Ayak parmaklarımın arasına sıkıştırdığım kırık bir parça sarı tebeşirle yere karaladığım o tek harf, benim için yeni bir dünyaya giden yol, zihinsel özgürlüğümün anahtarıydı.
bir güzel aşk yılının ortasında
bir kestane ekerim büyür gider
ortaçağdan bir deniz haritasında
bir iki harf bulurum büyür gider
biliyorum ikimiz arasında
bir deste gül mü ne var büyür gider
sen bir aklık gibisin sırasında
boynun ve dediklerin büyür gider
ölür gider çinisi bir soylunun
bize bir mavi kalır büyür gider
ve içilir bir devin sofrasında
arayerde bir hüzün büyür gider.
....ne de olsa bir başka dünya bana selam verip kucak açmış, birkaç renkli harf ruhumun üzerinde dans ederek gezinmiş, gizli akorları çekip ortaya çıkarmış, altın izden pırıltı yeniden kendini açığa vurmuştu.
"Anlamını çıkarmak istediği bir yazıyı okuyan biri, işaretleri ve harfleri küçümsemez; yanılsama, rastlantı ve değersiz bir kabuk diye bakmayıp okur, inceler ve sever onları, her harf karşısında böyle davranır. Oysa dünya kitabını ve kendi varlığımın kitabını okumak isteyen ben ne yaptım, önceden varsaydığım bir anlam uğruna işaretleri ve harfleri hor gördüm, görüngüler dünyasına yanılsama, dedim; kendini gözümü ve kendi dişimi nasılsa var olmuş değersiz nesneler saydım. Olamaz böyle şey, geride kaldı bu, artık uyandım, gerçekten uyandım ve ancak bugün açtım dünyaya gözlerimi."
Adı yoktu yaşadığımız şeyin
Bir boşluk bile değildi bu
Onca boşluğun içinde
Yontulmamış birkaç harf
Taşlar kadar tarihe kefil
Günler gibi düşünülmeden akıp giden
Otların gölgesindeki gece kadar derin