Kemal Bilbaşar

Kemal Bilbaşar

YazarÇevirmen
8.2/10
122 Kişi
·
403
Okunma
·
32
Beğeni
·
2.655
Gösterim
Adı:
Kemal Bilbaşar
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Çanakkale, 1910
Ölüm:
İstanbul, 21 Ocak 1983
1910 yılında Çanakkale'de doğan Bilbaşar, orta öğretimini 1929 yılında Edirne Öğretmen Okulu'nda tamamlamış, iki yıl ilkokul öğretmenliği yapmıştır. Yüksek öğretimini Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümünde tamamlamış, 1935 yılında mezun olmuştur. Aynı yılın resim-iş bölümü mezunlarından Bedia Bilge ile evlenmiş, İzmir'e yerleşmiştir. Hayatları boyunca biribirlerinden bir gün olsun ayrılmayan çiftin iki çocuğu olmuştur. Nazilli ve İzmir Karataş Ortaokullarında öğretmenlik yapan Bilbaşar 1961 yılında emekliye ayrılmış, bir süre siyasetle uğraştıktan sonra 1966'da İstanbul'a yerleşmiş, kendini tümüyle yazmaya vermiştir. Yazar 21 Ocak 1983'te ölmüştür.

Kemal Bilbaşar edebiyatla ilgilenmeye Gazi Eğitim Enstitüsü'nde başlamış, ilk öykülerini İzmir'de Cahit Tanyol ve İlhan İleri ile birlikte çıkardıkları Aramak dergisinde yayımlamıştır (1939). Bu dönemde Halkevlerinin açtığı öykü yarışmasında ilk ödülü kazanan yazar, 1945-1952 yılları hariç, sürekli öykü yayımlamış, radyo oyunları yazmış, pek çok gazete ve dergide öykü, roman ve makaleleri çıkmıştır. Tiyatro, senaryo ve ders kitapları da yazan Bilbaşar, 1961 den sonra daha çok roman türüne ağırlık vermiştir.

Aldığı Ödüller :

Bilbaşar 1939 yılında Budakoğlu öyküsüyle Ankara Halkevi Öykü yarışmasını, Cemo adlı romanıyla 1967 yılı Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü, 1970 yılında da Yeşil Gölge adlı romanıyla May Roman Ödülü'nü kazanmıştır.
Töre'nin adı batsın. Mal yabana gitmesin diye, anası gibi sevdiği, saydığı kadın, bıyığı yeni terlemiş ere avrat eden töreye töre mi derim ben? Dedesi yaşında, sakalı göbeğinde bir ere 12 sindeki kızı avrat eden töre yere batsın.
Kemal Bilbaşar
Sayfa 84 - Evren Yayınları - 1966
Törenin adı batsın.Mal yabana gitmesin deyi, anası gibi sevdiği, saydığı kadını, bıyığı yeni terlemiş ere avrat eden töreye töre mi derim ben?
Kemal Bilbaşar
Sayfa 87 - Can Yayınları
"Ah zalim," dedim, "senin işin gücün tasma takıp zincire mi vurmak sevenlerini? Kara gözlerinin kemendi yetmez mi?"
Kemal Bilbaşar
Sayfa 52 - Can Yayınları
Törenin adı batsın. Mal yabana gitmesin, deyi anası gibi sevdiği, saydığı kadını, bıyığı yeni terlemiş ere avrat eden töreye töre mi derim ben? Dedesi yaşında, sakalı göbeğinde bir ere, on sekizinde kızı avrat eden töre yere batsın.
Kemal Bilbaşar
Sayfa 83 - Can Yayınları
232 syf.
·10/10
Cumhuriyet dönemi Türkiyesine ışık tutmuş, Şiirsel anlatımı ve destansı konusuyla 1967 Türk Dil Kurumu Roman Ödülünü sonuna kadar hak etmiş çok özel ve güzel bir kitaptır.
Türkan Şoray ın oynamış olduğu bir filmi de vardır ancak kitap çok daha detaylı anlattığı için insanı çok etkiliyor.
192 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Nereden başlıyacağımı veya ilk olarak kitapta hoşlandığım hangi bölümlerinden bahsedeceğim hakkında hiç bir fikrim yok. Ama şunu biliyorum ki bu kitap benim duygularımı değiştirdi. Nasıl mı diyeceksiniz.
Şöyle, örneğin Yonca Kızın bir bebek uğruna saçlarının kesilmesi. Kitapta Yonca Kızın saçlarının kesildiği sıra benim da saçlarımın kesildiğini hissettim. Ki bu çok üzücü bir durum. Ayrıca, bununla yatinmeyip, Yonca Kızın kaçırılmasına neden olan kişinin İbrahim Bey olduğunu öğrendim ve bu sırada kitabın şokunu yaşadığımı fark ettim. Çünkü Yonca Kızın kaçırıldığı esnada ona vurulan her kırbaç darbesi benim de canımı yakıyordu. Bu kitaptan anladığım ve hayatıma geçirmek istediğin hususlar ise şöyledir : " İyi insanlar iyiki varlar ve yaşamımız boyunca Yonca Kız gibi cesur ve sırtımızda taşıdığımiz yüklere karşı dik durmalıyız, dertlere boyun eğmemeliyiz."
228 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Birçok yazar ile geç tanıştım bu zamana kadar ve hemen hemen hepsinde de bu kadar geç tanışmamda kendime içten içten sitem ettim; kendilerini biliyor olmasına biliyordum ama sadece kitaplarını okumamış kalemleri ile tanışmamıştım ama bir Kemal Bilbaşar var ki çok değil bundan 2 – 3 sene öncesine kadar değil kitaplarını okumak daha kendisini bile tanımıyordum. Hiç mi bir edebiyat listesinde yer almaz yazar olarak (ya da dikkatimi çekmez), hiç mi kitapları okunacak Türk romanları kategorilerinde yer almaz, bırakın bunları okul hayatımda bile hiçbir edebiyat dersinde adını duymadım. Şans eseri alışveriş sitesinde Türk romanlarına bakarken karşıma çıktı da bu şekil ancak tanıyabildim. Hayatını, başarılarını okuyorum, romanını da okudum böyle adı filan duyulmayacak bir yazar da değil, altın harflerle adı yazılacak bir yazar. Cemo’ya her şeyden önce bayıldım, Kürt şivesi ya da doğunun şivesi diyeyim ancak bu kadar başarılı bir şekilde kâğıda geçirilebilir, yöre ağzını en güzel kullanan romanların başında geliyor diyebilirim. Köy hayatı, kişilerin örfleri ve adetleri, etnik çatışmaları veya inançları ancak bu kadar güzel verilebilir. Okurken ister istemez Doğu insanının şivesini fark edeceksiniz ki başarılı bir şekilde gırtlağınızdan çıkıyor olacak. Kelimelerin yazılışları kadar bunda cümlelerin kuruluş biçimleri, fiillerin kullanımları da aktif olduğu için okurken hiçbir şekilde, değil cümlede herhangi bir kelimede bile en ufak tökezleme olmayacak. Çanakkaleli olup da farklı bir yörenin ağzını bu derece güzel ve hatasız kullanmak hafife alınmayacak bir özellik, bununla beraber romanın akıcı bir dille yazılmış olması da romanın güzelliğini ve kalitesini daha da arttırıyor.

Cemo, arka kapakta da yazdığı gibi kömür gözleri ocak alevi gibi yanan, kara saçları gök ışıltıları taşıyan, çatıldığında ise hançere dönüşen kaşları ile yürek yakan güzelliğini, kişiliğini, duruşunu ve onurunu hissettirebilen bir karakter. Güzel, naif ve ama bir o kadar da babası Cano tarafından savaşçı ve yırtıcı olarak yetiştirilmiş. Fazla aktif olmasa da romanın içinde Cemo’nun kişiliği aslında romanın kendisi diyebiliriz. Cemo’nun masumluğu var köy halkında, Cemo’nun temizliği var ve yine Cemo’nu başkaldırısı, onurlu duruşu var. Kitap cumhuriyetin ilk yıllarında geçiyor ve alışageldiğimiz şekilde toplumsal gerçekleri konu edinen bir köy romanı. Ağalık düzeni ile köylülerin ve ağaların, şıhların çatışmasını konu ediyor; ama sadece nasıl desem İnce Memed gibi ağa ile köylünün ve dağa çıkanın hikâyesi değil de kişileri veya devleti eleştirmekten ziyade daha çok olayların oluş sebeplerine yoğunlaşıyor. Yarbay, kaymakam ve Memo’nun komutanı da bu durum için güzel bir örnek teşkil ediyor; ama benim için romanın esas dikkat çeken özelliği bilmiyorum başka bir örneği var mı yok sanırım ama cumhuriyet tarihindeki önemli belki de en önemli konulara parmak basması. Öncelikle Dersim olaylarının romanın konusunda baş etken olması, bununla beraber karakterlere fikirler verip konuşturması, devletle, yeni hükümete, Gazi Paşa’ya sadakatlarını sunan Kürt köylüsünün çektiklerini ve kandırılmalarını ve bunların sonucunda kabul etmeyip, bir nevi öfkelenip baş kaldırmalarını ve isyanlarını anlatıyor. 210 sayfanın içinde de dolu dolu veriyor bunları bize Kemal Bilbaşar, ne bir şeyi eksik anlatıyor ne de bir şeyin yarımlığını hissettiriyor, devam kitabı Memo da daha kapsamlı ve sayfa sayısı daha çok olduğu için daha derin konulara gireceğimi, zamanın Kürt halkının daha çok sesini duyacağımı düşünüyorum.

Köy romanlarında olan haksız, güçlünün güçlüyü ezdiği düzen, sömürülen ve hakkı yenilen köylü ile kurtarıcı maddeleri Cemo’da da aktif olarak var ama kurtarıcı kısmı alışageldiğimizden biraz daha farklı. Memo’yu bilmiyorum ama en azından Cemo’da eline tüfeği alıp, omuzlarına fişekleri takıp dağa çıkıp ikinci maddeden ayrılıp birinciye maddeye olan başkaldırı yok. Önce halk hakkını devlet yoluyla arıyor, yeni gelen hükümet ile farklılık olacağını da biliyorlar, dağa çıkmanın kolay olmadığını ve çözümü kesin olarak getirmeyeceğini de biliyorlar. E boşuna Abdi Ağa gitti de Hamza gelmedi, 100 Abdi gider de 100 Hamza gelir, yine 100 Sorikoğlu gider de elbet yeni Sorikoğulları gelir. Memed demiyor muydu düzen değişmeli diye, işte Bilbaşar da hiç bu kısımlara yönelmeden düzenden ziyade bu düzene sebep olarak unsurları araştırıyor. Devlet konularına daha çok giriyor, halk da devletten daha çok umudunu bekleyerek devlet babolarından yardım bekleyerek sayfalarda yer arıyor.

https://www.youtube.com/watch?v=6qGMoRElBTE
140 syf.
·Beğendi·8/10
Değeri anlaşılmamış bir baş yapıt Denizin Çağrısı. Tek partili sistemin yetersizliğinde cahilliğe, kabalığa, kültürel ve ahlaksal yozlaşmaya kapılıp sürüklenen bir kasaba halkı ve bu buraya tayin istemiş hastalıklı yapıya sahip bir köy öğretmeni. Sıkılıp bunaldığı, etrafını saran sistemin dişlerinden kurtulmak için yeni bir adrese gece başlayan bir yolculuk..

Kemal Bilbaşar halkın diline hakimiyetini bu eserinde çok iyi kullanmış. Dönemin geri kalmış insanların, sözde eğitimli insanların yarattığı hoşnutsuz, tahammülsüz ortam gözlerinizin üzerine serilince sinirden geriliyorsunuz. Kendisinden farklı olana, sözde ahlaksızlığa yer veremeyen kadınlı erkekli ortaçağ batağında yaşayan halk, okuyucuya saç, baş yoldurtacak cinsten.

Öğretmenin yaşadığı, buhran , kabul edilmeme durumu, iç çekişme ve ortaya çıkan kaçınılmaz son....Eserde sevdiğim bir detayda yazarın mitojik öğeleri kullanması oldu. Kitabın yazıldığı dönem düşünülünce psikolojik yalnızlaşma alanında ilk eser gayet başarılı ve de kesinlikle okunmaya değer..
232 syf.
·2 günde·9/10
Doğu Anadolu Bölgesi ndeki insanların
yaşam tarzını ele alan Kemal Bilbaşar; ağa halk çatışmasını ve Cumhuriyetimizin
doğudaki sorunları çözmeye çalışmasını işlemiş, aynı zamanda Cumhuriyet dönemi yazarlarından olduğu için saf bir Türkçe ile duru bir dil kullanmıştır.
(şivelere hayran kaldığımı söylemeliyim.)
1967 Türk Dil Kurumu tarafından Roman Ödüllü
olan kitabımız -bence- okunmaya değer.
232 syf.
·Beğendi·10/10
Sımsıcak bir Anadolu romanı.Olaydan öte üslubu nefistir.Türkçenin güzelliği, Anadolu insanının güzelliğiyle birleşince adı "Cemo" olmuş.Okuyunuz ,okutunuz derim. :)
208 syf.
·Beğendi·6/10
1800 lü yılların sonun dan başlayıp Cumhuriyetin ilk yıllarına dek giden, bir ailenin yaşam süreci... Bu ailenin küçük kızı Bedia'nın yani Bedoş'un öğretmen olma tutkusundaki hedefe yönelme heyecanını anlatan kitap...
Bu kitapta dikkatimi çeken hususlardan bahsetmek isterim:
- Bir kere çok süslü akılda kalıcı ifadelerin olmadığı çok basit anlatımlı olması.
- Bu basitlik içinde zaman zaman bilhassa Bedoş'un diyaloglarında çocuk kitabı havası estirdiğini hissettiriyor.
- Kısmen de olsa, tarihsel süreç içinde dönemin önemli kesitlerinden bahsetmesi ama yüzeysel geçmiş olması.
- O gün ki azınlıkların ve çocukların konuşmalarını çok güzel yansıtması.
- Her bir şeyin şeker tadında, herkeslerin, hemen hemen her davranışı güzellik ve iyilik içinde olması. Hep mutlu sona ulaşacak ilişkiler olması.
İyi okumalar dileği ile...
184 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Bu kitap elimizdekilerle yetinmemizi öğretti keşke tüm dünyadakiler yonca kız gibi iyi ve yardımsever olsa ben bunu hepinize öneriyorum gelçek ten hoş bi hikaye ama babasının öldüğü kısım çok acıklıydı
232 syf.
·3 günde·8/10
Cumhuriyet'in ilk yillarini Doğu Anadolu insaninin gözünden aktaran bir eser.Eser birçok konuya değinmiş: Ağalık düzeni, aşiret töreleri, inançlar, yaşayış biçimi...
Eser Cano, Cemo ve Memo'nun etrafında gelişen olayları sade bir dille aktarıyor.
Kitabın en başında bir uyarı var. O uyarıya rağmen yine de şaşırdım. Anadolu insanının hayal gücünün gerçekten de ne kadar coşkun olduğunu görebiliyoruz.
192 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Yonca kız kitabını okurken acıma ve bazı yerlerde sevinme duygumu kontrol edemedim.Kitaba o kadar bağlandım ki sanki o hayatı ben yaşıyordum. Bu kitabın ilk bir kaç sayfasını okuduğumda aklıma bir olay gelmişti.olay şöyleydi: Ben ailemle memleketime gitmiştim.Kendimi bir an yalnız hissettim.Kocaman bir kayanın ucuna gidip manzarayı seyretmeye başladım.Sonra arkamda birinin olduğunu farkettim.Arkama baktım bir kız çocuğu heryeri toz içindeydi ama gözleri öyle hayat doluydu ki vücudu nasıl bir halde olursa olsun onun tatlılığını hiçbir şey gölgeleyemezdi.Yanıma geldi çok büyük biriymiş gibi üzülme dedi.Ona bir balon verdim öyle sevindi ki hayatımda balon için bu kadar sevinen biri görmemiştim.Sanki dünyalar onun olmuştu .Sonra beraber indik kayadan bir taç gördü o tacı sevdiği her halinden belliydi.Tacı aldı başına takacağını düşündüm.Çok yanlış düşünmüşüm.Tacı aldı ve sahibine verdi.Teşekkür beklemeden o da oyuna katıldı.Kendimİ kötü hissettim.Bir ağacın altına geçip ağladım.Niye ağladığımı hala bilmiyorum.Yonca kız romanını okudum herkese tavsiye ediyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Kemal Bilbaşar
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Çanakkale, 1910
Ölüm:
İstanbul, 21 Ocak 1983
1910 yılında Çanakkale'de doğan Bilbaşar, orta öğretimini 1929 yılında Edirne Öğretmen Okulu'nda tamamlamış, iki yıl ilkokul öğretmenliği yapmıştır. Yüksek öğretimini Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümünde tamamlamış, 1935 yılında mezun olmuştur. Aynı yılın resim-iş bölümü mezunlarından Bedia Bilge ile evlenmiş, İzmir'e yerleşmiştir. Hayatları boyunca biribirlerinden bir gün olsun ayrılmayan çiftin iki çocuğu olmuştur. Nazilli ve İzmir Karataş Ortaokullarında öğretmenlik yapan Bilbaşar 1961 yılında emekliye ayrılmış, bir süre siyasetle uğraştıktan sonra 1966'da İstanbul'a yerleşmiş, kendini tümüyle yazmaya vermiştir. Yazar 21 Ocak 1983'te ölmüştür.

Kemal Bilbaşar edebiyatla ilgilenmeye Gazi Eğitim Enstitüsü'nde başlamış, ilk öykülerini İzmir'de Cahit Tanyol ve İlhan İleri ile birlikte çıkardıkları Aramak dergisinde yayımlamıştır (1939). Bu dönemde Halkevlerinin açtığı öykü yarışmasında ilk ödülü kazanan yazar, 1945-1952 yılları hariç, sürekli öykü yayımlamış, radyo oyunları yazmış, pek çok gazete ve dergide öykü, roman ve makaleleri çıkmıştır. Tiyatro, senaryo ve ders kitapları da yazan Bilbaşar, 1961 den sonra daha çok roman türüne ağırlık vermiştir.

Aldığı Ödüller :

Bilbaşar 1939 yılında Budakoğlu öyküsüyle Ankara Halkevi Öykü yarışmasını, Cemo adlı romanıyla 1967 yılı Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü, 1970 yılında da Yeşil Gölge adlı romanıyla May Roman Ödülü'nü kazanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 32 okur beğendi.
  • 403 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 223 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları