Binnur sıkılmazdı, bütün gün yatakta yatmaktan. Durmadan kitap okurdu. Ne bulurdu o kitaplarda? Bir sürü saçma sapan öykü. Aşkmış. Zırva. Kime yutturuyorlar?
Hiç değişmez bir ilkedir: Ciddiye alıp mücadele etmediğin bir saçma, seni kuşatır ve esir alır. Deli saçması diye ciddiye alınmayan ve “üzerinde konuşmaya değmez” diye geçiştirilen zırva yayılır ve etrafa saçılır.
"Bilmelisiniz ki bu adam, asilzadelik sembolü olan ve üstünde erkeklik aleti biçimli bir madalya takılı kuşakla ödüllendirilmiştir, bu süs, soyluyu halktan ayıran işarettir."
Bana bu kadar zırva gelen bu çelişkiye gülmekten kendimi alamadığımı itiraf etmeliyim.
"Bu âdet bana biraz fazla olağandışı geldi" dedim ev sahibine, "zira bizim ülkemizde soyluluk işareti kılıç kuşanmaktır."
Ama o, hiç heyecanlanmaksızın: "Ah benim küçük adamım!" dedi, "sizin dünyanızın büyükleri, sadece bizleri yok etmek için hazırladıkları, neredeyse herkesi amansız düşman görürcesine, celladı temsil eden bir aleti teşhir etmek için çıldırıyorlar da, aksine, ona sahip olmasaydık, bizleri de yeryüzünde eksikliler arasında saydıracak bir organımızı, doğanın güçsüzlüklerinin yorulmaz tamircisini, her canlının Prometeus'unu, göz ardı ediyorlar. Zavallı ülke, doğurganlık işaretleri yüz karası, yok ediciler onurlandırıcılı sayılıyor. Üstelik de bu organa, sanki hayat vermekten daha şerefli başka bir şey varmış ama hayat almak en aşağılık sayılmazmış gibi, müstehcen yer adını takmışsınız!"