• Belki de en güzeli,
    14 yazın sonunda
    Derin bir ah çekip,
    Her yaza kış uyanmak...........
  • Bin hüzünlü haz
    Şöyle ki görmüş olduğunuz bu kitap tam 21 günde bitti. Bunun sebebi,benim çok yoğun olmamla birlikte özümsenerek okunacak bir kitap olmasından dolayıdır. Öyle ki dönüp dönüp okuduğum satırlar oldu,bu sebepten yorgun olmadığım kafamın dingin olduğu zamanları seçtim okumak için ve sonuç kendi adıma muhteşem bir kitap ziyafeti oldu... Arayışın romanı demişler "Bin Hüzünlü Haz "için...Başından başlayarak Alaaddin adında bir karakteri arayışın peşinde geçiyor roman.
    konusu içinde saklı oda kitabın kendisi aslında...
    Betimlemelerle başlayıp betimlemelerle biten bir kitap... Şiirsel bir dil söz konusu...Ne anlattığı değil nasıl anlattığı önemli Hasan Ali Toptaş'in...
    Konusu itibariyle bu kadar bilgi yeter aslında. Çünkü Hasan Ali Toptaş kitaplarında dili kullanma biçimi dikkat çekicidir. Kitap okuma biçimim biraz farklı bebim,genelde değerli yazarları okumadan önce araştırım ve bilgi edinirim. Okuyacağım kitabıyla ilgili nasıl bir yol izlemiş ve nasıl bir ruh haliyle yazdığı benim ilgimi çeker. Bu kitapta da bunu inceledim ve sizlerle de paylaşmak istiyorum;
    Esin kaynaklarını şöyle açıklamış yazar;
    - Kendime akraba saydığım yazarlar var. Bunlar Oğuz Atay, Bilge Karasu, Yusuf Atılgan; dünya edebiyatından ise Kafka ve Kundera'nın roman üzerine görüşleri ile bazı romanlarına yakın hissediyorum kendimi.
    Bin hüzünlü haz için şunları söylüyor;
    ‘Bin Hüzünlü Haz’, beni en çok üzen kitabım oldu. Bir yayınevinden, ‘Sen bunun etini, yağını, suyunu, tuzunu, baharatını o kadar çok koymuşsun ki, bir oturuşta yenmiyor’ dediler. Bir oturuşta tüketiliverecek yapıtlar istiyorlardı. Dehşete kapıldım. İyi yapıt, zaten edebiyat dışıdır. Yani edebiyatın o ana dek oluşagelmiş kurallarının dışına fırlamış bir yapıttır. Daha sonra edebiyata dönüşecektir.
    Yani öyle çerezlik okunacak bir kitap değil bu,ben baya bir uğraş verdim...
    Ve devam ediyor;
    - Roman sanatını nasıl bir adım daha ileri götürebilirim diye bakıyorum. Benim okur ya da parasal kaygım yok. Yalnızca güzel romanlar yazmak istiyorum. Bir önce yazdığım romana benzeyecekse yazmıyorum zaten. Üstelik çok zor yazıyorum, kıvrana kıvrana. Mükemmeliyetçilik bir hastalık. Müsveddelerimi el yazısıyla, siyah mürekkepli dolmakalemle, beyaz kağıda yazıyorum. Sayfanın sonunda bir sözcük karalamışsam o sayfayı yeniden yazıyorum. Mazoşist bir yanım mı var bilmiyorum.
    Bilgisayar kullanmadığını şu sözlerle anlatmış;
    - Öyle mekanik düşünemiyorum artık. Yıllardır elle yazmaya alıştım.
    İnsanın ilk aklına gelen kendini zorladığı oluyor ama aslına bakarsak emek vermek ve alın teri dökmek istemiş yazar. Tabi ki bu emek her kelimede ve cümlede kendisini belli ediyor bence.
    Verdiği emeği en iyi anlattığı cümleler;
    Ben yazdığı her cümlenin üzerine titreyen bir yazarım. Dili çok önemsiyorum. ‘Dil araçtır’ derler ama benim için bunun ötesinde birşey. Hatta ‘Bin Hüzünlü Haz’da dili düpedüz amaç edindim. Sözcüklerin duruşlarını, birbirlerinde yankılanışlarını, renklerinin birbirine karışımını tek tek tartıyorum ve saçımı başımı yola yola yazıyorum...
    Böyle bir emek bence uzun uzun okunmayı hak ediyor...
    Kitap okumak;sabrın ne olduğunu öğretir,en heyecanlı yerinde neler olup biteceğini merak ederken,kitabın son sayfalarına sabırla ulaşırız...
    Kitap okumak,bilgilenmek kadar yaşadığımız hayatta sabırlı ve sakin kalmayı öğretir...
    Bol kitaplı günler diliyorum. Okumaktan vazgeçmeyin. Keyifli okumalar...
    Hasan Ali Toptaş
    Bin Hüzünlü Haz
    Everest yayınları
  • Kemal Tahir’in Kurt Kanunu adlı eseri Mustafa Kemal Atatürk’e karşı tertip edilen İzmir Suikastını anlatıyor. Okumadım henüz, Milli mücadele ve Kurtuluş savaşımızı anlatan eserler sıraya koydum. Bu da o eserlerden yalnızca biri. O dönemi anlatan yazarlar, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Samim Kocagöz, Tarık Buğra, Nazım Hikmet Ran, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Falih Rıfkı Atay, Celal Bayar, Kemal Tahir, Kemal Arıburnu, Reşat Nuri Güntekin, Fazıl Hüsnü Dağlarca..
  • İyi pazarlar, başka bir etkinlikle devam edelim dedim hikaye ile ilgili yolculuğumuza. Küfretmeyin hemen, öykü yazmayacağız bu kez. Sitenin temasına uygun bir etkinlik olacak bu, her zaman gördüklerinizden. 1960–1970'lerin öykücülerini okuyalım diyorum, eğer siz de isterseniz. Nereden çıktı peki bu etkinlik, ne okuyacağım öyle kısa, kısa elalemin hikayesini, yazmak varken diyebilirsiniz elbette.

    Şaka yapıyorum tabi ki, kimsenin hayır diyeceğini sanmıyorum böyle bir okumaya, bir şeyler yazabilmek için okumak lazım ilk önce. Yoksa çok geç oluyor aklınıza gelenin zaten yıllar önce başkalarının tarafından da düşünüldüğünü öğrenmek, kalıyorsunuz sonra benim gibi:)

    Vüs'at O. Bener zaten halen etkinliği devam eden ve hak ettiği ilgiyi yıllar sonra bu platformda bulan bir yazar (Liliyar sağ olsun) . Ama onun dışında da Sait Faik'in , Memduh Şevket'in ya da Sabahattin Ali'nin öykücülük geleneğini devam ettiren önemli yazarlarmız var 60-70'lerde. Aklıma gelenleri sıralayacağım şimdi. Atladığım vardır elbette, uyaran olursa eklerim.

    Soğuklar gelsin öyle başlayalım diyorum etkinliğe 15 Ekim uygun olur herhalde, 1,5 ay sonra 1 Aralık'ta da bitiririz. Katılmak isteyenler aşağıya yorum yaparsa eklerim. Daha Orhan Pamuk- Herman Hesse- Jasper Kent etkinlikleri var, nasıl okuyacağız diyen arkadaşlar da bi zahmet sıkıştırıversinler araya. Kısa kısa yazılar sonuçta :) En kötü yazarları tanıyıp Kim Milyoner Olmak İster'deki sorulara doğru cevap verirsiniz.

    Etkinlik başlangıcında ilgili ileti paylaşılacaktır. Geniş bir yelpaze olması korkutmasın kimseyi. İsteyen istediği sorudan başlayabilir sonuçta. Yazarları tanımanız için etkinlik süresince kendilerine ait bazı hikayeleri paylaşmayı düşünüyorum Zaten Adalet Ağaoğlu'nun bir hikayesini #33734855 iletisinde paylaşmıştım, okumak isteyenler için.

    Herkese iyi okumalar şimdiden (Metin T. için not: Hocam yeni yazarları artık yılbaşına doğru yaparız senin için de sakıncası yoksa)

    Yazarlar

    Nezihe Meriç
    Leyla Erbil
    Bilge Karasu
    Ferit Edgü
    Erdal Öz
    Kamuran Şipal
    Tarık Dursun K.
    Adalet Ağaoğlu
    Tomris Uyar
    Selim İleri
    Nedim Gürsel
    Hulki Aktunç
    Füruzan
    Mustafa Kutlu
    Sevinç Çokum
    Rasim Özdenören
    Sevim Burak
    Necati Mert
    Demir Özlü
    Adnan Özyalçıner
    Onat Kutlar
    Feyyaz Kayacan
    Oğuz Atay - Korkuyu Beklerken (Konuk Yazar)

    Okurlar (Y-5)

    Erhan
    Elif
    Derya (Bahir) Deniz
    Turhan Yıldırım
    Kenan
    Zin
    Emin K.
    Metin T.
    Li-3
    Büşra A.
    Hatciş
    Osman Y.
    Nilüfer
    Esther. Sema
    Caturday
    Giz
    İ.dem
    Sezen B.
    Necip G.
    Sümeyye Pamih
    Ayça
    https://1000kitap.com/zrhm
    Ferit Şimşek
    NigRa
    nneslihann
    Liliyar
    inci
    Fatma Öztürk
    Zeynep
    https://1000kitap.com/Madame
    Derya
    Cemre
    esraaltunerrr
    Müjgan
    Sinan
    mündemiç
    Evey hammond
    Odessa
    Homeless
    Mevsim Ahenk
    Hülya Açılan
    Leman Dilara
    Anıl Y.
    Kader Aşcıoğlu
    Hakan S.
    Ahmet Yaylaci
    Nesrin Ay
    İclâl
    Bahar Aygün
    Burak
    Betül AYANOĞLU
    fatoş
    Hatice Kurtaran
    ~büşra~
    Handan İriş
    Özleم
    Selma Kavurmacıoğlu
    Ali Burak Subaşı
    Züleyha Öztürk
    Arzunalbant
  • Turgut uyar demiş ki :
    - En iyi ben yenilirim;
    dosta, düşmana, aşka...

    Tomris Uyar eklemiş peşinden:
    - Biri geliyor,
    hayatımıza bir makas atıyor;
    o yaşadığımız bölüm,
    bütünün dışına düşüyor.

    Cemal Süreya hüzünlü ses tonuyla :
    - Kim istemez mutlu olmayı
    ama mutsuzluğa da var mısın?

    Edip Cansever sessizce mırıldanarak :
    - Özlemim sanadır,
    varsın kar yağsın, daha yağsın
    seni arındırıncaya kadar.

    Didem Madak sormuş peşinden :
    - İnsan kaybolmayı ister mi?
    Ben işte istedim bayım.
    Uzaklara gittim
    Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
    Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

    Sabahattin Ali demiş ki :
    - Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor da, kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlanış da insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde "bu böyle olmayabilirdi" düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.

    Tezer Özlü sesini yükselterek haykırmış :
    " Haykırmak istediğim çok şey var. Büyük kayıplar yıkacak değil bizi. Açıkça birbirimizle konuşamıyorsak ben ağlamak, bağırarak ağlamak için bahçenin yeşillikleri gerisindeki odama geçiyorsam, biliyor musun, ne güzel ağıtlar içinde uyuyakalmak ? "

    Oğuz Atay içinden şöyle geçirmiş :
    - Kelimeler albayım, kelimeler.
    bazı anlamlara gelmiyor.

    Attila İlhan demiş ki :
    çünkü ayrılık da sevdaya dahil
    çünkü ayrılanlar hala sevgili!

    Metin Altıok sitemkar bir şekilde :
    Öyle yalnızız ki bu panayırda
    Sevgimiz durmadan bir taşı ovar.
    Sevgilim aşk da uyar çevreye
    Ve kendine parlak bir yalan arar.

    Behçet Aysan :
    Kırgınım, saçılmış
    bir nar gibiyim
    sessiz akan bir ırmağım
    geceden
    git dersen giderim
    kal dersen kalırım.

    Nazım Hikmet şöyle tamamlamış :
    Seni düşünmek güzel şey,
    ümitli şey,
    dünyanın en güzel sesinden
    en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey...
    Fakat artık ümit yetmiyor bana,
    ben artık şarkı dinlemek değil,
    şarkı söylemek istiyorum.

    - Melih Tansuğ
  • Çok kitap okudum bu zamana kadar, ne bulduysam saldırırcasına okudum diyebilirim. Bunun en büyük nedeni, lisedeyken okuduğum Tutunamayanlar 'ın etkisinden kurtulabilmekti belki de. Öyle geçmez bir acı ve derin bir yara bıraktı ki bende o kitap, bir kitabın açtığı yarayı ancak başka bir kitap kapatır diye düşünerek, umutla panzehir aradım okuduğum her sayfada. Olmadı. Okuduğum her kitap biraz daha delirtti beni, sonunda kafayı sıyırıp çıktım. Delirmişliğimin müsebbibi Oğuzcuğum Atay'a selam olsun...
    ....
    Bana bu deli gömleğini kitaplar giydirdi usta. Kitapları ciddiye almaktan, kitaplarda çekilen acıları gerçek zannetmekten, kitaplardaki kahramanların yaşadıklarına kendi yaşantılarımmış gibi muamele etmekten kafayı yedim! “
    “Neden? Çok mu yalnızdın? Herkes kitap okur, etkilenir. Sonra kitabı kenara koyup spora gider, televizyonu açar, sevgilisiyle buluşur… Ne bileyim yapar işte bir şeyler. Sen niye hapsettin kendini kağıt duvarların arasına?”
    “Ben bir şey yapmadım. Yani bunun için özellikle bir şey yapmadım. Okuduğum ilk kitaptan beri bu böyle oldu hep. Yani kendimi birdenbire böyle buldum. Bak mesela bu cümleler bile tam olarak benim değil. Kahramanı kitap okumaktan kafayı yemiş bir romandan aldım çoğunu!”
    ” Niye ağlıyorsun peki?“
    ” Çünkü kaybolduğumu hissediyorum. Perec’in kitabında kaybolan e harfi gibiyim. Üstelik bu gerçek mi ondan bile emin değilim. Kayboldum mu gerçekten yoksa kaybolan bir kitap karakterinin acısını mı yaşıyorum? Bunu bile bilmiyorum…"
    ALİ LİDAR
  • Turgut uyar demiş ki :
    - En iyi ben yenilirim;
    dosta, düşmana, aşka...

    Tomris Uyar eklemiş peşinden:
    - Biri geliyor,
    hayatımıza bir makas atıyor;
    o yaşadığımız bölüm,
    bütünün dışına düşüyor.

    Cemal Süreya hüzünlü ses tonuyla :
    - Kim istemez mutlu olmayı
    ama mutsuzluğa da var mısın?

    Edip Cansever sessizce mırıldanarak :
    - Özlemim sanadır,
    varsın kar yağsın, daha yağsın
    seni arındırıncaya kadar.

    Didem Madak sormuş peşinden :
    - İnsan kaybolmayı ister mi?
    Ben işte istedim bayım.
    Uzaklara gittim
    Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
    Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

    Sabahattin Ali demiş ki :
    - Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor da, kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlanış da insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde "bu böyle olmayabilirdi" düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.

    Tezer Özlü sesini yükselterek haykırmış :
    " Haykırmak istediğim çok şey var. Büyük kayıplar yıkacak değil bizi. Açıkça birbirimizle konuşamıyorsak ben ağlamak, bağırarak ağlamak için bahçenin yeşillikleri gerisindeki odama geçiyorsam, biliyor musun, ne güzel ağıtlar içinde uyuyakalmak ? "

    Oğuz Atay içinden şöyle geçirmiş :
    - Kelimeler albayım, kelimeler.
    bazı anlamlara gelmiyor.

    Attila İlhan demiş ki :
    çünkü ayrılık da sevdaya dahil
    çünkü ayrılanlar hala sevgili!

    Metin Altıok sitemkar bir şekilde :
    Öyle yalnızız ki bu panayırda
    Sevgimiz durmadan bir taşı ovar.
    Sevgilim aşk da uyar çevreye
    Ve kendine parlak bir yalan arar.

    Behçet Aysan :
    Kırgınım, saçılmış
    bir nar gibiyim
    sessiz akan bir ırmağım
    geceden
    git dersen giderim
    kal dersen kalırım.

    Nazım Hikmet şöyle tamamlamış :
    Seni düşünmek güzel şey,
    ümitli şey,
    dünyanın en güzel sesinden
    en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey...
    Fakat artık ümit yetmiyor bana,
    ben artık şarkı dinlemek değil,
    şarkı söylemek istiyorum.

    - Melih Tansuğ