Kemal Bilbaşar

Kemal Bilbaşar

YazarÇevirmen
8.3/10
106 Kişi
·
341
Okunma
·
25
Beğeni
·
2.549
Gösterim
Adı:
Kemal Bilbaşar
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Çanakkale, 1910
Ölüm:
İstanbul, 21 Ocak 1983
1910 yılında Çanakkale'de doğan Bilbaşar, orta öğretimini 1929 yılında Edirne Öğretmen Okulu'nda tamamlamış, iki yıl ilkokul öğretmenliği yapmıştır. Yüksek öğretimini Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümünde tamamlamış, 1935 yılında mezun olmuştur. Aynı yılın resim-iş bölümü mezunlarından Bedia Bilge ile evlenmiş, İzmir'e yerleşmiştir. Hayatları boyunca biribirlerinden bir gün olsun ayrılmayan çiftin iki çocuğu olmuştur. Nazilli ve İzmir Karataş Ortaokullarında öğretmenlik yapan Bilbaşar 1961 yılında emekliye ayrılmış, bir süre siyasetle uğraştıktan sonra 1966'da İstanbul'a yerleşmiş, kendini tümüyle yazmaya vermiştir. Yazar 21 Ocak 1983'te ölmüştür.

Kemal Bilbaşar edebiyatla ilgilenmeye Gazi Eğitim Enstitüsü'nde başlamış, ilk öykülerini İzmir'de Cahit Tanyol ve İlhan İleri ile birlikte çıkardıkları Aramak dergisinde yayımlamıştır (1939). Bu dönemde Halkevlerinin açtığı öykü yarışmasında ilk ödülü kazanan yazar, 1945-1952 yılları hariç, sürekli öykü yayımlamış, radyo oyunları yazmış, pek çok gazete ve dergide öykü, roman ve makaleleri çıkmıştır. Tiyatro, senaryo ve ders kitapları da yazan Bilbaşar, 1961 den sonra daha çok roman türüne ağırlık vermiştir.

Aldığı Ödüller :

Bilbaşar 1939 yılında Budakoğlu öyküsüyle Ankara Halkevi Öykü yarışmasını, Cemo adlı romanıyla 1967 yılı Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü, 1970 yılında da Yeşil Gölge adlı romanıyla May Roman Ödülü'nü kazanmıştır.
Töre'nin adı batsın. Mal yabana gitmesin diye, anası gibi sevdiği, saydığı kadın, bıyığı yeni terlemiş ere avrat eden töreye töre mi derim ben? Dedesi yaşında, sakalı göbeğinde bir ere 12 sindeki kızı avrat eden töre yere batsın.
Kemal Bilbaşar
Sayfa 84 - Evren Yayınları - 1966
Törenin adı batsın.Mal yabana gitmesin deyi, anası gibi sevdiği, saydığı kadını, bıyığı yeni terlemiş ere avrat eden töreye töre mi derim ben?
Kemal Bilbaşar
Sayfa 87 - Can Yayınları
Oysa ben kızımı para ile satmaya niyetli değildim.Para benim neme gerek. Para ile satılan bura kızları gibi, ömrü boyunca beğenmediği bir herifin kulu olmasına gönlüm razı değildi.
Kemal Bilbaşar
Sayfa 25 - Can Yayınları
Yaşlılık maskaralık, demişler. İnsanın son nefesinde ağzına bir damla su akıtacak candan bir yakını olmalıydı.
Kemal Bilbaşar
Sayfa 78 - Can Yayınları 34.Basım Şubat 2017
Cumhuriyet dönemi Türkiyesine ışık tutmuş, Şiirsel anlatımı ve destansı konusuyla 1967 Türk Dil Kurumu Roman Ödülünü sonuna kadar hak etmiş çok özel ve güzel bir kitaptır.
Türkan Şoray ın oynamış olduğu bir filmi de vardır ancak kitap çok daha detaylı anlattığı için insanı çok etkiliyor.
Nereden başlıyacağımı veya ilk olarak kitapta hoşlandığım hangi bölümlerinden bahsedeceğim hakkında hiç bir fikrim yok. Ama şunu biliyorum ki bu kitap benim duygularımı değiştirdi. Nasıl mı diyeceksiniz.
Şöyle, örneğin Yonca Kızın bir bebek uğruna saçlarının kesilmesi. Kitapta Yonca Kızın saçlarının kesildiği sıra benim da saçlarımın kesildiğini hissettim. Ki bu çok üzücü bir durum. Ayrıca, bununla yatinmeyip, Yonca Kızın kaçırılmasına neden olan kişinin İbrahim Bey olduğunu öğrendim ve bu sırada kitabın şokunu yaşadığımı fark ettim. Çünkü Yonca Kızın kaçırıldığı esnada ona vurulan her kırbaç darbesi benim de canımı yakıyordu. Bu kitaptan anladığım ve hayatıma geçirmek istediğin hususlar ise şöyledir : " İyi insanlar iyiki varlar ve yaşamımız boyunca Yonca Kız gibi cesur ve sırtımızda taşıdığımiz yüklere karşı dik durmalıyız, dertlere boyun eğmemeliyiz."
Öncelikle kitaba nereden başlıyacağımı bilmiyorum .Ama bu kitabta tek bir şey biliyorum oda yonca kızın beni aşırı derecede etkilediği. Yonca kız kale kasabasında yaşıyor. babası iş aramak için izmire gidiyor izmirde iş buluncada yonca kızı ve annesi goncayı alıp izmire götürüyor.babası izmirde kapıcılık yapıyor .annesi ise konakta mutfak işlerine bakıyor. Beni bu hikayede bu kadar etkileyen şey ise,yaşamın zorlukları karşısında yonca kızın her şeye rağmen dirençli olması.zorluklar karşısında boynunu eğmemesi.anne ve babalarımızın değerini bilmeliyiz.onlar ne derse yapmalıyız.bu hikayede de yonca kızın anne ve babasının işleri kötü olsada genede sabretti.bizlerde sabredersek eminim istediğimiz her şeyi yapabiliz. Bu kitabı çok sevdim emin olun sizlerinde duygunuzu hayata bakış açınızı değiştirecektir sizlere okumanızı tavsiye ediyorum.
Değeri anlaşılmamış bir baş yapıt Denizin Çağrısı. Tek partili sistemin yetersizliğinde cahilliğe, kabalığa, kültürel ve ahlaksal yozlaşmaya kapılıp sürüklenen bir kasaba halkı ve bu buraya tayin istemiş hastalıklı yapıya sahip bir köy öğretmeni. Sıkılıp bunaldığı, etrafını saran sistemin dişlerinden kurtulmak için yeni bir adrese gece başlayan bir yolculuk..

Kemal Bilbaşar halkın diline hakimiyetini bu eserinde çok iyi kullanmış. Dönemin geri kalmış insanların, sözde eğitimli insanların yarattığı hoşnutsuz, tahammülsüz ortam gözlerinizin üzerine serilince sinirden geriliyorsunuz. Kendisinden farklı olana, sözde ahlaksızlığa yer veremeyen kadınlı erkekli ortaçağ batağında yaşayan halk, okuyucuya saç, baş yoldurtacak cinsten.

Öğretmenin yaşadığı, buhran , kabul edilmeme durumu, iç çekişme ve ortaya çıkan kaçınılmaz son....Eserde sevdiğim bir detayda yazarın mitojik öğeleri kullanması oldu. Kitabın yazıldığı dönem düşünülünce psikolojik yalnızlaşma alanında ilk eser gayet başarılı ve de kesinlikle okunmaya değer..
Doğu Anadolu Bölgesi ndeki insanların
yaşam tarzını ele alan Kemal Bilbaşar; ağa halk çatışmasını ve Cumhuriyetimizin
doğudaki sorunları çözmeye çalışmasını işlemiş, aynı zamanda Cumhuriyet dönemi yazarlarından olduğu için saf bir Türkçe ile duru bir dil kullanmıştır.
(şivelere hayran kaldığımı söylemeliyim.)
1967 Türk Dil Kurumu tarafından Roman Ödüllü
olan kitabımız -bence- okunmaya değer.
Sımsıcak bir Anadolu romanı.Olaydan öte üslubu nefistir.Türkçenin güzelliği, Anadolu insanının güzelliğiyle birleşince adı "Cemo" olmuş.Okuyunuz ,okutunuz derim. :)
1800 lü yılların sonun dan başlayıp Cumhuriyetin ilk yıllarına dek giden, bir ailenin yaşam süreci... Bu ailenin küçük kızı Bedia'nın yani Bedoş'un öğretmen olma tutkusundaki hedefe yönelme heyecanını anlatan kitap...
Bu kitapta dikkatimi çeken hususlardan bahsetmek isterim:
- Bir kere çok süslü akılda kalıcı ifadelerin olmadığı çok basit anlatımlı olması.
- Bu basitlik içinde zaman zaman bilhassa Bedoş'un diyaloglarında çocuk kitabı havası estirdiğini hissettiriyor.
- Kısmen de olsa, tarihsel süreç içinde dönemin önemli kesitlerinden bahsetmesi ama yüzeysel geçmiş olması.
- O gün ki azınlıkların ve çocukların konuşmalarını çok güzel yansıtması.
- Her bir şeyin şeker tadında, herkeslerin, hemen hemen her davranışı güzellik ve iyilik içinde olması. Hep mutlu sona ulaşacak ilişkiler olması.
İyi okumalar dileği ile...
Bu kitap elimizdekilerle yetinmemizi öğretti keşke tüm dünyadakiler yonca kız gibi iyi ve yardımsever olsa ben bunu hepinize öneriyorum gelçek ten hoş bi hikaye ama babasının öldüğü kısım çok acıklıydı
Yonca kız kitabını okurken acıma ve bazı yerlerde sevinme duygumu kontrol edemedim.Kitaba o kadar bağlandım ki sanki o hayatı ben yaşıyordum. Bu kitabın ilk bir kaç sayfasını okuduğumda aklıma bir olay gelmişti.olay şöyleydi: Ben ailemle memleketime gitmiştim.Kendimi bir an yalnız hissettim.Kocaman bir kayanın ucuna gidip manzarayı seyretmeye başladım.Sonra arkamda birinin olduğunu farkettim.Arkama baktım bir kız çocuğu heryeri toz içindeydi ama gözleri öyle hayat doluydu ki vücudu nasıl bir halde olursa olsun onun tatlılığını hiçbir şey gölgeleyemezdi.Yanıma geldi çok büyük biriymiş gibi üzülme dedi.Ona bir balon verdim öyle sevindi ki hayatımda balon için bu kadar sevinen biri görmemiştim.Sanki dünyalar onun olmuştu .Sonra beraber indik kayadan bir taç gördü o tacı sevdiği her halinden belliydi.Tacı aldı başına takacağını düşündüm.Çok yanlış düşünmüşüm.Tacı aldı ve sahibine verdi.Teşekkür beklemeden o da oyuna katıldı.Kendimİ kötü hissettim.Bir ağacın altına geçip ağladım.Niye ağladığımı hala bilmiyorum.Yonca kız romanını okudum herkese tavsiye ediyorum.
Cumhuriyet'in ilk yillarini Doğu Anadolu insaninin gözünden aktaran bir eser.Eser birçok konuya değinmiş: Ağalık düzeni, aşiret töreleri, inançlar, yaşayış biçimi...
Eser Cano, Cemo ve Memo'nun etrafında gelişen olayları sade bir dille aktarıyor.
Kitabın en başında bir uyarı var. O uyarıya rağmen yine de şaşırdım. Anadolu insanının hayal gücünün gerçekten de ne kadar coşkun olduğunu görebiliyoruz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Kemal Bilbaşar
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Çanakkale, 1910
Ölüm:
İstanbul, 21 Ocak 1983
1910 yılında Çanakkale'de doğan Bilbaşar, orta öğretimini 1929 yılında Edirne Öğretmen Okulu'nda tamamlamış, iki yıl ilkokul öğretmenliği yapmıştır. Yüksek öğretimini Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümünde tamamlamış, 1935 yılında mezun olmuştur. Aynı yılın resim-iş bölümü mezunlarından Bedia Bilge ile evlenmiş, İzmir'e yerleşmiştir. Hayatları boyunca biribirlerinden bir gün olsun ayrılmayan çiftin iki çocuğu olmuştur. Nazilli ve İzmir Karataş Ortaokullarında öğretmenlik yapan Bilbaşar 1961 yılında emekliye ayrılmış, bir süre siyasetle uğraştıktan sonra 1966'da İstanbul'a yerleşmiş, kendini tümüyle yazmaya vermiştir. Yazar 21 Ocak 1983'te ölmüştür.

Kemal Bilbaşar edebiyatla ilgilenmeye Gazi Eğitim Enstitüsü'nde başlamış, ilk öykülerini İzmir'de Cahit Tanyol ve İlhan İleri ile birlikte çıkardıkları Aramak dergisinde yayımlamıştır (1939). Bu dönemde Halkevlerinin açtığı öykü yarışmasında ilk ödülü kazanan yazar, 1945-1952 yılları hariç, sürekli öykü yayımlamış, radyo oyunları yazmış, pek çok gazete ve dergide öykü, roman ve makaleleri çıkmıştır. Tiyatro, senaryo ve ders kitapları da yazan Bilbaşar, 1961 den sonra daha çok roman türüne ağırlık vermiştir.

Aldığı Ödüller :

Bilbaşar 1939 yılında Budakoğlu öyküsüyle Ankara Halkevi Öykü yarışmasını, Cemo adlı romanıyla 1967 yılı Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü, 1970 yılında da Yeşil Gölge adlı romanıyla May Roman Ödülü'nü kazanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 25 okur beğendi.
  • 341 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 207 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları