1000Kitap Logosu
112 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Baragan'ın Dikenleri bir çocuk gözünden yoksulluğu, çalışmayı, işsizliği, dikenleri ve yıkımı anlatan bir kitap. Baragan'daki balıkçı bir ailenin üyesi olarak başlayan çocuğun dünyası gezmek, atılmak ve kendi fırsatına ulaşmak isteğiyle ulu rüzgarda dağlar bayırlarca döne döne uçan koşan dikenlere kapılıyor. Diken burada gerçek. Döndükçe dönüyor, çocuk da uçuşuyor arkadaşıyla. Upuzun bir yolculuk bu, korkak adımlarla ama net olan "gitmek" fikriyle keskin. Sonrasında bir köyde konaklanmaya başlanıyor. Burada diken "yeni gelen" hissi oluyor kimi zaman, kimi zamansa fakirlik. Zaman geçiyor ama değişmeyen şeylere karşın mevsimler ve yıllar var olan azığa işe el koyuyor. Ve diken kıtlık oluyor bu sefer, yoksulluk katlanıyor, açlık ve ölüm arttıkça artıyor. Başlayan ayaklanmalara karşın  jandarmaların ve yönetici kesimin yoksulluğu görmeyen politikası yeni bir diken bitiriyor bu sefer. Ve ardından ateşli bir diken fırtınası başlıyor: savaş, dökülen kanlar. Çocuk dünyası bu sefer yıkım, korku, kan nedeni ile aynı ruh ama hüzünlü bir akılla göç ediyor. Bilinmeyene gidiyor yeniden. Baragan'in Dikenleri, samimi ve gerçekçi bir bakış açısı ile yazılmış bir kitap. Panait Istrati bu kitabı Fransızca yazmış, ama kitabın içerisinde Rumence pek çok kelime, orijinal halinde yöresel türkü kesitleri var. Yazar, Rumen tarihinden bir kesiti anlatarak köylülerin nasıl köleleştirildiğini, yoksullaştırıldığını ve varlıklarının elit kesimce görmezden gelindiğini, hiçe sayıldığını aktarmış. Tarih garip, dönüşen nasıl da bir tekerrür. Düşündürürken yıkımları içtence hissettiren pek çok yer vardı kitapta... Rumen tarihine dair bir kesitin çocuk bakışı ile nasıl şekillendiğini merak ediyorsanız, kitabı öneririm. Herkese keyifli ve düşündürücü okumalar dilerim.
Baragan’ın Dikenleri
Okuyacaklarıma Ekle
_Din, bütün yaşamı boyunca çalışan ve yokluk çekenlere, şükretmeyi, azla yetinmeyi, kısmete boyun eğmeyi, sabırlı olmayı ve öteki dünyada bir cennet umuduyla avunmayı öğretir. _Din, halkı uyutmak için afyon niteliğindedir. _En derin dinsel önyargı kaynağı yoksulluk ve cehalettir. Savaşmamız gereken kötülük de budur. Din aldatmacasının gerçek kaynağı, ekonomik köleliktir. _Gericilik baskıyla değil, insanların eğitilmesiyle yok edilir. Baskılamak, onu canlandırmaktan başka bir işe yaramaz. _Emekçi halkın çoğunluğunun yaşam koşulları, onları öyle bir durumda bırakır ki, devlet işleri üzerinde düşünmek için ne yeterli boş zamanları vardır ne olanakları. _Bazı Marksistler: “Dinle savaşmalıyız. Kahrolsun din. Yaşasın dinsizlik. Ateist görüşleri yaymak başlıca görevimizdir.” derler. Ne olursa olsun, Tanrıya savaş açılmasını isteyen bir anarşist, gerçekte papazlara ve burjuvaziye yardım ediyor demektir. Engels, onların dine savaş açmalarını budalalık olarak nitelemiş ve böylesi bir savaş açmanın dine karşı yeniden ilgi duyulmasını sağlamak ve dinin gerçekten ortadan kalkmasını engellemek için en iyi yol olduğunu belirtmiştir. ”Din kişisel bir sorundur” maddesi, sosyal-Demokratların siyasal taktiklerinin özetidir. Birtakım cahillerin bocalama diye tanımladıkları tutumun gerçekte diyalektik maddeciliğin mutlak ve kaçınılmaz bir sonucu olduğunu hemen göreceklerdir. _Binlerce yıldır süregelen kültür ve ilerlemenin düşmanı olan dinleri, korku yarattı. Din, etkisini en çok geri kalmış şehir proletaryası ve köylü kitlesi üzerinde göstermektedir. Bu ezilmiş kitleler, kapitalizmin karanlık güçleri karşısındaki çaresizdirler. _Din, sermaye kölelerinin insancıl düşlerini, içinde boğdukları bir çeşit ruhsal içkidir. _Sözleri_ _Küçük hatayı büyütmenin en iyi yolu, onu savunmaktır. _Parlamento burjuvazinin ahırıdır. _Sinema, tüm sanatların içinde bizim için en önemli olanıdır. _Devrim, kadının mutfaktan çıkıp ülke yönetmesidir. _Gerçeklik her türlü kuramdan daha sinsidir. _İnsan zihni, maddi dünyayı yansıtmakla kalmaz, onu değiştirir de. _İşçiler daha yüksek ücret için greve çıkarlarsa sendikacılık yapıyorlardır. Yahudilerin dövülmesine karşı greve çıktıklarında ise gerçek sosyalisttirler _Biz, dilimizi ve ülkemizi seviyoruz ve onun emekçi yığınlarını demokratik ve sosyalist bilinç seviyesine yükseltmek için elimizden geleni yapıyoruz. _İşçiler ve tüm emekçiler aç, çıplak, bitmiş ve tükenmiş bir durumda iken saf demokrasiden, genel olarak demokrasiden, eşitlikten ve özgürlükten söz etmek, emekçiler ve sömürülenler ile alay etmek demektir. _Devrimler olmaksızın sözde demokratik bir barış, dar kafalı bir ütopyadan başka bir şey değildir. _Emperyalizm, yüksek düzeyde gelişmiş kapitalizmdir; emperyalizm demokrasinin inkârıdır. _Bir kimse köle doğdu diye suçlanamaz; ama özgürlük uğruna savaşımdan kaçmakla kalmayıp köleliğini haklı bulan ve onu öven bir köle, haklı olarak, öfke, tiksinti ve nefret duyguları uyandıran bir aşağılık parazit, bayağının bayağısı bir köledir. _Marksizm bütün dinleri ve her türlü dinsel örgütü, işçi sınıfının sömürülmesini ve ezilmesini savunmaya hizmet edecek birer burjuva gericiliğinin aracı olarak görür. _Dinle savaşmalıyız – bu, her türlü maddeciliğin ve doğal olarak marksizmin ABC’sidir. Dinle savaş, dinin toplumsal kökenini ortadan kaldırmayı amaçlayan sınıf hareketinin somut uygulamasıyla bağlanmalıdır. _Marksizm maddeciliktir. Ne var ki Marks ve Engels’in diyalaktik maddeciliği, ansiklopedistlerin ve Feuerbach’ın maddeciliğini aşar, çünkü maddeci felsefeyi tarih alanında, toplum bilimleri alanında da uygular. _Sosyal-Demokrasinin ateist propagandası, temel ödevine yani sömürülen kitlelerin sömürücülere karşı sınıf mücadelesini geliştirmek ödevine bağlanmalıdır. _Kent yaşamının aydınlattığı modern, sınıf bilinçli işçi, dinsel önyargıları bir yana atar, cenneti papazlara ve burjuva bağnazlarına bırakır ve bu dünyada kendisi için daha iyi bir yaşam elde etmeye çalışır. Bugünün proletaryası, din bulutuna karşı savaşta bilimden yararlanan ve işçileri bu dünyada daha iyi bir yaşam adına kavga vermek için birleştirerek öteki dünya inancından kurtaran sosyalizmin yanında yer alır. _Hiçbir koşulda din sorununu, burjuva radikal demokratlarının sık sık yaptığı gibi, soyut, ülkücü bir biçimde, sınıf mücadelesinden kopuk “entelektüel” bir sorun olarak ortaya koymak yanlışına düşmememiz gerekir. _Ya içtenlikli ve dürüstsünüzdür ki o zaman kilise ile devletin ve kilise ile okulun kesinlikle birbirlerinden ayrılmasından, dinin tamamen kişisel bir sorun olarak kabul edilmesinden yana olursunuz. Ya da özgürlük konusunda bu tutarlı istekleri benimsemezsiniz ki o zaman da engizisyon geleneklerinin hâlâ tutsağı demeksinizdir; rahat memuriyetlerinize ve hükümet kaynaklı gelirlerinize bağlısınız demektir; silahınızın ruhsal gücüne inanmıyorsunuz ve devletten rüşvet almayı sürdürüyorsunuz demektir. O takdirde de bütün Rusya’daki sınıf bilinçli işçiler size amansız bir savaş açacaklardır. _Kiliseye ve dinsel kurumlara hiçbir devlet yardımı yapılmamalı, hiçbir ödenek verilmemelidir. Bunlar, devletten tamamen bağımsız, aynı düşüncedeki kişilerin oluşturduğu kurumlar niteliğinde olmalıdır. _Köleliğinin bilincine varmış ve kurtuluşu için mücadeleye başlamış köle, kölelikten yarı yarıya çıkmış demektir. _Rus devrimi, din devrimini, siyasal özgürlüğün bir gereği olarak gerçekleştirmelidir. _Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisini, işçilerin her türlü dinsel uyutmacadan kurtulması adına mücadele etmek için kurduk. Bizim için ideolojik mücadele kişisel bir sorun değil, bütün Partinin, bütün proletaryanın sorunudur. _Fransız Aydınlanma Dönemi düşünür ve ateistlerinin yazıları çevirilmeli ve geniş ölçüde yayılmalıdır. _Bugünkü toplum, kapitalistler sınıfı tarafından sömürülmesi esası üzerine kurulmuştur. Bütün yaşamları boyunca kapitalistler hesabına çalışan “özgür” işçilere, sadece kazanç sağlayan kölelerin yaşamını sürdürmeye, kapitalist köleliğin güvenini ve sürekliliğini sağlamaya yetecek oranda geçim olanağı “tanındığından”, bu toplum bir köle toplumudur. _İşçiler ekonomik kurtuluşları adına, siyasal özgürlük elde etmek için savaşabilirler. Ne var ki, kapital gücü yönetimden yok edilmedikçe ne oranda olursa olsun elde edilecek siyasal özgürlük, işçileri yoksulluktan, işsizlikten ve baskıdan kurtaramayacaktır. _Halk kitleleri üzerine her yerde büyük ağırlıkla yüklenen ruhsal baskı biçimlerinden biri dindir. Doğaya yenik düşen ilk insanların tanrılara, şeytanlara, mucizelere ve benzeri şeylere inanmasına yol açışı gibi, sömürülen sınıfların sömürenlere karşı mücadeledeki yetersizliği de kaçınılmaz olarak ölümden sonra daha iyi bir yaşamın varlığına inanmalarına yol açar. _Din, başkalarının emeğinin sırtından geçinenlere, bu dünyada hayırseverlik yapmayı öğreterek, sömürücü varlıklarının ceremesini pek ucuza ödemek kolaylığını gösterir ve cenette de rahat yaşamaları için ehven fiyatlı bilet satmaya bakar. _Herkes istediği dini izlemek ya da dinsiz, yani kural olarak bütün sosyalistler gibi ateist olmakta tamamen özgür olmalıdır. _Rus ortodoks din adamları her ne kadar cahilseler de, onlar bile Rusya’daki eski, ortaçağa uygun düzenin yıkılmasıyla patlayan gümbürtüden uyandılar. Onlar bile özgürlük isteğinde birleşiyor, onlar bile bürokratik uygulamalara ve memur zihniyetine, “Tanrının hizmetkârları”nı zorla polise casusluk ettirmek isteyenlere karşı çıkıyorlar. _Sosyalist proletaryanın partisi açısından, din kişisel bir konu değildir. Partimiz, işçi sınıfının kurtuluşu adına bir araya gelmiş sınıf bilinçli, ileri savaşçıların toplandıkları bir yerdir. Böylesi bir birlik dinsel inanç biçiminde ortaya sürülen sınıf bilinci yoksunluğuna, bilgisizliğe ve geri kafalılığa kayıtsız kalamaz ve kalmamalıdır. Din diye tanımlanan ve halkın üzerine indirilen koyu sisle, sözlerimizi ve yazılarımızı kullanarak tamamen ideolojik silahlarla savaşabilmek için kilisenin kaldırılmasını istiyoruz. _O halde ateist olduğumuzu neden açıklamıyoruz? Hıristiyanların ve öteki dinlere inananların partimize girmesini neden yasaklamıyoruz? Bizim Programımız tamamen bilimsel, dahası materyalist dünya görüşü temeli üzerindedir. Bu nedenle Programımızın açıklanması demek, din sisinin gerçek tarihsel ve ekonomik kökenlerinin açıklanmasını da zorunlu kılacak demektir. Propagandamız kaçınılmaz olarak ateizm propagandasını, gerekli bilimsel yayımların yapılmasını, otokrat feodal hükümetin bugüne kadar yasakladığı ve kovuşturduğu yazıların Parti çalışmalarımızın bir dalı haline getirilmesini de içermektedir. _İnsanlığın üzerindeki din boyunduruğunun, toplumdaki ekonomik boyunduruğun bir sonucu ve yansıması olduğunu akıldan çıkarmak burjuva dar görüşlülüğünden başka birşey değildir. Proletarya kapitalizmin karanlık güçlerine karşı kendi mücadelesiyle aydınlanmadıkça, ne kadar bildiri dağıtılırsa dağıtılsın, ne kadar söz söylenirse söylensin proletaryayı aydınlatmak olanaksızdır. Bizim açımızdan ezilen sınıfın bu dünyada bir cennet yaratmak adına gerçek devrimci mücadelede birleşmesi, öteki dünya cenneti konusunda proletaryanın görüş birliğine gelmesinden daha önemlidir. İşte bu nedenle Programımızda ateist olduğumuzu belirtmiyoruz ve böyle davranmak zorundayız. _Dinin devletten ayrılması açısından, devrimci proletarya, dini gerçekten kişisel bir sorun durumuna getirmeyi başaracaktır. Ve ortaçağ kalıntısı küflenmiş görüşlerden arınmış, bu siyasal düzende, proletarya, din aldatmacasının gerçek kaynağı olan ekonomik köleliğin kalkması için açık ve yaygın mücadele verecektir. 1905 _Proletarya partisinin, din konusundaki tutumu_ _Sosyal-demokrasi dünya görüşünü, bilimsel sosyalizm, yani marksizm temeline dayar. Marks ve Engels’in çeşitli kereler tekrarladıkları gibi Marksizmin felsefi temeli, Fransa’daki 18. Yüzyıl maddeciliğinin ve Almanyada’ki Feuerbach maddeciliğinin tarihsel geleneklerini benimsemiş olan, tamamen ateist ve dine karşı tavırdaki diyalektik maddeciliktir. _Din, halkı uyutmak için kullanılan afyondur. _”Din kişisel bir sorundur” maddesi, sosyal-Demokratların bu siyasal taktiklerinin özetidir. _Engels hakkında_ _Engels 1874’e Londra’da sürgünde yaşayan Blanquist geçici Komünarların ünlü manifestosundan söz ederken, onların dine savaş açmalarını budalalık olarak nitelemiş ve böylesi bir savaş açmanın dine karşı yeniden ilgi duyulmasını sağlamak ve dinin gerçekten ortadan kalkmasını engellemek için en iyi yol olduğunu belirtmiştir. Engels, Blanquistleri ezilen kitleleri din boyunduruğundan ancak emekçi kitlelerin mücadelesinin kurtaracağını, proletaryayı en yaygın biçimde bilinçli ve devrimci uygulamaya sokarak kurtaracağını kavramamakla suçlamış ve dine savaş açılmasını işçi partisinin siyasal görevi olarak yorumlamanın anarşist safsatadan başka bir şey olmayacağını belirlemiştir. Engels dine karşı böylesi savaş açmanın, Bismarck’ın dine ünlü Kültür Savaşı olarak giriştiği mücadeleyi boşuna tekrarlamaktan başka bir şey olmadığını tekrarlamıştır. Bismarck bu mücadeleyle katoliklerin militan dinciliğini uyarmaktan ve gerçek kültür çalışmalarını zedelemekten öte bir yarar sağlamamıştır. Çünkü, siyasal bölünmelerden çok dinsel bölünmelere önem vermiş, işçi sınıfının ve öteki demokratik unsurların dikkatini sınıfsal ve devrimci mücadelenin ivedi görevlerinden çekerek, en yapay, en düzmece burjuva din karşıtlığına yöneltmiştir. _Engels, sözüm ona ultra-devrimci Dühring’i Bismarck’ın saçmalığını bir başka biçimde tekrarlamak istediği için suçlarken, işçi partinin proletaryayı örgütlemekte ve eğitmekte sabırlı davranabileceğini, böylelikle dine karşı savaş açmak gibi siyasal bir kumara girişmeksizin dinin giderek ortadan kalkmasını sağlayabileceğini belirtmiştir. _”Din kişisel bir sorundur” maddesi, sosyal-demokratların bu siyasal taktiklerinin özetidir. Bu taktikler artık gündelik bir olay durumuna gelmiş, marksizmin ters yönde saptırılmasına, oportünizm yönünde saptırılmasına yol açmıştır. Bu madde, biz sosyal-demokratlar için, parti olarak hepimiz için din kişisel bir sorundur biçiminde yorumlanmıştır. _Engels, sosyal-Demokratların dini devlet işleri açısından kişisel bir sorun olarak aldıklarını, herhalde kendileri açısından, marksizm açısından ve işçi partisi açısından soruna böyle bakmadıklarını söyleyerek belirlemiştir. _Marksizmin felsefi ilkeler ve uluslararası sosyal-Demokrasi deneyi üzerinde düşünebilen herkes, din konusundaki Marksist taktiklerin kesinlikle tutarlı olduğunu, Marks ve Engels tarafından özenle düşünülmüş bulunduğunu, birtakım cahillerin bocalama diye tanımladıkları tutumun gerçekte diyalektik maddeciliğin mutlak ve kaçınılmaz bir sonucu olduğunu hemen görecektir. _Din, etkisini neden en çok geri kalmış şehir proletaryası ve köylü kitlesi üzerinde göstermektedir? Burjuva ilerici aydınları, radikaller ve burjuva maddecileri bu soruya “cahil oldukları için” diye cevap verirler. O zaman da “kahrolsun din, yaşasın dinsizlik! Ateist görüşleri yaymak başlıca görevimizdir” – diye haykırmaya başlarlar. Marksistler ise, bunun doğru olmadığını, aldatıcı bir görüş olduğunu, dar görüşlü burjuvaların fikri olduğunu söylerler. Bu görüş dinin kökenini yeterince açıklamaz, açıklar da, maddeci biçimde değil, ülkücü biçimde açıklar. Modern kapitalist ülkelerde bu kökler genellikle toplumsaldır. Bugün dinin en derine uzanan kolu, emekçi kitlelerin toplumsal ezikliği ve hergün her saat emekçilere en dayanılmaz acıları, savaş, deprem vb. doğal afetlerden çok daha beter kahırları çektiren kapitalizmin karanlık güçleri karşısındaki çaresizliğidir. _Tanrıları korku yarattı. Sermayenin kör –halk kitleleri tarafından önceden sezilemediği için kör– gücünün korkusu yani proletaryanın küçük-esnafın yaşamının her adımında “ansızın”, “beklenmedik” ve “rastlantısal” bir yıkıntı, yok olma, yoksulluk, fahişelik, açlıktan ölmek gibi tehlikeler yaratan gücün korkusu, modern dinin kökenidir. Kapitalist düzenin ağır işi altında ezilen ve kapitalizmin kör, yıkıcı güçlerinin insafına bağlı olarak yaşamını sürdüren kitleler, dinin bu kökenine karşı savaşmayı, sermaye egemenliğinin her türlüsüne karşı birlikte, örgütlü, planlı ve bilinçli bir savaş vermeyi kendi kendilerine öğrenmedikleri sürece, hiçbir eğitici kitap bu kitlelerin kafasındaki din inancını çürütemez. _Binlerce yıldır süregelen kültür ve ilerlemenin düşmanı olan dine karşı yürütülecek ideolojik propaganda, belirli görüşlerin öğretisi ve verilecek mücadele, sınıf mücadelesine, yani ekonomik ve siyasal alanda belirli amaçlara yönelik bir mücadeleye mi bağımlanacak? derler. Bu tür sözler, marksist diyalektiğin kavranmamış olduğunu kesin kanıtlayan karşı çıkışlardır. _Diyelim ki, belirli bir bölgede ve belirli bir endüstri kesiminde bulunan proletarya, biri sınıf bilinci oldukça gelişmiş ve kuşkusuz ateist olan sosyal-demokratlar, ikincisi köyle ve köylülükle ilişkilerini henüz koparmamış olan, tanrıya inanan, kiliseye giden, hatta bir hıristiyan sendikası örgütlemekte olan yerel papazın etkisindeki geri kalmış işçiler olmak üzere ikiye bölünmüş olsun. Yine diyelim ki, bu bölgedeki ekonomik mücadele, bir grev sonucunu doğurmuş olsun. Bu durumda bir marksiste düşen görev, grevin başarıya ulaşmasını her şeyin üzerinde tutmak, bu mücadelede işçilerin ateistler ve hıristiyanlar olarak ikiye bölünmesine kesinlikle karşı çıkmak, bu tür herhangi bir bölünmeye engel olmaktır. Proletaryanın geri kalmış kesimlerini ürkütmek, seçimlerde sandalye kaybetmek vb. endişelerden değil, modern kapitalist toplum koşullarında Hıristiyan işçilerin sosyal Demokrasiye ve ateizme dönmelerinde ateist propagandadan yüz kat daha etkili olacak durumlarda ateist propaganda gereksiz ve zararlı olabilir. Böyle bir anda ve böyle bir ortamda ateist propaganda yapmak, işçilerin grevdeki tavırlarına göre değil de, dinsel inançlarına göre bölünmelerini isteyen papazların ekmeğine yağ sürmek demektir. Ne olursa olsun tanrıya savaş açılmasını isteyen bir anarşist, gerçekte papazlara ve burjuvaziye yardım ediyor demektir. _Bir Marksistin materyalist olması, yani dine karşı olması gerekir; ancak, bir diyalektik materyalistin dine karşı mücadeleyi soyut, kuramsal, değişmez bir biçimde değil de, uygulamada sürmekte olan ve kitleleri her şeyden iyi eğiten sınıf mücadelesinin somut temeline dayanarak yürütmesi gereklidir. Bir marksist, somut durumu bir bütün olarak gözlemlemeli, anarşizm ile oportünizm arasındaki (göreceli, değişken olan ama mutlak varolan) sınırı ayırt edebilmelidir. Bir Marksist hiçbir zaman kimseyi kırmamak incitmemek “beni sokmayan yılan bin yaşasın” kuralını bozmamak endişesiyle davranan küçükburjuva ya da liberal aydınların oportünizmine aldanmamalıdır. _Bir papaz gelip de, ortak siyasal çalışmamıza katılmak ister, parti görevlerini dürüstçe yapar ve parti programına karşı çıkmazsa sosyaldemokratların safına katılması olumludur. Çünkü bu dinsel inançları arasındaki çelişki sadece kendisini ilgilendiren bir olay, kişisel çelişkisi olacaktır. Ama diyelim ki, bir papaz sosyal-demokrat partiye üye oldu da, sonra parti içinde din propagandası yapmaya kalkıştı, işte o zaman parti onu kesinlikle ihraç edecektir. Parti içinde düşünce özgürlüğüne hak tanırız. Ancak bu özgürlük, gruplaşma özgürlüğüyle belirlenen sınırlı bir özgürlüktür. _Sosyal-demokrat partinin bütün üyeleri, hiçbir ayrım gözetmeksizin, “sosyalizm benim dinimdir” dedikleri için ve bu söze uygun görüşleri yaymaya çalıştıkları için eleştirilip kısıtlanmalı mıdır? Hayır. Bir yazarın “Tanrı yaratmak”tan ya da tanrı yaratan sosyalizmden (Lunacharski ve arkadaşları örneği) sözetmsi çok daha başka bir olaydır. Birinci örnekte herhangi bir kısıtlama, konuşmacının özgürlüğünü, “pedagojik” yöntemlerini seçme özgürlüğünü baltalayıcı bir tutum olduğu halde, ikinci örnekteki parti kısıtlaması gerekli bir davranış olur. Kimileri için “sosyalizm bir dindir” sözü, dinden sosyalizme geçişin bir biçimidir, kimileri için de sosyalizmden dine bir dönüşümdür. _Proletaryanın partisi devletin dini kişisel bir sorun olarak belirlemesini ister, ancak halkın afyonu niteliğindeki dini, dinsel batıl inançlara karşı savaşı “kişisel sorun” olarak görmez. Oysa oportünistler sorunu saptırarak, sosyaldemokrat Partinin dini kişisel bir sorun gibi yorumladığı izlenimini uyandırmaya çalışırlar. _Avrupa sosyaldemokratlarının din konusundaki bugünkü aşırı kayıtsızlıklarına yol açan özel tarihsel koşulların da varlığıdır. Bu koşullar iki yönlüdür. Birincisi, dinle savaşmak görevi, tarihsel açıdan devrimci burjuvazinin görevidir ve Batıda burjuva demokrasisi, feodalizme ve orta çağ düzenine karşı giriştiği kendi devrimleri döneminde bu görevi büyük ölçüde yerine getirmiş ya da engellemiştir. Gerek Fransa’da, gerek Almanya’da burjuvazinin dinle savaşma geleneği vardır ve bu sosyalizmden (Ansiklopedistlerden ve Feuerbach’tan) çok önce başlamıştır. Rusya’da ise, burjuva demokratik devrimimizin kendine özgü koşulları nedeniyle, bu görev de hemen hemen tümüyle işçi sınıfının omuzlarına yüklenmiştir. _Burjuvazinin, işçi sınıfı kitlelerinin dikkatini sosyalizmden uzaklaştırmak amacıyla dine karşı giriştiği mücadele, bugün Batılı sosyaldemokratların din savaşına “kayıtsız” duruma gelmelerine yol açmıştır. Rusya’da ise koşullar oldukça başkadır. Proletarya bizim burjuva demokratik devrimimizin öncüsüdür _Sosyal-demokratların ikinci ve belki de onlar için en önemli görevi, yani kilisenin ve din adamlarının işçi sınıfına karşı açılan savaşta Kara-Yüz hükümetini ve burjuvaziyi destekleyerek aldıkları sınıfsal tavrı kitlelere açıklamak görevi de başarıyla gerçekleştirilmiştir. ______ _Sözleri_ _Biz insanüstü ya da sınıf bilinçsiz kavramlardan kaynaklanan tüm ahlaki ilkeleri reddetmekteyiz. Biz bunların toprak sahipleri ve kapitalistlerin yararı adına işçilerin ve köylülerin kandırılması, aldatılması ve akıllarının bulandırılması olduğunu söylüyoruz. Ahlaki ilkelerimizin tamamen proletaryanın sınıf mücadelesi çıkarlarıyla ilişkili olduğunu söylüyoruz. Ahlaki ilkelerimizin kaynağı proletaryanın sınıf mücadelesi gerçekleri ve ihtiyaçlarıdır _Bütün dünyada nerede kapitalist varsa orada basın özgürlüğü; gazete satın alma özgürlüğü, yazar satın alma özgürlüğü, rüşvet, halkın görüşünü satın alma ve burjuvazinin yararına saptırma özgürlüğü anlamına gelir _Devlet, dinle ilgilenmemelidir; dinsel kurumlar devlete bağlı olmamalıdır. Herkes istediği dini savunmakta ya da dinsiz; yani genelde her sosyalist gibi ateist olduğunu açıklamakta özgür olmalıdır. _Tarihin en büyük buluşu yapılmış, proleter tip bir devlet yaratılmıştır. Yeryüzünde hiçbir güç sovyet devletinin yaratılmış olduğu gerçeğini yok edemez. Bu tarihsel bir zaferdir. Yüzlerce yıldır devletler burjuva modele göre yaratıldı ve ilk kez burjuva olmayan bir devlet keşfedildi. Yönetim aygıtımız bozuk olabilir; ama icat edilen ilk buharlı makinenin de bozuk olduğu söyleniyor. Hatta hiç kimse bu buharlı makinenin çalışıp çalışmadığını bilmiyor; ama önemli olan bu değil; önemli olan buharlı makinenin bulunmuş olmasıdır. İlk buharlı makinenin hiçbir işe yaramadığını varsaysak bile somut gerçek, bugün artık buharlı makinelere sahip olduğumuz gerçeğidir. Yönetim aygıtımız çok bozuk olsa bile onun yaratılmış olduğu gerçeği değişmez _Yalancılar ve ikiyüzlüler, beyinsizler ve körler, burjuvazi ve yandaşları, genellikle özgürlük, genellikle eşitlik ve demokrasi konusundaki boş sözleri ile halkı aldatmak isterler. İnsanlara şunu söylüyoruz: Yalancıların maskelerini kaldırın, körlerin gözünü açın. _Burjuvayı yok etmenin en iyi yolu onları vergi ve enflasyon taşları arasında öğütmektir. _Yeterince sık söylenmiş bir yalan gerçek olur. _Ezilenlerin ve sömürülenlerin bayram günü DEVRİM olacaktır! _İster monarşi olsun ister cumhuriyet: Monarşi, köle sahiplerinin monarşisi; cumhuriyet, köle sahiplerinin cumhuriyetiydi. …… ___ _Vladimir Lenin_ (1870-1924) _Rus sosyalist devrimci. Marksist-Leninist ideolojinin fikirsel önderi, Ekim Devrimi'nin lideri ve Sovyetler Birliği'nin kurucusu. Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin öncüsü olan Rusya Komünist Partisi (Bolşevik)'nin ilk lideri. _Lenin'in en büyük amacı, kapitalizmin uzlaşmaz sınıf çelişkilerinden proleter bir dünya devrimi oluşturup toplumsal sınıf karşıtlıklarının olmadığı insan toplumunun tarihsel oluşumuna öncülük etmekti. _Marksizm-Leninizm _ _Marksizm-Leninizm; Marx, Engels ve Lenin'in ortaya koyduğu temel öğretilere bağlı kalarak, değişen koşullara ve çağın gereklerine uygun bir biçimde sosyalist sistemde yeniden uygulanmasıdır.[ _Kapitalizme, faşizme ve emperyalizme karşıdır ve sınıfsız bir toplum yaratmak için özel mülkiyete dayalı üretim biçimlerinin tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini savunur.[4] Marksist-Leninist ideoloji kişiye ait özel mülkiyete karşı değil, büyük ölçekli işletmelerin ve toplumsal üretim alanlarının özel teşebbüse ait olmasına karşıdır.[5] Ekonomide küçük ölçekli işletmelerin korunmasını ve teşvik edilmesini savunmakla birlikte, büyük ölçekli üretim alanlarında kolektif işletme biçimini savunur _Marksist-Leninist düşünce yapısı, dünya görüşü olarak ateizmi temsil etmektedir. Marksist-Leninist ilkeler ile yönetilen ülkelerde din olgusu, toplum yönetiminde başvurulan bir yöntem olmamıştır ve dini söylemler ile çeşitli çıkarlar sağlamaya çalışan kişiler ve kurumlar cezalandırılmıştır _Lenin, serfliğin(Irgatlık) kaldırılmasının ardından özgürlüğünü kazanan bir aileden gelir. Sovyet biyografilerinde, devrimci eylemlerinin temelinde ağabeyi Aleksandr'ın idam edilmesinin etkili olduğu belirtilir _İşçi Sınıfının Kurtuluşu İçin Mücadele Birliği'ni kurdu. Birliğin amacı işçilerin ağır çalışma koşullarının iyileştirilmesi, uzun mesai saatlerinin kısaltılması, ücretlerin yükseltilmesi gibi iktisadi taleplerin yanı sıra bu talepleri Çarlık Rusyası'na karşı siyasi mücadele ile birleştirmekti _Parlamenter yoldan verilecek mücadelenin işçi sınıfını oyalamaktan başka bir işe yaramayacağını savunuyordu. Seçim hakkı ülkenin tüm yurttaşlarına tanınmadığı için açılacak meclis elit kesimin istekleri doğrultusunda hareket edecek, sözde demokratik hakların verildiği gerekçesiyle Çar'ın meşruiyeti artacak, emekçiler ise sömürü düzeninde yaşamaya devam edeceklerdi. _1903 yılında toplanan kongresinde Menşeviklere karşı Bolşeviklere önderlik etti. Parti üyeliğinin tartışıldığı birleşimde fikir ayrılığı yaşanmasının ardından çoğunlukta olan Lenin taraftarlarına Rusça çoğunluk anlamına gelen Bolşevikler, azınlıkta kalan Martov taraftarlarına da azınlık anlamına gelen Menşevikler denilecektir. 1905 Devrimi Lenin'i haklı çıkardı. Halkın sefalet ve ağır çalışma koşullarına karşı devrimci önderlik olmaksızın ayaklanması Lenin'in devrimci politika konusundaki tezlerini geçerli kılıyordu. _Şubat Devrimi_ _Şubat 1917'de Sankt-Peterburg'da devrimci hareketlenme başladı. Savaşa, yoksulluğa ve ağır çalışma koşullarına karşı kadınların başlattığı eylemler işçilerin de katılımıyla giderek büyüdü. Halk ayaklanmasına kısa sürede savaştan yorgun düşmüş askerler de katıldı. Nihayet Çar II. Nikolay kardeşi Mihail lehine tahttan feragat etti. Ancak isyan dolayısıyla korkan Prens Mihail tahtı reddedince Romanov hanedanı devrildi ve monarşi rejimi tarihe karıştı. Devrim haberini İsviçre'de alan Lenin, hemen partiye izlenecek taktikleri belirten "Uzaktan Mektupları" iletti _Sankt-Peterburg’a ulaşan Lenin kalabalığa hitaben bir konuşma yaptı. Lenin, ikili iktidar olarak adlandırdığı bu durumda geçici hükûmete kesinlikle destek verilmemesi gerektiğini, burjuva hükûmetinin yoksul işçi ve köylü kitlelerinin taleplerine cevap veremeyeceğini, bu nedenle Sovyetlerin tam iktidar olduğu bir devrimin gerekliliğini ifade etti. Hemen ardından yayımladığı Nisan Tezleri[15] ile izlenecek yolu belirledi. Bu tezlerde burjuva hükûmetinin devrilerek işçi ve köylüleri temsil edecek Sovyet iktidarının kurulması gerektiğini, emperyalist savaş sırasında Avrupa’daki hemen hemen tüm sosyal demokratların kendi hükûmetlerinin savaş politikalarını desteklemelerinden dolayı sosyal-demokrasinin önemini yitirdiğini, bu nedenle Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi olan partinin adının Komünist Parti olarak değiştirilmesi gerektiğini belirtti. _Önceleri Menşevik olan ve Şubat Devrimi'nden sonra Bolşeviklere katılan Leon Troçki, 17 Temmuz’da Lenin'i savunan bir konuşma yaptı: Lenin devrim için otuz yıldır mücadele ediyor. Ben yirmi yıldır halkın ezilmesine karşı mücadele verdim. Bunun sonucunda Alman militarizmine karşı, nefretten başka bir duygu beslememiz söz konusu bile olamaz. (...) Alman militarizmine karşı mücadelem nedeniyle bir Alman mahkemesi tarafından sekiz ay hapis cezasına çarptırıldım. Bunu herkes bilir. Bu salonda bulunan kimse bizim Almanların paralı uşağı olduğumuzu söylemesin. _Ekim Devrimi_ _1917'de Bolşevikler Sankt-Peterburg'da geçici hükûmeti devirmek için harekete geçti. 10 bin kadar Kızıl Muhafız başkentteki stratejik mevkileri ele geçirdi. 8 Kasım'da Kışlık Saray ele geçirildi ve hükûmet düştü. Lenin II. Sovyetler Kongresi'nde Halk Komiserleri Konseyi başkanı seçildi. _İlk iş olarak halkın barış taleplerine cevap vererek savaşan tüm devletlere ilhaksız ve tazminatsız bir barış önerisinde bulundu. Hemen ardından toprak kararnamesini yayımlayarak büyük mülk sahipliğini yasakladı ve azınlıktaki toprak aristokratlarının elindeki toprakların halkın çoğunluğunu oluşturan yoksul halk kitlelerine dağıtılmasını emretti. Kilise ile devlet ve eğitim kurumlarını ayırarak laik düzeni getirdi. Kadınlar ile erkekler arasında siyasi ve sosyal alanda hak eşitliği sağladı. İşletmeler üzerinde işçi denetimi getirerek fabrikalarda yönetimi devralacak işçi konseyleri kurulmasını emretti. Bankaları ulusallaştırdı ve Çarlık döneminden kalma dış borçların ödenmesini reddetti. Büyük çoğunluğu batı Avrupa devletlerince işletilen maden ocaklarını da millileştirdi. Lenin sınıfsal farklılıkların tamamen ortadan kalktığı eşit bir toplumsal düzenin ısrarlı savunucusuydu. Bu amaçla soyluluk unvanları kaldırılarak tüm vatandaşlar yasalar önünde eşit kabul edildi. Halk isyanının en önemli sebeplerinden biri olan ağır çalışma koşullarına çözüm olarak günlük çalışma süresini 8 saate indirdi. Çocuk işçi çalıştırılmasını kesin olarak yasakladı. Herkes için ücretsiz evrensel bir sağlık sistemi kurmak, kadınlara haklarını iade etmek ve okur yazar olmayan Rus halkına okuma yazma öğretmek konularında çok hevesliydi. _Almanların doğuya doğru sürekli ilerlemeleri tehdidiyle karşı karşıya kalan Lenin, Rusya’nın acilen bir barış antlaşması imzalaması gerekliliğini tartışmaya açtı. 1918'de Brest-Litovsk Antlaşması’nı imzalayan Lenin, Rusya’yı I. Dünya Savaşı’ndan çıkardı. Bu antlaşma sonucunda Rusya, Almanya'ya ve Osmanlı İmparatorluğu'na önemli toprakları geri vermek zorunda kaldı _Sosyalist devrimciler, muhalif partilerle birleşerek Bolşevik hükûmetini devirmeye çalışmasıyla bu koalisyon bozuldu. Lenin'e ve Bolşeviklere uymayan parti ve gruplar düzenli olarak siyasal hayattan çıkarıldı. _Bolşevikler Ekim Devrimi'nin ertesinde yayılmaya başlayan karşı-devrimci faaliyetleri durdurmak için farklı taktikler uygulamak zorundaydı. Bolşevikler hükûmeti karşı devrimcilerden korumak için Çeka adını verdikleri Sovyetler Birliği'nin ilk güvenlik teşkilatını, istihbarat ve gizli servisini kurdular. Çeka daha sonra NKVD ve nihayet KGB adını aldı. _İç savaş_ _Rusya’da iç savaş sürmekteydi. Çok geniş bir yelpaze içinde farklı görüşlere sahip siyasi hareketler ve destekçileri Sovyet hükûmetini devirmek için silaha sarılmıştı. Birçok taraf iç savaşa karışmış olsa da çarpışan iki önemli taraf komünistlerin Kızıl Ordusu ile monarşi taraftarlarının Beyaz Ordusuydu. Fransa, Büyük Britanya, ABD ve Japonya gibi yabancı güçler Beyaz Ordu'ya destek vermiş ve fiilen işgale katılmışlardı. Bolşevikler bir yandan monarşi taraftarlarıyla diğer yandan yabancı işgalcilerle mücadele etmek zorunda kaldılar. Leon Troçki tarafından komuta edilen Kızıl Ordu, 1921 yılında Beyaz Ordu'yu ve müttefiklerini yenerek iç savaşı kazandı _Lenin, emperyalizmin şiddet eğilimi olduğunu savunuyor ve 1917 yılında kapitalist ve emperyalist güçlerin kontrolü altındaki ulusların koşulsuz olarak kendi kaderini tayin hakkına sahip olduğunu deklare ediyordu. _Lenin'e göre Sovyetler Birliği'ni iki önemli etken tehdit etmekteydi; bürokratik komünizm ve Rus şovenizmi. Rus milliyetçiliğine karşı diğer uluslarda hortlayacak milliyetçi saldırganlıklar sosyalist idealizmi mahvedebilirdi. _Lenin, “Ulusal sorunlar bastırılmamalı, çözülmeli” şeklinde açıkladı _Sovyet projesinin Rusya Federasyonu’na katılma biçiminde değil, eşit cumhuriyetlerin birleşmesi biçiminde olması gerektiğini vurguladı. Bu şekilde bir birliğin amacının diğer ulusların kapitalist emperyalizmden korunmasına da hizmet edeceğini öngördü. Lenin, hastalığı nedeni ile bu dönemde güçten düştü ve zamanla sağlığını tümden yitirdi. Daha önce yok etmeye söz verdiği ezen ulus şovenizmi, sürece yeniden hâkim oldu ve uluslar politikası, gönüllü olarak birliğe katılsa da Rusya'nın otoritesinin güçlenmesine karşı çıkanların asimilasyonu politikası biçiminde işledi. _Yeni Ekonomi Politikası (NEP)_ _Uzun yıllar süren savaş ve bu buhran dönemindeki sert tedbirleri içeren ekonomi politikası, 1921 yılındaki kıtlık ve düşman hükûmetlerin kuşatması sonucunda Rusya harap düşmüştü. Bu yeni politika üretim ve gelişmeyi sabote edip piyasaya ürün sürülmesini engelleyerek kıtlık yaratanlara ve karaborsacılara karşı bir önlem olarak ortaya çıktı. Kırsal kesimde tarımsal üretimi kontrol edenlerin piyasaya serbestçe ürün vermelerini sağlamak amacıyla serbest ticarete izin verdi. _Lenin dogmatik kuralları olmayan yeniliğe ve değişime açık bir siyasi anlayışa sahipti. Ülkenin mevcut koşullarına ve zamana göre değişim söz konusu olabileceği için komünizmin hem siyasal hem de ekonomik olarak statik, değişmez kurallarla değil, mevcut şartlara göre yeniden uyarlanarak tatbik edilmesi gerektiğini savunuyordu. _Lenin iktidarın parlamenter yoldan alınması gerektiğini savunan Avrupalı hemen bütün sosyalistlerin aksine ısrarla devrimi savunan ender politikacılardan biriydi. 1905 Devrim hareketi başarısızlığa uğrasa da bu olay Lenin'i haklı çıkarır nitelikteydi. _I. Dünya Savaşı sırasında Avrupa'da kendi ülkesindeki mevcut hükûmetin savaş politikasına destek vermeyen tek sosyalist önderdi. Hükûmetlerinin saldırgan politikalarına destek veren II.Enternasyonal'deki sosyalist yoldaşlarını Marksizm'e ihanetle suçladı _Lenin'e göre politika dost ile düşman arasında ayırım gözetme sanatıdıydı. Ona göre parlamenter sistem halkın ihtiyaçlarına cevap veremediğinde ve önemini yitirdiğinde devrim kaçınılmaz olurdu. _Demokrasi kavramını da farklı bir şekilde yorumlayan Lenin, burjuva için mi yoksa halk için mi demokrasi sorusunu yönelterek, burjuvazi için demokrasinin kendi çıkarlarını güvence altına aldığı ve halkı özgürlük palavralarıyla kandırdığı bir terimden öteye gidemeyeceğini söyledi. Kapitalizmin egemen olduğu ülkelerde elit bir kesimin zenginliğini muhafaza edebilmek için özgürlük kavramını, propagandasına dini de alet ederek yoksul halk kitlelerini cennet vaadiyle kandırıp, bu dünyanın nimetlerini bencilce sömürmek ve paylaşımı reddetmek için sık sık kullandığını iddia etti. _Hindistan, Türkiye, Çin, Meksika gibi ülkelerde başlayan ve zamanla tüm üçüncü dünya ülkelerine sıçrayan bağımsızlık mücadeleleri bazı ülkelerde sosyalizmden farklı da olsa Moskova'nın desteğiyle batının emperyalist hegemonyasından kurtulmuş yeni hükûmetlerin kurulmasını sağladı. _Suikast girişiminde aldığı yaralar sağlık durumunu daha da kötüye götürmüştü. Kurşun hâlâ boynunda idi ve omuriliğe yakın durduğu için, o günün tıp tekniğiyle çıkarılması mümkün değildi. 1923 Mart’ında geçirdiği üçüncü felcin sonrasında konuşma yeteneğini de yitirerek ölene kadar yatağa bağımlı kaldı. Lenin 1924 günü 53 yaşında öldü. Ölümünden üç gün sonra devrimin simgesi Sankt-Peterburg şehrinin adı Leningrad olarak değiştirildi _1980'lere gelindiğinde Sovyetler Birliği’nde her önemli şehrin merkezinde bir Lenin heykeli, merkeze yakın bir Lenin caddesi ve Lenin meydanı, tüm şehre dağılmış yirmiye yakın irili ufaklı büst ve heykel bulunuyordu. Kolektif çiftliklere, nişanlara, buğday hibridlerine ve hatta bir asteroide Lenin’in adı verilmişti. Çocuklara ana okulu çağından itibaren "Lenin Dede" hakkında öyküler anlatılıyordu. Adına ödüller verildi. _Gorbaçov'un döneminde izlenen restorasyon ve revizyonizm politikaları sonucu 1986 yılından itibaren Sovyetler Birliği’nde komünist rejimin çözülmesi, Sovyet cumhuriyetlerinde Lenin’e duyulan saygının emperyalist basın-yayın organları tarafından antikomünist propaganda ile azalttırılmasına yol açtı. _Lenin'in vasiyeti_ _Bu vasiyette, başta Josef Stalin olmak üzere önde gelen komünistleri eleştiriyordu. 1922 yılı Nisan ayından itibaren Komünist Parti Genel Sekreteri olan Stalin'in eline sınırsız bir otoritenin geçtiğini söyledi ve yoldaşların Stalin’i bu görevden uzaklaştırmak için bir yol aramalarını önerdi. _Sovyetler Birliği'ne yönelik yıkıcı nitelikte özellikle iki tehlikeye karşı dikkat edilmesi çağrısında bulundu. Bunlar; Büyük Rus şovenizmi ve bürokratik sosyalizmdi. _Stalin çok kaba; biz komünistler arasında bu kötü özellik katlanılabilir olsa da Genel Sekreterlik makamı için tahammül edilemezdir. Bu yüzden yoldaşların Stalin’i o konumdan almanın bir yolunu bulması ve Yoldaş Stalin’den bu açıdan farklı bir yoldaşı aynı göreve getirmenin bir yolunu bulmaları gerektiğini düşünüyorum; daha anlayışlı, daha sadık, daha saygılı ve yoldaşlarına karşı daha düşünceli, daha az kaprisli vb. Bu durum ayrıntı olarak değerlendirilebilir. Ancak partide olası bir bölünmenin engellenmesi açısında Stalin ile Troçki’nin ilişkisiyle ilgili yazdıklarım önemsiz değildir, belirleyici olabilecek bir ayrıntıdır. _Stalin’in yönetsel olarak aceleciliği ve sosyal milliyetçiliğe olan meşhur sevdası yüzünden ölümcül bir hata işlenmiştir. Siyasette bu tür bağlılık genellikle en kötü sonuçlara yol açar ___ _Marksist-Leninist ülkeler_ _ 1949'da Mao Zedong önderliğinde gerçekleşen Çin Devrimi'nin ardından kurulan Çin, Marksist-Leninist temelli yönetim politikalarını benimsemiş ve uygulamıştır. Çin anayasasının birinci maddesi şöyledir: "Çin Halk Cumhuriyeti işçilerin ve köylülerin ittifakı üstünde kurulan ve işçi sınıfı tarafından liderliği yapılan halkın demokratik diktatörlüğü egemenliğinde sosyalist bir devlettir. _Kuzey Kore yönetimi, 1992 yılında Marksist-Leninist ilkeleri yorumlayarak Juche adında yeni bir yöntem geliştirmiştir. 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılması, ülkeyi büyük sorunlarla karşı karşıya bırakması ve bunu takip eden aylarda Amerika Birleşik Devletleri öncülüğündeki NATO üyesi devletler ülkeye uyguladıkları yaptırımları en üst seviyeye çıkarması bu durumda etkili olmuştur _Küba'daki mevcut anayasa ülkenin Marksist-Leninist ilkelere göre yönetildiğini açıkça belirtir. _Vietnam, 1976 yılından bu yana Marksist-Leninist ilkeler ile yönetilmektedir ___
İran’da devrim sonrasında gelen nesil rüştünü ispat ettikçe İranlı entelektüeller 1953 darbesinin uzun vadeli etkilerini de değerlendirmeye başladılar. İlgi çekici sorular soran düşünsel makaleler yayınladılar. Bunlardan biri Amerikan dış politikası dergilerinden birinde yer aldı: “İran’ın darbe sayesinde olgun bir demokrasiye geçeceği düşüncesi makul bir iddiadır. 1979 yılında ülkeyi ebediyen terk etmesinden sonra, birçok İranlı 1953’te olanların tekrarlanmasından korkuyordu. Bu korku, öğrencilerin Birleşik Devletler büyükelçiliğini ele geçirmesindeki başlıca nedenlerden biri oldu. Rehine krizi Irak’ın İran’a saldırmasına, İslam Devrimi de Sovyetler’in Afganistan istilasına karar vermesine sebep oldu. Özetle, Tahran’da yaşanan o bir haftalık kısa zaman dilimi tarihin akışını çok fazla etkiledi…. 1953 darbesi ve sonuçları bugün Ortadoğu ve Ön Asya’da meydana gelen siyasi saflaşmaların başlangıç noktası oldu. Uzak görüşlülükle 1979 İslam Devrimi’nin kaçınılmaz olduğu söylenebilir miydi? Yoksa 1953 yılında İranlıların tercihleri değişime zorlandığı için mi böyle oldu? “
Stephen Kinzer
Sayfa 249 - İletişim Yayınları
186 syf.
·
Puan vermedi
Tanrı, dünyada ki en korkunç şeydir diyor papaz. Dini bütün biri neden böyle söyler? Çünkü yeryüzünde ki Tanrı ve onun dini; dünyaya savaş, korku, açlık, dehşet, vahşet getirmiştir. İkinci Dünya Savaşı arifesinde, Nazilerin Almanya'da iktidara gelmesiyle, gökyüzünde ki Tanrı'nin yerini Führer, Kilise'nin yerini Nazi ideolojisi almıştır. Koşulsuzca itaate dayalı totaliter bir yönetim gösteren Naziler, faşist ideolojiye uygun militan bir gençlik yetiştirme çabasına girer. Nazilerin faşist eğitim politikası, gencleri tamamen etkisi altına alır. İyi ve kötü hakkında değer yargıları olmayan, farklı olana hoş görü göstermeyen, yüreklerine kin, öfke, nefret tohumları ekilen, masumiyetlerini yitirmiş gençlerin karşısında; kendini bu acımasız düzen ve düşünce yapısınin dışında tutan, ahlâkî duruş sergileyen, ilkeli bir öğretmen vardır. Eğitimin; kötü emelleri olan iktidarların eline geçtiğinde, nasılda tehlikeli bir silah haline getirildiğini gösteren etkileyici bir hikâye Tanrısız Gençlik. Bu arada Jaguar yayınlarını tebrik etmek gerekir. Kitabın basımından, tasarımına, çevirisine kadar dört dörtlük bir iş çıkarmışlar. Türkiye'nin en kaliteli yayıncılarından biri kuşkusuz.
Tanrısız Gençlik
Okuyacaklarıma Ekle
_Tanrı, şeytan, ruh, cehennem, yasa… kelimeleri yalnızca birer isimdir. Alegorik hayali canlandırmalardır. _İnsan zihninin sınırlarının ve kavrayışının ötesindeki herhangi bir şey ya illüzyon ya da saçmadır. Tanrınız ya birincisidir ya da diğeridir. İlkinde ona inanmak için deli olmalıyım, ikincide de budala. _Tüm dinlerin iki temeli cehalet ve korkudur. İnsan korktuğunda aklı durur ve anlaşılması en güç şeyin en önemli şey olduğuna ikna olur. Korku onda alışkanlık halini alır ve ihtiyaca dönüşür. Ümit edeceği ya da endişe duyacağı bir şey kalmadığında kendinde bir şeylerin eksik olduğuna inanır. _İnanç bir ruh hastalığıdır. Ne kadar çabalarsak çabalayalım düzelmez; kötülüklere sükunetle katlanmalarını sağlayacak safsatalar sunar. _Bana bir Tanrının eseri olarak verilmek istenen bu kutsal kitaplar aptal birkaç şarlatanın kitabından başka bir şey değildir ve ben burada tanrısal izler yerine aptallığın ve dalavereciliğin sonucunu görüyorum. Cübbeliler, kendileri kadar bayağı bir tanrı oluşturmuş ve çocukça bir cehennem dogması uydurmuşlardır. Bu puta kendi tutkularını en iyi okşayacak her şeyi söyletebilmeye, kendilerine kadın ve para sağlayabilmeye çalışmaktadır. Toplumun yapması gereken şey beş para etmez miskinler yığınını kökten temizlemek. _Bir cumhuriyetçinin tek tanrısı “Cesaret’in Özgürlüğü” olmalıdır. Dalaverecilerin uydurduğu hayali varlık değil. Özgür insan tanrılar karşısında asla eğilmez. Dinler cumhuriyetçilere uygun değildir. Hiçbirinin varlığını sürdürmesine izin vermeyin. Bir teki bile kalsa hepsini diriltmeye yeter. _İnsanları yönetmekle görevli olanlar, aydın ve erdemli olsalar onları hayallerle değil gerçeklerle yönetirlerdi. Ama düzenbazlar onları akıllı bir şekilde yönetmek yerine onları masallarla uyutmayı daha kestirme bir yol olarak görmüşlerdir. _Belirsizliğe mantıkla bakarsan, her şeyi doğa açıklayacaktır zaten. *_İlk bilinmez olan “varoluşu” açıklayamazken, ikinci bir bilinmez olan “Tanrı’ya” neden ihtiyaç duyuyorsun? Başlı başına kanıta ihtiyaç duyan tanrı gibi şeyleri kanıt olarak kabul etmemi sağlıklı bir mantıkla benden nasıl bekleyebilirsin? Eseri tanımlamaktansa işçiyi anlamam için daha fazla çaba sarf etmem gerekmez mi? Anlamadığım bir şey yüzünden daha az anlayacağım bir şeyi kabul etmemi benden nasıl isteyebilirsiniz? Senin tanrına atfettiğin şeyi doğanın yapması mümkünken niçin doğaya bir efendi arıyorsun ki? Hayal mahsulüne duyulan arzu bu hayal mahsulünün kanıtı hiç olabilir mi? _Tanrı, bilinmezi, başka bir bilinmezle açıklamayı bir cevap sayanların ortak noktası. İnsanoğlunun ortak aptallığı. Sefalet içinde yaşayan insanları en kolay mutlu etmenin yolu. Bu sayede haklarını aramamalarını sağlayan muhteşem bir panzehir! Devletlerin halk üzerinde egemen olmak için kullandığı, halkı en çok sömüren bir hırsız. -Bunlar kendi kendine mi oluştu, aklınız yok mu?" diye hönkürürken "Tanrı kendi kendine mi oluştu?" sorusunu soramayanların veya da hiçbir kanıtı olmadığı halde dünya üzerinde milyonlarca can alan, milyonlarca beyni uyuşturan kocaman hayali bir varlık. İnsanın zavallılığının bir göstergesi, sığınacak bir liman mı yoksa cehaletten doğan bir cevap mı? Bilemiyorum. Belki de hepsi. Nedir tanrı? İnanmak için hiçbir sebep bulamadığım, zaman zaman bilimin en büyük düşmanı, zaman zaman insanlar arasındaki ayrışmaya en büyük sebebiyet veren ak sakallı bir dede. Dokunmanın, hakkında konuşmanın en büyük tabu olduğu, insan canından bile kutsal kabul edilen görünmez bir hayalet. Birkaç bin yıl önce mağaralarda birileriyle konuştuğu söylenen fakat gerçekte kimsenin hakkında bir şey bilmediği… *_Rüyasında ruhlarla konuştuğunu söyleyen insanlara nasıl güvenebilirsiniz? Yazdığım kitabı Tanrının yazdırdığını söylesem o zaman bana: “Yalan söylediğim ya da Tanrı’nın bir cahil olduğu” cevabını vermez misiniz? Öyleyse Musa’ya bu kitabı Tanrı çölde yazdırdı desem yine aynı cehalet görülmez mi? Bütün düzenbazlar mucize gösterdi ve bütün cahiller de onlara inandı. _En aşağılık bir avuç insanın uydurmaktan hoşlandıkları şeye herkesin inanmasını istemek akla yatkın mıdır? Akla sağduyuya ve hakikate bağlı kalmak yerine bu düzenbazlara mı bağlı kalmak gerekiyor? Dalaverenin, yalanın ve en barbar politikanın ürünü olmadıklarına nasıl ikna olabiliriz? Başkalarının anlayış sapmalarına bağlı kalındığında hangi akıldışılıklara sürüklendiğimizi görüyorsunuz. _Çoğunluğun değil, hakikatin peşinden gitmek gerekir. Bütün bir ulusun hararetle ikna olmuş olması bu mucizelerin hakikatini kanıtlamamaktadır. Bu mucizeleri fanatizmin, düzenbazlığın, dalavereciliğin ve kibrin eseri olarak görebiliriz. Felsefe meşalesinin en cılız kıvılcımıyla bile onları yok eder. _Duyular olmadan düşüncelere sahip olabileceğimizi ileri sürebilmek doğuştan kör birinin renklere dair bir fikri olabileceğini söylemek kadar saçmadır. Ruhumuz, hissettiğinden başka şeyi bilebilir mi? Varoluşun sonsuzluğuna duyulan arzu, zorunlu olur. Bu arzu bir süre sonra kesinliğe dönüşür ve din dogması halini alır. Hayal mahsulüne duyulan arzu bu hayal mahsulünün kanıtı hiç olabilir mi? _Akıl yürütemeyen bütün bu Tanrıcılar sizi tehdit eder ama tehdidin zayıf ve basit insanın silahı olduğunu biliyoruz. _Senin tanrın, tutkularına hizmet etsin diye senin imal ettiğin bir makine ve onu keyfince hareket ettiriyorsun ama benim tutkularımı rahatsız ettiğinde onu alt etmek bana iyi geliyor. _Tanrınız güçsüz. Bunca kötülüğe sessiz kalan bir tanrıya tapmak zavallılıktır. _Mutsuz insanın en büyük avuntusudur dua. _Kutsal hiçbir şey yok. Bu evrendeki her şey boyun eğmelidir ateşli kusurlarımızın sultasına. Biz çoğaldıkça çeşitlenecek alçaklık daha iyi hissederiz sertleşmiş ruhumuzda. Krallığı parçalamakla yetinmeyelim putları da sonsuza dek ezip toz edelim. Batıl inançla kralcılık arasında pek bir mesafe yoktur. _Dinlerin saçmalığıyla mücadele etmek zorunda kaldığım için kendimden utanıyorum. _Hortlak, iğrenç hayalet. tiksindirici kabus. Defol git. Doğduğun karanlıklara geri dön. Senden söz etmeyi aklından geçirmiş ilk sersem boğazlansaydı, yeryüzünde ne çok cinayet engellenirdi. Senin lanetli adın artık küfürle anılsın. Gelecekte seni yeryüzüne yeniden yerleştirmek isteyen kalleş düzenbaz sonsuza dek azap çeksin. Özellikle zengin besili rahiplerin yüreklerinin keyiften oynamasına yol açma. _Bu canavar bizi niye yarattı? Mecbur mu kaldı? O halde özgür değil. Bilerek mi yaptı? O halde o bir barbar. _Bir toka yaramaz Tanrı. Kıt zekalıları ürküten, bilgeleri güldüren. Boşuna tahlil ettim tanrılaşmış bu tin tekini. _Ateizm için şehit olalım. En köklü ateizm tehlikeleri aşikar bir dinden evladır. Akıl yürütmeyi bilen tüm insanların tek sistemi ateizmdir. Ateizm bir dürüstlük teminatıdır. Tavizsizdir ve dönemin sosyetik deizminin [yaradancılık] yapmacıklıklarından uzaktır. İnsan ateist doğar, bütün bu olgular ona daha sonradan zorla kabul ettirilir. İnsanlar öğretilerine sonsuz bir güven içinde olsaydı, din ve tanrı denilen olgu 4-5 yaşlarında akledemeyen bir çocuğa dayatılmak yerine, 15-16 yaşlarında düşünebilen yarı çocuğa kavratılsaydı nüfusun büyük çoğunluğu bütün bunları zaten saçma bulurdu. _Ruh vücudun izlenimlerine uyar. Gençken zayıftır, geçkin yaşta çökmüştür. Dolayısıyla bedenin etkilerini hisseder. Ruh gerçekten Tanrının eseri olsaydı bedenin bütün farklı değişimlerine ya da arazlarına neden maruz kalsındı ki? _Ahlakın dine değil dinin ahlaka dayanması gerektiğine inanıyorum. _Sizin bayağı Tann'nız kötü bir fizikçi. _İnsana işkenceler layık görmek acımasızlıktır. Tutkuları bize vererek ibadetin hakikatinden kuşku duyduk diye bizi sonsuzca cezalandıran bu barbar Tanrı da kim ola? Bu ne zırvalık ne saçmalık. _Tiyatroda, pandomimanın kostümleri farklı olsa da soytarı hep aynı soytarıdır. Bu ortak tavır bütün insanların eşit aptallığından ve zaaflarının evrenselliğinden başka neyi kantlamaktadır? _Soğukkanlı biri, kinci olamaz ama siz yine de Tanrınızın intikam aldığını ileri sürüyorsunuz. Bu ancak aklını kaçırmışların kıt zekasında var olabilir. _Din adamlarının hepsi de asla gerçek olmayan, değirmenleri dev sanan Don Kişot lara benzemiyor mu? _Dünyada genel kabul görmeyen tek bir çılgınlık tek bir zırvalık yoktur, hayranları ve müminleri olmayanı yoktur, insanlar var oldukça deliler de olacaktır ve deliler oldukça tanrılar ibadetler cennet ve cehennem vs. olacaktır. _Tanrının emirleri ile doğa yasaları birbirine karşıttır. _Tanrıdan daha güçlü bir varlık olan Şeytan kendi hükümranlığını daima koruyarak yaratıcısına her zaman meydan okuyabilir. Ezeli Varlıkın kendine ayırdığı sürüyü baştan çıkararak sefahate sürüklemeyi daima başarır. _Ödüllendirilmemi ya da cezalandırılmamı niçin isliyorsun? Beni cezalandırmanın zevkini tatmak için beni yaratmak istemiş olabilir mi? _İnsanın bütün ahlakı yalnızca şu ifadede kayıtlıdır: Kendin ne kadar mutlu olmak istiyorsan, başkalarını da o kadar mutlu kıl ve bizim maruz kalmak istemediğimiz kötülüğü onlara yapma. İşte uymamız gereken tek ilke budur. Bu ilkeleri tatmak ve kabul etmek için ne dine ne tanrıya ihtiyaç vardır yalnızca iyi bir kalp yeterlidir. _Ulusal eğitime dinsel bir masal karıştırmaktan uzak durun. Öğrencileriniz temel ilkelerin uydurukluğunu fark eder etmez kurduğunuz yapıyı çökerteceklerdir. Onları iyi birer yurttaş haline getirirsiniz iyi birer savaşçı, iyi birer baba, iyi birer eş yaparsınız. Ülkelerinin özgürlüğüne öyle bağlı insanlar olurlar ki akıllarına hiçbir kölelik fikri gelmez. Hiçbir dini korku onların dehasını bulandıramaz. Herkesin ruhunda gerçek yurtseverlik ortaya çıkacaktır. Tüm gücüyle ve tüm saflığıyla bu ruhlarda hüküm sürecektir çünkü tek hakim duygu halini alır ve hiçbir yabancı fikir onun enerjisini azaltamaz. Bu durumda ikinci kuşak güvenilir olacaktır ve sizin eseriniz onun tarafından sağlamlaştırılarak evrenin yasası halini alacaktır. Ama kaygı ya da ödleklik yüzünden bu öğütlere uyulmazsa yok edildiği sanılan yapının temellerinin varlığını sürdürmesine izin verilirse neler olur? Yapı bu temeller üzerinde yeniden inşa edilir ve aynı dev heykeller oraya yerleştirilir şu korkunç farkla ki bu heykeller bu kez oraya öyle bir güçle yerleştirilir ki ne sizin kuşağınız ne de sonrakiler onları devirmeyi başarabilir. _Ruhun Ölümsüzlüğü Üzerine_ _İdeaları ancak maddi tözlerden edinebiliyorsak, idealarımızın nedeninin gayrimaddi olduğunu nasıl varsayabiliriz? Duyular olmadan idealara sahip olabileceğimizi ileri sürebilmek doğuştan kör birinin renklere dair bir fikri olabileceğini söylemek kadar saçmadır. Ruh denen bu ilkenin gizli hareketleri bizim içimizde saklı nedenlere bağlıdır. Bizim ruhumuz bildiğinden başka şey üzerinde bir şey yapabilir mi? Ya da hissettiğinden başka şeyi bilebilir mi? Ruhun daima bedene bağlı olarak onun da aynı mertebelerden geçtiğini görürsünüz. Dünyanın da tinsel evrensel bir ruhu olduğuna kendilerini ikna etmek için bu sahte ilkelerden yola çıkıyorlar ve kendi bedenlerinin uzantısı olan bu yeni kuruntuya tanrı adını veriyorlar. Buradan da dinler ve bütün saçma masallar doğuyor. Varoluşun sonsuzluğuna duyulan arzu, zorunlu olur. Bu arzu bir süre sonra kesinliğe dönüşür ve daha acil olarak dogma halini alır. Hayal mahsulüne duyulan arzu bu hayal mahsulünün kanıtı hiç olabilir mi? En uzak çağlara uzandığımızda ruhun ölümsüzlüğü en kaba hatalara gömülmüş halktan başka bir şey ne yazık ki çıkmıyor. Bu korkunç budalalığı kabul ettirebilmiş nedenler incelenirse bunlar politikada terör ve cehalette bulunur. Bu saçmalık Mısırlılar arasından doğmuştur yani yeryüzünün en saf ve en batıl inançlı halkından. Musa onların okullarında yetiştirilmiş olmasına rağmen Yahudilere bundan tek kelime söz etmemiştir. Bunu kullanmayı hayal edemeyecek kadar aptaldı. Dalaverecilerin ve düzenbazlann örnek aldığı İsa bu iğrenç şarlatan da ruhun ölümsüzlüğüne dair hiçbir kavrama sahip değildir. Bedeni asla ruhtan ayırmaz. Doğanın olguları tartışmasız biçimde ilktir yanlış bilinen yanlış yorumlanan fizik ikincil nedenlere imkan tanımış olmalıdır. Politika üçüncül nedendir. _Bütün yanılgılar onları kabul edenlerin zihninde birbirine eklendiğinden bir yanılgıyla mücadele etmek ve ortadan kaldırmak için genellikle bir diğerini yeniden oluşturmak zorunda kalınır. _Bölünebilirlik maddenin temel özelliğidir. Bölünebilir olan şey değişime tabidir. _Tanrı nın kendinden kaynaklı bir tözü cezalandırması ya da ödüllendirmesi saçma olur. _Yanlış bir kanaatin savunulmasında güçlükler yok edildiği sanıldıkça yeniden doğarlar. _Din_ _Kişiyi Yaratıcı'sına bağlayan ve varoluşu için bu ulu sahibe duyduğu minnetini ibadet yoluyla kanıtlamaya mecbur tutan antlaşmaya din diyorsunuz, değil mi? _Dinler diktatörlüğün beşikleridir. Tüm zamanlarda, diktatörlükle din arasında bir bağlantı vardır. Bunlardan birisine zarar verirseniz diğerini de baltalarsınız. Bu basit gerekçe nedeniyle birincisi yasaları daima ikincinin hizmetine verir. _İnançlarınız bu kadar hassas mı ki benimki onların karşısında duramıyor? Tanrı'nız bu kadar boş mu ki Şeytanımın varlığı yetersizliğini ortaya çıkarıyor? _Asya'nın bilinmeyen bir köşesinde isteklerini bildirmek, en ikiyüzlü ve en batıl inançlı insanları mürit, en alçak, en gülünç ve en düzenbaz işçileri temsilci olarak seçmek, mesajı öyle bir karıştırmak ki anlaşılmasını imkansız kılmak, mesajı sadece küçük bir grup insana öğretip kalan herkesi karanlığa terk etmek ve karanlıkta kaldıkları için de onları cezalandırmak. Hayır, hayır, hayır, bunun gibi gaddarlıklar bizim kılavuzumuz olamaz. Bunlara inanmaktansa bin kez ölmeyi yeğlerim. Ateizm şehitler istediğinde, onları seçelim ve kanım akmaya hazır. _İnsan varoluşunun Doğa'nın karşı konulmaz düzeninden başka hiçbir şeye borçlu olmadığı, dünya üzerindeki varlığının dünyanın varlığı kadar geçmişe dayandığı ispat edilmişse, insan da meşe gibi, aslan gibi, bu dünyanın derinlerinde bulunan mineraller gibi, dünyanın varlığının nihai ürünüyse, varlığını kimseye borçlu değildir. _Uygarlığınızı tamamlarken nedenler değişti ama geleneklerinizi sürdürdünüz: insan kanına susamış tanrılara kurbanlar vermediniz ama bilgece olduğunu sandığınız kanunlarda önceden gelen alışkanlıklarınızı tatmin etmek için, aslında vazgeçemediğiniz o korkunç uygulamalarınızı koruma arzusuyla adalet maskesini takarak sahte gerekçeler buldunuz. _Dini kıyımlar ve savaşlar nedeniyle 50 milyondan fazla kişinin hayatlarını kaybettiği tahmin ediliyor. Aralarında basit bir kuşun kanı kadar değeri olan bir kişi yok muydu? _İnsan, olmadığı şey olmak istemektedir. Türlerin incelenmesi özün her yerde aynı olduğuna ve çeşitliliklerin nesne için yalnızca tarz olduğuna sizi ikna edecektir. İnsanın insanı yaratan maddeden daha yüksek olmadığı ve insanla at arasında yükseklik varsa bunun yalnızca değişimlerde ya da biçimlerde olduğu sonucuna varacaksınız. Var olan bütün varlıklarda yalnızca madde görülür. İnsan en geniş hareketin sonucudur. Kaplumbağa ancak bir titreşimin sonucudur ama en kaba anlamıyla madde her ikisinin de nedenidir _Birkaç zavallıyı yatıştırma arzusunun milyonlarca dürüst insanı zehirleme çabasına değeceğini sanmıyorum. _Bir oğul babasının kendisini acımasız eziyetlere mahkum edebileceğini hayal etseydi ona karşı saygı ya da sevgi duyabilir miydi? Buna inanabilecek sadece salaklar kalıyor. _Bunca şatafatlı bir şekilde bana Tanrısından söz eden halkın için de en fazla inançsız bulunca ne düşünmeliyim? Ne yani bu Tanrı kendi halkını lütuflara ve mucizelere boğuyor ama bu sevgili halk da Tanrısına inanmıyor öyle mi? _İnsanlar arasında yerleştirilen dinlerin hiçbiri diğerleri üzerinde hakkıyla hakimiyet kuramaz. Bir teki bile yoktur ki masallarla yalanlarla, sapkınlıklarla dolu olmasın. _Teologlar ne tuhaf akıl yürütüyor. Şeylerin doğal nedenlerini keşfe demediklerinde doğaüstü nedenler uyduruyorlar açıklamaya çalıştıkları şeylerden daha karanlık sözcükler uyduruyorlar. Teologların maddeye pek az önem vermeleri aşina olmanın küçümsediklerindendir. Bize ruhun bedenden daha kusursuz olduğunu söylediklerinde hiçbir şey demiyorlar. _Eh Juliette hep olmayacak olmanın kesinliği hiç olmamış olmaktan daha mı umut kırıcı? _Din ve tiranlık_ _Bu çocuksu dinler, diktatörlerin en tehlikeli silahlardır. Dini batıl inançları parçalamadan, tiranlığı ortadan kaldırmanızın imkansız olduğunu unutmayın. Krallar ve din adamları her zaman birlikte güçlenirler. Bunlar birbirine öylesine sıkı sıkıya bağlıdır ki ikisinden birinin varlığını sürdürmesine izin verirseniz ortadan kaldırmayı ihmal ettiğiniz hangisiyse onun nüfuzu altına bir süre sonra yeniden düşersiniz. Bir cumhuriyetçi artık ne hayali bir varlığın kucağında ne de aşağılık bir dalaverecinin kucağında dize gelmelidir. Onun tek tanrısı cesaret ve özgürlük olmalıdır. _Dinlerin despotizmin beşiğidir. Tüm despotların ilki bir rahipti. Birini yok ederken diğerinin temellerini de dinamitlemek gerektiği artık gün gibi aşikardır. Asla öldürmeyin, asla sürmeyin. Bu vahşilikler kralların ya da onlara öykünen hergelelerin vahşiliğidir. Bu vahşilikleri uygulayanları kendi yöntemleriyle korkutamazsınız. Yalnızca putlara karşı güç kullanalım onlara hizmet edenleri gülünç düşürmek yeter. Tanrıdan ya da dinden söz etmek üzere yanımıza gelecek bu kutsanmış şarlatanların ilkini maskaraya çevirelim gülünç düşürelim onu. Fransa nın en büyük şehirlerinin kavşaklarında çamura bulanmaya, mahkum edelim en saldırgan küfürler en ateist eserler tamamen serbest bırakılsın ki çocukluğumuzun bu korkunç oyuncakları insanların yüreğinden ve belleğinden tamamen sökülüp atılabilsin. Her şeyi kanıtlayarak yurttaşlarına tüm bu hortlakları kovalamaları için bir tırpan ve bunlardan nefret edecek düzgün bir yürek bırakan eserin mükafatı ulusça verilecek önemli bir ödül olsun. _Tanrı_ _Gözlerim açılır açılmaz bu kaba saba hayallerden nefret ettim ve kendime onları ayaklar altında çiğneyecek bir yasa yaptım. Asla vazgeçmeyeceğime yemin ettim. _Yanlışın ve fanatizmin kör ettiği zayıf ve saçma faniler tepesi tıraşlı rahiplerin batıl inancının sizi gömdüğü tehlikeli yanılsamalardan vazgeçin. Onların size bir Tanrı sunmalarındaki müthiş çıkarı bu tür yalanların sizin mallarınız ve ruhlarınız üzerinde onlara sağladığı itibarı düşünün. Yüreğinizde bir ibadet ihtiyacı duyuyorsanız tutkularınızın somut nesnelerine yönelin. Gerçek bir şey sizi en azından bu doğal saygı içinde tatmin edecektir. Ama tanrıya yönelik iki üç saatlik sofuluğun ardından ne hissediyorsunuz. Düşlere ve gölgelere tapınış olsaydınız da duyularınız aynı durumda olurdu. Din adamlarının hepsi de asla gerçek olmayan, değirmenleri dev sanan Don Kişot lara benzemiyor mu? _İnsanların çılgın umut ve gülünç korkularının kazayla ortaya çıkmana neden olduğu hiçliğe geri dön. Senin hakkında konuşmayı düşünen ilk embesili boğazlasalardı dünya hangi suçlardan bağışlanacaktı? _Tanrı kendisine tapalım diye bizi yarattı, bizse ömrümüzü onunla alay ederek geçiriyoruz! _Hakim olmama izin vermediği bir tercihin sonucunda beni cezalandırıyor. Beni sırf cezalandırmanın zevkine varabilmek için yaratmış gibi gözüküyor _Hayal mahsulü ve işe yaramaz varlık. Adın bile yeryüzünde hiçbir politik savaşın döktüremeyeceği kadar kan akıttı. İnsanlar çılgınca umutları ve gülünç korkularıyla ne yazık ki seni hiçlikten çıkartmaya cüret ettiler. Keşke geri girsen. _Tanrı nasıl oluyor da her şeyi o yaratabilmişken, keyfince bir insan yaratamamıştır? Tanrı sonsuz önsezisiyle ortaya çıkacak sonucu gayet iyi biliyordu. _Her ulus kendi geleneklerine uygun olarak bu varlıkları yarattı. Bir süre sonra yeryüzünde ne kadar halk varsa o kadar din ortaya çıktı. Eger doğa sürekli hareket halindeyse tek kelimeyle motor neye yarar? _Hortlak, varsan göster kendini. Benim gibi zavallı bir yaratık sana hakaret etmeye cüret etti. Sana meydan okudu. Seni hiçe saydı. Çık karşıma. İyi kalpli Musa ya göründüğün söylendiği gibi alev alev yanan çalılık halinde değil, senin oğlun olduğunu söyleyen beş para etmez cüzzamlıya göründüğün dağın tepesinden de değil. Yıldızın yakınından görün madem. Şanın, şöhretin buna bağlı. Bunu yapmaya cüret et ya da bütün zeki insanların senin iktidarını reddetmesine şaşma. Seni arzulayanlardan niçin gizleniyorsun ki? Onları ürkütmekten mi çekiniyorsun yoksa. Ah canavar nasıl da layıksın bu intikama. Kudretini acımasızlıkla mi göstermek zorundasın. _Ey Sen Dünyada Mevcut Her Şeyi Yarattığı Söylenen Hakkında En Ufak Bir Fikrim Olmayan Sen. Ancak Lafta Tanıdığım Ve Her Gün Yanılan İnsanların Bana Söyledikleri Kadar Bildiğim Sen. Tanrı Denen Acaip Ve Hayal Mahsulü Varlık. Kesinlikle Gerçekten Ve Herkesin Önünde İlan Ediyorum Ki. Sana En Ufak Bir İnancım Yok. Ve Bunun Da Nedeni Gayet Mükemmel Dünyadaki Hiçbir Şeyin Akla Yatkınlığına Kanıt Olmadığı. Saçma Bir Varoluşa Beni İkna Edecek Hiçbir Şey Bulamıyorum. _Tanrınızı Hıristiyan dininin dogmaları aracılığıyla mı inceleyeceğim? Tutarsız ve barbar bir varlıktan başka ne görmekteyim ki? _Tanrının emirleri ile doğa yasaları birbirine karşıttır. Tanrının adil olması gereken istençleri ile doğa yasalarındaki adaletsizlikler asla bir arada olamaz. Tanrının sürekli olarak iyiliği istemesi gerekir. Doğa ise kendi yasalarına hizmet eden kötülüğün karşılığı olarak iyiliği arzulamakladır. Doğanın sürekli hareket halinde olması gerekir. _Hareketin nedeni bizim irademizdir. Bu neden hareketin bizim içimizde yaratacağı sonucu bilmiyorsa Tanrı fikri ne iğrençtir. Eğer biliyorsa onun suç ortağıdır. Tanrı bizim irademizle işbirliği etmek zorundadır. Dolayısıyla o, baba katilinin kolundadır, kundakçının meşalesindedir. Hayat kadınının şeyindedir. _İnsanların eylemlerini ve iyiliğe ya da kötülüğe yönelmesini belirleyen şeyin doğanın insanlara verdiği mizaç olduğu yaşamlarının farklı koşulları eğitimi toplumları olduğu açık değil midir? Onlar kötüyse onu böyle yaratmak bu Tanrının hoşuna gittiğindendir. _Karışık_ _Evren bir sonuç değil, nedendir. Asla bir eser değildir, yaratılmamıştır. O daima bizim gördüğümüz şeydir. Varlığı zorunludur, kendi nedenidir. Özünün hareket etmek ve üretmek olduğu açıkça görülen doğa gözümüzün önünde yaptığı gibi işlevlerini yerine getirmek için kendinden daha meçhul görünmez bir devindiriciye ihtiyaç duymaz. Eylem tarzlarının çeşitliliği tek başına maddenin çeşitliliğini oluşturmaktadır. Bizler varlıkları bizim organlarımıza ilettikleri etki ya da hareketlerin farklılıklarıyla ayırt ediyoruz. _Hayaletten vazgeçtik. Akıl yürütmeyi bilen tüm insanların tek sistemi ateizmdir. İnsan aydınlandığı ölçüde hareketin maddeye içkin olduğunu kavradığı ölçüde bu hareketi yaratacak bir failin gerekliliğinin yanıltıcı bir varlık olduğunu anladı. Kuruntuların ürünü olan bu Tanrı nın onların ellerinde bizi zincirleyecek yeni bir araçtan başka bir şey olmadığı anlaşıldı. Musa İsa Muhammet tüm bu büyük hinoğluhinler bizim fikirlerimizin tüm bu büyük despotları kendi ölçüsüz tutkuları için yarattıkları ilahları bir araya getirmeyi bildiler. Bu hayaleti konuşturma hakkını yalnız kendilerine saklayarak bizi köleleştirmek için başvurular. _Küstah bir hükümranı yüceliklerin doruğundan idam sehpasının dibine götürecek kadar bilge cesaretli bir halka inanalım. O ki bu son birkaç yıl içinde bunca önyargıyı parçalamayı bildi. Bunca gülünç engeli kırmayı bildi. O halde bir kraldan daha da aldatıcı olabilecek bir hortlağı mülkiyetin iyiliği için cumhuriyetin refahı için gömmeye muktedirdir. _Ey kutsal hareketler kibirli izlenimler sonsuza dek saygımıza layık kalın gerçek bilgelerin ibadetine yalnızca bunlar sunulabilir yalnızca bunlar hep sevinç salabilir gerçekten kalplerine _Çekinmeden vuralım ve asla kaygı duymayalım doğaya teslim ederken kendimizi cinayetler işlemekten. _İsa_ _Hayat kadını çocuğu, kahvenin evladı, ciğeri 5 para etmez, domuz ahırında doğan cüzzamlı Yahudi çip’i Tanrınız yapmadınız mı? İğrenç şarlatan. Tanrı’yla bir kabağın düzüşmesinden doğan bu soytarının kanını ve etini, şarap ve ekmek diyerek, meyhane yemeği gibi yiyip bağırsaklarınızdan geçirip, sıçıp tanrıyı toka dönüştürmediniz mi? _Yahudi bir hayat kadınının bağrında, bir domuz ahırında dünyaya geldiği duyurulur. İşte ona atfedilen saygın soy sop. Ciğeri beş para etmez tek oğulun hangi ilişki sonucu edindiğini bilmiyorum. Çünkü insan gibi, Tanrısının da sevişmiş olmasını istenmiştir. Bu dalavereci suyu şaraba döndürür. Arkadaşlarından biri ölü numarası yapar bizim sahtekar da onu diriltir. İki ya da üç arkadaşının önünde öyle bir hokkabazlık gösterisi düzenler. Kendisine inanmayan herkesi coşkuyla lanetleyen bu kerata sözünü dinleyecek olan herkese de cenneti vaat eder. Kendini çarmıha gerdirtir ama kendisini izleyecek it kopuğu garantilemiştir. Muhafızları sarhoş ederler. Ceset kaldırılır. Salaklar kadınlar, çocuklar ellerinden geldiğince Mucize diye ağlaşırlar. Bu yavan bayağı romana inanacak bir yığın bön bulunur. Dinin tarihi budur. _Bir hayat kadınının, bir askerden dünyanın sözü bile edilmeye değmez bir yöresinde doğan cüzamlı bir Yahudi kimdir ki dünyayı yarattığı söylenen kişinin organıymış gibi geçinmeye cüret edebiliyor. _Bir rahibin yani yalana ve suça bulanmış itin tekinin arzusu üzerine gördüğümüz her şeyin yaratıcısı olan bu büyük Tanrı, her sabah bir parça hamurun içine on on iki milyon kez inmek için küçülecek müminler tarafından sindirilip bir süre sonra onların bağırsaklarının dibinde en iğrenç dışkı halini alacaktır ve bunun da nedeni bu canavarca dinsizliği bir meyhane yemeğinde uyduran bu sevgi dolu iğrenç evladı memnun etmektir. Ekmek benim etim olacaktır onu böyle yiyeceksiniz ama ben Tanrıyım. O halde Tanrı sizin tarafınızdan yenmiş olacaktır dolayısıyla göğün ve yerin yaratıcısı poka dönüşmüş olacaktır. _Tanrının oğlu olduğunu söyleyen kişi tek bir satır bile yazmamış bu hödük. Hergeleyi Asmışlar ne önemi var? Ona hiç inanmazsam vay halime sonsuz eziyet ve işkenceler beni bekliyor. _Dalaverecilerin ve düzenbazlann örnek aldığı İsa, bu şarlatan da ruhun ölümsüzlüğüne dair hiçbir kavrama sahip değildir. Bedeni asla ruhtan ayırmaz. _İncile Dair_ _Doğanın bütün üretimleri, onu esir eden yasaların sonuçlandırıcı etkileriyse eğer. Doğanın daimi etki ve tepkisi, özü için gerekli olan hareketi varsayıyorsa, bir efendi benimsemekte çıkarları olanların bu doğaya temelsizce atfettikleri egemen efendiye ne gerek var? _Sekiz kişiden oluşan Nuh un ailesi bütün bu yaratıkları nasıl besleyip bakabilmiştir? Ey Yahudilerin kudretli Tanrısı bütün bu hayvanlar arasında senin kadar kıt zekalı bir teki bile yoktu. _Tanrının karısı Medyenli olan Musaya yirmi dört bin erkeği öldürmesini çünkü içlerinden biri bir Medyenliyle yatmıştı. Emretiğini gördüğünüzde ilahi hakkaniyet hakkında ne düşünüyorsunuz? _Sam, ancak ormanlarda yaşayan üçyüz tilkinin kuyruğuna meşaleler bağlayarak Filistinlilerin ekinlerini nasıl ateşe verebildi? Bir eşek çenesiyle bin Filistinliyi nasıl öldürdü? _Hezekiel, bir genelev inşa ettiniz. Kamusal alanlarda fahişelik yaptınız eşek organına sahip olanlarla ve atlar gibi boşalanlarla yatmayı ateşli bir şekilde arzuladınız dediğinde beni hayretler içinde bırakıyor. _Rabbi, Peygamber Hoşea’ya, bir hayat kadını almasını ve ruspi çocukları doğurtmasını emrediyor. Zavallı adam da ona itaat ediyor _Balinanın karnında üç gün kapalı kalan sizin Yunusla balinanın karaciğerini pişirip yeme fikri aklına gelen Herkülün hikayesinden bariz biçim de kopya edilmemiş mi? _Cehenneme Dair_ _Öyle dogmalar vardır ki başka dogmalarla mücadele edebilmek için kimi zaman kabul etmesek bile varsaymamız gerekebilir. Beni bağışlayacağınızı umut ediyorum bu iğrenç hortlağa inanacağıma kesinlikle ihtimal vermeyeceğinize eminim. Cehennem dogması kendi başına gerçek olmaktan öyle uzak bunu desteklemek için ileri sürülen argümanlar öyle zayıftır ve akla öyle aykırıdır ki bunlarla mücadele etmek zorunda kaldığım için neredeyse utanıyorum. _Gehenne vadisi_Kudüs yakınlarında Gehenne vadisi denen bir yerin olduğu görülmüştür. Ateş işkencesi bu vadide kullanıldığından bu fikir gerçeğe çok yakındır. Bu vadi bir işkence ve eziyet yeriydi ve masallarinda sözünü ettiği yer hiç kuşkusuz burasıdır. Orada suçlular canlı canlı yakılıyordu. Kimi zaman dizlerine kadar gübrenin içine gömülüyorlardı. Boyunlarının etrafına kumaş parçası dolanıyor ve iki adam boğmak için her biri bir taraftan çekiyordu. Böylece ağızları açılınca içine erimiş kurşun dökerek iç organlarını yakıyorlardı. Yasayı ihlal eden Gehenne vadisinde yakılmalı ya da çöplüğe atılmalıdır. _Ölüm döşeğndeki adam, Papaza: _Benim tek vicdan azabım doğanın bana kendisine hizmet edeyim diye vermiş olduğu yetileri vasat kullanmış olmamla ilgilidir. Zaman zaman ona direndiğimi itiraf etmeliyim. -Papaz: Yaratıcı, evrenin efendisidir. Her şeyi yaratan odur. -Adam: İlk güçlüğü açıklayamazken ikinci bir güçlüğe neden ihtiyaç duyuyorsun? Senin tanrına atfettiğin şeyi doğanın yapması mümkünken niçin doğaya bir efendi arıyorsun ki? Fizik bilgini yetkinleştirirsen doğayı daha iyi anlarsın aklını arındır önyargılarını yok et o zaman tanrına ihtiyacın olmayacak. -Papaz: Kör birine ışık tutulamaz. -Adam: En fazla kör olan kişi kesinlikle gözünü bağlayandır yoksa çözen değil. Sen uyduruyorsun, ben basitleştiriyorum. İkimizden hangisi kör? Kavramak inancın ilk besinidir. Anlamanın hiç etkili olmadığı yerde inanç ölüdür. Tanrın kuruntudur. Ona inanmam için ya deli olmam gerekir ya da aptalın teki. Ben sana minnet yerine yalnızca kin borçluyum. Senin tanrın, tutkularına hizmet etsin diye senin imal ettiğin bir makine ve onu keyfince hareket ettiriyorsun ama benim tutkularımı rahatsız ettiğinde onu alt etmek bana iyi geliyor. Benim zayıf ruhumun sükunete ve felsefeye ihtiyaç duyduğu an safsatalarınla gelip korkutmaya çalışma bunlar ikna etmiyor, ürkütüyor ruhumu, yatıştırmıyor, öfkelendiriyor. Ateş verildiğinde barutun tutuşması zorunlu değil mi? Evet. Peki bunda ne gibi bir bilgelik buluyorsun? Hiç. Demek ki bilgelik olmadan zorunlu olan şeyler vardır. Hiçbir bilgece ve akla yatkın neden yönlendirmeden her şey neyse o olabilir senin gördüğün şey olabilir. Tanrın gibi doğadışı nedenler varsaymak zorunda kalmadan doğal nedenleri olabilir. Bütün düzenbazlar mucize gösterdi ve bütün salaklar da onlara inandı. Bir mucizenin hakikatine beni ikna edebilmek için sizin mucize dediğiniz olayın doğa yasalarına mutlak anlamda zıt olduğuna emin olmam gerekir çünkü mucize olarak görülebilecek tek şey doğadışı olandır. Senin İsan Tuvanalı Apollonius un yaptığından daha eksantrik bir şey yapmadı ama yine de kimse çıkıp Apolloniusu bir tanrı olarak görmedi. Tanrının var olduğu doğru olsaydı hükümdarlığını inşa etmek için mucizelere şehitlere ve kehanetlere hiç ihtiyaç duyar mıydı? İnsan kalbi onun eseriyse kendi yasasının tapınağı olarak bu kalbi seçmez miydi? Hepsi de onu tek bir biçimde severdi. Hiçlik beni asla ürkütmedi. Ondan daha teselli edici ve basit bir şey görmüyorum. Bütün diğer sistemler kibrin eseri yalnızca o aklın. Ödüllendirilmemi ya da cezalandırılmamı niçin isliyorsun? Beni cezalandırmanın zevkini tatmak için beni yaratmak istemiş olabilir mi? Üstelik de bunu hakim olmama izin vermediği bir tercihin sonucu olarak yapabilir mi? _Önsöz_ _Moda Ateizm, bencil, konfotmist bir tutumdur. Gerçek Ateizm ise şiddetli bir fetihtir ve tarihsel olaydan ayrı değildir ve bu insanı afallatan şeyle yüzleşmek körelmeye karşı en iyi reçetedir. Ateist düşüncenin tarihine keyfi bir son atfetmek burjuva ilerlemeciliğinin bir tuzağıdır. _Ateizm aristokrattır diyordu Robespierre. Bunu derken elbette Marki yi düşünüyordu. Yüce Varlık bayramında Robespierrein yaktırdığı ateizm heykelinin küllerinden tanrıça Akıl doğuyordu. O dönemin Fransasının yüzde 80 köylülerden oluştuğu unutulursa ne bu sözler ne de Yüce Varlık politikası anlaşılır. _Sade, doğruluktan şaşmaz ve alt edilemez. Sadenın sisteminde ateizm bir dürüstlük teminatıdır. Tavizsizdir ve dönemin sosyetik deizminin [yaradancılık] yapmacıklıklarından uzaktır. _Markiyi münzevi bir Prometheus olarak karanlıkçılığa karşı kahraman olarak sunmak aslında entelektüel bir namussuzluk olur ve döneminin felsefesini kavramamak anlamına gelir. _Kendi iyi niyetinden sürekli kendisi şüpheye düşmüştür. _O hücreden ziyade kendi döneminin içine kapanmış biridir. Onun romanesk evreni tıpkı yaşamı gibi kapalı ve hapistir. _1789 Bastillde hapis olan Sade, Parisi altüst eden karışıklıkları karısından öğrenir. Bulunduğu kalenin tepesinden mahkumlar boğazlanıyor diye haykırır ve kalabalığı meydanı ele geçirmeye ve gelip kendisini kurtarmaya çağırır. Bastillein son yöneticisi De Launay dik başlı bu mahkumu Devlet bakanı de VilledeuiTe yazdığı dilekçede Sadeyi hiçbir şeyin alt edemeyeceği biri olarak tarif ederek aldığı bu önlemi haklı gösterir. Bu koşullarda Sade ve Robespierre kendi kısır alternatifleri içinde tükenmişlerdir. Sadeye göre ahlaka karşı ateizm, Robespierre göre ateizme karşı ahlak. Biri -Sade-ilk günahla şekillenmiştir doğal kötülüğe inanır diğeri -Robespierre-doğal iyiliğe inanır. Hazza indirgenemeyen bir modern mutluluk anlayışı her ikisinde de eksiktir. Her ikisi de inancın sona ermesinin bir ahlaka imkan tanıdığını ve bunun da inşa edilmesi gerektiğini göstermeye çabalayan Baylenin programatik kaygısının berisinde kalmıştır. _Spinoza paylaşıldıkça artan iyiliklerden daha önce söz etmişti. Mutluluk bu iyiliklerin yani cumhuriyetin yayılmasını ve üretici güçlerin yeterli gelişimini gerektirir. _Marxın bilimsel sosyalizminden önce politik karşı çıkışın kendiliğinden ifade biçimi ütopyadır _Justine ve Juliette Devrim in Yetimleri. juliette altüst oluşu hayal eder Justine kardeşliği. Ama iki kız kardeş doruk noktasına varmış soyutlamalardır. _Maximilien Robespierre (1758, 1794) Jakoben. Fransız devlet adamı, hukukçu ve Fransız Devrimi'nin önde gelen isimlerinden. idam edildi. ______
1
...
89 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.