Yarından ötesini göremeyiz ve yarını da zamanın sonu olarak algılarız; annesinin bir anlık yokluğunu kati ve geri dönüşü olmayan bir durum sayan ve basbayağı terk edildiğini düşünen, acıktığında yahut susadığında buna derhal çare bulunmazsa sonsuza dek aç yahut susuz kalacağını zanneden, bir yeri çizildiğinde o acının hiçbir zaman geçmeyeceğine inanan, kabuk bağlayacağını bile öngöremeyen, sadece bir günlüğüne, bir saatliğine yahut beş dakikalığına bile olsa kendini güvende ve korunaklı hissettiğinde bunun ömür boyu süreceğini sanan küçük bir çocuktan farksızız.
Hiçbir zaman garantisi olmayan, nadiren korunabilen ve her an kayıp gidebilecek birtakım şeyleri elde etmek için hiç düşünmeden, canımızı dişimize katarak çabalar dururuz; hiçbir şey sonsuza dek kazanılmaz; elde edeceğimizin kalıcı olmayabileceğini unutur ve çok defa savaşır, iş çevirir yahut yalan söyleriz, alçakça davranışlar da bulunur, ihanet ederiz ya da fesat çıkarır, suç işlenmesine sebep oluruz (hepimizde olan çok eski bir kusurdur mevcut durumu nihai olarak algılamak, kaçınılmaz biçimde, insanı çileden çıkartacak şekilde geçici olduğunu unutmak) ve etkisi bir kez geçtikten, geçerliliğini yitirdikten sonra savaşların ve çevrilen işlerin, yalanların, alçaklıkların, ihanetlerin ve suçların hepsi anlamsız ya da daha da kötüsü yüzeysel gelir bize: Hiçbir şey değişmezdi bu zahmete girmeseydik de; ah ne büyük bir enerji israfı, nasıl da nafile bir savurganlık.
İyilik de, kötülük de kendi başına ya da bir alın yazısına bağlı olarak gerçekleşen şeyler değildir. Karar, insana bırakılmıştır. Bu karar, insanın kendisini, kendi hayatını ve mutluluğunu ciddî bir şekilde ele alma yeteneğine bağlıdır; kendisinin ve içerisinde yaşadığı toplumun ahlakî problemi ile yüz yüze gelme isteğine bağlıdır. "Kendisi" olma ve "kendisi için" olma cesaretini göstermesine bağlıdır.