Kitapta birkaç karakterler olmasına rağmen yazar çoğu yerde sadece öznel ifadelerde bulunuyor. Bu ifadeler de herhangi bir derinlik, tamamlanmışlık yok malesef. Dil konusunda da çok güzel şeyler söyleyemeyeceğim birkaç kez okuduğum cümle yok ne yazık ki. Ayrıca savaşla ilgili de doğru dürüst bir şey yok, hem de II. Dünya Savaşı’nın günümüzde bile hala etkisinin olmasına rağmen. ilk defa okudum yazarı ama başka Japon yazarların (Mukarami vb.) kitapları çok daha derindi, keşke bu da öyle olsaydı.
Kitap fena değildi. İki bölümden oluşuyor. Cinayetler Bürosu bölümündeki hikayeler daha çok güzeldi. Akıcı olmalarına rağmen, edebi cümleler yoktu. Sonu da çok gösterişsiz, sıradan, karakterlere çok da uymayan bir sondu. Söylemeden geçemeyeceğim çeviri çok kötüydü. Birçok yerde yok artık seviyesine geliyorsunuz. Yayınevi çok tercih ettiğim bir yayınevi değildi zaten bundan sonra da tercih etmem. Fare KapanıAgatha Christie
Bir Süre Yere Paralel Gittikten SonraBarış Bıçakçı Uzun zamandır okuduğum en iyi Türk yazarlardan biri. Sıradan gibi görünen bir sürü hayatı- düşünceyi çok güzel anlatmış, bir sürü farklı karakteri birbiriyle kurgulamış. Bunu yaparken bir sürü konuya da değinmiş: şehir-kırsal hayatlardan tut da siyasi olaylara kadar. Bağlantıları sizin kurmanıza da izin vermesi de ayrıca güzel. Hiçbir şeyi direkt açıklamamış, hatta tam net bir sonuca da bağlamamış. Normalde çok hoşuma giden bir şey değil ama hiç sırıtmıyor, aşırıya kaçmıyor. Diğer kitaplarını da okuyacağım mutlaka. Bir Süre Yere Paralel Gittikten SonraBarış Bıçakçı
Genel olarak beğendiğim. Neredeyse apartman dışında fazla mekan bile değiştirmeyen karakterlerin bakış açıları yaşlarından tutun da algılama biçimlerine kadar çok farklı, oldukça güzel işlenmiş. İşlenirken de hemfikir olmasanız da hepsine kendilerine göre hak veriyorsunuz, genellikle. Aslında uzun cümleler severim ama bazı cümleler aşırı uzun, okurken başa bile dönebiliyorsunuz, bu tekrarlandıkça bu kadarına ne gerek vardı diyorsunuz; ki ben cümleleri birkaç kez okumayı severim.) Yazar keşke daha az sözcük ile aynı derinliği verebilseydi. Karakterlerin zaten içi dolu, çevrelerindeki her şeyin farkında olmasalar bile bunu hemen fark ediyorsunuz. Sadece kapıcının kedisinin adının Lev olmasından çıkarım yapıp, hayatına dahil olan apartman sakinlerinin tutumundan bile bunu fark etmeniz mümkün. Küçük şeylerin neredeyse hiç fark edilmediği, edilse bile hemen dile getirildiği bu dönemde naif, abartısız, direkt gözünüze sokmadan işlenmiş. Bu da çok hoşunuza gidiyor, yazarı bunun için bile tebrik etmeli. Okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen sevdim o yüzden- diline alışmam birkaç bölüm sürse de. Bayadır yeni bir yazar keşfetmediğimi de fark ettim böylece. Kitabın sonunu az çok tahmin ediyorsunuz; akılda kalması için böyle yazılmış sanki demekten kendinizi alamıyorsunuz. Ondan sonuna çok bayılmadım.
Bu arada söylemeden geçemeyeceğim: zaten hayranı olduğumuz Rus klasiklerinin hepsini okuma şevkiniz artıyor, kesinlikle! Kirpinin ZarafetiMuriel Barbery
Kitabı bitirmekte çok zorlandım. Bu cümleyi çok az kitap için kurmuşumdur çünkü aynı anda birkaç kitap okuyorum genelde. Ama sürekli erteledim okumayı çünkü çok fazla ağır şey oluyor, psikolojinizi bozacak kadar. Distopyadan beter.Bu kadar da olmaz diyorsunuz.Bu da kitaba inancınızı yerle bir ediyor. Genel olarak şaşırtma, kurgu iyi ama o kadar detay verilip, karakterlerin her şeyi açıkça söylemesi, okurken size düşünecek bir boşluk bırakmıyor neredeyse. Bu da hiç iyi hissettirmiyor bir okuyucu olarak sizi. Kitap kısa olmamasına rağmen, çok alıntı yapmadım çünkü tekrar tekrar okuduğum ya da aa bak hiç böyle düşünmemiştim dediğim anlar olmadı malesef. İlk karakter olan Derda, bir sürü ağır şey yaşıyor sonra hayatı bir şekilde yoluna giriyor ama bir bölümde. Bu da çok saçma bir şekilde : zaman atlamasıyla üstünkörü yapılmış bana göre. Hiç olmamış. İkinci Derda ise, anlam
veremeyeceğiniz bir şekilde hareket ediyor, Oğuz Atay konusunda; mantıken değil psikolojik olarak da. Birini ne kadar sevseniz de ne kadar hayranlık duysanız da onun için birilerini öldürmek çok zalimce. Üstelik bunu çok araştırmadan, bir adamın dediklerine göre yapıyorsanız. Asıl bu durumu, karakteri anlayabilmemiz için daha fazla yer verilmeliydi. Kitabın son kısmında emekli hemşire Anne’i, Oğuz Atayı ve karakterleri birleştirme- kesiştirme şekli güzel kurgulanmıştı. Bunun dışında güzel bir tarafı yok malesef. Ayrıca Az’ı tanımlamasındaki açıklama bile fazla geldi bana: en azından alfabenin a ile başlayıp z ile bittiğini bilip, tüm kelimelerin bu şekilde oluştuğunun hepimiz farkındayız. Bir daha okur muyum bilemiyorum yazarı. Hayran kaldığım Şahsiyet’in senaristi Hakan Günday’ı okumaya çok yanlış bir kitaptan başladığımı düşünüyorum. AzHakan Günday