• KADIN OLDUĞU İÇİN, ERKEK ZANNEDİLSİN DİYE BAŞINA UN ÇUVALI GEÇİRİLEREK TANINAMAYACAK KADAR DÖVÜLÜP ASILAN ERZURUM'LU ŞALCI BACI :

    Göstermelik muhakemede Şalcı Bacı’ya sorulur:

    “- Şapkaya ne dersin? Sen şapka giyer misin?”

    Şalcı Bacı : “- Şapka erkek kısmının işi! Kadın kısmı şapka mı giyer? Giymem elbet!” der...

    “- Madem öyle, hükmün idamdır!”

    Şalcı Bacı: “Ula kavat! Kadın şapka giye ki asıla, giymeye ki niye asıla?

    Tatar Hasan Paşa bu laf üzerine sinirlenir. O kadar askerinin içinde bir kadından hakaret yemiştir. Askerlere işaret ederek, emir verir:

    “Alın hemen bu kadını götürün. Diğerlerinin yanına koyun.” der...

    Şalcı Bacı çok haysiyetli dindar bir hanım şahsıyetiyle, kimseden yardım kabul etmez, kendi el işlerini satarak binbir güçlükle çocuklarının rızkını çıkarırdı. Esnaf onu çok sever, himaye eder ve kendisini ördüğü pek güzel şallara atfen Şalcı Bacı diye çağırırdı.

    Şimdi de, idam konusuna dönelim :
    Tarih 28 Kasım 1925.. Cumartesi, fecir vakti, idam mahkumu diğer altı dindaşıyla beraber Şalcı Bacıyı da Taş Anbarlar Mevkii’ne götürürler. Darağacında Çulha Nedim Efendi sallanmaktadır ve yedi darağacı daha kurbanlarını beklemektedir. Diğer idamlık mazlumlar gibi, onlar da son dilek olarak, iki rekat namaz kılma ricasında bulunurlar ama bu rica bile yerine getirilmez...

    Tüm Müslüman geçmişleri ve kendi mazlum ruhları için Fatiha okur, sonra sehpalara yürürler…

    Fakat bir mesele vardır: Gaddarca asılanlardan birinin kadın olduğu öğrenilirse, belki de büyük hadise çıkar. Öyleyse ne yapmalı? Tatar Hasan Paşa emreder. Bir un çuvalı bulup Şalcı Bacı’nın kafasına geçirir, onu tanınmaz hale getirme emri verirken idam'a giden Salcı bacı bu emri duyar, bir defa daha kendini tutamaz ve bu zalimlerin suratına haykırır:

    “- Ula kavat! Sen nasıl adamsın! Hem kadın kısmını asarsın, hem de belli olmasın diye un çuvalı geçirirsin Ödlek herif Yüreğin varsa, kadın astım, desene!” der!!

    Ama bu kararmış vicdanlarda yürek ve vicdan ne gezer!
    Tatar Hasan Paşa emir verir, sehpalara tekmeler vurulur ve yedi mazlumun daha ruhları Illiyîn’e uçuşur…

    Hani derler ya, Atatürk kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdi...

    Ulan biri'de çıkıp demez mi? Ulan maden kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdiniz!!!

    Ulan gavatlar, Yahudi şapkası için kadın niye asıla...!!!
  • Merhaba arkadaşlar. Kitabımız 1. Dünya Savaşı oluşumundan başlayarak (ki bu sefer tek bölümde tek konu yerine bazılarını bayağı açmış, gayet de iyi yapmış. İlerledikçe gelişiyoruz.)
    1. Bölüm: Birinci Dünya Savaşı Nasıl Çıkarıldı şeklinde heyecanlı bir soruyla açılışı yapıyoruz. Sırp Milliyetçiliğinin Doğuşu, Yükselişi ve Gelişimi, 1903 Masonik Darbesinin Perde Arkası, Karjordjeviçler’in Dönüşü ve Milliyetçi Örgütlenme de diğer işlenen konular. Burada da yine Sırp Krallığında çocuk Kral Alexander ve ona karşı Mason faaliyetlerinin etkilerini görüyoruz. Katletme diyebileceğimiz bir sistem ve savaş yanlılarının (ki bunlar Müslüman karşıtı) başa getirildiği bir dönem. Bu dönemin dikkat çekici ve sansasyonel bir icraatını vereyim: 28 Haziran 1914’teki kıvılcımın toplantısı 1889 yılında Pariste Büyük Mason Kongresinde belirlenmiştir. Burada da masonların ne kadar etkili olduğunu görüyoruz. Aslında bunlar herkesin bildiği; bazen hakkında konuşmaya çekinip korktuğumuz bazen de kanıtlayamadığımız şeyler. Özellikle bilinen ama kanıtlanamayan şeylerin üzüntüsünü yaşayan insanlar olarak tarihin akışını değiştiren bir durum karşısında da üzülmemek elde değil. Ölüm, kötü…
    2. Bölüm: İngiliz Masonluğunun (yazarımız Dan Brown gibi, Masonluk koymazsa duramıyor) Dünya Politikası ve Ermeni İsyanları ile Alliance İsraelite’nin (A.İ.) Birinci Dünya Savaşındaki Etkinliği üzerinde duruyoruz. Ne yazık ki Türkler üzerinde oynanan bu oyunda bilmedikleri bir durum var. Biz Düz Vites insanlarız. Yani en son 2 sene önce de gördüğümüz ve yaşadığımız gibi silahın önüne silahsız atlayan bir milletin tamamını yok etmeden böyle planlar gelip geçicidir. Ya da en kısasından şöyle mi özetleriz? Maşa olarak kullanıp sonra da yok ettikleri Hitler: "Türkler öyle bir millettir ki, eğer saldırırsak tamamını yok etmemiz gerekir... Yoksa 1 tane bile hayatta bırakırsak, yeni bir devlet kurar ve intikamını alır."
    3. Bölüm: Birinci Dünya Savaşı Sırasında Anglosiyonist Faaliyetler.
    4. Bölüm: Birinci Dünya Savaşı Sırasında ABD ve Gizli Örgütler, ABD’yi Birinci Dünya Savaşına Sokan Örgütler ki burada çok fazla belge görüyoruz. Mason locasının kampanya ve kumpasları ile beraber Rockfeller ailesinin dönemin devletlerinin çoğundan daha fazla geliri olduğuna şahit oluyoruz.
    5. Bölüm: Dünya Cumhuriyeti ise İhtilal çıkartarak krallıkların yıkılması ve yerlerine Masonik Dünya Cumhuriyeti kurma fikrine dayanan inançtır. Gerçi masonları görünce bunu başarmalarından korkuyor insan ama zamanında Osmanlı, Almanya ve Rusya üzerinde yaptıkları Krallık Yıkma girişimlerinin başarısını görmemek için de kör olmak gerek. Buna yazarın da örneğini verdiği İngiltere’de çıkan The Freemason adlı derginin yazısından anlayabiliriz: “Birinci Dünya Savaşı, Masonların savaşıdır. Burada söz konusu olan Otokrasi ile Demokrasi arasındaki savaştır.”
    6. Bölüm: Masonluk ve Birinci Dünya Savaşı.
    7. Bölüm: Masonların Birinci Dünya Savaşı Sırasında Yaptıkları Toplantılar.
    8. Bölüm: Amerikan Merkez Bankası (Federal Rezerv’in) Kuruluşu.
    9. Bölüm: ABD Başkanı Wilson ve “Görünmeyen Hükumet” konusunda büyük masonlardan Harun Yahya yani Adnan Oktar’ın ağzından Yeni Masonik Düzen kitabını öneriyorum. Bunun yanında Soner Yalçın’ın Efendi kitabını da öneriyorum ki şimdiden isteklileri için Tarama yapacağım. İsteyebilirsiniz. Sonraki kitaplarımdan biri olacak.
    10. Bölüm: Başkan Wilson’un Savaş ve ‘Milletler Cemiyeti’ Politikaları Üzerindeki Devletlerüstü Güçlerin Etkisi, Amerikan Yahudiliğinin Gücü, Uluslararası Siyonist Şebeke Bağlantıları, Wilson’un Devletlerüstü Güçlerle Yaptığı Seçim İttifakı, Wilson’un Üçlü İttifakının Sonucu: Almanya ile Savaş
    11. Bölüm: Milletler Cemiyeti konusu 1. Dünya Savaşı zamanında gündeme gelen; savaşı belirleyen Yahudiler ve yaptıklarını okumak oldukça zorladı beni. İtilaf devleri kendisine olan borcu ödesin diye onların yanında savaşa giren ABD ve Yahudi para babaları.
    12. Bölüm: Rusya’da 1917 Şubat Devrimi (Masonik Hükümet Darbesi) bölümü için burada kitaptan bir cümle ile bahsedeceğim. Kerensky’nin asıl adı Aaron Kürbis idi.Kerensky ile işbirliği yaparak Başbakan Stolypini öldüren Yahudi-terörist Mordekai Bogrov. Rus Devrimini yapan masonlar.
    13. Bölüm: Lenin ve Troçki’nin Rusya’ya Dönüşü. Troçki’nin hayatı ve yaptıkları için Efendi, Beyaz Türklerin Büyük Sırrı kitabını haricen gerçekten tavsiye edeceğim. Yazar neredeyse bu adamla ilgili tüm bilgileri bu kitaptan ve devrin gazetelerinden veriyor.
    14. Bölüm: Troçki’nin ve İttihatçıların Akıl Hocası Rus Devriminin Planlayıcısı ‘Parvüs Efendi’, Çarlık Rusya’sındaki Yahudilerin Durumu anlatılıyor.
    15. Bölüm: Rusya’daki Şubat Devriminin Finansörü: Jacob Schiff.
    16. Bölüm: Warburg Ailesi. Ailenin elinin uzandığı yere bir örnek verelim. Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, Versay Barış Konferansında Alman tarafını fınans uzmanı Max M. Warburg, İtilaf Devletleri’ni ise kardeşi Felix temsil ediyordu.
    17. Bölüm: Balfour Deklorasyonu Öncesi Siyonist Faaliyetler
    18. Bölüm: İngiliz Siyonist İşbirliği Nasıl Gerçekleşti? Bu soruya şöyle cevap verelim. https://i.hizliresim.com/qvkZGR.png
    19. Bölüm: Balfour Deklarasyonu.
    20. Bölüm: Yahudi Masonluğu B’nai B’rith’in Almanya’daki Faaliyetleri.
    21. Bölüm: Alman Komünizminin Yıkıcı Etkileri.
    22. Bölüm: İngiliz İstihbarat Servisi Raporunda Türk Mason Locaları. Bunun için de önerdiğim kitabı buraya bırakıyorum. Hatta elinde olan varsa bana ulaşırsa memnun olurum. https://www.kitapyurdu.com/...ylemleri/130648.html
    23. Bölüm: Thule ve Görünmeyen Üstatlar. Buraya verelim o zaman o büyük benzerliği. “Thule Gesellschaff’m ‘Heil und Sieg’ selamını Hitler, ‘Sieg und Heil’ şeklinde kullanmıştı. Führer’in “Völkischer Beobachter” gazetesi (Büyük Almanya Nasyonal-Sosyalist Hareketi Mücadele organı) de aslında Thule’nin gazetesi idi. En önemlisi, Thule’nin sembolü olan Cermen Gamalı Haçını, Hitler Nazi Partisinin sembolü haline getirmiştir.
    24. Bölüm: Bilinmeyen Lenin bölümünde Lenin’in Yahudi olduğu iddiası var. Aslında gerçek. Anne tarafından. 1975 yılında Moskovada “Lenin ve Çeka”122 adlı bir kitap yayınlandı. Bu kitapta anlatıldığına göre, Lenin, Fransız devrimcisi Robespierre’in terör metodlarını benimsemişti. 24 Ocak 1918’de Lenin komünist terörün çok daha acımasız olması gerektiğini söylüyordu.
    Amerikalı yazar Richard Pipes “The Unknown Lenin” (Yale, 1996) adlı kitabında Lenin'in Sovyet Komünist Partisi gizli arşivinde saklanan ve hiçbir yerde yayınlanmamış mektup ve talimatlarını yayınladı. (Milliyet gazetesi, 13 Kasım 1999, Şahin Alpay, “Bilinmeyen Lenin.”)
    Lenin’in yaptıklarından biri de oldukça dikkatimi çekti. Türklere, Kemalist olarak hitap eden Lenin burada bakın neler konuşuyor. Yazarımızdan alıntı yaparak da ekliyorum. Smirnov’un kastettiği belgelerden bazıları Pipes’ın kitabında mevcut. Bunlardan biri Lenin’in 4 Aralık 1920 tarihli Türkiye ile ilgili talimatı: “Kemalistlere güvenmeyin. Onlara silah vermeyin. Bütün gayretlerimizi Türkler arasında Sovyet propagandasının yayılması ve kendi çabalarıyla zafer kazanabilecek bir Sovyet partisinin kurulması üzerinde yoğunlaştırın.” Belgenin yorumu açık: Lenin görünürde Türk Kurtuluş Savaşına destek verirken, esas olarak Türkiye’de bir komünist devrime zemin hazırlama gayreti içindeydi.
    25. Bölüm: Siyono-Komünist Devrim
    26. Bölüm: Rakovski Protokolleri (Kapitalist Enternasyonal ve Devrimler) başlığında Dawes-Young Planından bahsediyoruz. Nedir bu? Dawes-Young Plânı: 1924’te yürürlüğe giren Dawes Plânı, Almanya’nın gerçekleştirmesi gereken yıllık (tazminat) ödeme tutarını belirliyor ve aynı zamanda ülkeyi yeniden ekonomik dengeye kavuşturmayı amaçlayan önlemler öngörüyordu. Dawes Planının yerini 1930’da Young Plânı aldı. Young Plânı, Almanya’nın ödemesi gereken savaş tazminatı sorununa nihai bir çözüm getirmeyi amaçlıyordu. Plân, 1930-1932 yılları arasında uygulandı.
    27. Bölüm: İsrail’in Kuruluşu Versay’da mı Kararlaştırıldı?
    28. Bölüm: Faşizmin Anti Sovyet Misyonu, Hitler’in Misyonuna İngiliz Desteği, Faşizmin Masonik Arka Planı, Hitler’i Kim Destekledi?
    29. Bölüm: Faşist Siyonist İşbirliği.
    30. Bölüm: Hitler Darbesi (1923) ki burada çok üstüne düşülen bir konudan bahsetmek gerek. “Toplama Kampları” düşüncesi, birçok insanın bildiğinin aksine Hitler’in bir buluşu değildir. İlk toplama kampı 1838 yılında ABD’deki Kızılderililer için yapılmıştı. 1901 yılında İngilizler, Boer Savaşı sırasında tutukladıkları Boerlere ‘kollektif hapis cezası’ uygulamak için ilk ‘toplama kampını açmışlardı. 26.000 Boer kadın ve çocuk İngiliz kamplarında açlıktan ölmüştü (Çocukların çoğu 16 yaşın altındaydı) Lenin, örnek aldığı Jakobenler Fransa’sı gibi, rejim düşmanı saydığını hiç yargılamadan doğrudan toplama kamplarına gönderiyordu. Ona göre bu kamplar “işçi okulu” idi. Fransız ihtilali sırasındaki Jakoben terörü gibi, Yahudi Bolşevik görevliler de kurbanlarını suya atarak öldürüyorlardı. Bela Kun (Aaron Kohn) ve Roza Zemlyaşka (Rozalia Zalkind), 1920 sonbaharında Kırım’daki Rus subaylarını suya atarak öldürtmüşlerdi. (Igor Bunich, “The Partys Gold,”St. Petersburg, 1992) 1920 İlkbaharında Siyonist Çekist Mikhail Kedrov (Asıl adı Zederbaum idi) 1092 Rus subayını suda boğarak öldürtmüştü.
    31. Bölüm: Henry Ford ve Adolf Hitler. Ford’un ünlü mucidi ile Hitler’in yakın dostluğunu ve 4 ciltlik Beynelmilel Yahudi kitabını yazdığını öğreniyoruz. Rusya’da da aynı fabrikanın kurulduğu; hatta Amerikan – Vietnam savaşında ABD ordusuna karşı da Ford’un kamyonlarının Vietnam tarafından kullanıldığı anlatılıyor.
    32. Bölüm: Hitler’in Yükselişi ve Wall Street. Burada da Hitler’i başa getiren Yahudi gruplarından dönemin belge ve yazılarıyla söz ediliyor.
    33. Bölüm: New York Borsasının Çöküşü.
    34. Bölüm: Hitlerin Masonik Kartı: H. Schcht.
    35. Bölüm: Thule Biraderi Rosenberg’in İngiltere Misyonu.
    36. Bölüm: SS Generali Banker Schröder.
    37. Bölüm: Berlin ve Moskova Arasındaki Loca.
    38. Bölüm: Sovyet Nazi İttifakı.
    39. Bölüm: Uluslararası Siyonizm Hitler Almanya’sına Savaş Açıyor. Siyonistlerin savaş ilanından bahsediyor. Yahudi Dünya Ligi Başkanı Bernard Lecache (1932), Daily Express (24 Mart 1933) Uluslararası Yahudi Fedarasyonu Başkanı Samuel Untermeyer (Ağustos 1933), Yahudi Terör Örgütü (Irgun) Başkanı Vladimir Jabotinsky (21 Ağustos 1933), 23. Siyonizm Kongresi Başkanı Hayim Weizmann (savaştan önce gene) hep Almanlara savaş ilanı etmişler. Bakın Hitler'e değil; Almanlara. Yani şuan bu mevcut hükumet yerine hepimize birden bir başkasının küfür etmesiyle eş değer. Gerçekten de tarih çok karmaşık, acayip ve irdeledikçe kafaların karışmaması mümkün değil. Özellikle de bunu 20. yüzyıl için söylemek oldukça mümkün.
    40. Bölüm: İspanya İç Savaşı ve Masonluk. Son bölümde ise İspanya Kralı Primo de Rivera'nın ölümü (öldürülmesi) ve cesedinin kaçırılması sonrasında masonların etkisi ve yaptıklarıyla aslında güçlerinin ne denli etkili olduğunu bir kere daha okuyarak kitabımızı bitiyoruz. Ardından İspanya iç savaşı ve son dönemde de gündeme gelen ama yazarın eklemediği Katalanların da nereden destek aldığı anlaşılıyor.
    Böylelikle uzun ve detaylı bir kitabımızın daha sonuna geliyoruz. Biraz yorucu olsa da değdi. Son kitabımızı da önümüzdeki günlerde (Yarın) bitirmeyi planlıyorum ama bakalım. Oldukça yorgun düştük bu ara. Kolay gelsin, keyifli okumalar..
  • Belkahve'den tarihi günü izleyen başkomutan Mustafa Kemal Paşanın, yanında Fevzi ve İsmet paşalar olduğu halde, 10 Eylül sabahı İzmir'e gelişi görkemli oldu, kent adeta ayağa kalktı. İzmir'e girişinden iki gün sonra Başkomutan, Şerafeddin Yüzbaşı'ya, ''İzmir'' adını da ismiyle beraber kullanmasını önerdi. Genç subayda paşasını kırmadı ve soyadı kanununa kadar isim olarak adıyla beraber "İzmir’i" kullandı, soyadı kanunun çıkmasından sonra "İzmir" soyadını aldı.

    Tabii bu arada Mustafa Kemal Paşa tarafından İzmir’e ilk girecek subay ve asker her kime nasip olacak bu şanın yanında bir de maddi anlamda ödül verileceği de kamuoyuna duyurmuştu.
    Bu sebeple ordu da MustafaKemal Paşa'nın "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz. İleri!" nidası büyük etki uyandırdı.
    Çünkü; Sakarya Savaşı'nın ardından Ankara TBMM Hükümeti, Sovyet Rusya, Azerbaycan ve Afganistan tarafından tanındıktan sonra bağımsız Buhara Cumhuriyeti de TBMM Hükümeti ile siyasal ve diplomatik ilişkiler kurmak istemiştir. Bu amaçla elçi Recep ve maslahatgüzar Naziri beylerden oluşan
    bir Buhara heyeti Ankara'ya gönderilmiştir.

    Buhara Cumhuriyeti'nden gelen bu heyet,
    7 Ocak 1922’de Çankaya’daki bağevinde TBMM Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkartılmıştır. Buhara halkı adına üç değerli kılıcı armağan olarak getiren mezkur heyet üyeleri, bu kılıçlardan birini Gazi'ye,
    diğerini İsmet Paşa'ya sundu.
    Üçüncü kılıcın sahibiyse henüz belli değildi. Heyet, bu kılıcın İzmir'e ilk girecek kahramana verilmek üzere saklanmasını Gazi'den rica etti.

    Bu sırada Beyrut eşrafından Yahudi
    bir esnaf olan Misbah Efendi de,
    aynı amaçla 500 altın lira ödül koydu. Yaşanan bu gelişmeler, Batı Cephesi Komutanlığı'nca askerlere duyuruldu.
    Bu andan itibaren kılıç milli mücadele
    ile özdeşleşti, birçok subay ve askerin düşlerini süsledi. Büyük kurtarıcı,
    bu gelişmenin ardından Buhara Hükümeti'nden emanet aldığı kılıcı da,
    15 Eylül günü Yüzbaşı Şerafeddin'e verdi.

    Ayrıca, Beyrut eşrafından (Yahudi) Misbah Efendi'nin, ödül olarak koyduğu 500 altın lira da, Şerafeddin ve Zeki yüzbaşılar arasında paylaştırıldı. Emekliye ayrıldığında İstanbul'a yerleşen Şerafeddin İzmir, 1951'de vefat edince, eşi Siret Hanım, "üçüncü kılıcı" İzmir'de açılması planlanan İnkılap Müzesi'ne verilmek üzere İstanbul Valiliği'ne kendi
    eliyle götürüp teslim etti.
    Ancak kılıç kayboldu ve asla
    müzeye konulamadı.

    Zaman içinde Yüzbaşı Şerafettin Bey’in adına Balçova Belediyesi bir park açtı. Dokuz Eylül Üniversitesi, Sabancı Kültür Sarayı’ndaki salonlarından birine Hasan Tahsin’in, ötekine Yüzbaşı Şerafettin’in adını verdi. İzmir’de bir semtin ve Alsancak’ta bir sokağın adı oldu ve
    en son; Karşıyaka Belediyesi tarafından yaptırılan Milli Mücadele Açıkhava müzesinde, Mustafa Kemal Atatürk’ten üçüncü kılıcı alırken, Yüzbaşı Şerafettin’in figürü bir rolyefte yer aldı.
    Han Tiyatrosu tarafından bu muhteşem tarihsel olay oyunlaştırıldı ve
    “Kordon’da Nal Sesleri” adıyla sahnelendi.
  • Hak Dini, Kur’ân Dili – Elmalılı Hamdi Yazır

    Riyazüssâlihin (Hadis)

    Risâle-i Nûr Külliyatı – Said Nursî

    Muvazzah İlm-i Kelâm – Ö. N. Bilmen

    Asr-ı Saâdet – Mevlânâ Şiblî

    Hayâttü’s-Sahâbe – M. Yusuf Kandehlevî

    Nimetü’l-İslâm – Hacı Zihni Efendi

    İslâm Fıtrî Tabiî Umûmî Bir Dindir – A. Hamdi Akseki

    İhyâu Ulûmi’d-din – İmâm Gazali

    Târihten Günümüze Tahrif Hareketleri – Kadir Mısıroğlu

    Maddiyyun Mezhebinin İzmihlâli – İ. Fenni Ertuğrul (Latin harfleriyle basımı: Materyalizmin İflâsı ve İslâm, I-II)

    Hakikat Nurları – İ. Fennî Ertuğrul

    Lügatçe-i Felsefe – İ. Fenni Ertuğrul, (İslâm Harfleriyle)

    Mesnevi Şerhi – Tâhirü’l Mevlevi

    Kısas-ı Enbiya – Ahmed Cevded Paşa

    Hacı Murad – Tolstoy

    Yirminci Asrın Cahiliyeti – Muhammed Kutub

    Kur’ân Hiç Tükenmeyen Mucize – Heyet

    Bin Uydurma Kelimeyi Boykot – Kadir Mısıroğlu

    Hayat Felsefesi Yahut Yaşamak Sanatı – Kadir Mısıroğlu

    Lozan, Zafer mi, Hezimet mi?! – Kadir Mısıroğlu

    Bir Mazlum Padişah: Sultan Abdülaziz Han – Kadir Mısıroğlu

    Bir Mazlum Padişah: Sultan II. Abdülhamid Han – Kadir Mısıroğlu

    Bir Mazlum Padişah: Sultan Vahideddin Han – Kadir Mısıroğlu

    Geçmişi ve Geleceği İle Hilâfet – Kadir Mısıroğlu

    Sarıklı Mücâhidler – Kadir Mısıroğlu

    Deccal Tabakta – Kemal Özer

    İzhâru’l-Hak – Rahmetullahi Hindi

    İslâmiyet ve Milletler Hukuku – Prof. A. Refik Turnagil

    Muhtasar İslam Târihi – Kadir Mısıroğlu

    Dinde Reformistler – Ali Eren

    Osmanlı Târihi – İ. Hakkı Uzunçarşılı (Tanzimat’a kadar olan kısım)

    İslâm Meydan Okuyor – Vahidüddin Han

    Yahya Kemal Beyatlı’nm şiir ve nesir bütün külliyâtı

    Türkiye’de Ruhçu ve Maddeci Görüşün Mücâdelesi – S. Hayri Bolay

    Siyonizm ve Türkiye – Yaşar Kutluay

    Yahudi – Lui Marşelko

    Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Târihi – Prof. Dr. Osman Turan

    Osmanlı Hukuku – Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

    Yazı Güzeli – Bedreddin Yazır

    İslâm Harflerinin Müdafaası – Osman Şerifoğlu

    A’mâk-ı Hayal – Filibeli Ahmed Hilmi

    Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı – Osman Nûri Topbaş

    Hüdâyî’nin Ziyafet Sofrasından – Osman Nûri Topbaş

    İmandan İhsana Tasavvuf – Osman Nûri Topbaş

    İslâm Yazısına Dâir – Ciineyd Emiroğlu

    Tarihî Maddeciliğe Reddiye – H. Ziya Ülken

    İlim, Ahlâk, Îman – Mustafa Balaban

    Garb’m Üzerine Doğan İslâm Güneşi – Sigrid Hunke

    İdeolocya Örgüsü – N. Fâzıl Kısakürek

    İslâm Prensipleri – A. Kemâl Belviranlı

    Tanınmayan Büyük Çağ – Fuad Sezgin

    Zulmetten Nura – Şemseddin Günaltay (İslâm harfleriyle)

    Boğaziçi Mehtapları – Abdülhak Şinasi Hisar

    Batılılaşma İhaneti – Mehmed Doğan

    Bir Türk Vatana Döndü – Nejat Muallimoğlu

    Sağlık Sırlan – Dr. Senâi Demirci

    İslâm ve Bilim – Prof. Dr. Seyyid Hüseyin Nasr

    Allah Dostu Der Ki – Dr. Münir Derman

    Hz. Ömer ve Nebevi Sünnet – Dr. Ebubekir Sifil

    Ehl-i Sünnet’in Müdafaası – Ebû Hamid bin Merzuk

    Osmanlıca-Türkçe Sözlük – Mustafa Nihad Özön

    Ebû Hanîfe – Muhammed Ebû Zehra

    Görüp İşittiklerim – Ali Fuad Türkgeldi

    Kelâm İlmi (Giriş) – Prof. Dr. Bekir Topaloğlu

    Cumhuriyetin Târihi – Ahmed Cemil Ertunç (Celâlettin Vatandaş)

    Türkçe’nin Müdafaası – Kırk Münevver

    Medenî Hukuk Cephesinden Ahmed Cevdet Paşa – Ebululâ Mardin

    Mektubât-ı Rabbânî – İmam Rabbani

    Dinlerarası Diyalog Tuzağı – Mehmet Oruç

    Hikemiyat – Dr. Ebubekir Sifil

    Dağıstan Arslanı Şeyh Şâmil – Tank Mümtaz Göztepe

    Tevrat, İnciller, Kur’ân-ı Kerîm ve Bilim – Maurice Bucaille

    İslâm Hukukumda Değişmenin Sınırlan – Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

    İslâm Mezhepleri Tarihi – Dr. Haşan Gümüşoğlu

    Dört İncil. Farklılıkları ve Çelişkileri – Prof. Dr. Şaban Kuzgun

    Osmanlıca İmlâ Rehberi – Osman Şerifoğlu

    İlmî Gerçekler – Dr. Halûk Nurbaki

    İslâm Ahlâkının Esasları – Babanzâde Ahmed Naim

    Rasûlullah’m İslâm’a Dâvet Metodu – Ahmed Önkal

    Papalık – Bekir Zakir Çoban

    ZübdetüT-Buhârî – Ömer Ziyâeddin Dağistânî

    Kadirbeyoğlu Zeki Bey’in Hâtıraları

    Yengeç – Dr. Salzmann

    İlimler ve Yorumlar– Hekimoğlu İsmail

    Peygamber Efendimizden Hayat Ölçüleri – Murad Kaya

    Üsve-i Hasene (1-2) – Ömer Çelik, Murad Kaya, Mustafa Öztürk

    İslâm’ın Vaadettikleri– Roger Garaudy

    Bostan – Şeyh Sadî Şirâzî

    Gülistan – Şeyh Sadî Şirâzî

    İslâm İnançları – Dr. Ali Arslan

    Kimyâ-yı Saâdet – İmam-ı Gazâlî

    Telfik-i Mezâhibe Reddiyye – M. Esad Dilâveroğlu

    Anglikan Kilisesine Cevap – Şeyh Abdülaziz Çâviş

    Maturidiyye Akaidi – Nureddin es-Sabûnî

    Şifâ-i Şerif – Kadı lyâz

    Osmanlı Türklerinde İlim – Dr. Adnan Adıvar

    İlim ve Din – Dr. Adnan Adıvar

    İlmiyye Sınıfı -İ. Hakkı Uzunçarşılı

    Osmanlı Târihi – Kadir Mısıroğlu
  • AtillaKağan alıntısı olan #32838742

    Yaptığım yorum:

    Cevap şurada zaten!
    Kimse bu yazıyı okumuyor, çünkü; umursamiyoruz. Yiyor, iciyor yatiyoruz.
    "Bu yazinizı kaç kişi okudu ?"
    Cevap tam da burada saklı
    Okumuyoruz, kendimizi geliştirmeyi sevmiyor, Filmlerden dizilerden nemalanıp, ezber hayat yaşıyoruz.

    İkı öğrenci egitim istiyor diye kimse kimseye eğitimi düzelttirmez/düzelttiremez.!

    Neden ?
    Çünkü eğitilmesi gereken biz olan çevre, zaten okumuyor - egitimi de şiddetle kınıyoruz.. Türkiyenin kitap okuma oranı ne dir oran bilmeme ama. Türkiyenin kitap okuma ilk sıralaması "ilk 10" olması gerekirken . Tütkiye 80. Sırada sürunüyor.

    !Evet Sürünüyoruz!

    Hiç kimsenin zoruna gitmesin, sürünüyoruz. Bu bir gerçek.

    Ve okuyamaz, bilgi alamaz, konuşmaya aciz, hazıra konma becerisinde ki bir Milletin de sürünmeyi sonuna kadar hak eder...

    ﴿١﴾
    Ikra’ bismi rabbikellezî halak(halaka)
    Yaratan Rabbinin adıyla oku!

    Şimdi okumadan başka derlerde var ki bir okumak değil konu!

    Misal:
    Davul bile dengi dergine!
    Yani zengin zengine, Fakir Fakire
    Okuyan okuyana, okumayan cahilliye...
    Müslimaniz ya!

    Yahudi ne diyor:
    "Zenginsem cocuğu mu fakire vermeliyim!"
    "Neden?"
    "Fakir yoksul Yahudi olmamalı"

    = Anlamadıniz mi ? = =
    Yahudi ne diyor:
    "Zenginsem cocuğu mu fakire vermeliyim!"
    "Neden?"
    "Fakir yoksul Yahudi olmamalı"

    Yani uyutuldunuz!

    Okumamaya!
    Yazmamaya!
    Fikir alışverişinde bulunmamaya!

    !Akliniz hep bacak arasinda olsun emi!

    ---
    Yahudi neydi Ticareti iyi becerir di!
    Ticaret calmayla, hırsizlikla, kul hakkı yemekle olmuyor "iş yeri sahibi Efendiler"

    Konuşunca ağır konuşuyorsun diyorlar..

    Bak bakalım Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde "işçi işveren Kanununa kim uyuyor"
    Yahudi, Ermeni, Hristiyanlar..

    Napiyorlar?
    8 saat çalıstiriyor. Mesai'yi bile devlete bildiriyor. Bu adam bu ay 46, 53, 74 saat mesai yaptı. Ve disiplin bir tek işçiye değil kendisine de var!

    Müsliman is adamı napiyor ?
    10 saat 12 saat eşşek gibi çalışacaksın..

    Asıl eşşek sensin ki. Bir insana hayvan muamelesi yaparak, hem o insanın hakkına tecavüz hem de bedenen yipratiyorsun..
    Efendi efendi! Elinde ki para senin çocuğuna yeter sanma! Gün gelir ki, donla gezersin!
    Efendi efendi!
    Sanma ki memleket senin "benim mülküm benim zenginliğim zannetmeyesin ki" veren Allah almasinı da iyi bilendir..

    Yahudi işte bu şekkilde hak eder!

    Kusurumuz oldu ise affola.
    Kadim TATAROĞLU
  • ABD ya da Karukuşi Kadı

    Karakuşi Kadı’ya izafe edilen fıkraların farklı versiyonları bulunuyor. Biz burada Süleyman Demirel’in anlatımını tercih edeceğiz:

    Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek var... Karakuşi Kadı, fırıncıya “Ben bunu aldım” demiş.

    Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.

    Az sonra ördeğin sahibi gelmiş: “Hani bizim ördek?”

    Fırıncı boynunu büküp “Uçtu” deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış... Gayrimüslim de peşinde kovalıyor... Bir duvardan atlarken, bilmeden öteki taraftaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış...

    Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı’nın karşısına çıkarmışlar.

    Kadı sırayla sormuş... Ördeğin sahibi: “Bu adam ördeğimi iç etti” diye şikâyet etmiş.

    Karakuşi Kadı, fırıncıya sormuş: “Ne yaptın bu adamın ördeğini?”

    Fırıncı: “Uçtu” demiş. Kadı, kara kaplı defterini açmış: Ördeğin karşısında “tayyar” yazılı. Tayyar “uçar” anlamına gelir. “O halde ördeğin uçması suç değil” diyerek fırıncının beraatına karar vermiş.

    Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş... Onun şikâyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş: “Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla...”

    Davacı “Ne olacak?” diye sorunca, Karakuşi Kadı: “Şimdi” demiş, “Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.”

    Tabii gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.

    Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da Karakuşi Kadı: “Tamam”’ demiş, “Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak!”

    Böyle olunca adam da şikâyetini anında geri almış; fırıncı bu davadan da kurtulmuş.

    Kadı dönmüş Yahudi’ye: “Senin şikâyetin ne bre?..”

    Yahudi ellerini açmış: “Ne diyeyim kadı efendi” demiş, “Adaletinle bin yaşa sen emi!”

    *

    Eğer ördeğimizi iç eden, gözümüzü çıkaran, anamızı öpen kadı ise acaba kimi kime şikâyet etmemiz gerekecek?

    ABD’yi kendine şikâyet etmenin faydası var mı?

    Ancak biliyoruz ki, Yunus Emre’nin fehvasınca dağ ne kadar yüce olsa yol onun üstünden aşar.

    Ve yol, onun tıkandığı yerden açılır.
    Rasim Özdenören