Özdemir İnce

Özdemir İnce

YazarDerleyenÇevirmen
8.6/10
32,3bin Kişi
·
122,6bin
Okunma
·
191
Beğeni
·
13,2bin
Gösterim
Adı:
Özdemir İnce
Unvan:
Türk Şair, Yazar, Gazeteci.
Doğum:
Mersin, 1936
1956'da Mersin Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne devam etti. 1960'ta Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nü bitirdi. Bir yıl Sandıklı Ortaokulu'nda öğretmenlik yaptıktan sonra Yedeksubaylık hizmetini İzmir-Bornova 57. Er Eğitim Tugayı'nda yaptı. Ardından, Aydın Lisesi'nde öğretmenlik yaparken Fransız hükümetinin açtığı sınavı kazanarak 1965-1966 yıllarında Paris'te Sorbonne Üniversitesi’e bağlı ["Institut des Professeurs de français à l'Etranger"]de çağdaş Fransız dili ve edebiyatı ile ["Institut de phonétique"]te fonetik (sesbilim) okudu. Yurda dönüşünde Aydın ve Muğla liselerinde öğretmen olarak çalıştı. 1969’da TRT’ye girdi. 1982’de kurumdan emekli oluncaya kadar Dış Haberler Müdürlüğü'nde çevirmen, televizyonda metin yazarı, Öndenetim ve Redaksiyon Müdürü, Program ve Yayın Planlama Müdürü, Genel Müdürlük Müşaviri ve Uzman olarak çalıştı. 1982-1989 yılları arasında çeviri yaparak hayatını kazandı. 1989-2000 yılları arasında Can Yayınları'nda editör, Telos Yayınları'nda editör ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. 14 Ocak 2001'de köşe yazarlığına başladığı Hürriyet Gazetesi'nden 1 Nisan 2012'de ayrılmıştır.23 Nisan 2012'den itibaren Aydınlık gazetesinde yazılarını sürdürmektedir.
İlk şiiri 1954'te "Kaynak" dergisinde yayınlandı. Pazar Postası, Türk Dili, a, Değişim, Dost, Şiir Sanatı, Papirüs, Soyut, Türkiye Yazıları, Milliyet Sanat, Yusufçuk, Adam Sanat gibi dergilerde yayınlanan şiirleriyle tanındı. Şiir üzerine kuramsal yazılar ve değişik konularda denemeler, eleştirel denemeler yazdı.
Şiirleri, Fransızca (4), Yunanca (2), Bulgarca (4), İtalyanca (1) ve Makedonca (1) kitap olarak yayınlandı.
Şiir ve yazıları Almanca, Bulgarca, Çuvaşca, Fransızca, Hinduca, İbranice, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Macarca, Makedonca, Portekizce, Romence, Rusça, Sırpça ve Yunancaya çevrildi.
"Ruh ve Kafa sağlığı yerinde bir kadın kendisini esaretten kurtaran bir yasa yapan Cumhuriyet'e nasıl karşı olur?"
Özdemir İnce
Sayfa 52 - Tekin Yayınevi, İstanbul - 4.Baskı
"Havaya gömüldü keşfettiğim kentler,
yıkıldı ellerimle yaptığım evler,
bir dünya cahili olarak işte buradayım."
Özdemir İnce
Sayfa 63 - Adam Yayınları
Nasıl da özledim seni bir bilsen

düştüğün kent ateşler içinde sayıklıyor

doyasıya uyumak istiyorum

ve senin uyandığın dünyaya uyanmak

Müthiş özledim seni! Özlüyorum!
184 syf.
·2 günde·2/10 puan
Neden Simyacı dünyanın en çok abartılan kitabı?:
https://youtu.be/lFYm2W7uV0o

Evrenin dili, kişisel menkıbe, evren işaretleri, sözcüklerin ötesinde bir dil, evrenin işbirliği bla bla bla...

1000kitap'ta inceleme yapması içimden gelmeyen nadir kitaplardandır Simyacı.

"Ha şimdi sen bu kadar popüler ve beğenilmiş bir kitabı eleştiriyorsan kesin prim yapmak için yapıyorsundur bunu." mantığıyla gelinebilir bunu anlarım fakat zaten dünyada büyük etki bırakmış bu tür eserleri böyle eleştirmek, kötülemek vs. biraz ilginç ve hadsiz hissettirmiyor da değil. Keza bu durumun tersi olarak, bu zamana kadar epey popülerleşmiş 1984 ve Kürk Mantolu Madonna gibi eserleri de çok sevmiştim mesela. Bu incelemeyi de sadece kitabı okuyup bitirdikten sonra oluşan duygularımı dürüstçe açıklamak istediğim için yazıyorum, zaten bu sitede de yaptığım puanlamaları elimden geldiğince gerçek okuma deneyimime dayanarak vermeye çalışıyorum.

Kitabı okuyanlar için spoiler entry'si : https://eksisozluk.com/entry/24419002
Kitabın konusu aslında birebir Takkeci İbrahim Ağa hikayesinden alıntıdır diyebiliriz. Okumadan önce haberim yoktu bu hikayeden fakat kitapla birleşemememin sebebi de bu değil zaten. Basit bir kişisel gelişim kitabı mantığına da katılmamakla birlikte, kitabın konusunu ve anlattığı şeyleri epey sade buldum. Aslında dünyada da genel olarak bu sadeliğinin güzelliğinden dolayı seviliyor olabilir. Fakat, Simyacı bana bu sadelik, detaysızlık ve konunun katmanlı değil tek bir yönde ilerlemesinden ötürü bir tuzsuz pilav yemiş etkisi yaptı. Evet, okuduktan sonra okudum ve bu kitabı hayatıma kattım diyebiliyorsunuz ama ben kendi adıma tat alamadım bu kitaptan.

Hiçbir kitabı zaman kaybı olarak görmeyen ben, bu kitabı da keza zaman kaybı olarak görmedim. Sadece popüleritesinin yerini alabilecek çok fazla sayıda başka kitap var iken bu kitabın neden bu kadar popüler ve kıymeti abartılmış, gereğinden fazla değer verilmiş olmasını sorguladım kendi adıma.

Hayatın sürekli devam ettiğini, kendini tanımanın ve "kişisel menkıbe"nin önemini, yolculukların, gelişimin ve güzelliklerin önemini ben de biliyorum fakat bu bir romana yoğrulunca bende bir kişisel gelişim kitabıymışçasına algı bırakıyor sanki.

Dediğim gibi benim için hala tuzsuz bir pilav, şekersiz bir tiramisu, ekşisiz bir mandalina, acısız bir çiğköfte etkisi bırakan kitaptır.

Eğer gerçekten kişisel olarak gelişmek istiyorsanız Simyacı, Ferrari'sini Satan Bilge ya da bu minvaldeki kitapları bu kadar abartmanıza gerek yok. Dostoyevski, Kafka, Yaşar Kemal, Yusuf Atılgan kitaplarından okuyarak da kişisel olarak çok fazla gelişirsiniz.
188 syf.
·2 günde·9/10 puan
Simyacı kitabını okumama öğrencilerim sebep oldu. Sürekli: “Hocam Simyacı çok güzel de mi? Hocam Simyacı’yı okudunuz mu?” gibi sorular gelince mecbur alıp okumaya karar verdim. Kitabı aldığım esnada kitabın beni kendine doğru çektiğini hissettim. Ciddi anlamda uzun süredir beni bu denli kendine çekebilen bir kitap olmamıştı. Açık okumaya başlayınca kendimi bir bilge ile yolculuğa çıkmış gibi hissetim. Neticede yolculuğumuz gayet keyifli geçti.

Kitabın olay örgüsü baktığımızda “Santiago” adındaki karakterin kişisel menkıbesini bulmaya çalışmasından yola çıkılarak oluşturulmuş. Bunun için Mevlana’nın hikâyesinden yola çıkılmış da deniyor. Fakat ben Mevlana’nın bu hikâyesini okumadığım için bu konuda yorum yapmayı düşünmüyorum.

“Santiago” karakteri ile başaralı bir karakter yaratmayı başarmış yazar. İster istemez karakteri seviyorsunuz. Bu sizin kitabı daha istekli okumanızı sağlıyor. Zaten bir kitabın en önemli özelliklerinden biri de karakter yaratma becerisidir. Çoğu başarılı kitap, karakteri ile anılıyor. Örneğin; Rodion Ramonoviç Raskolnikov, Oblomow ve Prens Lev Nikolayeviç Mışkin gibi. Yazar Santiago karakteri ile bunu başarmış. Kitap roman olmasına rağmen size bir felsefi yapıt, masal ve hikâye izlenimi veriyor. Üstüne bütün bunları sürükleyici bir şekilde verdiği için kitabı sıkılmadan okuyorsunuz.

Ayrıca bir nasihatname özeliği de var diyebiliriz. Çünkü kitap karakterlerin birbirine nasihat vermesi yoluyla oluşturulmuş. Okuyucuya karakterler üzerinden sürekli örtülü nasihatler verilmiş. Nasihatlerin genel amacı “kişinin kendi kişisel menkıbesi gerçekleştirmesi”dir. Kitabın belki eleştirilebilecek tek yanı burası çünkü bu noktadaki nasihat sayısı gerekenin üstüne çıkmış ve sıkıcılık yaratmış. Bu konudaki nasihatler daha az olabilirdi.

Netice olarak hem masalımsı hem felsefik hem de güzel bir an geçirmek istiyorsanız okumanız gereken bir kitap diyebiliriz.
184 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kitabı 2 yıl önce 1Mayıs`da kız kardeşimin doğum gününe hediye almıştım. Ne yazarı tanıyordum o zaman ne böyle bir kitabın mevcut olduğundan haberim vardı. Çok aramıştım. Yanımda arkadaşımla bir kitapçıya girdik. Böyle eski kitapçılardan. Tam "Kız Külesi"nin yanında. Onun kadar tarih ve kültür kokan bir yerdi. Sahibi, yaşlı, gözlerinde kocaman gözlüğü olan, ufak tefek adamdı. Güya kitap alacağım. Tam 1 saat adamla ( dedemden yaşlıydı ) sohbet ettik. Daha kitaplar hakkında bilgimin aşk romanlarıyla sınırlı kaldığı, 1k`nı keşfetmediğim ( yalnızca kaydolmuştum) zamanlarımdı. O, "Sade" diyor, ben " o kim ki?" diye bakıyorum. Kafka uzatıyor, tereddüt ediyorum. "Klasik" diyor burun kıvırıyorum. Ne istediğimi yine kendim de bilmiyorum...

Sonunda, arkadaşım kendini kötü hissettiği için çabuk çıkmayı denedim. "Ne alsam acaba?" sorusu beynimde uğuldadı. Ve o zaman gözüme bir kitap ilişdi. Ucuzdu. Çünkü 2. eldi. :) Çaresiz aldım. Yol boyu hem kitapları, hem o adam`la kitap hakkında hiç bitirmek istemediğim söhbeti ve arabir gözüm kaydığında içimi sıkıntı kaplayan aldığım kitabı düşünüyordum. "Beğenecek mi acaba?" "Yine kafamı şişirecek. Ben senin doğum gününde böyle mi yapıyordum?"
Sıkıntıyla kitabın sayfalarını çevirirken, altı çizilmiş cümleleri gördüm. Hepsini okudum. Takdir edersiniz ki, ne kadar etkilenmiştim.

Tabii, kardeşim beğendi. :) Aramızda hep "çok saf kitap" diyorduk. Ne zaman içim daralsa açıp, eskiden kimin olmuşsa onun çizdiği cümleleri okuyorum.

Bu kitabı almak hayatıma bir sürü yenilikler, kendimi kavrama yeteneği, kitapları uzun bir süre sonra hayatıma dahil etme, 1000kitap gibi bir yerle tanışma imkanı, gitmiş olduğum kitapçı`da durmadan kitaplardan konuşacağım birini tanıma fırsatı, edebiyyat alanının daha bir katresine dahi dalmadığım yazarlar, kitaplar olduğunu bilme yetisi kattı. Ve de en esası, kardeşimin dilinden kurtulmak :)

Kitabın içeriği ile ilgili bir şey söylemek istemiyorum. Zira bana hayatımın mutluluklarını armağan eden kitap ve yazar`ı en üst seviyyede anlatacak kadar Türkçe kelimelere sahib değilim.

:)
192 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu şaheser beni aşırı derecede etkiledi. Sanki kitap insan vücuduna bürünüp bana nasihat veriyormuş gibi hissettirdi.
Beni en çok etkileyen kavramı KİŞİSEL MENKIBE sayfa 38'de Kral "Senin her zaman gerçekleştirmek istediğin şeydir," diye açıkladı bu kavramı.
Bence herkes bu hayatta kendi KİŞİSEL MENKIBESİNİ gerçekleştirmeye çalışıyor.
Kesinlikle okunması gereken bir kitap.

İncelememi kitaptan beni çok etkileyen bir öykü ile bitirmek istiyorum.
Bir tüccar Mutluluğun Gizini öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
Bir ermişle karşılaşmayı planlayan bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış. Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırasıyla bu insanlarla konuşuyormuş. Bizim delikanli kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.
Delikanlı ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizini açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.
'Ama sizden bir ricada bulunacağım' diye eklemiş bilge, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. 'Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.'
Delikanlı sarayın merdivenlerini inip çıkmaya çalışmış, gözünü kaşıktan ayırmıyormus. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.
'Güzel' , demiş bilge, 'peki yemek salonumdaki Acem halılarıni gördünüz mü? Bahçıvan başının yaratmak için ön yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?'
Utanan delikanlı hiçbir şey görmediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabaladığından, başka bir şeye dikkat edememiş.
'Öyleyse git , Evrenimin harikalarını tanı,' demiş ona bilge. 'Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezseniz.'
İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerinin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış.
'Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?' diye sormuş bilge.
Kaşığa bakan delikanlı iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.
'Peki,' demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, 'sana verebileceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun Gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı da unutmadan.' "

Herkese iyi okumalar.
Kitaplarla kalın. :)
291 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Zehirlenmek için okuyunuz.:) 6 şarkıdan oluşuyor ve 6. şarkıda zehrin zirvesine geldiğinizi düşünün..Kitabin sonlarına doğru Tanrı gergedana dönüşür ve Maldoror'a yenilir.
Salvador Dali de gergedanın doğasında inanılmaz derecede çok kozmik bilgi barındırdığını söylemiştir. Bu yüzden Salvador Dali'yi hatırlamadan geçemiyoruz.
Düşünebilecek en eksik düşünce biçimi duygulardan geçip öfkenin erdemle birleştiği bir yapıttır bu kitap.
Lautreamont yirmi iki yaşında yazdığı maldoror şarkıları’nda sürrealist cümleleriyle ve kötülüğü tüm çıplaklığıyla tasvir edişiyle edebiyat tarihinde devrim yapmıştır bana göre..
Onun devrimi kendini yeni bir şekilde kabul ettirme çabasından başka bir şey değil.. .Zincirlerini kırarken kendi oluşturduklarına bağlanıyor, onları kabul edip benimsetiyor..
Dürüstlüğü eserinin temel taşı yaparken öte taraftan da olabilecek tüm kuşkuları misafir ediyor. Gelin bir de böyle sorgulayın diyor.. Sahip olduğu aşırı bilinçten etkilenmemek elde değil..

Peki ya iyilik meşru olsaydı bu kadar kötü olur muyduk dersiniz?
Ya bu kadar mutsuz?..
192 syf.
·40 günde·Beğendi·10/10 puan
Gördüğü rüyanın peşinden gitmeye karar veren bir çobanın masalsı öyküsü. Felsefi bir anlatımla içerisinde bir sürü nasihati de barındıran aynı zamanda hayat dersi de veren güzel bi kitap. Dünyada popüler olmasının sebebi, hikayesinden çok verdiği mesajlarla alakalı. Okullarda okutulması gereken eserlerden biri. Şüphesiz...
192 syf.
Kitabı tavsiye üzerine okudum ve kendi adıma büyük çıkarımlarda bulundum. Ama şunu da belirtmek istiyorum: Bu tarz kitaplar piyasada fazlasıyla var ama kitabın dilinin sade ve akıcı olması kitabı bu kadar ünlendirdi diye düşünüyorum.

Yazar yüreğimizin sesini yükseltmemizi istiyor onu dinlersek istediğimiz kişi olabileceğimizi söylüyor. Okunabilir bir kitap.
192 syf.
·2 günde·Puan vermedi
"Bir şeyi gerçekten istediğin zaman, arzunu gerçekleştirmeni sağlamak için bütün evren işbirliği yapar."
Hayattan bir şeyler istemeyi asla bırakmayın. Siz isteyin ve bırakın da evren işini yapsın..

  Santiago'nun kişisel menkıbesine ulaşmaya çalışırken yaşadığı masalsı yolculuğa tanık oluyoruz.
Santiago ailesinin beklentisinin tam tersinde bir yön çizmek isteyen genç bir adam. Sabit kalmak istemiyor, yeni yerler ve yeni insanlar tanımak istiyordu. 'Alışmanın' beraberinde olumsuzluklar getirdiğini düşünüyor ve bunları yaşamak istemiyor. Hayatta da herkesten ve her şeyden öğrenebileceği bir şeyler olduğundan emin. Bu yüzden çoban olmaya karar veriyor, koyunlarını alıp geziyor. Koyunlarından ve onlarla gezdiği yerlerden çok şey öğreniyor. Çeşitli yerler görmüş ve çeşitli insanlar tanımıştı. Hayatta istediğinin bu olduğunu düşünüyordu artık. Ta ki gördüğü düşler kendini tekrarlayana kadar. Düşler ona bir hazineden bahsediyordu. Kişisel bir hazine. Ancak bu hazineye ulaşmak için yerine getirilmesi gereken birtakım şeyler de vardı. Genç adam bir karar vermek zorundaydı. Şimdiye kadar elde etmek için uğraştığı düzeni mi yoksa varlığı meçhul bir hazine mi?
Çoban Santiago kalbinin sesini dinleyerek hayatının en büyük hazinesini aramak için uzun bir yolculuğa çıkmayı tercih etti.
Bu yolculuk sayesinde Santiago ve onunla birlikte okuyucuların da öğreneceği çok şey var. Tabi mesajları ve işaretleri okuyabilene..
Kimse kolay bir yolculuk olduğunu söylemiyor. Sabır ve inanç sınanacak, yüreği dinlemek de her zaman kolay olmayacak. Ama kalbinize ve kendinize olan inancınızı kaybetmezseniz sonunda sizi mutluluğa kavuşturacak olan hazinenize sahip olabilirsiniz..

Kitap özellikle herkesin kişisel menkıbesi-kişinin hayatta gerçekleştirmek istediği şey- olduğuna vurgu yapıyor. Herkesin kişisel menkıbesi de farklı. Buna ulaşmak ise herkesin başarabildiği bir şey değil. Cesaret, inanç ve sabır gerek. Başaranlar hayatından memnun, iç huzuru bulmuş olacak. Başaramayanlar ise hayatları boyunca kafalarında bir soru işaretiyle yaşamaya mahkum olacak.
Kişisel menkıbe yolculuğunda özellikle sonuç odaklı olunmaması ve o yolculukta öğrenilenlerin daha önemli olduğu mesajı veriliyor. Geçmişe takılmadan,sürekli geleceği düşünmeden sadece anı, şimdiyi yaşamanın öneminden bahsediliyor.
Zorlayıcı bir dili olmayan, akıcı ve sürükleyici bir kitap. Okuyanların dikkate değer mesajları alabilerlerse hayatlarına olumlu katkıları olacağını düşünüyorum. Okuyacak olanlara keyifli okumalar.
184 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10 puan
Simyacı özellikle son yıllarda fazlasıyla okunan, üstünde konuşulan ve okuyanların büyük çoğunluğunun beğenisini kazanan bir kitap. Çağımızın önemli ve görece verimli yazarlarından biri olan Paulo Coelho'nun da en sevilen kitabı. Peki dillerden düşmeyen ve çok beğenilen bu kitabın konusu ne? İspanyol bir çoban olan Santiago'nun bir dileği vardır; Santiago, yaşadığı yerdeki diğer çobanların yaptığı gibi o bölgeye hapsolmak yerine dünyayı keşfetmek, dolaşmak ister. Bu isteğin temel sebebi ise gördüğü bir rüyadır. Bu rüyayı iki kez üst üste gören genç çobanımız rüyayı görme sebebinin altında Mısır piramitlerinin yanında bulacağı hazine olduğunu öğrendiğinde Afrika'ya doğru yola çıkar ve yolculuk başlar.

İçinde az da olsa olağanüstü öğeler de barındıran Simyacı'da bu tür öğeler çeşitli felsefi unsurlarla harmanlanarak aktarılıyor. Kitaptan çıkarılabilecek bir dolu ders, kulak verip kendi hayatlarımızda da uygulamaya çalışabileceğimiz birçok nasihat var. "Bir şey istediğin zaman, bütün Evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar." Kitabın henüz başlarında yer alan bu cümle belki de bu kitabın minik bir özeti. Santiago hazine bulmak amacıyla çıktığı yolda çeşitli kişilerle karşılaşıyor. Kral Melkisedek, Billuriyeci, İngiliz ve en son Simyacı. Yukarda yer verdiğim alıntı Kral Melkisedek'in ağzından çıksa da  Santiago'nun sonrasında tanıştığı kişilerle gerçekleştirdiği diyaloglar ve yaşananlar bu cümleyi destekler nitelikte. Melkisedek'le tanıştığında zor durumda olan Santiago bu tanışıklıktan sonra amacına daha bir şevkle sarılıyor. Önemli karakterlerden bir diğeri de  Santiago'nun para kazanmak için yanında çalıştığı Billuriyeci. Bu kısımdaki belki de en dikkat çeken noktalardan biri Billuriyeci'nin Müslüman olması, Santiago ise Hıristiyan. Buna rağmen (aslında burada rağmen olacak bir bu olmayabilir) aralarında gayet iyi bir ilişki var. Billuriyeci hacca gitme hayaliyle yaşayan, aslında bunun için fırsat da bulan ancak, kendisini bu hayalin ayakta tuttuğunu söyleyen ve bu hayalini gerçekleştirirse ne duruma geleceğinden endişe duyan biri. İşleri kötü giden ancak bunun için hiçbir çaba sarf etmeyen Billuriyeci'nin işleri Santiago ile tanışmasının ardından iyiye gitmeye başlıyor, çünkü çeşitli tabular yıkılıyor. Yani yazarımız burada diyor ki : "Şikayet etmeyi bırakın, kötü giden şeyleri iyileştirmek için çaba sarf edin. Bir şeyler başarabilmek için sizin gayretinizden daha önemli olabilecek hiçbir şey yok." Tanıştığı kişilerle yaptığı konuşmalar, ardından meydana gelenler Santiago'yu yeni bir amaca sürüklüyor. Kendi "kişisel menkıbesini bulmak". Bu noktada, amacına ulaşmak için sadece kitap okuyan İngiliz karakter giriyor devreye. Santiago ise bu kişinin aksine amacına ulaşma yolunda kitap da okuyor, gözlem de yapıyor, çevresindekilerle fikir alışverişinde de bulunuyor.

Tüm karakterler okura istediği şeye ulaşması yolunda yoluna taşlar çıksa da bunları kendi istekleri, çabası ve Evren'in de işbirliği ile aşıp amacına ulaşabileceğini iletiyor. Hedeflerinden sapmaması ve bu yolda ilerlemesi gerektiğini aktarıyor. Simyacı birçok harika cümleyle dolu bir kitap. Altı çizilebilecek ve hayran hayran okunabilecek onlarca cümle, paragraf var. Kitapta geçen bir hikaye ve kalbin istekleri ile ilgili bir yazı var ki sırf bu bölümler için bile Simyacı övgüyü fazlasıyla hak ediyor. Simyacı'yı henüz okumadıysanız bence kesinlikle okumalısınız.

Son olarak, "Gerçekten gönülden istediğiniz ve ona ulaşmak için çabaladığınız bir şeye evrenin de yardımıyla er geç ulaşacaksınız, yeter ki işaretleri takip etmeyi bilin."

Yazarın biyografisi

Adı:
Özdemir İnce
Unvan:
Türk Şair, Yazar, Gazeteci.
Doğum:
Mersin, 1936
1956'da Mersin Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne devam etti. 1960'ta Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nü bitirdi. Bir yıl Sandıklı Ortaokulu'nda öğretmenlik yaptıktan sonra Yedeksubaylık hizmetini İzmir-Bornova 57. Er Eğitim Tugayı'nda yaptı. Ardından, Aydın Lisesi'nde öğretmenlik yaparken Fransız hükümetinin açtığı sınavı kazanarak 1965-1966 yıllarında Paris'te Sorbonne Üniversitesi’e bağlı ["Institut des Professeurs de français à l'Etranger"]de çağdaş Fransız dili ve edebiyatı ile ["Institut de phonétique"]te fonetik (sesbilim) okudu. Yurda dönüşünde Aydın ve Muğla liselerinde öğretmen olarak çalıştı. 1969’da TRT’ye girdi. 1982’de kurumdan emekli oluncaya kadar Dış Haberler Müdürlüğü'nde çevirmen, televizyonda metin yazarı, Öndenetim ve Redaksiyon Müdürü, Program ve Yayın Planlama Müdürü, Genel Müdürlük Müşaviri ve Uzman olarak çalıştı. 1982-1989 yılları arasında çeviri yaparak hayatını kazandı. 1989-2000 yılları arasında Can Yayınları'nda editör, Telos Yayınları'nda editör ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. 14 Ocak 2001'de köşe yazarlığına başladığı Hürriyet Gazetesi'nden 1 Nisan 2012'de ayrılmıştır.23 Nisan 2012'den itibaren Aydınlık gazetesinde yazılarını sürdürmektedir.
İlk şiiri 1954'te "Kaynak" dergisinde yayınlandı. Pazar Postası, Türk Dili, a, Değişim, Dost, Şiir Sanatı, Papirüs, Soyut, Türkiye Yazıları, Milliyet Sanat, Yusufçuk, Adam Sanat gibi dergilerde yayınlanan şiirleriyle tanındı. Şiir üzerine kuramsal yazılar ve değişik konularda denemeler, eleştirel denemeler yazdı.
Şiirleri, Fransızca (4), Yunanca (2), Bulgarca (4), İtalyanca (1) ve Makedonca (1) kitap olarak yayınlandı.
Şiir ve yazıları Almanca, Bulgarca, Çuvaşca, Fransızca, Hinduca, İbranice, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Macarca, Makedonca, Portekizce, Romence, Rusça, Sırpça ve Yunancaya çevrildi.

Yazar istatistikleri

  • 191 okur beğendi.
  • 122,6bin okur okudu.
  • 2.387 okur okuyor.
  • 32,5bin okur okuyacak.
  • 1.222 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları