Sekiz, bir alıntı ekledi.
 1 saat önce

Sevgili Bilge,
bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.

İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde
bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine
düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla.

Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi de geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslında bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. Yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu
kararlar. Şimdi her satırı, “bu satırı da neden yazdım?” diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. Aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. Çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş insanlarca yadırganacaktır. Oysa, sevgili Bilge, aziz varlığımı artık ara sıra kaybettiğim oluyor. Fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. Biliyorum ki, bu akıl beni bütünüyle terk edinceye kadar gidip gelen aziz varlık masalına kimse inanmayacaktır.

Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak durumundadır. Bu bir çeşit alın yazısıdır. Bu alın yazısı da başkaları tarafından okunamazsa hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez; bu da bir alın yazısıdır ve en acıklı olanıdır. Bir alın yazısı da ölümün anlamını bilerek, ona bu anlamı vermesini beceremeden ölmektir ki, bazı müelliflere göre bu durum daha acıklıdır. Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum.

Bu nedenle, sevgili Bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim. (İnsanların kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var. Durup dururken insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.) Hiç kimseyi görmüyorum. Albay da artık benden çekiniyor. Ona bağırıyorum. (Bütün bunları yazarken hissediyorum ki, bu satırları okuyunca bana biraz acıyacaksın. Fakat bunlar yazı, sevgili Bilge; kötülüğüm, kelimelerin arasında kayboluyor.)

Geçen sabah erkenden albayıma gittim. Bugün sabahtan akşama kadar
radyo dinleyeceğiz, dedim. Bir süre sonra sıkıldı. (İnsandır elbette
sıkılacak. Benim gibi bir canavar değil ki.) Bunun üzerine onu zayıf
bulduğumu, benimle birlikte bulunmaya hakkı olmadığını yüzüne bağırdım. (Ben yalnız kalmalıyım. Başka çarem yok.)
...

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz AtayTehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay
Ermin Gümüş, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

Milena, mesele bu değil zaten, benim için sen bir kadın değilsin, bir kız çocuğusun, hem de bildiğim en çocuksu olanı, evet küçük kız, sana elimi uzatmaya, bu kirli, titrek, pençeye dönmüş, dengesiz, güvenilmez, sıcak mı soğuk mu olduğu belirsiz eli uzatmaya, cesaret edemem.

Milena'ya Mektuplar, Franz Kafka (Sayfa 80 - Koridor)Milena'ya Mektuplar, Franz Kafka (Sayfa 80 - Koridor)
CEM AKDAG, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 8/10 puan

Savaş denilince aklına kahramanlıklar ve şeref madalyaları geliyor ama öyle değil.

Artık süngülü hücumlar kalmadı; ayrıca kalmış olsa bile o iş sandığın gibi olmuyor. Kendini kahraman gibi hissetmiyorsun.

Sadece üç gündür uyumadığını, teke gibi koktuğunu ve korkudan altına işediğini biliyorsun ve ellerin donduğu için tüfeği tutamıyorsun.
Ama ona bakarsan bunun da bir önemi yok. Asıl mesele daha sonra olanlar.

Boğulmamak İçin, George OrwellBoğulmamak İçin, George Orwell
ANIL AKCAN, Kırlangıç Çığlığı'ı inceledi.
 8 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

~Dinlence yazarı Ahmet Ümit~

Bilgi bankasından bilgi toplar zihnimiz...
"Bu bankada para yerine kullanılan şey kitaplardır." Yine bu bankada binlerce farklı insan çalışır. Bazen bir Kafka çıkar karşımıza ve acı satın alırız. İnsan olduğumuzu hatırlatır bize. Bazen bir Dostoyevski 'ye denk geliriz ve bize Vicdan' ı öğretir. Öyle değil mi önemi ne büyüktür bizler için. Bir bakarsınız Turganyev ağzında sarma sigarası ve size hiçkimse olmanın keyfini anlatır. Dinlersiniz, öyle güzel konudur ki, aslında konunun güzel olduğunu siz onun hitabetinden kaynaklandığını anladığınızda aradan günler geçmiştir...

Tabi bu binlerce çalışandan biri de Kari' lerdir, yani okuyucular. Bu okuyucular tüm bu bilgi edinimlerinden sonra yorulurlar. Öyle ya onlar da insanlar. Bu insanlar dinlenecek ki diğer çalışanların öğrettiklerinden bir şeyler anlasınlar... Yorulan insanlar altından gümüş sular akan nehirler üzerinde, tüm sinir sistemlerini gevşeten müzikler eşliğinde, tatları hiç tadılmamış meyve ağaçları, envayi çeşit zevkler üzerine dizayn edilmiş dinlence diyarlarına gidip dinlenmek ihtiyacı hissederler... Bu dinlence diyarının başında da Ahmet Ümit bulunur...

Ahmet Ümit ve alegorisi...
İşte benim için bütün mesele bu...

Anlamsal olarak yoğun kitaplar okuyacak ruh halinde değil misiniz?

Sinirleriniz mi bozuk?

Ciltli kitaplar gözünüzü mü korkutuyor?

İlacımız Ahmet Ümit...

(Polisiye roman önyargısı diye bir tabir vardır. Bu önyargıyı beslemeyeler için... İçerikle ilgili en ufak bir inceleme yapamam. Spoiler en çok canımı sıkan durumlardan bir tanesi. Yazarın üslubu, yeteneği, şuyu buyunu daha önceki incelemelerde dile getirmiştim. Yerli Agatha olduğunu duyduğunuzu farz ediyorum.)

~~~Keyifli okumalar~~~

Ha bu arada, her defasında bu sefer tahmin edicem diyip bir türlü bulamıyorum katili. Ne sinir bozucu güzellik.

esra k., bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okuyor

Sonuç: Bir şeyi mesele edenler sevilmez, onlara acınır.

Düşünce Düşlenir, Dücane Cündioğlu (Sayfa 34 - Kapı Yayınları)Düşünce Düşlenir, Dücane Cündioğlu (Sayfa 34 - Kapı Yayınları)
Ferdi Bişkin, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Yarasa
"Yaygın inanca rağmen, yarasaların gerçekte kör olmadığını biliyor muydunuz? Yarasaların gözleri pekâlâ çalışır durumdadır; mesele, gündüzlerini uykuda geçirip ancak karanlık basınca avlanmaya çıkmalarıdır (ki bu da kuşkusuz, verdikleri kötücül izlenime katkıda bulunan bir etkendir)."

Maymun Kadar Aklım Olsa, Ben Ambridge (Sayfa 188 - Domingo Yayınları)Maymun Kadar Aklım Olsa, Ben Ambridge (Sayfa 188 - Domingo Yayınları)
Ömer MEMOĞLU, bir alıntı ekledi.
13 saat önce

“İlaç kokan hastane koridorlarında, bitmez tükenmez muayenelerin, tahlillerin, filimlerin sonuçlarını bekledi; beyaz gömlekleri uçuşarak, insanın yüzüne bakmadan geçen doktorların peşinden koştu. Bu doktorlar, hep bilinmeyen bir hasta ile, o sırada kendilerini bekleyen insanlarla ilgisi olmayan soyut bir hastalık kavramı ile uğraşıyorlardı. Bu hastalık denen mesele profesörler, doçentler, mütehassıslar, asistanlar, hemşireler, hastabakıcılar, laborantlar, hademeler, tıp öğrencileri arasında görüşülen ve insanların ve özellikle hastaların üstünde bir davaydı.”

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz AtayTehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay
Rumeysa, Kadının Derdi'yi inceledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · 25 günde · Puan vermedi

Kadının Derdi; feminist bir yazar olan avukat Feyza Altun'un ikinci kitabı. İlk kitabı Kadının Fenni kitabını çok beğenerek okumuş, kitaplığıma imzalı-mühürlü kitabını kazandırmıştım.

Bu kitabında yazar, hikaye, deneme ve hukuki metinlerden oluşan yazı çeşitlerini bir araya toplamış. Faydalı da olmuş diye düşünüyorum açıkçası. Hukuki metinler oldukça sade olmasına rağmen hepsini okumadığımı belirteyim.

1. Bölümde: Aldatılan, ikinci kadın olan, tuzağa düşürülen, aldatan ve çocuklarının velayeti için mücadele eden kadınların hikayesini anlatıyor.

▪Aldatılan Nesrin'i anlıyor üzülüyor, kızıyorum.
▪İkinci kadın olan Günce'ye sinirleniyor, niye bu kadar aptal diyor ve yine anlıyorum.
▪Asla yapmam dediği ilkelere sıkı sıkı bağlı olan Ferhan'ın tuzağa düşüşünü okudum.
▪Aldatan Berrin'in akıbetini okudum.
▪Çocukları için, kendisi için nelerden vazgeçen ve mücadele etmeye hazır bir kadının/annenin hikayesini okudum.

2. Bölümde: Denemeden oluşan, yazarın tespitleri ile dolu bir bölüm.
Aldatmak ve Aldatılmak; 'sadakatsizlik bir boşanma nedenidir' diyor yazar. 'Sanıyorum insanı en çok yaralayan ise ihanet... Acı çektiren...' diyor. Galiba haklı. 'Aldatılmak çok acı. Buna şüphe yok. Acının miktarını ve varlığını bilimde kabul etmiş. Asıl mesele bu acı karşısında gösterilen tepki.' diyor. Burada da haklı.

Şurda çok doğru da bir tespiti var;'aldatılmak ya da aldatmak her zaman kadının sorunu olarak algılanıyor.' Hiç anlamadığım, anlamayı istemediğim bir nokta var; erkeğin elinin kiri.. kadında elinde tutsaymış(!)...
...
Bayan mı Baymayan mı?
Çocuk Gelin Meselesi ve Pedofili
Kadın Düşmanı Sözlük
Derdi Çeken Bilir

3. Bölüm; hukuki metinlerden oluşan, ilgisini çeken, ihtiyacı olan kişiler için faydalı bir bölüm.

Hep savunduğum; mesleği olan, çalışan veya kendini geliştiren, tek başına ayakta kalmayı, kendine yetmeyi bilen bir kadının erkeklere eyvallah etmesinin gerekmediği fikrindeyim.Sevmek/sevilmek bir ihtiyaç olabilir amenna. Ama hiçbir vakit karşı cinsin sütüne vicdanına kalmayın derim.

Neydi bu kadınların derdi
Kadınlara değer verin, sevin, saygı duyun. Kadın toprak gibidir, ne ekersen onu biçersin.
Sen kadına yürürsen o sana koşar. Sen kadına gülersen o sana kahkaha atar. Sen bunları yapınca kadının ne derdi olabilir?

Esra D., bir alıntı ekledi.
14 saat önce

Yazmak demek sonsuza kadar yaşamak demekti
Öldükten sonra da yaşamak istiyorum. Onun için Tanrıya bana bu vergiyi bağışladığı,kendimi geliştirmek, yazıyla kendimi, içimdekileri anlatmak kolaylığını verdiği için dualar ediyorum.

Elime kalemi alınca hiçbir şey gözümde değil,üzüntülerim siliniyor, cesaretim artıyor. Ama asıl mesele, bakalım gerçekten değerli bir şeyler yazabilecek miyim?

Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 205 - İş Bankası Kültür Yayınları)Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 205 - İş Bankası Kültür Yayınları)