failimuhtar, bir alıntı ekledi.
05 May 19:24 · Puan vermedi

Simone de Beauvoir ev işlerinin saçma ve köleleştirici olduğunu söyler; sanki ev dışında yapılan bütün işler çok tatminkar ve ufuk açıcı gibiymiş gibi... Bunu söylerken Beauvoir süpermarket kasiyerlerinin değil de entelektüellerin ve sanatçıların yaşamlarını düşünüyordu kuşkusuz. Ütü yapmak daha saçma ve küçültücü bir iş mi? Gerekli diplomaları alıp anaokulu öğretmeni olmak onurlu da, evde oturup kendi çocuğuna bakmak mı değersiz kılıyor insanı? Evde yapılan bütün işlerin değersiz olduğunu varsayan bu paradokstan çıkmak gerek. Bütün bunları kadınların "eve geri dönmesini" yüceltmek için değil, eskiden riyakarca övülen "annelik" ile annenin yaptığı işlerin toplumsal olarak küçümsenmesi arasındaki karşıtlığın altını çizmek için söylüyorum. Asıl olan, yapılan bütün işlerin bir toplum hizmeti olarak görülmesi ve çocukların eğitiminin paylaşılması.

Kadınların En Güzel Tarihi, Kolektif (Sayfa 218 - Sylviane Agacinski)Kadınların En Güzel Tarihi, Kolektif (Sayfa 218 - Sylviane Agacinski)

ortada ilginç bir teori var. ne derece doğru olur bilemem. bunu desteklemek için de size şunu söyleyim:
myanmar da dışlanan müslümanlara kimlik verilmiyor. deniliyor ki 1948 den önce anan baban buralarda ise ispatla sana kimlik verelim. yoksa kimlik yok diyorlar.
ama şu detayın da altını çizmek gerek:
myanmar da seçimlerde bu kimliksiz müslümanlara oy vermesi için geçici kart veriliyor..

şimdi makarayı geri saralım:
suriyei mültecilerin sayısı kaça ulaştı?
70.000
bu mülteciler nerede?
izmirde.

peki hüseyin çelik ne dedi geçenlerde?
secimler bir kereye mahsus 2013 de olsun.

sebep??

Çağdaş Sahilli, Mitologya'yı inceledi.
12 Nis 00:00 · Kitabı okudu · 33 günde · Beğendi · 8/10 puan

İçinde eksik, ve yanlış bilgiler olsa da, insanın ufkunu açan, yunan mitolojisi tanrılarını serüvenleri ile anlatan bu kitap ufkunuzu açacak. Șunun altını çizmek gerek; kitabı okuduktan sonra mitlerin dinlerin kaynağı olduğu kanısına vardım. Okuduğunuzda bazı olayların farklı versiyonlarını dinlerde görebilirsiniz. Örneğin altın postun aranıșı serüvenini okuduğunuz zaman Hz. İbrahim ve İsmail'in hikayesi olduğu, yaratılış, nuh tufanı ve kıyamet gibi olayları yunan mitolojisinde (ki yunan mitolojisi ilahi dinlerden öncedir.) görebilirsiniz.

Gamze Özmen, Elon Musk'u inceledi.
28 Mar 10:42 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 9/10 puan

Son birkaç yılın en çok konuşulan, gerek yaptığı ve yapmayı amaçladığı işler, gerek özel yaşantısı ile en çok takip edilen girişimci, milyarder, deli bir dahinin yaşam öyküsü... Biyografileri severim tabii biyografi konusu kişi de ilgimi çekmeli. Türkiye'ye kadar gelip Anıtkabir'e uğramasını geçtim sırf SpaceX in başındaki isim olması bile benim Elon Musk'ı merak etmem için yeter de artar bile. Seveni de sevmeyeni de çok, kitabı okuyunca daha iyi anlaşılıyor. Yazar her yönüyle Elon Musk'ı inceleme fırsatı bulmuş ve kitaba aktarmış. Kimse mükemmel değildir, Elon Musk da öyle ve yazar bunu gayet başarılı bir şekilde anlatmış. Yine de objektif olarak bakınca hayran kalmamak zor. Bugüne kadar başardıkları gerçekleştirmeyi hayal ettiklerinin yarısı bile değil kitabı okuyunca anlaşılıyor. Ayrıca Elon Musk sıradan bir milyader değil. Evet bir araba koleksiyonu var, yanlış hatırlamıyorsam 4-5 tane falan. Dürüst olursak o kadar parası olan neredeyse herkes birden fazla araba edinir. Özel jeti de var, daha çok iş için kullanıyor ve kullandırıyor(bunun altını çizmek isterim). Kitapta ailesine de yer verilen bir bölüm var ve iki kuşak öncesinden itibaren uçmak eyleminin aile geleneği haline geldiği anlaşılıyor. İş odaklı bir yaşam sürüyor ve çok fazla seyahat ediyor, sık gittiği yerlerde mülkü olmasını bekliyorsun ama hayır o arkadaşlarında kalmayı tercih ediyor. Kitabı okumamış olsam pinti diyeceğim de alakası yok. Bence mülk edinmeyi fazla önemsemiyor. Yaptığı işlerden para kazanıyor doğru, ama bunu sırf servetine servet katmak için yapmıyor. Adam hayallerinin peşinden koşuyor. İnsanlığın yaşam kalitesini arttırmak için çalışıyor bu yönü çok takdir edilesi ve ilham verici. Hala geçerli mi bilmiyorum ama kitapta Tesla nın elektrikli arabalarla ilgili yaptıkları yenilikler ve gelişmeler için patent almadıklarını, bu durumun başka kişilerin ve şirketlerin de elektrikli arabalar üretebilmesi için bir yol olduğunu okudum.
İşin özü Musk ı sevin sevmeyin farketmez ama bence bu kitabı herkes okumalı. İlham için, kendi yaşamımızı sorgulamamız için, hayallerimizin sadece hayal olarak kalmayabileceğini öğrenmek için ve aslında sınır,engel,imkansız vb. olumsuzlukları aşabilmek için herkese bu kitabı şiddetle tavsiye ederim.

Zeynep Buse Küçük, Romeo ve Juliet'i inceledi.
03 Mar 16:02 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

Eminim hepiniz hayatınızda bir kere bile olsa Romeo ve Juliet'in hikayesini duymuşsunuzdur. Ben de onlarca kez duydum, farklı kitaplarda hakkında yazılan şeyleri okudum ama kendisini ilk kez şimdi okudum. Ve neden sürekli adını, hikayesini duyduğumuzu anladım.

Olaylar hepimizin bildiği şeyler, duyduklarınızdan daha farklı herhangi bir şey beklemeyin yani. Ama anlatım, cümleler o kadar güzel ki... Neredeyse her cümlenin altını çizmek istedim. Birçok cümlesini bir yerlerde okumuştum zaten ama şimdiye kadar duymadığım gizli kalmış cümleler de buldum. O kadar mutlu etti ki beni o cümleler.

Fazla söze gerek yok. Bence kitap okumayı seven her insanın okuması gereken klasikler arasında Romeo ve Juliet. Kesinlikle pişman olmayacaksınız. Okuyun, okutun.

Gamze Tunç, bir alıntı ekledi.
21 Oca 17:52 · Kitabı okuyor

Altını çizmek gerek!!
...İslam diğer tüm inançlardan, doktrinlerden ve yaşam felsefelerinden ayrılıyor... Bu talebi gündelik yaşam diline tercüme etmemiz gerekirse, hayatı yalnızca din ve ibadet ile değil, çalışma ve bilimle geliştirmek gerektiğine inanan,...ların İslam'a mensup olduğunu söyleyebiliriz.

İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviç (Sayfa 43 - Yarın yayınları , 2017 , İslam Yalnızca Bir İnanç Değildir)İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviç (Sayfa 43 - Yarın yayınları , 2017 , İslam Yalnızca Bir İnanç Değildir)

Ölüm'den Mektup Var.!
Ulusal televizyon genel müdürüne,saygı değer beyefendi, ilgili tarafların gerekli önlemleri alabilmeleri amacıyla bu gece yarısından itibaren , zamanın başlangıcından geçtiğimiz yılın otuz bir aralık tarihine kadar olduğu gibi ölümün tekrar yürürlüğe gireceğini duyurmak istiyorum, faaliyetlerime ara vermemin , ya da başka bir deyişle , eski zaman resim ve gravür sanatçılarının hayallerinde oluşturdukları imgeler aracılığıyla anlatmak gerekirse , sembolik tırpanımı kılıfına yerleştirmemin sebebi, benden bu denli rahatsız olan insanların sonsuz yaşamın nasıl birşey olacağını görmelerini istememdi, sonsuza dek yaşama imkanı bulunsaydı neler olurdu görülsün istedim sayın genel müdür, öte yandan daima ve sonsuza dek kavramlarının tam olarak ya da halk arasında sanıldığı derecede eşanlamlı olup olmadıkları da apayrı bir tartışma konusudur ama şu anda önemli olan bu değil, dayanıklılık testi ya da ek zaman olarak adlandırabileceğimiz bu birkaç ayın ardından durumu hem ahlaki-felsefi hem de pragmatik-toplumsal açıdan gözden geçirdim, olayı bütünüyle gerek yatay gerek dikey bakış açılarından değerlendirdim ve sonuç olarak yanıldığım kanısına vardım, bu çerçevede olayların normal akışına döneceğini bildirmek isterim, bunun anlamı, ölmüş olmaları gereken ancak sağlık durumları ne olursa olsun dünyadaki varlıkları devam eden kişilerin yaşamlarının bu gece yarısı saatler on ikiyi gösterdiğinde son bulacağıdır, saatlerin on ikiyi göstermesi kavramının da sembolik olduğunun altını çizmek isterim, bu çerçevede, meydanlardaki saatleri durdurmak ya da kulelerdeki çanları susturmak gibi aptalca düşüncelere kapılanların ümitlerinin boşa çıkacağını da peşinen bildiririm, insanoğlunun kalbine en büyük korkuyu geri getirme yönündeki kararım kesindir-
.
.
.
.
.
.
tevekkül içinde olunuz ve ölüme karşı koymaya çalışmayınız, zira tüm çabalarınız boşa çıkacaktır, bununla birlikte yaptığım bir hatayı da kabullenmek ve vurgulamak isterim, bu hata ölüm konusunda sürdüregeldiğim usulle ilgilidir, şiimdiye kadarki acımasız ve haksız uygulamalarımdan, insanlara haber vermeden canlarını almış olmaktan dolayı rahatsızım, kişileri kalleşçe, uyarmadan, vakit tamam demeden öldürüyordum, bu tutumumun uygunsuz ve hoyratça olduğunu kabul ediyorum, bir vasiyet yazacak zamanı bile çoğu zaman insanlardan esirgemişimdir, ölüme doğru giden yolu onlara gösterecek bir hastalığı başlarına musallat ettiğim çok olmuştur ama insanların hastalıklara bakışı bambaşkadır, hep onlardan kurtulacaklarını düşünürler, ancak son anları geldiğinde ölümün geldiğinin farkına varırlar, her neyse, bundan sonra herkes ölüm konusunda eşit şekilde uyarılacak ve tüm insanlara yaşayacakları son bir haftada işlerini yoluna koyma fırsatı verilecektir, bireyler bu süre içinde vasiyetlerini hazırlayabilecek, aile bireyleriyle vedalaşabilecek, yaptıkları kötülükler için özür dileyebilecek ya da yirmi yıldır görüşmedikleri kuzenleri ile barışabileceklerdir, sayın genel müdür, satırlarıma son vermeden önce kendi elimle yazıdğım ve imzaladığım bu metni hemen bugün ülkenin tüm evlerine ulaştırmanızı rica ediyorum, mektubu insanların genelde beni tanıdıkları adımla imzalıyorum, ölüm.

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, José Saramago (Sayfa 99)Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, José Saramago (Sayfa 99)
Kıvılcım Y., Ben Bir Gürgen Dalıyım'ı inceledi.
 27 Kas 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

İnsan olmak nedir?
Yıllardır ilkokuldan beri bize sorulan, cevabı öğretilen bir soru var. İnsanı diğer canlılardan ayıran özellikler nelerdir?

En başında akıl ve irade sahibi olmamız gelir, ardından bize lütfedilen, kendi gözümüzde bizi dünyada hatta evrende en üst seviyelere taşıyacak "mükemmel" özelliklerimiz sıralanır. Bunların içinde, iletişim kurmamız, birlikte yaşamayı gerektirecek yardımlaşma ve dayanışma sahibi olmamız, üretim yapabiliyor olmamız ve benzeri onlarca şey...Tabi hep bir soru işareti bırakır ardında. Bize verilen tüm özelliklerin yanında, sonradan öğretilen, tüm güzelliklerin "insan"da toplandığı algısı kene gibi yapışır insan algısına, kör ve sağır eder tüm duyuları, kanını emer. O yüzden sıralanan maddeleri bir kenara bırakıp diyorum ki insan, bu doğanın içinde katil olma potansiyeli en yüksek varlıklardır. Herhangi bir açlık hissetmediği halde başka bir canlının gözünün yaşına bakmadan hayatına son verebilir kolaylıkla. Bundan olsa gerek, son zamanlarda insan olmak tabiri beni fazlasıyla rahatsız eder oldu. Tüm bu gerçeklerin karşısında hâlâ nasıl böbürlenerek kendimizi üstün görebildiğimizi anlamakta zorluk çekiyorum.

Bunlarla sınırlı kalmamalı diyorum, eksik bir şeyler var, hâlâ yetmiyor cevaplar, sormaya devam ediyorum.

Peki nedir gerçekten "insan olmak" tabiri?

Merhamet, vicdan ve sevgi üçlemesini, yaşamının sac ayağı haline getirebilmiş tüm varlıklara insan denmeli, bunu başarabilme eylemine de insan olmak. Benim insanı tabir ederken altını çizmek istediğim özelliklerin en başında bunlar geliyor. Ardından bize verilmiş olan ama kullanmakta zorluk çektiğimiz bir özellik beliriyor: empati kurmak. İşte bu kitap tam da bu noktada gösteriyor kendini. İnsan olmayı bir insanın dilinden dinlemek kolay diyor Toptaş, gelin bir de bir gürgen ağacının dilinden dinleyelim.

Gözlerimizden bulunduğumuz çevre yavaş yavaş silinirken ellerimiz dallara, saçlarımız yapraklara ve gövdemiz köklerine sıkı sıkıya bağlı bir ağaca dönüşüyor. Bir gürgen oluyoruz Ege kıyılarında, bazen de umutsuz bir meşe ağacı, bir köknar ya da bir çam ağacı. Siz isterseniz bir kuş olmayı seçin, ister bir ot, börtü böcek ya da tilki, farketmez. Bu masalı bozan bir insan olmadığınız sürece.

Yeşerdim çiçek açtım sarardım yaprak döktüm, kök saldım kitapla oturduğum yerde. Bazen kuşlar kırdı dallarımı yanmadı canım çünkü bir insandan daha fazla can yakamazdı hiçbir varlık. En taze düşüncelerim oldu bu kitap, bir dalım oldu sol yanımda ve en sonunda oraya düşen bir kor oldu.

Bir ağacın gözünden nasıl görünür insan? Bulanık suratlarında gizlenen zalimlikleriyle renksiz hayatlarının öcünü renkli yaşamlardan almaya çalışan mutsuz düş hırsızlarından başka bir şekilde değil. Madem mutsuzluk ve acımasızlıkla bir balta vurulacaktı gövdesine, o da insanların mutsuzluklarına bir balta vurmalıydı, onları mutlu ederken bu mutluluğa vesile olmanın vereceği sevinçle yetinmeli, ağaç olarak devam ettiremediği yaşantısını iyi duygulara sebebiyet vererek sürdürmeliydi. Düşlerini anılarını terk etmeye değecek bir yaşam sürdürmek için elinden geleni yapmalıydı, insanların ne yapacağının belli olmadığı gerçeğini bile bile...

Direniş var bu kitapta, acı gülümsemeler var. Başka bir canlının gözünden insanların acılarına tanık olurken yaşattıkları acıların körlük ve sağırlıklarından kaynaklanmasına bir isyan. İnsan değilim ben diye inkar etmek istedim, yoksa isyan mı demeliyim? Farkındalık yaratan en hüzünlü kitaplarından biri bu, çocuklardan önce büyüklerin okuması gereken. Bir savaş alanı olarak doğmaz çünkü çocuklar, sonradan öğrenir bunu. Ellerine sapan alıp kuş avlamasını değil, bir ağaca yaslanıp doğayı dostu bilmesi gerektiğini de en güzel büyükler aşılayabilir onlara.

"İnsanın karışmadığı her şey bir masaldı" diyor Toptaş, karışmasaydı insanlar, yeşerecekti ağaçlar, otlar şarkı söyleyecekti, böcekler, tavşanlar, kurtlar, tilkiler, kuşlar ve taşlar da katılacaktı bu şarkıya. Ama elini sürdü ve bir direnişe dönüştü bu masal, direnişin sonunda da bir ağıta.

"Peki bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan? Şöyle, güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengârenk bir barış bahçesi?"

Temiz kalma umudu veren güzel adamın yüreğine ve tadına doyamadığım güçlü kalemine sağlık.

Keyifli okumalar.