8/10
·102 syf.··
2026 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 00:25
Yılanı Öldürseler , Yaşar Kemal bu kitabında toplum baskısını etkileyici bir şekilde ele almış. Detaylı betimlemeler sayesinde kitap okuyor gibi değilde bir film izliyor gibi okudum. Uzun betimlemeler sevmiyorum ama bu kitabında çok yerinde olmuş. Hasan’ın yaşadığı duygusal gel gitleri onunla beraber bende hissettim. İnsanların sesi bazen iç sesimiz oluyor biz fark etmeden. Kitap sayesinde bende iç sesim olmayan dış sesleri bir düşündüm. Ne kadar da çok :( Roman hem duygusal hem de düşündürücü bir yapıya sahip. Bu tarz kitaplar daha kalıcı oluyor benim için. Kitabı genel olarak beğendim, kolay okunabileceğini düşünüyorum.
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,1bin okunma
8/10
·102 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 12:20
Yaşar Kemalin kitaplarını ve dilini genel olarak beğenirim. Yılanı Öldürselerdeki dili ve konuyu da beğendim. Çok akıcıydı kısa sürede bitirdim. Yaşar Kemal okumayı sevenler ya da ilk defa okuyacaklar bu kitaba şans verebilirler. İçerik hakkında bir yorum yapmam gerekirse bir köy bir çocuğu nasıl katile dönüştürüyor bunu okuyoruz kitapta. Yaşar Kemal Yılanı Öldürseler
1000Kitap
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,1bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·896 syf.··
2026 9. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2026 13:20
20. yüzyıl siyasi tarihini son derece detaylı bir şekilde ele almış 1000 sayfaya yakın (970 sayfa) muazzam bir emek ürünü. Ancak eleştirilerim de olacak; Önemli ve atlanmaması gereken eleştiriler… Kitap, 19. yüzyılın özeti ile başlıyor, imparatorlukların dağılma sürecine varıyor. Sömürgecilik dönemi, birinci Dünya Savaşı, ikinci Dünya Savaşı, bütün bu süreçlerde Türkiye’nin durumu ve dış politikası son derece detaylı bir şekilde işlenmiş. Olayların birbiriyle neden - sonuç bağlantısını dönemine göre çok iyi kurmuş. Doğusuyla-batısıyla gelişen bütün olayları süreçleri ile ve detaylarıyla anlatmış. Kitabın büyük çoğunluğu soğuk savaş dönemini anlatıyor. İki kutuplu Dünya; Amerika ve Sovyetler birliği. Küba krizi , casus uçak krizi , Vietnam Savaşı , Kore Savaşı , Afganistan Savaşı , İran - Irak Savaşı,…. Kitabın en çok detaya inilen, ancak öte yandan en çok eleştirilecek noktası da bu kısım. Soğuk savaş dönemini de tüm detaylarıyla uzun uzun anlatıyor; emeğinin hakkını teslim etmemiz lazım.(hatta fazla detaya indiği için yer yer, bazı kısımlarda sıkıcı da olabiliyor). Bir yandan ABD’nin ve İngiltere’nin yön verdiği ülkelerin politik duruşları, gelişmeleri ile kapitalist -liberal dünyanın gelişmeleri; Öte yandan Sovyetler Birliği’nin sosyalist - komünist politikasıyla çevre ülkeleri içine alarak genişlemesi…. gerginlik, inatlaşma ve karşılıklı stratejileri ile gelişen iki kutuplu dünyanın tarihi olayları detaylarıyla, adım adım anlatılıyor. Ancak kitabın bu büyük kısmını kapsayan soğuk savaş döneminde yazar Fahir Armaoğlu’nun açık ve aleni bir şekilde sağ görüşlü ve Amerikancı olduğunu fark etmemeniz mümkün değil. Yaşanan bütün krizleri, savaşları, politik açmazları , sömürgeciliği sadece Sovyetlere yüklüyor. Sovyetler Birliği kötüleniyor. Amerika’nın gelişim,
20. Yüzyıl Siyasi TarihiFahir Armaoğlu · Timaş Yayınları · 2014847 okunma
Yalanı Öldürseler
Puan vermedi·102 syf.·
2026 61. kitabı
Hem uyduruyorlar, uydurduklarını bile bile az sonra da uydurduklarını gerçeğe çevirip inanıyorlardı.(s72) İnsan bazen bir gerçekten ziyade tekrar edilen bir yalanın içinde yaşıyor. Bir söz ağızdan çıkıyor, sonra başkalarının dilinde büyüyor, şekil değiştiriyor, sonunda gerçekmiş gibi insanın üstüne çöküyor. Yaşar Kemal Yılanı Öldürseler ’le bir çocuğun kaderine yüklenen ve akabinde toplumun ürettiği bir yalanın nasıl gerçeğe dönüştüğünü konu ediniyor. Toplumun baskısı ve yönlendirdiği yargılar içinde kalan Hasan isimli bir çocuğun sevgi ile nefret arasında parçalanarak değişimini anlatıyor. Hasan’ın hikayesi bir cinayetle başlamıyor aslında bir yakıştırmayla başlıyor. Köy, olanı olduğu gibi kabul etmek yerine kendine bir suçlu seçiyor. Bu suçlu da en kolay olan oluyor, kadını, anneyi. O andan sonra gerçek önemini yitiriyor, yerini söylentiler alıyor. İnsanlar konuşuyor, büyütüyor, birbirine aktarıyor. Her anlatıda biraz daha sertleşen bu sözler, Hasan’ın zihnine işliyor. Çocuk, kendi gördüğüne değil, kendisine öğretilene inanmaya başlıyor. Zamanla Hasan’ın içinde bir çatlak oluşuyor. Bir tarafı annesine sarılmak istiyor, diğer tarafı ondan nefret etmeyi öğreniyor. Büyükannenin sözleri, amcaların davranışları, köyün bakışları… Hepsi aynı şeyi fısıldıyor. Bir süre sonra bu fısıltı Hasan’ın iç sesi oluyor. Artık o da bu yalanın parçası haline geliyor. Hasan annesini öldürdüğünde aslında sadece bir insanı değil, kendi içindeki son masumiyeti de öldürüyor. Yaşar Kemal ustalığını burada gösteriyor, öldüren Hasan mıydı onu bu noktaya getiren o kalabalık mı? Yaşar Kemal bu hikayeyle şunu söylüyor gibi, Bir toplum, gerçeği aramak yerine yalanı büyütüyorsa, en büyük suçu tek bir insan işlemez. O suç, herkesin payına düşüyor.Belki de yazarken meselesi şuydu. Yılanı değil, o yılanı
Bercesteden
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,1bin okunma
Puan vermedi·392 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
Japonya’nın Sengoku dönemine gidiyoruz; iç savaşlarla parçalanmış, güç sarhoşluğunun her yerde kol gezdiği, savaş bitse bile geride huzurun kalmadığı o döneme…İnsanların cesetlerin arasında değerli eşyalar aradığı, samuray başı getirip ödül aldıkları günlerde var olabilmek uğruna insanın neye dönüşebildiğini tüylerimiz ürpererek okuyoruz. Sekigahara’dan yaralı çıkan bir genç var karşımızda: Takezō. Çok güçlü, çok hırslı ve öfkeli… Gücünün ve hırsının farkında; bu yüzden kılıç ustası olmak istiyor. Üç yıl kapalı kaldığı o kale onun için içten içe gerçekleşen bir dönüşümün başlangıcı oluyor; Takezō adı yavaş yavaş silinirken, isimle birlikte duruşu da, bakışı da, ağırlığı da değişiyor ve Musashi olarak yeniden doğuyor. Zen düşüncesi ise bu dönüşümün merkezinde; Savaş Sanatı’na yapılan göndermeler, Japon masalları ve söylenceleri bu epik anlatıya katman katman derinlik kazandırıyor. Toprak bölümünde ham, sert, kök salmaya çalışan bir Takezō var; Su bölümünde ise akmayı öğrenirke esnemeye de çabalayan bir Musashi. Ve Otsū… Kitabın en yumuşak, en insani, en kalbe dokunan tarafı belki de. “Bekleyeceğim” deyip tam 970 gün yerinden kıpırdamayan bir sadakatin timsali o. Başta bir samuray hikayesi okuyacağımı düşünmüştüm ama metin insanın en zayıf yerini sorguluyor. Bir yerde “Sana öğretmem gereken tek şey çok güçlü olduğun. Gücünle gurur duymaya devam edersen, otuzunu görecek kadar yaşamayacaksın.” deniyor ve gücün kontrol edilmediğinde nasıl bir zehre dönüşebileceğini yüzümüze çarpıyor. O yüzden romanın meselesi yalnızca kılıcın keskinliği değil; zihnin sakin kalabiliyor mu, öfkeni dizginleyebiliyor musun, gücün seni ele geçirmeden sen onu taşıyabiliyor musun… Asıl ustalık rakiplerini yenmek mi sadece, yoksa gücünün seni zehirlemesine izin vermemek mi; kılıç
Musashi I. Kitap: Kılıç ve DelikanlıEiji Yoshikawa · Can Yayınları · 202629 okunma