Suat Derviş

Suat Derviş

7.9/10
59 Kişi
·
138
Okunma
·
35
Beğeni
·
2.697
Gösterim
Adı:
Suat Derviş
Unvan:
Türk gazeteci, yazar
Doğum:
İstanbul, 1903
Ölüm:
İstanbul, 23 Temmuz 1972
Suat Derviş (d. 1903, İstanbul - ö. 23 Temmuz 1972, İstanbul), Türk gazeteci, yazar.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde gazeteciliğe başlayan Suat Derviş Hanım, ülkenin öncü gazetecilerinden biri ve döneminin en üretken yazarlarındandır..

Otuza yakın roman, pek çok hikaye, makale, eleştiri ve çeviriler yayımlanan Suat Derviş’in en bilinen eseri Fosforlu Cevriye’dir. Eseleri yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlardandır. Adı, toplumcu gerçekçilik ile birlikte anılır.

Avrupa’ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci, ilk basın sendikasının beş kurucusundan biri ve ilk başkanı, Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucusudur. Kadın hakları, demokrası alanlarında mücadele etmiş bir aktivisttir.

Hayatı

Gençliği

1903 yılında İstanbul'un Moda semtinde dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin ortanca çocuğu idi. Ailesi ona Hatice Suat adını koydu ancak Suat erkek ismi olduğundan kayıtlara Hatice Saadet olarak geçti. Babası, Darülfünûn’un kurucularından kimyager Müşir Derviş Paşa’nın oğlu tıp profesörü İsmail Derviş Bey, annesi Abdülmecid’in mabeyncilerinden Kamil Bey’in kızı Hesna Hanım’dır. Osmanlı'da Telefon İdaresi'nde çalışmaya başlayan ilk kadınlardan Hamiyet Hanım’ın kardeşidir.

Çocukluk çağında evde özel eğitim görüp Fransızca ve Almanca öğrendi.Eğitimine Kadıköy Numune Rüştüyesi’ne, ardından Bilgi Yurdu’na devam etti. Çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duydu. Hezeyan başlıklı mensur şiirini, çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet 1918’de Alemdar gazetesinin edebiyat ekine göndererek yayımlattı. Bu, onun yayımlanan ilk eseridir. Henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş edebiyat dünyasına Mehmet Rauf tarafından “hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi" olarak tanıtıldı.

Bu yıllarda Nazım Hikmet ile arkadaşlığının şairin ona duyduğu tek taraflı bir aşka dönüştüğü iddia edilir.Şair Nazım Hikmet, 1920’de Gölgesi adlı şiirini Suat Derviş’e ithafen yazmıştır.

İlk eserleri

Suat Derviş’in ilk romanı olan Kara Kitap 1921 yılında basıldı. Edebiyat dünyasında hayret ve şaşkınlıkla karşılanan bu eserde ölüme mahkum güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlattı. 1923’de yazdığı Hiç Biri romanını, Ne Ses Ne bir Nefes (1923), Bir Buhran Gecesi (1924), Fatma'nın Günahı (1924), Gönül Gibi (1928) ve Latin harfleri ile yazdığı ilk eser olan Emine(1931) romanları izledi. Bu romanlarında İstanbul’un üst düzey yaşamından kesitler sundu; ilişkileri anlattı; kadının toplumsal konumunu özgürlük talebini irdeledi. 1925’te ilk hikayeleri Almanca’ya çevrildi.

İlk gazetecilik deneyimleri

Derviş, ilk romanı yayımlandığı sırada Alemdar gazetesinde çalışmaktaydı. 1922'de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen Refet Bey’le ilk röportajı Alemdar gazetesi için yaptı.

Bir süre sonra Alemdar’dan ayrılıp İkdam’a geçti ve gazetede bir kadın sayfası hazırlayacak bu konuda öncü oldu.

Berlin yılları

1927’da konservatuar eğitimi için kardeşi Hamiyet Hanım ile birlikte Almanya'ya gönderildi; Berlin’de Sternisches Konservatuvarı’nda piyano dersleri aldı. Bir süre sonra ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği Almanya’da öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalıştı. Yazıları çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinden siyasi gazetelere kadar pek çok yayın organında yayımlandı. 1932’de babasının ölümü üzerine fakülteden mezun olmadan Türkiye'ye döndü.

Yurda dönüş ve 1930’lu yıllar

Yurda döndükten sonra Babıali’nin başarılı muhabirleri arasına girdi; İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara’da çıkan pek çok gazetede yazılar yayımladı. Bir yandan da roman tefrika etmeyi sürdürdü. Onu Bekliyorum (1934), Onları Ben Öldürdüm (1935), Baba Oğul (1936) romanları çeşitli gazetelerde tefrika edildi.

Resimli Ay’da çalışmaya başlaması ile solcu basın dünyasına adım attı. 1936 yılında Son Posta gazetesinde çalışırken Montreeux Konferansı'nı izlemeye gitmesi ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını getirdi.

1936 yılından itibaren çalışmaya başladığı Tan gazetesinde kadın sorunlarına değindi ve dış siyaset olayları ile ilgili haberler yaptı. Bu gazetede çalıştığı dönemde Sovyetler Birliği’ne yaptığı gezi, düşünce dünyasını etkiledi.Dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, "kıpkızıl komünist" olarak damgalanmasına ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmasına neden oldu.

Gezinin yapıldığı 1937’de tefrika edilen Bu Roman Olan Şeylerin Romanı görüşlerindeki değişimi yansıtır. Gazetelerde nazizme, faşizmin yükselişine ve adaletsizliğe karşı yazılar yayımlarken romanlarında köşklerde yaşanan aşkları, yemek ziyafetleri ve davetleri yazmayı reddeden yazar, artık toplumcu- gerçekçi bir edebiyat anlayışına yönelmiştir. 1938’de Bir İstanbul Gecesi tefrika edildi, 1939’da "Hiç romanı yayımlandı.

Politik yaşamı ve mahkumiyeti

Suat Derviş’in sol görüşleri, kısa süren ilk üç evliliğinin (Seyfi Cenap Berksoy, Selami İzzet Sedes, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu ile) ardından 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile yaptığı evlilik ile pekişti. Baraner ve Derviş’i bir araya getiren, partinin talebi doğrultusunda çıkarttıkları "Yeni Edebiyat Dergisi" olmuştu. Çift, Türkiye'de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan dergiyi 15 Ekim 1940-15 Kasım 1941 arasında yirmialtı sayı yayımladı. Derviş, dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo gibi genç yazar ve şairlerin tanınmasına yardımcı oldu.

1944’te Zeynep İçin romanını yazdı. Aynı yıl Biz Üç Kardeşiz, Fosforlu Cevriye, Çılgın Gibi” romanları gazetelerde tefrika edildi.

"Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?" adlı incelemesinin 1944’te yayımlanmasından sonra gazeteci kimliği ile hiçbir yerde iş bulamayan Suat Derviş, gerçek ismi olan “Hatice Saadet Baraner” yerine takma adla yazılar yazmaya başladı. Aynı yıl TKP Soruşturmaları ve tutuklamaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklandı. Sorgu sırasında çocuğunu düşüren yazar, Reşat Fuat Baraner'i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi'ne katıldığı gerekçesiyle yargılandı, 8 ay tutuklu kaldı.

Hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntı çekti.. Geçimini sağlamak için Almanca, İngilizce ve İtalyanca çeviriler ve editörlük yaptı. Tiyatro piyesleri ve radyo skeçleri yazdı. 1947’de "Büyük Ateş ", 1950’de "Yaprak Kıpırdamasın " romanları tefrika edildi.

Paris yılları

1951’de tekrar tutuklanan eşinin 1953’de yargılanmaya başlaması üzerine kendisinin de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık ülkeden ayrıldı; İsveç'teki ablasının yanına yerleşti. Avrupa’da çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımladı; kendisini yurtdışında tanıtacak kitapları kaleme aldı.

Zeynep İçin romanını Ankara Mahpusu adıyla yeniden yazdı. Romanı, ablası Hamiyet Hanım Fransızca'ya çevirdi. 1957’de Le Prisonnier d’Ankara adıyla yayımlanan eser on sekiz dile çevrildi ve o kadar beğenildi ki eleştirmenler tarafından Ivo Andriç’in Drina Köprüsü’nden bile daha iyi bulundu.Daha önce yayınlatamadığı Çılgın Gibi eserini Fransızca’ya çevirdi. Eser, Les Ombres du Yali (Yalının Gölgesi) adıyla 1958’de yayımlandı.

Yurda dönüşü

Reşat Fuat Baraner’in hapisten çıkmasının ardından 1963 yılında Türkiye’ye döndü. Bu dönemde takma isimler roman ve hikayeler, çocuk masalları yazdı, tercümeler yaptı. Aksaray’dan Bir Perihan adlı romanı 1963’te Gece Postası’nda tefrika edildi. Fosforlu Cevriye, öğrenci ayaklanmaları ve sert isyanların zirveye ulaştığı 1968'de May Yayıncılık tarafından Ankara Mahpusu ile birlikte yayımlandı.

Son yılları ve ölümü

1968 yılında eşini, 1970 yılında ise ablasını kaybetmesi onu derinden etkiledi. İki gözünde de ciddi sağlık sorunları çıkana kadar yazmaya devam etti.Moskova’da geçirdiği ameliyat sonrası gözlerinden birinin belli oranda düzelmesinin ardından arkadaşı Neriman Hikmet ile birlikte Devrimci Kadınlar Birliği'nin kuruluşunda görev aldı. Derneğin kapatılması üzerine yeniden yazarlığa ağırlık verdi. Sürekli göz altında tutulan Şişi’deki evini devrimci gençlere açıp onları gizledi. 1971’de evi basıldı, birçok solcu genci evinde sakladığı ortaya çıkınca tutuklandı.

Ertesi sene Fosforlu Cevriye 'yi Gülriz Sururi için senaryoya dönüştürdükten kısa süre sonra şeker hastalığının vücudunda yarattığı tahribat sonucu hastaneye kaldırıldı. 23 Temmuz 1972'de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi'nde hayatını kaybetti.
"Hiçbir şeyden malumatı yok. Ve bütün cahiller gibi kendini dinletmeyi, kendini dinlemeyi öyle seviyor ki..."
Suat Derviş
Sayfa 157 - İthaki Yayınları 1.Baskı Ocak 2016
Ve Seza evlilik senelerini düşündüğü zaman içinde hiçbir tat bulmuyordu. Ne acı ne tatlı bir hatıra, hepsi de birbirine benzeyen, tıpkı bir fabrikanın seri imalatını hatırlatan günler...
Suat Derviş
Sayfa 53 - İthaki Yayınları 1.Baskı Kasım 2013
Yarabbi! Biz insanlar ne kadar kendimizi beğenmişiz, ne kadar hodpesendiz!
Suat Derviş
Sayfa 69 - İthaki Yayınları 1.Baskı Eylül 2017 "Deli" adlı öyküden / hodpesend:bencil
"Şair, büyük ve fırtınalı bir denizin karşısında kendi kendine söz söyleyen ve sesini karşı sahillere işittirmek isteyen bir çılgına benzer."
Suat Derviş
Sayfa 129 - İthaki Yayınları 1.Baskı Ocak 2016
Istırap çekerken yalnız olmak, sığınacak bir göğsü bulunmamak, güvenecek bir gönüle, bir sevgiye malik olmamak ne elim bir şey!
Suat Derviş
Sayfa 102 - İthaki Yayınları 1.Baskı Kasım 2013
Bu aşk değil, esrarkeşlik gibi, eroinman olmak gibi acayip bir iptila. Ondan ayrılamıyor, ondan ayrıldıkça vücudunda maddi rahatsızlıklar hissediyor, afyon saati gelmiş bir afyon tiryakisi gibi, nefesi tıkanıyor, boğulmak raddelerine geliyor, öleceğini zannediyor. Vücudu ateşler içinde, büyülenmiş bir insan gibi ıstırap içinde...
Suat Derviş
Sayfa 73 - İthaki Yayınları 1.Baskı Kasım 2013
Vasfi, annesinin elini öpüp yanan alnına götürdü. Sanki bu elden kafasındaki cehenneme tılsımlı bir şifa umuyordu.
Suat Derviş
Sayfa 107 - May Yayınları Basım Yılı Aralık 1968
Memleket neden sevilir, memleket hasreti neden çekilir, oraya hatıralarımızla bağlı olduğumuz için, orada iyi veya fena günler geçirdiğimiz için değil mi?
Suat Derviş
Sayfa 141 - İthaki Yayınları 1.Baskı Kasım 2013
Mutluluk, ben bu kelimeyi duymak bile istemiyorum. Anlamı olmayan bir kelime bu... İnsanları boşuna hayale kaptırmamak için bu kelimeyi sözlükten çıkarmak lazım...
Suat Derviş
Sayfa 159 - May Yayınları Basım Yılı Aralık 1968
Hani bazı "şey,"ler vardır kokladığınız da, işittiğiniz de ya da gördüğünüzde, tanımlamasını kendinizin dahi yapamadığı içinizin, hafızanızın en derinlerinde size bir şeyler hatırlatmaya çalışır, siz çıkaramazsınız onu. Şeffaf kalın bir cam şişenin dibinde güneşten kırılıp oluşan mavi renk, Bir zamanlar vardı Revedor Kolonyası, onun kokusu, bir de Fosforlu Cevriye şarkısı benim için bu tarz tanımsamayadığım bir şeyler yaratır ruhumda...
Belki Çocukluk çağında Neriman Köksal- Orhan Günşiray ikilisinin başrolünü oynadığı filmin müziği yer etmişti kulağımda. Etkisi olabilir mi? Bilmiyorum Ama dinleyince hala duygusallaşırım.
Suat Derviş'in okuduğum ilk kitabı.. Beğenerek okudum. Hazin bir aşkın hikayesi altında 1940 yılların İstanbul'un bir başka yüzünü Cevriye'nin yaşamı ile anlatılıyor. İnsanlar kaderlerini kendileri ta doğuştan itibaren belirleyemiyorlar. Kaderleri doğuştan mağlubiyetle başlamış sonucunu da değiştiremeyen insanlardan bahsediyorum ki. bunlar, toplumun kendi yarattığı, ama kendinin nefret ettiği bir yaşam şartları içindeki insanların bilinmez ama "kötü" yaftası ile çerçevelen insanlar... Fosforlu da bu kitapta işte bunlardan birini simgeliyor. İnsan kendi ve yaşamı ne kadar kötü olsa da yüreğinde yine insanı taşır. o insan da normaller gibi, aşk a susayabilir, aşık olabilir...Hem de ölümüne diyor kitap. Her sayfada argonun, sokakların, o, dünyanın dilini ve yepyeni simalar karşınıza çıkıyor. Yiğit lakabıyla anılırmış misalince. Sümbül Dudunun Ermeni ağzıyla diksiyonu diyalektiği harika.. ben beğendim okuyun derim...
Eğer kitapların sadece kurgusuyla ilgileniyorsanız bu kitap sizi çok fazla tatmin etmeyecektir. Oysa Cevriye'nin karakterini tahlil etmeye başlarsanız, yaşadıklarına ortak olmaya başlarsanız okuduğunuza değecektir. Hayat için muhteşem dersler veren bir kitap. Öyle güzel noktalara değinmiş ki bir hayat kadınının gözünden...
Beni sinirlendiren tek nokta var, ben sonu bu kadar belirsiz biten kitapları beğensem bile kitap boyunca süren hazzı ağız tadıyla noktalayamıyorum. Kitabı kapatıp kaldıramıyorum sanki devamı varmış da okumam gerekiyormuş gibi. Bana göre hala Fosforlu Cevriye bitmedi sayın Suat Derviş :)
İlk eseri olan 'Kara kitap' ı çocuk sayılacak yaşta yazmış olan, Osmanlı son döneminde ve Cumhuriyet sonrasında yaşamış bir kadın yazarımızı daha önce tanımamış olmanın verdiği utançla okudum bu kitabı. İçinde uzun hikaye niteliğinde dört eser mevcut. Tüm eserler Osmanlıca yazılmış olduğundan çeviri yapılmış, bununla birlikte yeni Türkçede tam karşılığını bulamayacak kelimeler olduğu gibi bırakılmış ve kitap sonuna bir osmanlıca sözlük yerleştirilmiş. Ne de iyi yapılmış, böylece şairane ifadeler bize ulaşabilmiş. Bugün bize çok uzak bir diyarmış gibi gelen, bambaşka bir kültürü anlatıyor. Zarif, edebi, şairane ifadeye sahip. Olay örgüsü çok geniş olmamakla birlikte kişilerin duyguları, düşünceleri, haleti ruhiyeleri uzun uzun, çok çeşitli betimlemelerle veriliyor. Daha çok vehimler, korkular, kaygılar üzerine yoğunlaşıyor. Gotik sevenler için tavsiye edilebilir.
Konusunu okur okumaz hakkında yorum yazılmış mı yazılmamış mı bakmaya dahi ihtiyaç duymadığım bir hikayesi vardı Fosforlu'nun. İyi ki okumuşum dedirtti, iyi ki kaldırım kızı Cevriye'ye misafir olmuşum; o dönemki dile, toplumun hor görülen kesimlerine ve safların safı seven bir kalbe iyi ki misafir olmuşum dedim. Kitap boyunca Fosforlu'nun sevdiği adama duyduğu savunmasız sevgi karşımıza çıkıyor belki de sonu bu yüzden bu kadar içimi burktu. Okuyun derim.
Üç kitap bir arada yayınlanmış Her biri birbirinden etkileyici iDramatik özgün olaylar silsilesi adeta .Kadınların o dönemde yaşadığı hüzünlü hayatlar aşklar ızdıraplar dile getirilimiş..Her zaman çok sevenin acı çektiği ve felakete uğradığı anlatılmış.
Bir dönem kadını olan Suat Derviş Türk kadınlarına muazzam bir örnek teşkil eder. Yaşadığı dönemin şartları düşünüldüğü zaman böylesi bir romanı yazmanın nasıl bir cesaret isteyeceği oldukça önemli bir konu. Cevriye'nin yaşam tarzı düşünüldüğünde toplumda büyük bir ön yargı oluşur. Fakat geçmişi ele alındığı zaman bir çok insanın sadece uzaktan seyrettiği ahlar ve vahların onun geleceğini şekillendirdiği görülür. En büyük toplumsal sorunların başında gelen ön yargı ve hoşgörüsüzlük bu kitabın temelini oluşturmakta. Fakat empati yeteneği geliştirmek tamamen kitaptan bağımsız bir konu, zira bu yalnızca biz insanların elinde.
Bir kadının neden erkek ismi kullanarak kitap yazdığını hiç düşündünüz mü? Milli mücadele yıllarında Suat Derviş hem kadın hemde bir sosyalisttir. Toplumcu gerçekçi bir yazar olan Suat Derviş'in kitapları ile mutlaka tanışmanızı salık veririm sevgili kitap dostlarım..
Filmini seyrettiğim için alıp okumakta çok tereddüt ettim. Ama bildiğim bir konu bile olsa Suat Derviş in anlatımından okumak çok büyük keyif verdi bana. İyi ki okumuşum. Okumayanlara da tavsiye ederim.
1925'lerin Türkiye'sinde kalburüstü kadınlarının yaşamlarına yakından baktığımız bir kitaptı. Aksaray'dan bir Perihan (1962) isimli romanından sonra Suat Derviş'in öykü yazmada da başarılı olduğunu düşünüyorum. Kitabı 1925 yılında yazan yazar, Behire'nin talipleri, Saniha Sayfiyede, İstanbul hanımları niçin dedikoduya sebep olur? hikayelerini ben çok sevdim. Her hikayede dönemin konaklarına giderek, o kadınların yaşamlarına konuk oluyorsunuz. Onlar gibi şık giyiniyor, onlar gibi kibar konuşuyorsunuz, saç maşası ile kısa saçlarınızı kıvırıyor, bir talip bekliyorsunuz. Bu kadınlardaki görgüye ve eğitime gıpta ediyorsunuz. Fransızcalarını, çaldıkları enstrüman kıskanıyorsunuz... Cumhuriyetin kurulması ile yaşanan değişimleri kadınlar üzerinden gayet rahat görebiliyoruz. Gündelik yaşamlarındaki küçük sıkıntılarına tanık oluyorsunuz. Beni en çok etkileyen şey ise Moda'nın, Ortaköy'ün sayfiye yer olarak anılması, İstanbul semtlerinin birbirinden bağımsız, ulaşılması meşakkatli yerler olması. Zaman zaman hınzır olan kitap, detaylarla, uzun uzun içsel betimlemelerle değil daha çok diyaloglarla sizi kendisine bağlıyor. Dönem kitabı sevenlere tavsiye edebilirim.
''Ağlasa da gizliyor gözlerini yaşını,Bir kere eğemedim bu kadının başını'' diyen Nazım Hikmet'in gençlik aşkı Suat derviş'in en güzel eserlerinden biri.Zengin avrupa yı yaşayan bir kadının,İstanbul da bir hayatını kazanan bir kadını ve çevresindeki yaşamı eksiksiz anlatması,konuya ne kadar hakim olduğunu gösteriyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Suat Derviş
Unvan:
Türk gazeteci, yazar
Doğum:
İstanbul, 1903
Ölüm:
İstanbul, 23 Temmuz 1972
Suat Derviş (d. 1903, İstanbul - ö. 23 Temmuz 1972, İstanbul), Türk gazeteci, yazar.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde gazeteciliğe başlayan Suat Derviş Hanım, ülkenin öncü gazetecilerinden biri ve döneminin en üretken yazarlarındandır..

Otuza yakın roman, pek çok hikaye, makale, eleştiri ve çeviriler yayımlanan Suat Derviş’in en bilinen eseri Fosforlu Cevriye’dir. Eseleri yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlardandır. Adı, toplumcu gerçekçilik ile birlikte anılır.

Avrupa’ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci, ilk basın sendikasının beş kurucusundan biri ve ilk başkanı, Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucusudur. Kadın hakları, demokrası alanlarında mücadele etmiş bir aktivisttir.

Hayatı

Gençliği

1903 yılında İstanbul'un Moda semtinde dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin ortanca çocuğu idi. Ailesi ona Hatice Suat adını koydu ancak Suat erkek ismi olduğundan kayıtlara Hatice Saadet olarak geçti. Babası, Darülfünûn’un kurucularından kimyager Müşir Derviş Paşa’nın oğlu tıp profesörü İsmail Derviş Bey, annesi Abdülmecid’in mabeyncilerinden Kamil Bey’in kızı Hesna Hanım’dır. Osmanlı'da Telefon İdaresi'nde çalışmaya başlayan ilk kadınlardan Hamiyet Hanım’ın kardeşidir.

Çocukluk çağında evde özel eğitim görüp Fransızca ve Almanca öğrendi.Eğitimine Kadıköy Numune Rüştüyesi’ne, ardından Bilgi Yurdu’na devam etti. Çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duydu. Hezeyan başlıklı mensur şiirini, çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet 1918’de Alemdar gazetesinin edebiyat ekine göndererek yayımlattı. Bu, onun yayımlanan ilk eseridir. Henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş edebiyat dünyasına Mehmet Rauf tarafından “hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi" olarak tanıtıldı.

Bu yıllarda Nazım Hikmet ile arkadaşlığının şairin ona duyduğu tek taraflı bir aşka dönüştüğü iddia edilir.Şair Nazım Hikmet, 1920’de Gölgesi adlı şiirini Suat Derviş’e ithafen yazmıştır.

İlk eserleri

Suat Derviş’in ilk romanı olan Kara Kitap 1921 yılında basıldı. Edebiyat dünyasında hayret ve şaşkınlıkla karşılanan bu eserde ölüme mahkum güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlattı. 1923’de yazdığı Hiç Biri romanını, Ne Ses Ne bir Nefes (1923), Bir Buhran Gecesi (1924), Fatma'nın Günahı (1924), Gönül Gibi (1928) ve Latin harfleri ile yazdığı ilk eser olan Emine(1931) romanları izledi. Bu romanlarında İstanbul’un üst düzey yaşamından kesitler sundu; ilişkileri anlattı; kadının toplumsal konumunu özgürlük talebini irdeledi. 1925’te ilk hikayeleri Almanca’ya çevrildi.

İlk gazetecilik deneyimleri

Derviş, ilk romanı yayımlandığı sırada Alemdar gazetesinde çalışmaktaydı. 1922'de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen Refet Bey’le ilk röportajı Alemdar gazetesi için yaptı.

Bir süre sonra Alemdar’dan ayrılıp İkdam’a geçti ve gazetede bir kadın sayfası hazırlayacak bu konuda öncü oldu.

Berlin yılları

1927’da konservatuar eğitimi için kardeşi Hamiyet Hanım ile birlikte Almanya'ya gönderildi; Berlin’de Sternisches Konservatuvarı’nda piyano dersleri aldı. Bir süre sonra ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği Almanya’da öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalıştı. Yazıları çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinden siyasi gazetelere kadar pek çok yayın organında yayımlandı. 1932’de babasının ölümü üzerine fakülteden mezun olmadan Türkiye'ye döndü.

Yurda dönüş ve 1930’lu yıllar

Yurda döndükten sonra Babıali’nin başarılı muhabirleri arasına girdi; İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara’da çıkan pek çok gazetede yazılar yayımladı. Bir yandan da roman tefrika etmeyi sürdürdü. Onu Bekliyorum (1934), Onları Ben Öldürdüm (1935), Baba Oğul (1936) romanları çeşitli gazetelerde tefrika edildi.

Resimli Ay’da çalışmaya başlaması ile solcu basın dünyasına adım attı. 1936 yılında Son Posta gazetesinde çalışırken Montreeux Konferansı'nı izlemeye gitmesi ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını getirdi.

1936 yılından itibaren çalışmaya başladığı Tan gazetesinde kadın sorunlarına değindi ve dış siyaset olayları ile ilgili haberler yaptı. Bu gazetede çalıştığı dönemde Sovyetler Birliği’ne yaptığı gezi, düşünce dünyasını etkiledi.Dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, "kıpkızıl komünist" olarak damgalanmasına ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmasına neden oldu.

Gezinin yapıldığı 1937’de tefrika edilen Bu Roman Olan Şeylerin Romanı görüşlerindeki değişimi yansıtır. Gazetelerde nazizme, faşizmin yükselişine ve adaletsizliğe karşı yazılar yayımlarken romanlarında köşklerde yaşanan aşkları, yemek ziyafetleri ve davetleri yazmayı reddeden yazar, artık toplumcu- gerçekçi bir edebiyat anlayışına yönelmiştir. 1938’de Bir İstanbul Gecesi tefrika edildi, 1939’da "Hiç romanı yayımlandı.

Politik yaşamı ve mahkumiyeti

Suat Derviş’in sol görüşleri, kısa süren ilk üç evliliğinin (Seyfi Cenap Berksoy, Selami İzzet Sedes, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu ile) ardından 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile yaptığı evlilik ile pekişti. Baraner ve Derviş’i bir araya getiren, partinin talebi doğrultusunda çıkarttıkları "Yeni Edebiyat Dergisi" olmuştu. Çift, Türkiye'de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan dergiyi 15 Ekim 1940-15 Kasım 1941 arasında yirmialtı sayı yayımladı. Derviş, dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo gibi genç yazar ve şairlerin tanınmasına yardımcı oldu.

1944’te Zeynep İçin romanını yazdı. Aynı yıl Biz Üç Kardeşiz, Fosforlu Cevriye, Çılgın Gibi” romanları gazetelerde tefrika edildi.

"Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?" adlı incelemesinin 1944’te yayımlanmasından sonra gazeteci kimliği ile hiçbir yerde iş bulamayan Suat Derviş, gerçek ismi olan “Hatice Saadet Baraner” yerine takma adla yazılar yazmaya başladı. Aynı yıl TKP Soruşturmaları ve tutuklamaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklandı. Sorgu sırasında çocuğunu düşüren yazar, Reşat Fuat Baraner'i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi'ne katıldığı gerekçesiyle yargılandı, 8 ay tutuklu kaldı.

Hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntı çekti.. Geçimini sağlamak için Almanca, İngilizce ve İtalyanca çeviriler ve editörlük yaptı. Tiyatro piyesleri ve radyo skeçleri yazdı. 1947’de "Büyük Ateş ", 1950’de "Yaprak Kıpırdamasın " romanları tefrika edildi.

Paris yılları

1951’de tekrar tutuklanan eşinin 1953’de yargılanmaya başlaması üzerine kendisinin de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık ülkeden ayrıldı; İsveç'teki ablasının yanına yerleşti. Avrupa’da çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımladı; kendisini yurtdışında tanıtacak kitapları kaleme aldı.

Zeynep İçin romanını Ankara Mahpusu adıyla yeniden yazdı. Romanı, ablası Hamiyet Hanım Fransızca'ya çevirdi. 1957’de Le Prisonnier d’Ankara adıyla yayımlanan eser on sekiz dile çevrildi ve o kadar beğenildi ki eleştirmenler tarafından Ivo Andriç’in Drina Köprüsü’nden bile daha iyi bulundu.Daha önce yayınlatamadığı Çılgın Gibi eserini Fransızca’ya çevirdi. Eser, Les Ombres du Yali (Yalının Gölgesi) adıyla 1958’de yayımlandı.

Yurda dönüşü

Reşat Fuat Baraner’in hapisten çıkmasının ardından 1963 yılında Türkiye’ye döndü. Bu dönemde takma isimler roman ve hikayeler, çocuk masalları yazdı, tercümeler yaptı. Aksaray’dan Bir Perihan adlı romanı 1963’te Gece Postası’nda tefrika edildi. Fosforlu Cevriye, öğrenci ayaklanmaları ve sert isyanların zirveye ulaştığı 1968'de May Yayıncılık tarafından Ankara Mahpusu ile birlikte yayımlandı.

Son yılları ve ölümü

1968 yılında eşini, 1970 yılında ise ablasını kaybetmesi onu derinden etkiledi. İki gözünde de ciddi sağlık sorunları çıkana kadar yazmaya devam etti.Moskova’da geçirdiği ameliyat sonrası gözlerinden birinin belli oranda düzelmesinin ardından arkadaşı Neriman Hikmet ile birlikte Devrimci Kadınlar Birliği'nin kuruluşunda görev aldı. Derneğin kapatılması üzerine yeniden yazarlığa ağırlık verdi. Sürekli göz altında tutulan Şişi’deki evini devrimci gençlere açıp onları gizledi. 1971’de evi basıldı, birçok solcu genci evinde sakladığı ortaya çıkınca tutuklandı.

Ertesi sene Fosforlu Cevriye 'yi Gülriz Sururi için senaryoya dönüştürdükten kısa süre sonra şeker hastalığının vücudunda yarattığı tahribat sonucu hastaneye kaldırıldı. 23 Temmuz 1972'de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi'nde hayatını kaybetti.

Yazar istatistikleri

  • 35 okur beğendi.
  • 138 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 156 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları