Kemal Bilbaşar

Kemal Bilbaşar

YazarÇevirmen
8.2/10
440 Kişi
·
1.596
Okunma
·
102
Beğeni
·
4.442
Gösterim
Adı:
Kemal Bilbaşar
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Çanakkale, 1910
Ölüm:
İstanbul, 21 Ocak 1983
1910 yılında Çanakkale'de doğan Bilbaşar, orta öğretimini 1929 yılında Edirne Öğretmen Okulu'nda tamamlamış, iki yıl ilkokul öğretmenliği yapmıştır. Yüksek öğretimini Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümünde tamamlamış, 1935 yılında mezun olmuştur. Aynı yılın resim-iş bölümü mezunlarından Bedia Bilge ile evlenmiş, İzmir'e yerleşmiştir. Hayatları boyunca biribirlerinden bir gün olsun ayrılmayan çiftin iki çocuğu olmuştur. Nazilli ve İzmir Karataş Ortaokullarında öğretmenlik yapan Bilbaşar 1961 yılında emekliye ayrılmış, bir süre siyasetle uğraştıktan sonra 1966'da İstanbul'a yerleşmiş, kendini tümüyle yazmaya vermiştir. Yazar 21 Ocak 1983'te ölmüştür.

Kemal Bilbaşar edebiyatla ilgilenmeye Gazi Eğitim Enstitüsü'nde başlamış, ilk öykülerini İzmir'de Cahit Tanyol ve İlhan İleri ile birlikte çıkardıkları Aramak dergisinde yayımlamıştır (1939). Bu dönemde Halkevlerinin açtığı öykü yarışmasında ilk ödülü kazanan yazar, 1945-1952 yılları hariç, sürekli öykü yayımlamış, radyo oyunları yazmış, pek çok gazete ve dergide öykü, roman ve makaleleri çıkmıştır. Tiyatro, senaryo ve ders kitapları da yazan Bilbaşar, 1961 den sonra daha çok roman türüne ağırlık vermiştir.

Aldığı Ödüller :

Bilbaşar 1939 yılında Budakoğlu öyküsüyle Ankara Halkevi Öykü yarışmasını, Cemo adlı romanıyla 1967 yılı Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü, 1970 yılında da Yeşil Gölge adlı romanıyla May Roman Ödülü'nü kazanmıştır.
Gökteki yıldızı Senem mi sandın
Sevip ayrılmayı hüner mi sandın
Beni bu sevdadan döner mi sandın
Felek beni taşa çaldı neyleyim?
Kemal Bilbaşar
Sayfa 55 - Can Yayınları
Sen elinin, dilinin hünerine bak.Hünerli kişi ne birine kul olur, ne birini kendine kul eder.Has ağalık budur.
Kemal Bilbaşar
Sayfa 46 - Can Yayınları
Töre'nin adı batsın. Mal yabana gitmesin diye, anası gibi sevdiği, saydığı kadın, bıyığı yeni terlemiş ere avrat eden töreye töre mi derim ben? Dedesi yaşında, sakalı göbeğinde bir ere 12 sindeki kızı avrat eden töre yere batsın.
Kemal Bilbaşar
Sayfa 84 - Evren Yayınları - 1966
Ben deliyim.. Hey insanlar! Ben zırdeliyim! Niye korkuyorsunuz? Birbirinin sıcaklığında ve kokusunda güvenlik bulan hayvanlar! Sizin içinizde de benim gibi zavallı deliler yok mu?
Sen kendi kendinden kaçmak isteğini hiç duyar mısın dostum? Güzel elbiselerin, iyi yemeklerin, aşkların, güneşlerin ve mavi denizlerin avutamadığı suratsız bir cadıdan kaçmak ister gibi, kendinden uzaklaşmak arzusunu duydun mu hiç?
232 syf.
·10/10 puan
Cumhuriyet dönemi Türkiyesine ışık tutmuş, Şiirsel anlatımı ve destansı konusuyla 1967 Türk Dil Kurumu Roman Ödülünü sonuna kadar hak etmiş çok özel ve güzel bir kitaptır.
Türkan Şoray ın oynamış olduğu bir filmi de vardır ancak kitap çok daha detaylı anlattığı için insanı çok etkiliyor.
211 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitabı, Kemal Bilbaşar 1963 yılında yazmıştır.Gerçekçi romanın öncülerinden olan yazarımız, bu kitabında da ağa,şıh,maraba,şeyh,köylü ilişkisini ve bu düzenin getirdiği bozuklukları anlatıyor.Kibar Feyzo canlandı gözümde kitabı okurken.Sizinde çoğu karşılıklı sohbette kitabı okurken bu filmin sahneleri gözünüz önüne gelecek.Kitapta 3 ana karakter vardır.Bunlar Cemo,babası Cano ve eşi Memo'dur.Doğu Anadolu'daki sosyal sınıf ayrımını anlatır.Ayrıca kitap 1967 yılında TDK Roman Ödülü almış ve 100 temel eserden biridir.Kitapta benim en çok hoşuma giden kısım Kemal Paşa(Atatürk) ve Şeyh Sayıtlı(Şeyh Sait) gibi gerçek kişilerin geçiyor olmasıydı.Yazar, olması yüksek ihtimalli bir konunun kitabını yazmış anlayacağınız Cemo'da.Kitapta kadın erkek ilişkileri de çok güzel anlatılmış.Cemo'nun babası Cano'nun o bölgede herkes çocuğunu parayla satılmasına alışılmış bir dönemde,benim kızım sevdiğine,beğendiğine,hakedene,güçlü olana gidecek demesi çok hoşuma gitti.Ayrıca Atatürk'ün ağalık sistemini bozmasının ne kadar doğru olduğunu da gösteriyor kitap.Devlet içinde devletler olmuş bir düzende yaşamanın sıkıntılarından da bahsediyor.Kitapta aşk var,intikam var,gerçek bir olay var(Şeyh Sait İsyanı),sistem eleştirisi var,drama var,köy hayatı var.Kısaca aradığınız birçok konu var.Yazar ayrıca kitabı o bölgenin yöresel ağzıyla yazmış.Örneğin; abukat:avukat gibi.Beğeneceğinizi düşünüyorum.Puanım 9.
228 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
Birçok yazar ile geç tanıştım bu zamana kadar ve hemen hemen hepsinde de bu kadar geç tanışmamda kendime içten içten sitem ettim; kendilerini biliyor olmasına biliyordum ama sadece kitaplarını okumamış kalemleri ile tanışmamıştım ama bir Kemal Bilbaşar var ki çok değil bundan 2 – 3 sene öncesine kadar değil kitaplarını okumak daha kendisini bile tanımıyordum. Hiç mi bir edebiyat listesinde yer almaz yazar olarak (ya da dikkatimi çekmez), hiç mi kitapları okunacak Türk romanları kategorilerinde yer almaz, bırakın bunları okul hayatımda bile hiçbir edebiyat dersinde adını duymadım. Şans eseri alışveriş sitesinde Türk romanlarına bakarken karşıma çıktı da bu şekil ancak tanıyabildim. Hayatını, başarılarını okuyorum, romanını da okudum böyle adı filan duyulmayacak bir yazar da değil, altın harflerle adı yazılacak bir yazar. Cemo’ya her şeyden önce bayıldım, Kürt şivesi ya da doğunun şivesi diyeyim ancak bu kadar başarılı bir şekilde kâğıda geçirilebilir, yöre ağzını en güzel kullanan romanların başında geliyor diyebilirim. Köy hayatı, kişilerin örfleri ve adetleri, etnik çatışmaları veya inançları ancak bu kadar güzel verilebilir. Okurken ister istemez Doğu insanının şivesini fark edeceksiniz ki başarılı bir şekilde gırtlağınızdan çıkıyor olacak. Kelimelerin yazılışları kadar bunda cümlelerin kuruluş biçimleri, fiillerin kullanımları da aktif olduğu için okurken hiçbir şekilde, değil cümlede herhangi bir kelimede bile en ufak tökezleme olmayacak. Çanakkaleli olup da farklı bir yörenin ağzını bu derece güzel ve hatasız kullanmak hafife alınmayacak bir özellik, bununla beraber romanın akıcı bir dille yazılmış olması da romanın güzelliğini ve kalitesini daha da arttırıyor.

Cemo, arka kapakta da yazdığı gibi kömür gözleri ocak alevi gibi yanan, kara saçları gök ışıltıları taşıyan, çatıldığında ise hançere dönüşen kaşları ile yürek yakan güzelliğini, kişiliğini, duruşunu ve onurunu hissettirebilen bir karakter. Güzel, naif ve ama bir o kadar da babası Cano tarafından savaşçı ve yırtıcı olarak yetiştirilmiş. Fazla aktif olmasa da romanın içinde Cemo’nun kişiliği aslında romanın kendisi diyebiliriz. Cemo’nun masumluğu var köy halkında, Cemo’nun temizliği var ve yine Cemo’nu başkaldırısı, onurlu duruşu var. Kitap cumhuriyetin ilk yıllarında geçiyor ve alışageldiğimiz şekilde toplumsal gerçekleri konu edinen bir köy romanı. Ağalık düzeni ile köylülerin ve ağaların, şıhların çatışmasını konu ediyor; ama sadece nasıl desem İnce Memed gibi ağa ile köylünün ve dağa çıkanın hikâyesi değil de kişileri veya devleti eleştirmekten ziyade daha çok olayların oluş sebeplerine yoğunlaşıyor. Yarbay, kaymakam ve Memo’nun komutanı da bu durum için güzel bir örnek teşkil ediyor; ama benim için romanın esas dikkat çeken özelliği bilmiyorum başka bir örneği var mı yok sanırım ama cumhuriyet tarihindeki önemli belki de en önemli konulara parmak basması. Öncelikle Dersim olaylarının romanın konusunda baş etken olması, bununla beraber karakterlere fikirler verip konuşturması, devletle, yeni hükümete, Gazi Paşa’ya sadakatlarını sunan Kürt köylüsünün çektiklerini ve kandırılmalarını ve bunların sonucunda kabul etmeyip, bir nevi öfkelenip baş kaldırmalarını ve isyanlarını anlatıyor. 210 sayfanın içinde de dolu dolu veriyor bunları bize Kemal Bilbaşar, ne bir şeyi eksik anlatıyor ne de bir şeyin yarımlığını hissettiriyor, devam kitabı Memo da daha kapsamlı ve sayfa sayısı daha çok olduğu için daha derin konulara gireceğimi, zamanın Kürt halkının daha çok sesini duyacağımı düşünüyorum.

Köy romanlarında olan haksız, güçlünün güçlüyü ezdiği düzen, sömürülen ve hakkı yenilen köylü ile kurtarıcı maddeleri Cemo’da da aktif olarak var ama kurtarıcı kısmı alışageldiğimizden biraz daha farklı. Memo’yu bilmiyorum ama en azından Cemo’da eline tüfeği alıp, omuzlarına fişekleri takıp dağa çıkıp ikinci maddeden ayrılıp birinciye maddeye olan başkaldırı yok. Önce halk hakkını devlet yoluyla arıyor, yeni gelen hükümet ile farklılık olacağını da biliyorlar, dağa çıkmanın kolay olmadığını ve çözümü kesin olarak getirmeyeceğini de biliyorlar. E boşuna Abdi Ağa gitti de Hamza gelmedi, 100 Abdi gider de 100 Hamza gelir, yine 100 Sorikoğlu gider de elbet yeni Sorikoğulları gelir. Memed demiyor muydu düzen değişmeli diye, işte Bilbaşar da hiç bu kısımlara yönelmeden düzenden ziyade bu düzene sebep olarak unsurları araştırıyor. Devlet konularına daha çok giriyor, halk da devletten daha çok umudunu bekleyerek devlet babolarından yardım bekleyerek sayfalarda yer arıyor.

https://www.youtube.com/watch?v=6qGMoRElBTE
192 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Nereden başlıyacağımı veya ilk olarak kitapta hoşlandığım hangi bölümlerinden bahsedeceğim hakkında hiç bir fikrim yok. Ama şunu biliyorum ki bu kitap benim duygularımı değiştirdi. Nasıl mı diyeceksiniz.
Şöyle, örneğin Yonca Kızın bir bebek uğruna saçlarının kesilmesi. Kitapta Yonca Kızın saçlarının kesildiği sıra benim da saçlarımın kesildiğini hissettim. Ki bu çok üzücü bir durum. Ayrıca, bununla yatinmeyip, Yonca Kızın kaçırılmasına neden olan kişinin İbrahim Bey olduğunu öğrendim ve bu sırada kitabın şokunu yaşadığımı fark ettim. Çünkü Yonca Kızın kaçırıldığı esnada ona vurulan her kırbaç darbesi benim de canımı yakıyordu. Bu kitaptan anladığım ve hayatıma geçirmek istediğin hususlar ise şöyledir : " İyi insanlar iyiki varlar ve yaşamımız boyunca Yonca Kız gibi cesur ve sırtımızda taşıdığımiz yüklere karşı dik durmalıyız, dertlere boyun eğmemeliyiz."
216 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Genelde kitap isimleri hep ilgimi çekmiştir.Keza bu kitapta da öyle oldu.Kemal Bilbaşar ilk kez okuyorum ama yerli halkın dilini öyle ustaca kullanmış ki hayranlıkla okudum.
Kitap da ağalık rejimine atıfta bulunulmuş, hiç bir ağanın iyi olmayacağı, ağalığın ağa ve aşiretinden başka kimseye fayda getirmeyeceği anlatılmıştır.Şıh Sayıt(Şeyh Said) isyanı, Dersim olayları, Cumhuriyet rejimi ile halkın can ve mal güvenliğinin devlet eliyle sağlanması, hala da devam eden hükümet adamlarının o dolmak bilmeyen heybelerini fakir-fukara halka karşı ağaların sakalını sıvazlayarak doldurmaya çalıştıkları yine merdin yerine namerdin yanında yer aldıkları konu edilmiştir.
Hayatlarının her zerresini ağalarına kulluk ve hizmet etmekle geçiren tabiri caizse boğaz tokluğuna çalışan ama yine tabiri caizse kıçındaki dona kadar ağasına borçlu olan, halkın efendisi ama ağasina köle olan köylünün içler acısı dramı anlatılmıştır. Töre gelenek-görenek ve hep birilerine mal biçilen kadın.Yeni rejim eski rejim çatışması.Eeee insan olurda aşk olmamı.Dünya'ya öksüz gelen, Cano ile Kevi' nin dölü Cemo, Çıngırakçı yiğit Memo bir de kaderi zulüm olan Senem.Kaderin cilvesi.Onlar aşk üçgeninde döne dursun biz halkın arasına karışalım.
O kadar içten ve güzel anlatılmış ki kimi vakit Memo'nun yaptığı çıngırakların sesi geldi kulağıma kimi vakit Cemo ile dağda keklik gibi sektim, kimi zamanda bahtsız Senemle oturup ağlaştım.Ayrıca aynı adla sinemaya uyarlanan bu eserde başrolleri Fikret Kuşkan ve Türkan Şoray paylaşıyor.Çocukluk yıllarında izlediğim bu film aklımın bir köşesinde kalmış olacak ki kitabı okumaya başlar başlamaz tanıdık geldi bu hikaye.İçinizi ısıtacak ama bir okadar da yürek burkan bir hikaye.Nezaman ki birilerine kulluk etmeyi bırakır biat atmekten vazgeçeriz ancak ozaman huzur buluruz sevgili okur.Kitaplarla kalın sevgili okur.
240 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Kemal Sunal'ın 'Doktor Civanım' filmi aklıma geldi hemen ... o yılların köy yaşamını, şartlarını, konuşma biçimini gayet güzel bir biçimde yansıtmış yazar.
228 syf.
·31 günde·Beğendi·7/10 puan
Neden bu kadar okunmadığını anlayamadığım bir roman daha. Günümüz basit romanları okumak yerine daha çok değer verilmesi gereken üstüne düşülmedikçe sanırım bu geri kalmışlık hepimizi sarıcak. Peki neden okunmalı bu kitap ?

Okuduktan sonra ufak çaplı bir araştırma yaparak bu şekilde yazmak daha kıymetli geliyor bana. Öncelikle bu romanın konusu köy ve devlet çatışması. Fakat özellikle üzerinde durulması gereken kişi Cemo. Bir kadın. Evet bir kadının ismi romana değer veren. Bana sorarsanız sitemizde mevcut feminzm baskınlığı olduğunu düşünürsek ilk önce onların dikkatini çekmek isterim.

Kemal Bilbaşar kitabı yazmaya şu şekilde karar veriyor. 1937 yılında yedek subay olarak katıldığı Dersim isyanı sırasında Doğu Anadolu ve halkını yakından tanıma şansını bulmuş. Sonrasında bu kitabı okuyabilme fırsatını elde ediyoruz. Aynı zaman da Dersim isyanı sırasında halka daha yumuşak davranılması gerektiğini öne sürmüştür.

Kitabın konusuna gelirsek tamda bu şekilde ilerliyor. Cano yiğit bir adamdır. Güzeller güzeli Kevi’ye kendini kaptırıp onu kaçırır. Kevi’den doğan kızını, Cemo’yu erkek gibi yetişitirir. Köylü erkekler Cemo’ya erişme fırsatı bile bulamazlar. Ağalık düzenine karşı çıkan Cano. Kızını sevdiği erkekle evlendirmeye niyetindedir. Zaten ana konusuda burda başlıyor.Cemo’ya kafayı takan Sorikoğlu. Ki bu herifi hiç sevmedim. Zorla sahiplenme ve töre geleneğince istemektedir. Erdemli yetişen Cemo Sorikoğlu’nun hakkından gelebilecek tek kişi ve tek kadındır. Geride kalanlar ise köylünün ağalık düzenden kurtulmaya çalışıp Atatürk’ün Türkiye’sinde kendilerine toprak verilmesi ve bunu korumaya çalışmalarını anlatıyor. Serüven daha da uzun fakat anlatıp tadını kaçırmak istemiyorum.

Kitabın filmini de çekmişler fakat ben izleme fırsatı daha bulamadım. Çok severek okudum. Umarım değeri bilinir.
140 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Uyumsuz, yabancılaşmış insanın anlatıldığı güzel bir eser. 1941 yılında yazılan kitap, Türk edebiyatında, psikolojik yabancılaşma konusunu işleyen ilk roman kabul ediliyor. Kemal Bilbaşar yarattığı karakterin ruh halini, psikolojik yapısını oldukça etkileyici ve ayrıntılı bir anlatımla sunuyor. Küçük bir kasabada öğretmenlik yaparken, kasaba doktorunun tavsiyesiyle, geçirdiği beş yıllık bunalımdan, tekdüze hayattan kurtulmak, kafa dağıtmak, insan içine karışmak, dinlenmek için yaz tatilinde İzmir'e yerleşen bir öğretmenin, varoluş sancıları, çelişkileri anlatılıyor. Yazar toplumsal gerçekçi eserleriyle bilindiği için, bu kitabın da o türde yazılmış eserlerden olduğunu düşünmüştüm. Fakat Denizin Çağırışı'nda bambaşka bir konu ele alınmış. Yazarın, modern dünyanın hastalığı olan yabancılaşma konusunu yıllar önce ele alışına ne kadar şaşırdıysam, bu kadar başarılı bir eserin az bilinmesi ve az okunmasına da o kadar şaşırdım. İyi okumalar...
208 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Kemal Bilbaşar belki de birçoğumuzun ismini bile duymadığı önemli yazarlarımızdan. İlk defa onu Bedoş isimli bu kitabıyla tanıdım ve kalemini gerçekten çok sevdim. Yazarımıza bir şans verip Bedoş kitabını gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Kemal Bilbaşar
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Çanakkale, 1910
Ölüm:
İstanbul, 21 Ocak 1983
1910 yılında Çanakkale'de doğan Bilbaşar, orta öğretimini 1929 yılında Edirne Öğretmen Okulu'nda tamamlamış, iki yıl ilkokul öğretmenliği yapmıştır. Yüksek öğretimini Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümünde tamamlamış, 1935 yılında mezun olmuştur. Aynı yılın resim-iş bölümü mezunlarından Bedia Bilge ile evlenmiş, İzmir'e yerleşmiştir. Hayatları boyunca biribirlerinden bir gün olsun ayrılmayan çiftin iki çocuğu olmuştur. Nazilli ve İzmir Karataş Ortaokullarında öğretmenlik yapan Bilbaşar 1961 yılında emekliye ayrılmış, bir süre siyasetle uğraştıktan sonra 1966'da İstanbul'a yerleşmiş, kendini tümüyle yazmaya vermiştir. Yazar 21 Ocak 1983'te ölmüştür.

Kemal Bilbaşar edebiyatla ilgilenmeye Gazi Eğitim Enstitüsü'nde başlamış, ilk öykülerini İzmir'de Cahit Tanyol ve İlhan İleri ile birlikte çıkardıkları Aramak dergisinde yayımlamıştır (1939). Bu dönemde Halkevlerinin açtığı öykü yarışmasında ilk ödülü kazanan yazar, 1945-1952 yılları hariç, sürekli öykü yayımlamış, radyo oyunları yazmış, pek çok gazete ve dergide öykü, roman ve makaleleri çıkmıştır. Tiyatro, senaryo ve ders kitapları da yazan Bilbaşar, 1961 den sonra daha çok roman türüne ağırlık vermiştir.

Aldığı Ödüller :

Bilbaşar 1939 yılında Budakoğlu öyküsüyle Ankara Halkevi Öykü yarışmasını, Cemo adlı romanıyla 1967 yılı Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü, 1970 yılında da Yeşil Gölge adlı romanıyla May Roman Ödülü'nü kazanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 102 okur beğendi.
  • 1.596 okur okudu.
  • 23 okur okuyor.
  • 634 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları