• 112 syf.
    ·6 günde
    Şamil Basayev, 14 Ocak 1965 yılında dünyaya gelmiş, 1987 yılında mühendislik eğitimini almaya başlamış ve daha sonra ticaret hayatına atılmıştır. Ardından bir süre siyasetle ilgilenmiş ve bakanlıkta 1 senelik tecrübesi olmuş ve bundan istifa etmiştir. Bunun yanında devlet başkanlığı tecrübesi de edinmiş bundan da istifa etmiştir. 9 Temmuz 2006 yılında İnguşetya’da bindiği aracın infilakı neticesinde Rabb'ine kavuşmuştur.
    Basayev, kod adı Emir Abdullah Şamil; Allah’ın kulu ve askeri Şamil. Şu alınan isim bile davasının özeti…

    Çeçenistan’ın baskenti Grozni.-Şu an böyle olduğu için bunu böyle ifade ediyorum. Oysa savaştan evvel Rusların cirit attığı bir yerdi.- 6 Mart sabahı oldu; Çeçenler daha önce de gelmişlerdi. Ancak 1994 yılı, 6 mart sabahı gerçekleşti Grozni Baskını. Pavel Graçov bunun üzerine küçük düştü zira saldırıdan 1 gün önce yani 5 Mart 1994’te “Çeçenlerin sindirildiği” bilgisini vermişti ve “dağlık arazide ele geçirildiğini”.
    7 Mart’ta Grozni’nin 3/2si ele geçirildi. -1 günde Grozni ele geçirilmiş oldu.-
    Çeçenler rehineleri 3 gün tutuyor ve rehinlelerle şehri terk ediyorlar. Bu 3 günün sebebi ise sözünden dönüp duran Rus hükümeti, sözler verirken bir yandan da Çeçenistan’a işgalini sürdürüyor. Cahar Dudayev, Rus kanalını ele geçiriyor “Çeçenistan’dan çıkmazsa sıra Moskovaya gelecek” diyor, Boris Yeltsin’e. O sıra devlet başkanı olan Yeltsin, başarısızlıkla suçlandı. ABD başkanı Clinton olanları dinledi ve hayretlere düştü. Rusya’nın neden başarısız olduğunu öğrenmek için 1991’e gidelim;
    Sovyetlerin bitişi: Çeçen lideri 1991’de Dudayev seçildi. Çeçenler bağımsızlığını ilan etti. 2 yıl sonra Rusya’da muhalif gruplar oluştu. Kafkas eteklerinde mısır ambarı petrol ve doğalgaz, Azeri petrolleri Rusya’nın en büyük petrol rafineri Grozni’de. Ruslarda ayrıca "içerideki azınlıklar da bağımsızlık isteyebilir" düşüncesi vardı ve Rusya bir Sovyet gibi dağılmak istemedi. Dudayev’e düzenlenen suikastlar devam ederken Boris Yeltsin, 11 Aralık 1994’te ordu gönderdi. Ruslar tarafından 2 saatte alınması planan Grozni iki sene alınamadı. – Buraya kocaman bir gülücük.- Çeçenler, Kafkaslarda Rusya’ya başkaldıran ilk topluluk. Nefretin kökü 1783 Moskova’daki Çar’a başkaldıran Şeyh Mansur ve Şeyh Şamil.
    -Şeyh Şamil, aynı zamanda Şamil Basayev’in de isim babasıdır. Kaynak eser için bkz: Şeyh Şamil ve Çeçenistan-
    1944, 23 Şubat sabahı Stalin 800 bin Çeçen’i, Sibirya ve Kazakistan’a 13 sene sürgün olarak yerleştirdi. Gelenek ve dinlerini; karakterlerini bu uzun sürgünde dahi korudular. Budenovsk eylemi Haziran 14; tabutlara yerleştirilen 150 Çeçen asker ve Rusların 6 ay evde izlediği savaş. Çeçenistan’da ölen 30 bin insan. Çeçenler, 1500 rehine tutuyor.
    Rusya Başbakanı Viktorn Çernomirdin bu sırada Kanada’da G7 Zirvesinde. Rus birlikleri 2 sefer düzenledi. Rus birlikleri 11 aralık 1994 yılında gelen Çeçenistan’a terör düzenleyerek 36 saatte 5 telefon konuşması yapılıyor. Sözler yine tutulmuyor ancak bu sırada yapılacak bir şey de kalmıyor. 150 esirle dönülen otobüs yolda birkaç kere durup kalkıyor; Basayev yitik.
    Basayev, bu olaydan sonra tekrar ortaya çıkıyor ve hatta röportajlar veriyor, ki tüm bu bilgiler de Rus ve Çeçen askerlerinin görüşleri, konuşmaları üzerine derlenen bir belgesel neticesinde elbette kitabın önsözünde yer alan bilgilerle derlediğim yansız ifadelerdi.
    Şimdi gelelim 10 yıl sonrasına yani 2004 Kuzey Osetya; Baslen Baskını’na. Bu baskından evvel Grozni Baskınını anlatmış ancak detaylara girmemiştim. Grozni Baskını’na geri dönerek, bu baskını da detaylandırayım.
    Grozni Baskını, Cahar Dudayev’in komutasındaki Çeçen direnişçilerin aslında Moskova’ya girme planını içeren bir baskındı. Bu baskının nedeni de Rusların Çeçenleri yok saymasıydı. Ruslar, her gün bir oyalama taktiği ile devam ettikleri görüşmelerle Çeçenleri hiç hükmünde gördüler ve Moskova’ya gitmek üzere yola çıkan Çeçenlerin içinden bir muhbir bunu Ruslara bildirdi. Henüz Moskova’ya varamadan yakalanan Çeçenler ise mecburi olarak Grozni’de direnişlerini sürdürdü. Başından beri sesini duyurmak isteyen Çeçenler için tek çıkar yol; hastaneyi basmaktı. Bundan evvel yapılan tüm Rus baskınlarında hastaneler, okullar, evler gibi sivillerin bulunduğu yerler hedef alınıyor ve böylece Ruslar kolaylıkla seslerini duyurabiliyor taraftarlarını sayıca ve nitelik anlamında artırabiliyorlardı ancak Çeçenlerin hiç böyle bir girişimi olmamıştı. Grozni Baskını’nda hastane basan ve bunun üzerine konuşmalarda “rehinelerin can sağlığını” öne süren Basayev, Rusların hiç umrunda olmadığını görmüştü, zira kayıtlarla da sabittir ki helikopterle hastaneye bombalar atılmış; sözde rehinelerin can güvenliği sağlanmaya çalışılmıştı. (!)Onların umrunda olan insanlar değildi yalnızca hükümet itibarıydı, daha çok sömürüydü.
    Şimdi K. Osetya’ya gelelim elimize bir dürbün alıp on yıl sonraya 2004’e bakalım, Çeçen direnişçilerin yine sesini duyurmak için yapmak zorunda kaldığı bir direniştir. 1 Eylül günü okulların açılışıdır Osetya, Beslan’da. Çeçen direnişler başta rehinelerin yemek ve su gibi ihtiyaçların almasına müsaade etmediler, ardından doktor çağırdılar. Rusya’da ve tüm dünyada buna hayretle bakıldı; “Nasıl yemek ve su verilmez” diye. Bu, meseleyi anlamamış insanların bakış açısıdır. Orada oturup toplantı yapmaya, sohbet etmeye değil birincil pekiştireç yoluyla sözlerini dinletmeye gittiler. Can tehdidi altında olmayan siviller için hükümet ya da halk neden endişe etsin ve gözlerini oraya yöneltsin? Orada ölenler masum değiller miydi? Belki masumdu, belki değildi. Bu konuda kesin bir netlikte cevap veremiyorum. Tıpkı Çeçenistan’da ölen siviller için düşündüğüm gibi. Gayb bir muamma olduğu gibi belki mazi daha büyük bir muammadır. Ancak ölen masum siviller, askerlerin asıl suçlusu burada Ruslardır. Ölen Rus askerlerinin sorumlusu da Ruslardır zira buna zemin hazırlayan buna mahal veren kendileridir. Ölen masum Rus askerinin ne suçu vardı? Masum… Masumsa ne suçu olabilir ki? Elbette hiç, Beslan ve Grozni Baskını’ndan sonra birçok Rus askeri Çeçenlerin yanında yer aldı, demek burada Çeçenlerin ikna edici bir yanı vardı. Kadınları ve çocukları tuttuğu için Şamil Basayev’i suçlu tutuyorlar -asla öldürmemiştir, bununla ilgili kendi açıklamaları vardır, öldürülen çocuklar Rus askerlerinin elinde ölmüştür. Böyle bir şeyin ifadesi iftiradan başka bir şey değildir zira yansız haber yayınları da bunu ifade etmiştir.- ve hatta terörist diyorlar, buna Basayev’in kendisi cevap versin zira bence en çok onun hakkı var;
    “O gün 300 Rus askeri öldürdük. 3 helikopter düşürdüm. Onlar bize saldırdıklarında ilk olarak hastahaneleri, doğum evlerini, petrol kuyularını vuruyorlardı. Biz zorunlu olduğumuz için hastahaneye girdik. Onlar burada gelip yaşlıları çoluk çocuğu öldürürlerken dünya neredeydi? Onlara niye terörist demediler? Bugün insanların bana terörist demeleri umurumda değil. Benim ne yaptığımı Allah biliyor. Ben halkım için savaşıyorum. İnsanların ne düşündükleri umurumda değil.”
    Zorunlu dediği aslında yakalanma durumu, muhbirler ve sair musibetler gelmeseydi buna yeltenmeyeceklerdi ve sesleri sivil halkla değil daha başka yollarla duyuracaklar ve -pek sanmıyorum ama- alacaklardı.
    Ne Grozni Baskını'nın ne Beslan Baskını’nın sorumlusu Basayev ve anlayışıdır. - Türkçesi bozuklar için düz cümle: Basayev ve anlayışı bu baskının ölülerinden sorumlu değildir.- Bu yüzden suçlu bulduğum da kendileri değildir. Suçlu bulduğum zihniyet tam olarak karşısında bulunan zorbalar. Basayev, bir röportajında cihadla ilgili olarak şöyle diyor;
    “Eğer Allah’ın çağrısı ve tehdidi bu insanların kalplerini titremediyse benim, yani Rabbine karşı son derece zayıf ve aciz olan Şamil’in onlardan bir yanıt beklemesi yanlış olur.”
    Öncü birliklerle savaşa giderken mayınlı tarladan geçen ve tüm vücuda sirayet eden mayın sonucunda bir ayağını kaybetmiş ve 7 sene boyunca işte böyle savaşmıştır.
    İşte cihad için böyle canla başla mücadele etmiş şerefli mücahid Basayev’in yazmış olduğu bu kitabı okumak benim için bir şereftir. Bu kitabı okuyana dek, “Belki mücahid değil, anlayışını bilmeden söylemek çok yanlış.” diye düşünerek okudum. Sonucunda vardığım kanı ise kendisinin Allah rızası için bunu yaptığıdır. Kur’an’ı okumuş, hadisleri çalışmış, tefsirler noktasında gayet bilgili bir beyefendi çıktı karşıma. Yaptığının ne manaya geldiğini biliyor ve bir DAEŞ teröristi gibi maksadını kafa kesip Allah rızası için diyerek örtbas etmiyor. Öyle farklı bir çizgide ki okurken hayranlık duydum zira söz-öz birlikteliğini görüyorum hem röportajlar hem icraatler, hem de kitabı yoluyla. Kitapta 69 ana başlık var ve tertemiz sade bir dil kullanılmış. Grozni Baskını ve sair gibi konular işlenmiyor, içeriğinde siyasi meseleler değil daha çok hayati meseleler yer alıyor. Temizlik, cihada hazırlık, önsezi, akıl, sevgi, tecrübe, sabır gibi meseleler ayetler ve hadisler ışığında ele alınıyor. Aslında çok derin meseleleri ele almış ve çok öz kesmiş ancak ben böyle bir eserin 700 sayfa civarı olması gerektiği kanaatindeyim. Zira bahsettiği her şey hem dayanaklandırılmış hem de uygulanmış şeyler. Bu sebeple daha fazla örnek ve izah yoluyla açmasını dilerdim.
    Basayev okursak ne kazanırız?
    -Sözüm inananlara elbette-
    Sanıyorum ki bir miktar kulbeden şu et parçasında iman denen nuru parlatmaya yarıyor. Kulluk bilinci biraz daha şahlanıyor, ömrünü vermiş bir adamla karşı karşıya hissediyorum kendimi. Irklara, milletlere zerre itibar etmem. Arap, Kürt, İspanyol, Yunan zerre önemli değil. Kürt’müş… Peh, çok da önemliydi Kürtlüğü. İnsanlar zürriyet-i Âdem’dendir ve ikiye ayrılır; iyiler ve kötüler diye. Bana iyiliği anlatan bir yan buldum beyefendi duruşuyla efsanevi komutan Şamil Basayev’de. Zürriyet-i Âdem'in iyilerinden.
  • Her yönü duvarlar, çelik bariyerler, tel örgüler ve parmaklıklarla kapatın.
    Belki dışarıdaki kötülükten korunabilirsiniz. Ya içerideki?
    Alein Kentigerna
    Sayfa 124 - Panama Yayıncılık
  • 152 syf.
    ·3 günde
    TARIK AKAN...

    1981 öncesi ve sonrası.. Kitapta 12 Eylül'de ismi cezaevi olan ama kitap içerisinde okuduğunuzda işkencenin türevlerinin uygulamalı olarak nasıl yapıldığını öğrenebileceksiniz.

    Örnek verelim:
    1)2 metreye 3 metrelik, camı olmayan hücrelerin içerisine sırf işkence olsun diye büyük kedi boyutunda farelerin atıldığını,
    2)Tuvalet izninin özellikle siyasi suçlular için günde sadece 3 defa olduğunu ve bu tuvaletlerin asla temizlenmediğini, buna bağlı olarak siyasi suçluların hücrelerinde tuvalet ihtiyacını giderdiklerini,
    *2.maddeyi biraz açalım : Sabahları gelen görevli er'lere dışardan istenilen şeyler aldırılıyor. Diyelim ki 1 paket sigara alacak, sigara fiyatının 10 katını verirse alabilir yoksa 1 dal ile idare edecek.

    Tuvalet izni olmadığı ve kısıtlı olduğu için bol bol kutu süt alıyorlar. Süt enerji verirken diğer yandan da kutularını hücrelerde tuvalet ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyorlar.

    3) Siyası-sol görüşlü bir mahkumsa içerideki aklınızın alamayacağı şekilde işkenceler mevzu bahis.

    Örnek olarak kitapta belirtilen bir örnek verelim:

    Mahkumun annesi,varsa kız kardeşine türlü işkenceler yapılıyor ve bunlar mahkuma izlettiriliyor.

    4) 5 metrelik bir hücrede 40 kişi kalıyor ve burada cam yok,havalandırma yok. Balık istifi gibi dizilip bekliyor insanlar. Bilerek sorguya çağırılmıyorlar, ifadeler alınmıyor.

    5)Karşı bir görüş savunur veya denileni yapmazlarsa, çeşitli şekillerde dövülerek nüfus azaltılıyor veya mevcut nüfus sakat bırakılıyor.

    Örnek verelim yine kitaptan :
    Emirlere uymayan bir genci Kemik kıran kod isimli bir memur öyle bir dövüyor ki, kulağından kan gelene kadar, henüz cezası görülmemiş kişinin her itirazında dayağın dozu ve şiddeti artıyor.

    Sonra ne mi oluyor?

    Sorguya gidenler ya gelmiyor,ya haber alınamıyor ya da eksik olarak geri geliyor...

    Benim yazabildiğim içimin el verdiği maddeleri sıralamaya çalıştım okuyacak olanlara...

    Bunları ben yazmadım, ben yaşamadım. Çok sevdiğim Tarık Akan yaşadı ve yazdı. Ben sadece bana hissettirdiklerini maddelemek ve aldığım notları bu şekilde paylaşmak istedim.

    12 Eylül zamanını derinden yaşamış bir aileye mensup bir kişi olarak, çok utandım, çok duygulandım.

    Tavsiye falan etmiyorum, okuyun falan da demiyorum. Hoş zaten bu kadar uzun bir yazıyı da pek kimsenin okuyacağını düşünmüyorum. Kendime yazdığım ve hatırlamak istediğim bir not olarak saklamak istedim.

    Buraya kadar geldiyseniz, merakınız için teşekkür ederim.

    Öğrenin, bilin yeter.

    İyi Okumalar.
  • 184 syf.
    ·2 günde·8/10
    Çifte kapılar, iki dünyayı birbirinden ayırıyor; dışarıdaki dünya, içerideki dünya. Burada, çifte kapıların ötesine, yani içerideki dünyaya doğru yolculuğa çıkartıyor yazar bizi. Kahramanımızın yutkunamamasıyla başlayıp panik ataklarla devam eden "tıkanıklıklarının" çözümlenmesine -veya yalnız sorgulanmasına- tanıklık ediyoruz. Kurcaladıkça çoğalıyormuş gibi görünen ve fakat aslında tek bir sebepten; insanın çekirdeğinde yatan "değersizlik" hissinden kaynaklanan bir çok şikayet ve sıkıntıyla yüz yüze geliyoruz. Kendimizi veya başkalarını daha iyi tanımak, sorgulamak, bazı şeyleri anlamlandırabilmek adına lezzetli bir kitap olmuş. Kitapta özellikle sevdiğim unsur ise, bir yandan kahramanın başına gelen olay anlatılırken, diğer yandan da geçmişte meydana gelmiş, o anda kahramanın şu ya da bu şekilde davranmasına yol açan olayların verilmesiydi. Böylece kemikleşmiş bazı davranışların nerelerden doğduğunu, neden o şekilde geliştiğini görebilmek mümkün olmuş.
    Son olarak yazarın hayat hikayesi ile roman kahramanınkinin yer yer paralel olduğunu da eklemek isterim.
  • İran hamlesi şu anda beklenen bir hamle fakat bunun zamanı ne zaman olur tam olarak bilinmez ama Venezuela’daki karışıklık bir nebze olsun zamanın biraz daha geç tarihlerde olacağı hakkında ip ucu vermekte. Aynı anda birçok yerde rahat hareket edecek güce henüz erişmiş değil bundan ötürü işgal etmek istediği yerlere tek tek yoğunlaşmaktan yana ya da bir yere yoğunlaşırken diğer tarafı da içeride güçsüz düşürmek adına, ekonomik yaptırımları, içerideki terör gruplarını ya da muhalif grupları desteklemek gibi yollar izlemektedir.http://derkitarih.com/...-ve-kacinilmaz-harp/
  • Tüm masallarda, insanın içinde yaşadığı kültürün ya da kendi içsel hayatının hastalıklarını ya da sağ­lıklı yönlerini bir ayna gibi yansıtan malzemeler bulunur. Yine masal­larda, hem içerideki hem de dış dünyalardaki dengenin sürdürülmesine yönelik evre ve dersleri anlatan mitİk temalar da bulunur.