• Akşamları ise denize bakan bahçede toplanırdık. Rahibeler bizi Türk bayrağı altında askeri sıralara dizer, önce "Deutchland über alles"i söyletirler, ardından da" Padişahım çok yaşa!"diye bağırtırlardı. Durumun gülünçlüğünü takdir edemeyecek yaşlardaydık
  • Eratın askerlik müddeti de belirsizdi. Müddetin üç sene olduğu söylenirdi, amma Padişahın keyfine göre bu müddet on bir sene, Yemen ordusuna gidenler için müddetsiz, ölüme kadar devam edebilirdi.Bu müddete kadar sürüklenen askerin sanki «silâh çatmak» hakkı olurdu. Bu âdet olmuştu.
    Bir sabah asker silâhlarını alır, kışla önünde si-
    lâh çatar, subayların emrinden çıkmış; âdeta itaatli bir isyân denebilir bir hâl alır.. «Padişahım çok yaşa!» diye bağırır, terhis tezkeresini ister. Telgraflar çekilir, daha büyük rütbeli subaylar tarafından nasihatler yapılır. Nihayet terhislerine irade-i seniye çıkar..
  • Oğlum fatih İstanbul'u fethetmis istanbul ne ki benim kalbimin yanında sen katlarca istanbul katında bi kalbi fethettin. Ancak bu can bu bedenden çıkınca yıkılır o taht. Sen benim gönlümün padisahisin. Benim ülkemde topragimda varimda yoğumda sensin sadece sen. Banane başka şeylerden-padişahım çok yaşa-. 💏💑👑

    A.U
  • Ve ağır tuğrası alnımızda
    Padişah yalnızlığın
    Ama yine de umudumuz kalabalık .
  • Binanin müdür odası M. Kemal Paşa'ya ayrılmış, bu odanın yanındaki geniş oda, okul sıraları ve sandalyelerle döşenerek kongre salonu haline getirilmiştir. Salona bir kürsü yerleştirilmiş, üstüne güzel bir seccade örtülmüş, duvarlar halılar ve bayraklarla süslenmişti. Kongre başkanı için bir masa konulmuştu. Duvara asılan küçük bir halı üzerinde Osmanlı Devlet Arması ve altında "Padişahım çok yaşa" sözü yazılıydı.
    Ahmet Necip Günaydın
    Sayfa 45 - Sivas kongresinin yapıldığı kongre odasının yerleşimi
  • Semrâ Sultân kod adlı okurun paylaştığı iletiye ve Ahmet Altan ‘a cevaptır. #40521697

    Merhabalar… Yine bir cevap iletisi ile sizlerleyim. Yalanları paylaşanlara karşın, gerçeklerle cevap verelim mi? Lütfen, eşlik ediniz… El-Cevap 2!

    Birincisi burada: #42480462

    Taraf Gazetesi Yazarı Altan… Taraf’ın nasıl bir gazete olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Yalan dünyaya açılan bir kapıdır Taraf yayınları… Buram buram Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı kokan yazıya verdiğim cevaplar için buyurunuz... Sizlerde eşlik ediniz...

    *

    Ahmet Altan: Acılı bir dönem sona eriyor.
    Murat Ç : İktidar mı gidiyor sayın altan, hayrola? Belediye seçimlerinden bir tüyo mu var?

    Ahmet Altan: Yanlış kurulmuş bir cumhuriyet şimdi yeniden biçimleniyor.
    Murat Ç: Haklısınız sevgili Altan, İngiliz Mandasını ya da Amerikan Mandasını kabul edip, SEVR de belirtilmiş sınırları kabul edip, sömürge bir devlet olmalıydık… Damat Ferid ile aranız nasıldı sorması ayıp?

    Ahmet Altan: Biz cumhuriyet kurup başına Mustafa Kemal’i getirmedik, Mustafa Kemal’i başa geçirip etrafına bir cumhuriyet kurduk.
    Murat Ç: Siz derken? Zaten siz kurmadınız sayın Altan, sizin ne yüreğiniz ne de fikriniz yeter. Mustafa Kemal’in etrafına kurulan bir şey yok, fikirlerin etrafına kurulan modernize edilmiş bir devlet var.

    Ahmet Altan: Tek partili bir diktatörlük de halktan destek alamadığı için desteğini ordudan aldı.
    Murat Ç: Tek Parti dediğiniz şey, Milletin Meclisidir. Ve Çok sesli bir meclistir. İçerisinde her bölgeden milletvekili ve görüş bulunmaktadır. Birinci ve İkinci meclisi hiç okudunuz mu? Halktan destek almadıysa, Mustafa Kemal’i halk nasıl bağrına bastı? Onun yanında olup nasıl savaşa girdi?

    Ahmet Altan: Niye yaptığımızı bugün dahi mantıklı bir şekilde açıklayamadığımız bir sürü tuhaf “devrimi” ordu zoruyla gerçekleştirdik.
    Murat Ç: Orduyla gerçekleşen bir şey yoktur. Meclis vardır. İsyan bastırılması için milletvekili mi gitsin? Şimdi öyle yapılıyor da haberimiz mi yok ?

    Ahmet Altan: İnsanların giysilerine musallat olduk.
    Murat Ç: İnkılapları anlamadığınız ortada. Atatürk’ün eşi, Latife hanımı tanır mısınız? Kıyafeti nasıldı? Karışılmış gibi miydi? Devlet kurumlarında bir kılık kıyafet şekli belirlenmiştir. Kimsenin kıyafet üzerinden nemalanmaması sağlanmıştır. Kıyafet üzerinden siyaset güdülmemesi sağlanmıştır. Şu an onları giy desem giymezsiniz. Ama MİLLETE TAM TERSİNİ SÖYLEMEK GÜZEL OLUYOR DİMİ. Atatürk’ün gezilerini ve halkın giyim kuşamını iyi analiz ediniz!

    Ahmet Altan: “Fes giymeyeceksin” diye tutturduk.
    Murat Ç: Tutturmadık. Devlet kurumlarında yasaklandı. Giyen giydi. Topluluk genel olarak uyum sağladı. Fesin Müslümanlıkla ya da İslamla ne ilgisi var? Zamanında FES giyilmemesi için Osmanlı neler yaptı, sonra onu nasıl sahiplendi. Lütfen ya… Şapka diye diye kafayı yemiş bulunmaktasınız. Bir belgeniz falan da yok ortada. Kraldan çok kralcı olanlar her zaman vardır. Yaranmak için bir takım işler içine girmiş kişilerin varsa yaptıkları ne Cumhuriyet’e ne de Atatürk’e mal edilemez. Bugün olanlar ortada, ama kimse en baştakine değil, yapanı suçluyor ve sıyrılıyor. Değişen nedir? Ama yok, öyle yazmak lazım…

    Ahmet Altan: Alfabelerini değiştirdik.
    Murat Ç: Ülkede ki okuma yazma oranı neydi, sonra ne oldu? Arap Alfabesi ile ilgili bir kolaylık ve harikalık varda bizim mi haberimiz yok ? Latin harflerinin zararı olmadığı gibi, bizzat yararı olmuştur. Bunu anlayamıyorsanız, lütfen kullanmayınız demek isterdim ama bizi desteklemeyenler köprülerden geçmesin o zaman beyanatlarına benziyor, bu da hoş olmaz.

    Ahmet Altan: Müziklerini dinlemelerini yasak ettik.
    Murat Ç: Mesela ne yasak edildi? Daha iyisi icra edilsin diye bir takım faaliyetleri biliyoruz da ne yasak edilmiş, pek anlamadım.

    Ahmet Altan: Bunların hiçbirini halkın rızasını alarak yapmak mümkün olmadığından hep orduyu kullandık.
    Murat Ç: İftiraya bakınız… Halkın içine karışıp, İnkılapların çoğunu yapmadan önce halkın arasında bizzat denemiştir. Şapka ve Harf İnkılabı nasıl yapıldı mesela? Biraz akıl ve mantık… Lütfen…

    Ahmet Altan: Ne olurdu insanlar fes giyseydi, Arap alfabesi kullansaydı, Bach yerine türkü dinleseydi?
    Murat Ç: Türkü ne zaman yasaklandı? Fes senin kültürün değil, neyini savunuyorsun? Arap alfabesi dediğin şeyi halk ne kadar benimsemiş? Zoruna giden nedir?

    Ahmet Altan: Ne olurdu görüntü Batılılara benzemeseydi de, “halkın iradesine” dayanan bir yönetim şekli Batı’ya benzeseydi?
    Murat Ç: Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetimi, kendisi içinde özeldir. Hiçbir ülkeye de benzemez. Batı’nın uygulama şekli ile, bizim kültürümüzde uygulanan şekil ve yönetim farklıdır. Padişahım çok yaşa diyenler olsaydı diyorsun yani, o zaman halkın iradesi vardı haklısın…

    Ahmet Altan: Bu ülkede “şapka giymiyor” diye adam asıldı.
    Murat Ç: Yalancısın, iftiracısın. Şapkayı bahane edip ayaklanma çıkaran dini tarikatlar ve ele başları cezalandırılmıştır.

    Ahmet Altan: Bunun saçmalığını dile getirmek yasaklandı.
    Murat Ç: Saçmalayan sensin.

    Ahmet Altan: Mustafa Kemal, Batı uygarlığının “özünü” değil, biçimini benimsedi.
    Murat Ç: Mustafa Kemal KUL’a kulluk eden milletten, HÜR bir millet ortaya çıkardı. Batı’nın benimsenecek ne özü varmış ? Lazım olan alınır, lazım olmayan bir çok şeyde alınmaz. Sanarsın ki Altan Rönesans yaptı da biz almadık?

    Ahmet Altan: Bu ülkenin aydınları da “görüntüyü” çağdaşlık olarak değerlendirdi.
    Murat Ç: Aydın dediğin kimler? Üniversite reformunu NFK mı yaptı?

    Ahmet Altan: Eğitim bir “beyin yıkama” kampanyasına dönüştürüldü, demokrasi neredeyse lanetlenip “cumhuriyet” alabildiğine yüceltildi.
    Murat Ç: Türk Tarih Tezi sana fazla gelir sayın altan. Batı’nın çakma tezi üzerine antitez olarak ortaya çıkmıştır. Fikirler ortaya atılmış ve bir çok batılı profesör yardımcı olmuştur. Türklerin silik bir tarihe ait olmadığını görmüş olan ATATÜRK, Batı2nın çakma tezini kabul etmedi diye seni mi mutsuz etti. Lütfen mutsuz ol…

    Ahmet Altan: Cumhuriyet, bir diktatörlük yönetimine cevaz veriyordu çünkü.
    Murat Ç: Aynen, meclis zaten puro içmeye geliyordu.

    Ahmet Altan: Demokrasi ise diktatörlüğe izin vermiyordu.
    Murat Ç: Atatürk insan içinde dolaşan bir liderdi. Bunu görmemek körlük demektir. Böyle diktatörlük nerede var?

    Ahmet Altan: Gericilik-ilericilik tamamen şekil üzerinden öğretildi.
    Ahmet Altan: İnsanların birbirlerine nasıl hitap edeceği bile yasalarla belirlendi.
    Ahmet Altan: Batı’nın şapkasını aldık.
    Ahmet Altan: Gömleğini, ceketini, alfabesini aldık.
    Ahmet Altan: Felsefesini, bilimini, demokrasisini almadık.

    Murat Ç: Cumhuriyet tarihine gerçekten hakim misiniz? Siz bu ülkenin yeniden nasıl kurulduğunu, fakirliğini ve Osmanlı borçlarını bilmiyorsunuz sanırım? Ülkeye Osmanlı bilim mi getirmiş, felsefe mi getirmiş, demokrasi mi getirmiş. Cumhuriyet temellerini attığı için mi düşmansınız ?


    Ahmet Altan: Görüntüsel bir özentiye dayanan bir diktatörlük kurduk, bunun sürmesini de ordunun silahıyla sağladık.
    Murat Ç: Osmanlı borçları ödendi, ülke kendisi kalkınmaya başardı, yabancıların elinde olan bütün kuruluşlar millileştirildi demiyorsun ama dikta’nın ne olduğunu bilmeden mi yoksa bilerek mi atıp tutuyorsun? DP mesela sizce nedir, ne yapmıştır?

    Ahmet Altan: İsmet Paşa da bu düzeni sürdürdü.
    Ahmet Altan: Sonra bunu değiştirmek zorunda kaldık.
    Ahmet Altan: Her şeyi “görüntü” sandığımızdan “demokrasinin” de görüntü kısmını benimsedik.

    Murat Ç: Cumhuriyet’in harcamalarına bir bakınız. Eğitime mi yoksa Ordu’ya mı daha çok para harcanmış. Bir bakın bakalım, az olan para nereye harcanmış???

    Ahmet Altan: Seçimlere çok parti girdi ama yönetim hep orduda kaldı.
    Ahmet Altan: Seçilen siyasiler, yönetimi kendilerinde sandıklarında ordu devreye girip darbe yaptı.
    Ahmet Altan: Darbeler de bizim tuhaf cumhuriyetin bir “parçası” olarak kabul edildi.

    Murat Ç: Ordu ile kafayı bozmuş olmanız mümkün mü? Cumhuriyet’i idare eden Meclis var, ordu siyasetten çekilmiştir. Paşalar ya siyasette ya ordu da kalacaktı. Herkes yolunu seçmiştir.

    Ahmet Altan: Soğuk Savaş sırasında, Amerika Türkiye’yi Sovyetler’e karşı kullanmak istediği için bu düzenin sürmesinden yana çıktı.
    Ahmet Altan: Sonra dünya değişti.
    Ahmet Altan: Amerika değişti.
    Ahmet Altan: Avrupa değişti.
    Ahmet Altan: Türkiye’den talepleri değişti.
    Ahmet Altan: Ordu bunu kabul etmek istemedi.
    Son darbesini 28 Şubat’ta yaptı.

    Ahmet Altan: 2002’de zenginleşen muhafazakâr kesimlere dayanan, dünyanın desteğini arkasına almış AKP iktidarına karşı da darbe hazırlıklarını, girişimlerini, planlarını sürdürdüler.
    Murat Ç: Nasıl zenginleştiler. Bir yazar mısınız? Sarraf ve benzerlerinin yöntemleriyle mi? Zenginlerden tehditle alınan paralarla mı? Efendim?

    Ahmet Altan: Dünyaya öylesine kördüler ki hayatın değiştiğini fark etmediler, kendilerine olan güvenleri tamdı, hazırladıkları darbeleri kayıtlara geçirdiler.
    Ahmet Altan: Hayatın, zamanın, koşulların kendilerine verdiği mesajları anlamamakta direndiler.
    Sonunda yakalandılar.
    Halk artık darbelerden ve darbecilerden nefret ediyordu.
    Kendi iradesinin iktidara gelmesini istiyordu.
    Dünya da bunu destekliyordu.
    Murat Ç: Amerika destekledi evet biliyoruz. Başa nasıl geldiler? Deniz Baykal olmasaydı, Siirt seçimleri yalandan iptal edilip, tekrar seçim yapılıp seçilmese başa gelebilir miydi?

    Ahmet Altan: Dün ilk kez muvazzaf bir orgeneral “darbe” hazırlıklarına karıştığı için tutuklandı.
    Kenan Evren, darbe yaptığı için ifadeye çağrıldı.
    Ordunun içindeki son cunta da şimdi temizleniyor.
    Yeni bir çağ açılıyor.
    Murat Ç: Cunta dediğin FETÖ sanırım? Onlar geldi ya hani…

    Ahmet Altan: Bu çarpık cumhuriyetin içinde hayat bulmuş bütün “çarpıklıklar” da temizlenecek, cumhuriyeti bu toplum yeniden kuracak.
    İnsanların giyimine, diline, dinine, yaşamına karışılmayacak, karışmaya kalkan cezalandırılacak.
    Kişilerin iradesinin değil, dünyayla uyum içinde yaşayacak bir toplumun iradesinin yönetime yansıyacağı bir dönem bu.
    Diktatörlüğe heves etmek artık mümkün değil bu çağda, bunu da herkesin aklında tutmasında büyük fayda var.

    Murat Ç: En son cevap yazdığım bu son yere kadar yazılanları iyice okuyun. Ve son cümleyi tekrar okuyun. OLMAYAN şeyleri yazmak kaleminizin bir parçası olsa gerek. Cumhuriyet değil, sizin düşünceleriniz çarpık. İnsanların dinine kimse karışmadı, Kul'a KULLUK ortadan kaldırıldı, yüzyıla uygun kıyafetler benimsendi, yaşamına da karışılmadı, devlet kurumlarına özel olarak verilen emirler başkadır, halkın yaşam biçimi başkadır. Atatürk’ün gezilerine bakarsınız biraz biraz anlarsınız belki. Siz kimi kandırıyorsunuz yahu ????? Siz yazınca bütün bunlar gerçekten olmuş oldu yani? Kafanızdan yalan tarih yazınca oldu yani? Benim yazdıklarımda gerçek değil zaten bunları da ben uydurdum.

    Siz ve sizin gibiler, böyle yazıyorlar. Sonra bunları zaten araştırmayacak insanlara da, gerçekleri anlattığınızı sanıyorsunuz, birileri de paylaşıyor.

    Sizin fikirlerinizin, gerçek anlamda temiz olmadığı gerçeği ortadayken; yazdıklarınızın da samimi olmadığı, belirli bir kitleyi iktidarın da desteği ile kandırmak zevki paha biçilemez olmalı. Sizin ideolojik yapınız nedir bilemem, samimiyetinizin hangi derecesi ile yaşıyorsunuz onu da bilemem, bildiğim şey şudur.

    CUMHURİYET çok şeydir, fakat; sizin ANLATTIKLARINIZ değildir…

    Cumhuriyet’in ve Kurucusu’nun fikirleri altında kıvranıyorsunuz. Sayın altan, yazılarınızı okuyunca şunu anladım ki, hiçbir gerici düşünce ne Mustafa Kemal ile ne de Cumhuriyet ile başa çıkamaz. Çıksaydı, emperyalizme destek yağdıran kitle kazanırdı değil mi?

    YENİLMEYE MAHKUMSUNUZ… İktidarlar geçicidir bunu da unutmayınız. Baki olan şeyi söylememe gerek yok sanırım…

    *

    Kalın sağlıcakla Semra Hanım, ben de engelli değilsiniz… Gelip Yorum yapabilirsiniz….