz olduğunda ona güç veren., hırpaladığında pes etmeyen, korktuğunda cesaretlendiren oydu… En sonunda kurtuluşuna yardım eden de oydu, tüm kayıplara rağmen.

Frodo’nun yanındaki Sam gibi…

Yazıyı İnci için yazdım ama bir tanıtım ve öneri yazısından çok bir karşılaştırma ve yorumlama yazısı gibi oldu. Kitabı okurken aklımdan sürekli geçen düşüncelerdi bunlar. Bunları paylaşmadan bu kitap hakkında bir şey yazamazdım sanırım. Yazsam da içime sinmezdi.
Hatalarım yanlışlarım varsa affola.
İyi okumalar :)
102 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Bugün KPSS varmış, bizim arkadaşlardan biri de girdi sınava da oradan biliyorum. Dün aradı, gel dedi yarın sınav var. Hem eşyaların başını beklersin hem de destek olursun. Gittik. Bir çile bir çile. Yolda birde yağmur bastırmasın mı ben gitmişim tişörtle. Neyse girdik kampüsün girişindeki kantinine. Bizimkisi Manisa’dan geldi de çocukların bazısı Uşak’tan gelmiş bazısı Denizli’den. Otellerde sabahlamışlar, bilmedikleri etmedikleri yerler. Zaten sınav zamanı en ufak şeyler kaygı yaratır. Hepsinin stres tavan. Sınav stresi yetmiyormuş gibi bir de böyle teferruatlarla uğraşıyorlar. Bir taraftan yağmur bir taraftan da zaman. Bizimkisi 3 dakika da bir saati soruyor. Taksi çağırdık ha geldi ha gelecek. Gelen giden yok. En son dayanamadı ,dur deme ye kalmadan fırladı gitti.

Kaldım tek başıma. Yanıma Steinbeck’in İnci’sini almışım. Elbette özellikle seçildi, tam dış ortamlık. Dil sade anlaşılır. Başladım okumaya. Bir Kızılderili baş kahraman adı Kino. Yahu bu Kızılderili nereden çıktı zaten bu Steinbeck enteresan adam. Nerede kıyı da köşe de insan var onları anlatıyor. Hani sevmiyor da değilim bana Gogol’u hatırlatıyor. Gogol da böyle yapar ya. Bir sürü kont, kontes varken sen git mujikleri, 9. Dereceden memurları anlat. Nereden çıktı bunlar? Ne güzel yaşayıp gidiyorduk. Tutturdunuz bir toplumsal gerçekçilik herkesin keyfini kaçırıyorsunuz. Ah o Gogol yok mu o Gogol hep onun başının altından çıktı bunlar. Yalnız hafifte fark yok değil aralarında. Gogol ağır yazardı herkes anlamazdı, bu Steinbeck denen adam birde sade yazıyor ki hiç sorma. Bu kadar da olmaz ki. Okuyan herkes anlıyor ne demek istediğini. Köylüsü de anlıyor işçisi de. Biraz yüksekten yaz da sadece aydınlar anlasın. Ne de olsa onlar şatolarında viskilerini içerken köylü, işçi edebiyatı yaparlar. Toplumsal gerçekçiyiz bile derken çıkıp fukaranın tekine destek olacağına yazdıkları romanların ne kadar getireceğini hesaplarlar.

Neyse biz Kino’ya dönelim bunlar derin konular. Eşi, çocuğu, doğal ortamı gül gibi yaşayıp gidiyor. Bir de inci arıyor arada istiridyelerin kabuğunda. Hani umut fakirin ekmeğiye umar ha umar. Bizdeki sayısalcılar gibi bunlarda inci arıyor. Buldu da vesselam hem de kocaman dünyanın en büyük incisi. Bulmaz olaydı. Millet başladı yaygaraya. Kiliseden papaz geldi, senin adın diyor din büyüklerimizin birinin adı çok hizmetler vermişti zamanında. Sonra doktor kapısına geldi. Hani Kino ona gittiği zaman veteriner baksın size demişti ya işte o doktor bu. Getir diyor senin inciyi benim kasada saklayalım. Yok dedi Kino ben satacağım onu. Yahu nasıl satacaksın zaten kasaban da üç tane inci alan yer var. Tezgahı da kurmuşlar dışarıya üç içeriye bir. Kino bu dinler mi gitti satmaya. Değersiz dediler, of dediler puf dediler. Kino bozuldu bu işe bozulmak ki ne bozulmak. Hem kendi bozuldu hem çevresi bozuldu.

Neyse yeter bu kadar anlatmak. Biraz da size kalsın. Anlayacağınız Steinbeck yine aynı Steinbeck. Ne kadar anlatılmayacak şey var anlatmış hepsini. Ya da boş verin okumayın bunlar insanın keyfini kaçırır. Kontlar, kontesler dururken ne gerek var? Ah o Gogol yok mu o Gogol bir elime geçirsem :)

Herkese keyifli okumalar dilerim..
101 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Sefalet, sömürülmüşlük, umut, hırs... Bir çok kelime ekleyebilirdim buraya İnci ile alakalı. O kadar güzel, o kadar sade, insanın içinde hoş bir seda bırakan bir uzun öyküydü İnci. Kitap çok kısa olmasına rağmen içinden bir çok ders çıkardım, hepsi aslında hayatın ta kendisi olan.

1) Kahramanımızın bebeği hastalanır ve çocuğu doktora götürmek isterler. Sömürülmüşlük öyle bir safhaya ulaşmıştır ki, doktor o küçücük yavruya bakmaz bile. Bu düzende, eğer paran yoksa ölürsün. Eğer kurulu düzene başkaldırırsan ölürsün. Eğer alt tabakadansan ölürsün. İnsanların senden sömüreceği hiç bir şeyin yoksa elinde, insanların seni kullanamayacağı kadar sefilsen, seni atarlar bir köşeye.

2)Bir diğer dikkatimi çeken mesele de şu oldu:
Evlilik. İnsanların parası yok diye evlenemediği bir yer düşünün. Tanıdınız değil mi? Şuan bizde de böyle değil midir durum?
Bu ayrıca o zamanki kokuşmuş sistemi de gözler önüne seriyor. İnsanların parası yok diye kilise nikahlarını bile kıymıyor, hatta çocuklarını vaftiz dahi etmiyorlar. Yine dini ticarete döken insan tipi ile karşı karşıya kalıyoruz.

3)Hırs... İnsanın para hırsı... Daha iyi yiyecekler yeme, daha iyi giysiler giyme, daha iyi bir evde yaşama gibi, her insanın tabii hakkı olarak görülmesi gereken bazı hasletler, insanların sömürülmesiyle ellerinden alınırken ortaya bu hırsa köle olan insan toplulukları çıkıyor.

Aslında kitap hakkında o kadar derin bir tahlil gerekir ki, kitabın tahlilinden de ayrı bir kitap çıkar diye düşünüyorum. Steinbeck bize harika bir eser bırakmış, daha bir çok şey yazılabilirdi kitap hakkında ama, ben en dikkatimi çekenlerle sınırlamayı uygun buldum. Yazarımız çok gerçekçi, açık seçık yazan, söyleyeceğini okuyucunun kalbine üfleyen biri. Bu harika eseri mutlaka okumanız temennisiyle...
101 syf.
Ahh! insanlar alemi...
Menfaat uğrunda peşinde koşulunlar, zor durumda göz ardı edilenler..
Tüm yaşanmışlıkları tepmek için beklediği o an yanınızda olmayacakların farkında olmadan karış karış ölümünüze götüren hakikati değiştiremeyeceği, kuşkusuz mutluluğu hâk etmediğimizi veyahut yeni adım atmaya cesaretimizi kırmak için çabalayan anlar silsilesi... Ölüm yahut yaşam gerçeği...

İnsanlar hayatımızın olağanlıklarından kalması için elinden gelen tüm kötülükleri yapar, fakat o olağanlıkları aşarken yanımızda bulunan iyi bir eş, dost veya aile tüm zorlukları aşabilmeyi kötü sonuçları olsa bile o olgunluğa erişmemizi sağlarken, özgün kararlar ise ruhumuzu hapsetmek yerine o zincirlerden kurtulup felsefe taşına ulaşabilmemize yol açar...

Hayat romanlardaki gibi daima güler yüzünü göstermeyebilir vazgeçmeyip savaşmayı bildiğimiz müddetçe bizi biz yapan değerleri istiridye içerisindeki inci gibi muhafaza etmiş oluruz...

Hayat tüm çıplaklığıyla devam ediyor, kitapta hak edilen inciyi para hırsı olarak görüp, Kino ve Juana'yı eski yaşamalarına hapsedibilir, peki ya sonrası? Alışagelmişliğin ötesinde bir başkaldırış gerekmez mi? Ve de cesaret.

Son olarak, Can Yücel'in bir yazısını inciye ithafen sizinle paylaşıyorum;

“Üşüyordum.

Sarılacak bir şeyler ararken seni buldum.
(Coyotito'yu akrep ısrıdıktan sonra incinin bulunması)

Dokundum. Yanıyordun..

Elimi çekmek zorunda kaldım çünkü beni de yakıyordun.

Sana dokunsam yanıyor.

Elimi çeksem donuyordum.

Şimdi düşünüyorum seninle olup yanmak mı zor. Yoksa sensiz kalıp donmak mı?”
**
Keyifli okumalar :)
101 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
John Steinbeck'in yine, dönemindeki yoksulluğu ve yoksulların yaşantısından bir bölüm anlattığı uzun hikaye niteliğindeki kitaplarından biri.

Kitapta, geçimini istridyelerin içinden inci çıkarma işiyle sağlayan bir ailenin, paraya çok ihtiyaçlarının olduğu bir gün, çok büyük ve değerli bir inci sahibi olmalarından sonra gelişen olaylar anlatılmaktadır. Yazar, her zamanki gibi, o dönemdeki yoksulluğun dramatik yönünü bize, yine ustalıkla gösteriyor.

Yazarın her kitabında olduğu gibi, bu kitabında da sürdürdüğü sakin ve akıcı anlatımı, zaten çokta uzun olmayan kitabı elinizden bırakmadan, tabir yerindeyse bir solukta okumanızı sağlıyor.

Kısaca söylemek gerekirse, beğenilerek okunacak bir kitap diyorum.
101 syf.
·3 günde·8/10
Şener Şen'in Milyarder filmini izleyenler bilir. Orta halli, gariban ama aslında bir o kadar mutlu ve mesut Mesudiyeli Mesut'a piyangodan "milyar" ödül çıkar. Ve Mesut bu milyar ile ailesini, kendisini, hayatını nasıl daha mutlu edeceğini düşünmekten uyuyamaz; eskisi gibi yaşayamaz hale gelir. Ardından en yakınlarının nasıl değiştiğini, gerçek yüzlerinin ne olduğunu fark ettirir bir piyango bileti...

Bu filmin senaristlerinin ilham aldığını düşündüğüm "İnci" kitabında ise Mesut yerine Kino, Mesudiye yerine La Paz Kasabası vardır. Piyango biletinin yerine ise Kino'nun bulduğu değerli mi değerli bir inci... Kino'nun yaşadığı mutluluk ve aile türküsü eşliğinde geçen hayatının bir taş parçası ile birlikte nefret ve hüzün türküsüne dönüşmesini okuyoruz.

Elbette filmle bire bir örtüşen bir eser değil, farklı olaylar okurken başkaca da ders ve sonuçlar çıkarıyoruz. Filmi izleseniz de okumanızı tavsiye ederim. Hepimizin hayatında bir incisi olduğunu, en yakınımızda ve çoğu zaman kendimizde olduğunu unutmamamız dileklerimle...
101 syf.
·3 günde·9/10
"Fareler ve İnsanlar" a çok benziyor. Yaşanan olaylar tamamen farklı ama benziyor işte; aynı koku, aynı tat, aynı parmak izleri, aynı düşünce pusuları. Hayaller, umutlar ve acımasız gerçekler...

Bir filmde yönetmenin, bir kitapta yazarın dediği olur, ilgililere okumak, izlemek ve yorumlamak düşer. Okur, izleyici bazen daha güzel bir son hayal eder ama olan olmuştur, sonuç değişmez. Ben de bu kitapta tıpkı "Fareler ve İnsanlar" da olduğu gibi daha farklı bir son isterdim...

İyi gibi görünen şeyler kötü, kötü gibi görünen şeyler iyi olabilir, hayat bilmecelerle dolu. Bu yüzden isterken hayırlısını istemeli...

John Steinbeck okumak bir Cengiz Aytmatov okumak kadar güzel, okuyun derim.
101 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Okumuş olduğum kitap 1952 yılında basılmış, Varlık Yayınları'na ait. Çeviri de olsa eski Türkçemizi okumak apayrı keyifliydi. Para hırsının, hem toplumsal hem de bireysel olarak insanları ne hale getirdiğini anlatıyor hikaye. Tabi bunu anlatırken heyecan, korku, hırs, öfke gibi duyguları karakterlerle beraber sana da yaşatıyor. Keyifli okumalar.
Konuşma alışkanlıktan başka neydi ki; sözsüz de anlaşabilirdi insanlar...
John Steinbeck
Sayfa 12 - Remzi Kitabevi
Oğlum okumayı öğrenecek, bütün o kitapları okuyacak. Oğlum yazmayı öğrenecek ve yazacak. Oğlum sayıları öğrenecek. Bütün bunlar bizi özgür kılacak, çünkü o bilgilenmiş olacak, bizler de ondan öğreneceğiz.
John Steinbeck
Sayfa 33 - Remzi Kitabevi
Bir şeyi aşırı istemek iyi değildi. Sırf bu yüzden bir şeyin olacağı varsa bile olmazdı. İnsanın isteği dozunda olmalıydı.
John Steinbeck
Sayfa 27 - Remzi Kitabevi
Bu dünyada herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalıydı. Aklıdan ne geçerse geçsin, yeteneğini sonuna kadar zorlamalıydı.
John Steinbeck
Sayfa 48 - Remzi Kitabevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
The Pearl
Baskı tarihi:
15 Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780241980361
Kitabın türü:
Dil:
İngilizce
Yayınevi:
Penguin
'In the town they tell the story of the great pearl - how it was found and how it was lost again. They tell of Kino, the fisherman, and of his wife, Juana, and of the baby, Coyotito. And because the story has been told so often, it has taken root in every man's mind.'
The Pearl is Steinbeck's heartbreaking short parable about wealth and the darkness and evil it can instill in even the most generous of men's hearts. This edition features a stunning new cover by renowned artist Bijou Karman.

Kitabı okuyanlar 6.260 okur

  • Sude Çantaş
  • Buenalix
  • BETÜL GKDMR
  • Eylül

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları