Nobel Ödüllü Yazarları Okuyoruz (bkz. #45837260) etkinliği kapsamında haziran ayı yazarımız Henryk Sienkiewicz kimmiş neler yapmış meraklısına ileti geldi Sevim Koş!
Henryk Sienkiewicz, Polonya’nın Rusların hakimiyetinde yer alan Wola Okrzejska bölgesinde doğdu. Oldukça varlıklı olan ailesi, sahip oldukları çiftlikleri satarak Varşova’ya taşındı. Burada Varşova Lisesi’ne devam eden ve ardından Polonya Üniversitesi’ne kaydolan Sienkiewicz, tıp ve hukuk eğitimleri gördükten sonra tarih ve edebiyat eğitimi aldı. Fakat bu çalışmalarının hiçbirinden diploma alamadı. Walter Scott ve Alexandre Dumas’dan etkilenen Sienkiewicz’in ilk romanı, metni bugün kayıp olan tarihi nitelikli Ofiara’dır. Öğrenciyken gazetelere köşe yazıları yazmaya başladı ve 1870’li yıllar boyunca da serbest gazetecilik yaptı. Bu dönemde ayrıca öyküler ve romanlar yazan Sienkiewicz, ilk romanı Ma Marne’de (1872) öğrencilik hayatını betimledi. 1874’te ise iki haftada bir yayınlanan Niwa isimli derginin ortağı ve editörü oldu. 1876 yılında Amerika’ya gitti. Bu ülkeye ilişkin izlenimlerini yansıttığı mektuplar Gazeta Polska’da yayınlandı ve büyük ilgi gördü. Aktris Helena Mofjeska ve arkadaşları California’da bir yerleşim merkezi kurmaya karar verdiler ve Sienkiewicz’i yer araştımakla görevlendirdiler. Bu yolculuk esnasında, Latenik’in de aralarında bulunduğu pek çok öykü yazdı (1882). 1879’un sonunda Varşova’ya döndü ve muhafazakar bir gazete olan Slowo’nun editörlüğünü üstlendi (1882-1887). Bu gazetede aynı zamanda onun ilk dönem romanlarının yayınlandığı yer de olacaktı. Mianowski Fonunun ve Edebiyat Derneği’nin kumcu üyeliğini yaptı. Edebiyat Derneği’ne ayrıca başkanlık da etti. (1889)
Walter Scott’tan ve Fransız tarihi roman geleneğinden
Kâmil Yeşil - 06 Mayıs 2019,
Dünyabizim
dunyabizim.com/ramazanda-bir-t...
Yanılmıyorsam Ali Şeriati’nin sözü idi:
“Dinleyen bir şey anlamadı.
Okuyan bir şey anlamadı.
Geriye sadece
‘Hafızın sesi güzeldi’
Kaldı.”
Hafızdan anlaşılacağı üzere konumuz; Kur’an-ı Kerim. Bir adım ileri giderek diyebilirsiniz ki neredeymiş o güzel sesli hafızlar? Okusalar da dinlesek… Aslında dinleyeni, okumaya ve anlamaya sevk eden o güzel sesli hafızlar da güzel atlara binip gitti. Nerde o Kani Karaca’lar, Hasan Akkuş’lar, İsmail Biçer’ler... Olsa da tüylerimizi diken diken etseler dedinlesek. Tam olarak anlamasak bile ilahi neşveyi hissederdik ki bu da bir çeşit anlamaktır.
Zaten Şeriati’nin bahsi de özel olarak hafızlar değil, okunandan bir şey anlamamak durumudur.
Bilindiği gibi Ramazan, oruçtan evvel, Kur’an ayıdır. Zira Kur’an “İkra” ayeti ile Kadir gecesinde nazil olmaya başlamıştır, oruç ise hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır.
Ne demek istiyoruz? Dinler tarihi, diğer bir deyişle insanlık tarihi, Kur’an öncesi ve Kur’an sonrası diye ikiye ayrılır. Çünkü önceki kitaplar birçok özgün olarak elimizde yoktur, bir; ikincisi birçok hükmü neshedilmiştir; üçüncüsü, bozulmamış hükümleri varsa onlar da Kur’an-ı Kerim’de meknûzdur.
Muhakkak ki Kur’an okumak demek; dili dudağı ilahi kelam ile ıslatmak; nefesi, ilahi kelamı telaffuz ederken tüketmek demektir. Tabii ki sevaptır. “Kim Allah’ın kitabından bir harf okursa, onun için bir hasene (sevap) vardır. Her hasene için ise, on misli sevap vardır. Ben ‘Elif, Lam, Mim’ bir harftir demiyorum. ‘Elif’ bir harf, ‘Lam’ bir harf, ‘Mim’ bir harftir.” (Tirmizi) hadis-i şerifi bizim bu hususta en önemli dayanağımızdır. Bundan dolayıdır ki Ramazan; mukabele ve hatim ayı olarak ayrı bir yere sahiptir. Biz yine