• 150 syf.
    ·20 günde·8/10
    Cengiz Aytmatov’dan okuduğum dördüncü kitap “Sultanmurat” oldu.

    Artık Cengiz Aytmatov’un yazım tarzına ve hikayelerine oldukça aşina oldum. Bir yerden sonra hikayelerin ilerleyebileceği yol hakkında kafamda fikirler oluşmaya başlıyor. Ayrıca pastoral metinleri okumayı severim, ama bu tarz sevebileceğim hikayeleri her zaman bulamayabiliyorum. Dolayısıyla Aytmatov’un kitaplarını okurken o kırsal temayı hissetmek de hoşuma gidiyor. Aytmatov’un eserlerini bu yönünü hesaba katarsak da ayrıyeten seviyorum. Henüz okuduğum dördüncü Aytmatov kitabı, ama sanki tasvir edilen hikayelerin geçtikleri mekanları gezmiş görmüş gibi hisseder oldum.

    Hikayemiz soğuk, karlar altında bir köyün ilkokulunda, öğretmenin çocuklara sıcak/tropik ülkeleri anlatması ile başlıyor. Bir çocuğun, hikayeye de adını veren ve yaşam şartlarından bunalmış Sultanmurat’ın, öğretmenin anlattığı ülkeleri düşlemesini okuyoruz. İnsanın içini acıtan detaylar var bu sayfalarda. Bir çocuğun içinde yeşerttiği hayalleri, ona dert olan şeyleri, özlem çektiklerini çok güzel yansıtmış Aytmatov. Bir yanda savaş şartları diğer yanda ailesi, içinde tuttuğu ve ilk aşk dediğimiz sevgisi... Öyle emek isteyen yaşam şartları var ve öyle bir dönem yaşanıyor ki bir günlüğüne şehre gidip gezmenin bir çocuk için nasıl da farklı nasıl da özel olduğunu görüyoruz. Bu sayfalarda baba/babalık ile ilgili çok sıcak detaylar var. Karakterin babasına duyduğu özlemi ta içimde hissettim.

    Savaş şartları hakim ve savaş; kadın, çocuk, yaşlı dinlemiyor. Evet, cepheye savaşabilecek durumdaki erkekler gidiyor ama savaş herkesi etkiliyor. Geride kalanlar özlem ve sevdiklerini kaybetme korkusu içindeyken bir yandan da hayatlarını idame ettirebilmek için çaba sarf ediyorlar. Bu şartlar altında da bazıları diğerlerine göre daha büyük fedakarlıklar göstermek durumunda kalabiliyor. Sultanmurat ve dört arkadaşı da diğer çocuklardan daha büyük bir sorumluluğun altına giriyor. Yüreklerindeki çocuk hayalleri ve isteklerine rağmen yetişkinlerin görevlerini sırtlayan, bu uğurda okullarını bırakmak zorunda kalan çocukları okumak içimi acıttı. Aynı zamanda yorulmak nedir bilmeden uğraşmalarını, azimlerini de takdir ettim. Şimdiki çocuklar ile o dönemde yaşayan çocukları kıyasladım ister istemez.

    Kitap sanki bir çocuk kitabıymış gibi başlıyor. Hatta başlarda bu yüzden biraz hayal kırıklığına da uğramıştım. Fakat sonrasında hikaye fark ettirmeden acı yanlarını hissettirmeye başladı. Aytmatov direkt yüzümüze çarpmadan usul usul anlatmış hikayesini.

    Kitabın sonu hakkında da söyleyebileceğim şeyler var elbet. Ama uyarı koymak suretiyle de olsa süpriz kaçıran bir şey yazmak istemedim. İncelemem genele hitap etsin düşüncesindeyim. Fakat kitabın sonunun beni tatmin etmediğini söyleyebilirim.

    Aytmatov okumalarım devam edecek. “Toprak Ana” kitabı elimde mevcut. Dolayısıyla bir sonraki Aytmatov okumam o kitap olacaktır. Herkese iyi okumalar dilerim.
  • Kızıyordum, artık kızmıyorum. Bir şey oldu epey önce, kimsenin beni öldüremeyeceğini fark ettim. Affedilmeyecek ihanetlere tanık oldum. Affetmeyeceğim. Affetmenin, ne büyük uyum isteği ve palavra olduğunu fark ettim. Çok uyumsuz muşum. Azıcık uyayım diye, ne fedakarlıklar yaptım, geçmiş olsun, affedemiyorum, etmeyeceğim de. Korku kendi cehenneminde debelensin, benim cehennemim başka..
  • Zira aşkına karşılık bulamayan bir erkek, bir kadına, kadın onu sevmemesine rağmen cömert hediyeler vererek ya da başka fedakarlıklar yaparak avuntu duyabilmektedir.
  • 143 syf.
    ·3 günde·8/10·
    Aşk müthiş bir körlük hali... Nedendir bilmem sevince insan sevdiğinin en aleni kusurlarını bile göremiyor. Onun yüce bir ruh olduğuna inanıyor. Onun için büyük fedakarlıklar yapıyor, acılar çekiyor. Ve bir gün yeter miktarda acı çekildikten sonra aşığın gözlerindeki sis perdesi kalkmaya başlıyor, zavallı aşık vahim gerçekle yüzleşiyor. Daha önce çektiği ızdıraplar yetmezmiş gibi birde yüzleştiği gerçeklerin acısını çekiyor. Bu kitap ile bir kez daha kanıtlanmış olduğu üzere aşık olmak bir insanın kendine atabileceği en büyük kazıktır.
    Kitabın son cümlesinde de geçtiği gibi "Hayatımı bir vehme kurban etmiştim"
  • 272 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    "Nasıl sakin olabilirim Leyla ? İnsan sevdiğinin gözlerine bakıp da gidiyorum der mi ya ? İnsanlık suçu bu. "
    < İlişki: Bir başkasının senin var olan düzenini altüst etmesine kendi isteğin ve isminle razı geldiğin durum. >
    "Büyük felaketler büyük fedakarlıklar gerektirir delikanlı."
  • İnsan sadece yalnız olabildiği sürece, bütünüyle kendisi olur: Demek ki, yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez; çünkü insan ancak yalnız olduğunda özgürdür. Zorlama, her toplumun ayrılmaz arkadaşıdır ve her toplum, insanın kendi bireyselliği ne denli önemliyse o denli ağır gelen fedakârlıklar ister. Buna göre, herkes kendi benliğinin değeriyle orantılı olarak yalnızlığa lanet edecek, ona katlanacak ya da onu sevecektir. Çünkü yalnızlık içinde, zavallı kişi tüm zavallılığını, büyük zihin tüm büyüklüğünü duyumsar, kısacası herkes kendini olduğu gibi duyumsar. Ayrıca, bir kimse doğanın sıralamasında ne denli yukarıda yer alıyorsa, esas olarak ve kaçınılmaz bir biçimde o denli daha yalnız kalır. Ama, fiziksel yalnızlığın zihinsel yalnızlığa denk düşmesi onun için bir iyiliktir: Aksi durumda, heterojen yapıdaki kalabalık çevrenin onun üzerinde rahatsız edici, hatta düşmanca bir etkisi vardır; onun benliğini çalar ve yerine de bir şey vermez. Bundan sonra, doğa insanlar arasında ahlaki ve entelektüel açıdan en geniş çeşitliliği yaratmışken, toplum bunu dikkate almayarak hepsini eşit tutar ya da bu çeşitliliğin yerine yapay farklılıkları ve tabaka ya da rütbe basamaklarını koyar; bu farklılıklar da genellikle doğanın sıralamasına taban tabana zıttırlar.
  • %21 (50/240)
    ·Puan vermedi
    Hayatımda bana bir ilk yaşatan değerli kitap... Mutlak olmasa dahi sağlam bir bilgiye ulaşmak için bazen fedakarlık yapmak gerekiyor. Ve ben —benim için büyük olan- fedakarlığı bu kitap ile beraber yaptım. Hayatımda ilk defa bir kitabı çöpe attım! Felsefe hocamın “bu kitabın layık olduğu tek bir yer var; çöp!” demesi üzerine acı çekerek de olsa bunu yaptım. Hiçbir kitap bu cümleyi haketmez elbette lakin felsefeyi idealist ve materyalist ayrım zorunululuğu ile anlatan bu kitap için gereken buydu sahiden de...