• hayat işte su gibi akıp geçiyor kim ne olmuş ne bitmiş aldırmıyor hayat bize gülmüyor bizde hayata anladım ki hayat geçiçi ahiret kalıcı dünya için deil ahiret için çalışmalı insan dünyadaki gereksiz insanlardan kaçinmali
  • VEDA

    Artık iş kalmadı yarenler bizde
    Tökezliyor olduk yazıda düzde
    Şairdik,hatiptik,yazardık sözde

    Ekmeği yemeğe ağızda diş yok
    Dedik ya efendim bizlerde iş yok

    Sağ yanım titriyor,sol yanım tutmaz
    Nabzım tekler durur,muntazam atmaz
    Ayağım bir türlü ileri gitmez

    Ağzım her an kuru,gözümde yaş yok
    Artık bundan böyle bizlerde iş yok

    Bir secdeye varsam başım dolanır
    Ne yesem ne içsem,miğdem bulanır
    Bütün dertler birbirine ulanır

    Yuvamız da bomboş uçacak kuş yok
    Hayra yorulacak hayal yok,düş yok

    Yakını uzağı seçemez oldum
    Bir ufak hendeği geçemez oldum
    Bir bardak soğuk su içemez oldum

    Tatlılarda bile lezzet yok,tat yok
    Benim bu halime takacak ad yok

    İki adım atsam durmaz düşerim
    Eski hallerime şimdi şaşarım
    Allah’ım ben böyle nasıl yaşarım

    Kendimi kollayacak gövdede baş yok
    Bağrıma basacak evlat yok,eş yok

    Yaşıtlarım birer birer ölüyor
    Yeşil yaprak kara toprak oluyor
    Azrail de baş ucumda soluyor

    Üstüme dikmeye ağaç yok,taş yok
    Arkamdan vermeye yemek yok,aş yok...

    Osman Yüksel Serdengeçti
  • Biz ışığın bizde uyandırdığı duygudan inanılmaz bir güzellik türetiriz. Bu güzelliği nesnenin sudaki yansımasında saptarız.
  • Borges'e göre düşleri, tıpkı dünyayı, doğmuş olmayı, görmeyi, soluk almayı kabul ettiğimiz gibi kabul etmek zorundayız. Dolayısıyla, önemli olan düşlerde gördüklerimiz değil, o düşlerin doğrudan doğruya bizde oluşturduğu izlenimler­dir.
  • ''bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. mevlanakapı'da. babası zabıtaydı. alkolik hasta bi adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. bu anasıyla yoksul, perişan... bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bi şeyler. bi de zagor vardı. bizim eski evin kiracısının oğlu. babası filimciydi yeşilçamda. cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte. ama sevimli, yakışıklı oğlandı. bizimkine aşık etmiş kendini. ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. öylece büyüdük gittik işte. ne bok varsa hep askerliği beklerdim. dört sene kaldı, üç sene kaldı... sonunda o da geldi gittik. bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... nikahlandık. iki taksi bi dükkan verdi peder.... dükkanda koltuk moltuk satardım. bi gün bu orospu çıkageldi. hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. böyle basma bi etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar... pırlanta anlıyacağın. şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. kanıma girdi o gün. tabii taktım ben bunu kafaya. ertesi gün bi soruşturma... dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede. ama asıl zagora kesikmiş. zagorda kaftiden içerde o sıra. bi gün, süslenmiş püslenmiş; zırt geçti dükkanın önünden. yazıldım peşine. tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs otobüs, geldik sağmalcılar'a benim içimde bi sıkıntı... işi anladım tabii: zagoru ziyarete gidiyo. bi tuhaf oldum, piçi de kıskandım. uzatmayalım çaresiz evlendik ötekiyle. o ara zagor içerden çıktı. sonra bi duyduk; kaçmış bunlar. altı ay mı bi sene mi; kayıp. hep rüyalarıma girerdi orospu. o gün dükkana gelişini hiç unutamadım. benimkine bile dokunamaz oldum. sonra bi daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş zagor: biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. karakolda beş gün beş gece işkence buna. arkadaşlarının öcünü alıyorlar. kaltağa da öyle... önce öldü dediler zagor'a, sonra komalık. ankara'da oluyor bunlar. bizimki bi gün çıkageldi mahalleye. zagor içerde, en iyisinden müebbet. bi sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyo. önce tanıyamadım. anlayınca içim cız etti. cız etti de ne? tornavida yemiş gibi oldu. çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bi surat... ama bu sefer başka güzel orospu. orhanın şarkıları gibi. kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. dedi para lazım, çok para. zagor'a avukat tutacakmış. ilerde öderim dedi. esnafız ya biz de, "nasıl?" diye sormuş bulunduk. orospuluk yaparım dedi, istersen metresin olurum. içime bişey oturdu ağlamaya başladım, ama ne ağlamak! işte o gün bi inandım orospuyla tam yirmi yıl geçti. uzatmayalım, zagor'a müebbet verdiler. ama rahat durmaz ki piç! ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyo. orospu da peşinden. sonunda dayanamadım: ben de onun peşinden... önce dükkan gitti, ardından taksiler. karı terk etti, peder kapıları kapadı. yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. iş bilmem, zanaat yok. bu tınmıyo hiç. ilk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. gözünü yumup yatıyo milletin altına.gel dönelim diye çok yalvardım. evlenelim, pederi kandırırım, zagor'a bakarız: yok. kancık köpek gibi izini sürüyo itin. ne yaptı buna anlamadım. kaç defa dönüp gittim istanbul'a. yeminler ettim. doktorlar, hocalar kar etmedi. her seferinde yine peşinde buldum kendimi.bi keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile... beni abisiyim diye yutturduk herife. nedense rahatladım, oh dedim, kurtuluyorum. bu da akıllanmış görünüyo. yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyo başka bişey demiyo. sinop'ta oluyo bunlar. ben de döndüm istanbul'a. doğumuna yakın, zagor bi isyana karışıyor gene. hemen paketleyip diyarbakır cezaevine postalıyorlar. çok geçmeden bizimki depreşiyo gene; o halinle kalk git sen diyarbakır'a, üç gün ortadan kaybol... herif kafayı yiyo tabii. dönünce bi dayak buna: eşşek sudan gelinceye kadar. kızın sakatlığı bu yüzden.sonra çocuğu doğuruyo. durum hemen anlaşılmamış. ortaya çıkınca bi gece esrarı çekip takıyo herife bıçağı. çocuğu da alıp vın diyarbakır'a, zagor'un peşine. allahtan herif delikanlı çıkıyo da şikayet etmiyo. ben o ara istanbul'da taksiden yolumu buluyorum. epey bi zaman böyle geçti. yine her gece rüyalarımda bu. zagor'un diyarbakır cezaevinde olduğunu duymuştum o sıralar. bi gece bi büyükle eve geldim. hepsini içtim. zurnayım tabi. bi ara gözümü açıp baktım: karlı dağlar geçiyo. bi daa açtım, başımda bi çocuk, kalk abi, diyarbakır'a geldik diyo. baktım, sahiden diyarbakır'dayım. bi soruşturma... kale mahallesi vardır oranın, bi gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? görünce hiç şaşırmadı. hiç bişey demedik.

    o gece oturup düşündüm. oğlum bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını,usul usul yürü şimdi. o gün bugün usul usul yürüyorum işte. ''
  • Tarih olayların sırasını izler. Tarih olayları güdüleme yasasına uygun olarak geriye doğru izlediği sürece pragmatiktir.
  • İnsanî ilişkilerimizi yürütemememizin sebepleri;
    •Sürekli şikayet etmek. Memnuniyetsizlik... Bulunduğumuz şartlardan sürekli şikayet ediyoruz, hep daha iyisi olsun istiyoruz ama bulunduğumuz durumun belki de bizim için en iyisi olduğunu aklımıza getirmiyoruz.
    Bizim için yapılan herşeyde memnuniyetsiz olup çıktık. Hâlbuki karşımızdaki insanın bunu yaparken ne kadar çaba sarf ettiğini, nelerden ödün verdiğini düşünsek, memnun olup hatta minnettar bile oluruz. Ya hiç birşey feda etmemiş dahi olsa o insanın şahsına saygısızlık olmasın diye dahi böyle düşünmüyoruz. Herşeyde olduğu gibi birbirimize karşı da sürekli bir beğenmeme hastalığı, en iyi söz bana söylensin, en güzel kıyafetler bana alınsın, arkadaşlarım, kardeşlerim, ailem hep beni pohpohlasın. Bu da hep aynı şekilde olmasın, hep artsın bu şımartılmak vs. Ne oluyor ya hu bize. •İnsandan insan üstü beklentilere girmek.
    Hâlbuki insan; beşerdir şaşar diyerek bizde şaşırdığımiz zaman özür dileme erdeminden uzak durmazdık. Özür dilemenin insan olmanın en temel özelliği olduğunu bilmeliyiz. Biz nasıl insansak ve insanî hâl ve tavırlar sergiliyorsak, bazen hatalar yanlışlar yapabiliyorsak, ne oluyor bize ki karşımızdaki insanın hatasız, kusursuz olmasını bekleyip, en ufak bir hatasında siliyoruz...
    Bunu yapmamızın temel nedeni insan kavramına yüklediğimiz çok uçta olan kavramlardır.
    • İnsanlardan ümit kesmek;
    Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) Ebu Leheb'den Tebbet Sûresi inene kadar ümidini kesmemişti. Ebu Talib için gayret etmesi de ortada. Bunun birçok örneği var. Müminlerin Annesi Aişe Validemiz(radiyallahu anha) 'e iftira atanlara bile 'Senin sicilin temiz değil artık senden pek bir hayır ummuyorum' demedi. Bunun en önemli şartı insanı insanlığıyla kabul etmektir. 👆👆 Bu şart küfür ile kâfiri; günah ile günahkârı ayırmamıza yardım eder. Fiili ve faili birbirinden ayırıp insandan ümidi kesmemeliyiz.
    Çünkü Allah insandan ümit kesmiyor. Son ana kadar da bu böyle olacak. Resulullah efendimiz sallallahu aleyhi vesellem de hiç kimseden ümit kesmemişken *bize ne oluyor.*