Rambo - İlk Kan" filmi 1982 yılında gösterime girmiş; sadece Amerika'da değil, tüm dünyada çok fazla izlenince dört devam filmi daha çekilmişti. Filmin resmi hasılatı yaklaşık 1 milyar dolar olmuştu. Bilgisayar oyunları, kitaplar, tişörtler, başta "Rambo bıçağı" olmak üzere aksesuarlar, korsan vs. ile filmin oluşturduğu sektör birkaç milyar doları aşmıştı. Ne anlatıyordu Rambo? Bütün dünyada neden bu kadar izlendi? İçinde kan, gözyaşı, aşk, macera, şiddet, güç, cesaret, intikam her şey vardı. Eğlenceliydi. O kadar mı? Tabii ki hayır. Aynı zamanda öğreticiydi. Amerikan askerinin ne kadar güçlü, dayanıklı, iyi eğitilmiş, bilgili, donanımlı, fedakâr, vatansever ve yenilmez olduğunu öğretiyordu. Amerikan ordusu sadece ve sadece bir Amerikan askeri tarafından zorlanabilirdi. Tek bir Amerikan askeri bile bir ülkeyi, örneğin Afganistan'ı dize getirebilirdi. Bırakınız ABD ordusunu, tek bir ABD askerini bile yenebilmek mümkün değildi. 1982'den 2019'daki "Rambo - Son Kan" filmine kadar her beş filme de ABD dışında dünyanın hemen her ülkesinde insanlar hem para ödemiş hem de ABD'nin nasıl yenilemez olduğunu bile isteye idraklerine kazımışlardı. ABD hem film çekip para kazanıyor hem de küresel ölçekte çok verimli ve başarılı biçimde propagandasını yapıyordu.
Sayfa 19 - Sembol / Aydın Ünal / Merkava·Kitabı okudu
44) Hakiki Aşk ('Işku'l-hakîkî) Bu, nefislerin ve ruhların Yaratıcıya duydukları aşktır. Çünkü o, kendilerini yaratıp maddi ve manevi nimetleriyle yardım edendir. Bir hadiste "Sizi beslediği nimetleri nedeniyle Allah'ı seviniz." denilir. Çünkü gerçek anlamda ihsan eden ve her kemalle nitelenen Allah'tır. O, bütün eksikliklerden münezzehtir. Kalp bir şeyi sevdiğinde, ona yönelir, onun karşısında saygıya kapılır, verdiği bütün emirlerde kendisine itaat eder. Çünkü seven sevdiğine karşı itaatkârdır. Öte taraftan kalp sadece bir tarafa yöneldiği gibi insanın da tek kalbi vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır."¹ Kalbin tek yönelişi olduğu için Mevla'ya yöneldiğinde başkalarından yüz çevirir ve bu durumda gerçek anlamda Allah'a kul olur. Arzusuna yöneldiğinde, bu kez kesin bir şekilde efendisinden yüz çevirir, Allah'ın dışındaki şeylere kul olur. Allah kulunun başka bir şeye kulluk yapmasından razı olmaz. Hikem-i Atâiyye'de şöyle denir: "Bir şeyi sevmişsen ona kul olmuşsun demektir. Allah zatından başkasına kul olmandan razı olmaz." Şeytan insana gelir ve şöyle der: "Allah'a hakiki anlamda âşık olabilmen için, içini ve dışını, zahirini ve batınını O'nun dışındaki her şeyden boşaltıp sadece Allah ile meşgul kalarak bütün işlerden soyutlanman şarttır. Hâlbuki eşin, evladın, evin, dükkanın, bağın, bahçen vs. var iken bunu yapabilmen mümkün değildir." Bu vesvese insanı harabelere yönlendirir.
Sayfa 73 - ¹ Ahzab, 33/4
Din
Kör Saatçi - Richard Dawkins
Modelimizin biyolojinin temel ilkelerinden birini içeren bir başka özelliği daha var, fakat keyfi kabullenebilme özgürlüğü bu özellik için geçerli değil. Çocukların şekli doğrudan ebeveynin şeklinden türetilmiyor. Her çocuğun şekli, kendi dokuz geninin değerleriyle belirleniyor (etkileyen açılar, uzaklıklar, vs). Ve her çocuk dokuz genini ebeveyninin dokuz geninden alıyor. Gerçek hayatta da olan bu. Nesiller boyunca vücutlar değil, genler aktarılır. Genler içinde bulundukları vücudun dölütsel gelişimini etkiler. Bu genler bir sonraki nesle ya aktarılır ya da aktarılmaz. Genlerin yapısı vücudun gelişiminde oynadıkları rolden etkilenmez fakat yaratılmasına yardımcı oldukları vücudun başarısı, aktarılma olasılıklarını etkileyebilir. İşte bu nedenle, bilgisayar modelinde GELİŞİM ve ÜREME adını verdiğimiz işlemlerin birbiriyle ilişkisiz, ayrı bölümler halinde yazılmaları önemlidir; bir tek şey dışında: ÜREME, gen değerlerini GELİŞİM programına aktarır ve burada genler büyüme kurallarını etkiler. GELİŞİM gen değerlerini ÜREME'ye kesinlikle aktarmaz -bu "Lamarckçılık" olurdu (bakınız XI. Bölüm). Sonuç olarak, ÜREME ve GELİŞİM adlı iki program parçamızı yazdık. ÜREME, genleri, mutasyon olasılığını da içererek, nesiller boyunca aktarır. GELİŞİM, her nesilde, ÜREME'nin sağladığı genleri alır ve bu genleri çizme eylemine, yani bilgisayar ekranında göreceğimiz bir vücut resmine çevirir. Şimdi sıra bu iki program parçasını EVRİM adlı büyük programımızda bir araya getirmeye geldi. EVRİM temelde ÜREME'nin durmadan tekrarlanmasını içerir. Her nesilde, ÜREME, bir önceki nesilden gelen genleri alır ve gelişigüzel ufak hatalarla -mutasyonlarla- bir sonraki nesle geçirir. Bir mutasyon gelişigüzel seçilmiş bir genin değerine +1 ya da -1 eklenmesidir. Bunun anlamı şu: Her seferinde tek tek
Biyoloji
Sebeplerin, küçük de olsa bir sonuç vücuda getirmeleri için, sonucun içinde yer aldığı tüm kâinatı vücuda getirmeye muktedir olmaları gerekir. Çünkü, bir sonuç tüm kâinat olmaksızın var olamaz; onlar ayrı bir biçimde var olamazlar. Mesela, bir ağacın büyümesi için, en başta tüm kâinatın var olması gerekmektedir: toprak ve mineraller, su, güneş ışığı, çekim, güneş sistemi vs... Diğer bir deyişle, eğer sebepler bir ağacın büyümesinden sorumluysa, her bir sebep tüm kâinatı yapmaya ve kontrol etmeye muktedir olmak zorundadır. Çünkü bir ağaç tüm kâinat olmaksızın var olamaz. Buna göre, her bir sebebin herşeyi görüp bilmeye muktedir olması ve herşeye hükmü geçen bir kudrete sahip olması gerekecektir. Hayat vermeye, anlamlı hedefler gütmeye.. müktedir olması gerekecektir. Bu bakımdan, eğer sonucu sebeplerin vücuda getirdiğini veya onların ona sebep olduğunu söylersek, o zaman her sebepte sonsuz bir güç ve kudretin mevcut olduğunu kabul etmemiz gerekecektir.
MADDE ÜÇ: Nazi'yle yatan İttihatçı kalkar 1915'te Türkiye Alman askeri egemenliği altındaydı. Almanlar izin vermese zor soykırarlardı. 1880'lerden Dünya Harbi arifesine kadar Osmanlı ordusunu Almanlar neredeyse sıfırdan kurdular. Birçok birimin kumandasını üstlendiler. Savaş boyunca Osmanlı erkânı harbiye-i umumiye reisleri (yani genelkurmay başkanları) Almandı. Alman yardımı olmasa Osmanlı hazinesinin savaşı kaç hafta sürdürebileceği meçhuldür. Almanların bilgisi ve onayı olmadan, savaş halindeki bir ülkeden milyonlarca insanı sürmek gibi devasa bir projenin tasarlanabileceğini ve uygulanabileceğini düşünmek akla ziyan. Almanların Ermenilerle alıp veremediği neydi? Doğrusunu istersen bilmiyorum. Tahmin yürütebiliyorum ama emin değilim. Bana öyle geliyor ki cevabı rasyonel bir politikadan çok, Almanların 1930'larda zirveye ulaşacak olan o çılgınca özgüveninde, "ben o kadar üstünüm ki ne yapsam hakkımdır" diyen ulusal megalomanide, insan hayatını böcek seviyesinde gören ahlaki sapkınlıkta aramak daha doğru olur. Savaş esnasında Türkiye'de görev yapan on binlerce Alman personeli var. Birçoğunun anıları, mektupları vs. aranırsa bulunabilir herhalde. Hani nerede bunun çevirileri, analizleri, romanları, psikolojik tahlilleri? Savaşta proto-Nazilerle müttefiktik demek ağır gelir herhalde. Ama en azından sorumluluğun yarısını onlara atar, biraz olsun vicdanını rahatlatırsın değil mi? * Buyur, üç tane kapı gibi argüman. Hiç biri yapılan işin fecaatini inkar etmez. Hiç biri geçmişle yüzleşmenin ve özür dilemenin ahlaki mecburiyetini ortadan kaldırmaz. Ama en azından, olup biteni rasyonel bir çerçeveye oturtmaya yardımcı olurlar. "Türklerin, bırak özür dilemeyi, insanlığa karşı bir cürmü algılayabilecek kapasitesi yoktur, o yüzden soykırım yaptılar" diyenlere verecek bir
Sayfa 365 - Liber Plus Yayınları / Biraz da Türklerin açısından bakalım / 23 Aralık 2011
Düşünce
Her iki ülkede de tarihi eserler, kütüphaneler, arşivler hatta mezarlıklar bombalanarak ve yakılarak yok edildi. Yani medeniyetlerin beşiği olan Biladüşşam coğrafyası bilinçli bir şekilde tarihsizleşmeye, kültürleşmeye ve hafızasızlaşmaya mahkum bırakıldı. Filistinlilerin o topraklarda yüz yıllardır yaşadığına, oranın yerlisi olduğuna dair kayıtlar savaş bahanesiyle yok ediliyor; Tıpkı İsrail'in 1948'de ele geçirdiği topraklarda Filistin köylerinin yarısını- arazi ormanlaştırarak, askerlik bölge kurarak vs. - haritadan silmesi, kalanına Yahudi göçmenleri yerleştirmesi gibi. Filistinlilerin eğitimden koparılan nesillerle geleceği, yok edilen eserlerle de geçmişi söndürülmeye çalışılıyor. Adeta atalardan miras kalan her iz siliniyor ki bu sayede işgalciler bu topraklarda hak iddia edebilsin. GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa 344