• 07.10.2018

    Zayıflığımızın, din ve millet düşmanlarına güç yetiremeyişimizin önemli bir sebebi de “İslâm/ümmet birliği”nin yokluğudur. Bir düşünelim, bugün Türkiye, Pakistan, Mısır, Suriye, Irak, Endonezya, Malezya, Sudan, İran; yalnız bunlar bile yeterli, bir birlik kursalar -ki, diğerleri de arkadan gelecektir- İslâm ümmetinin askerî, ekonomik, ilmî, teknolojik gücü ve stratejik konumu, kısa zamanda tamamlanarak dünya düzenini zulümden adalete çevirmeye yetecektir.

    İslâm birliği niçin oluşmuyor?

    Bu sorunun cevabı bir yazının değil, bir kitabın konusu olur, ancak bu sebeplerden birinin zihniyet meselesi olduğunda şüphe yoktur. Önce kavramları yerlerine oturtmak ve zihinlere İslâm birliğinin mümkün ve zorunlu olduğunu yerleştirmek gerekiyor. Örnek olarak “millet” kavramını alalım:

    İslâm kaynaklarında “millet”, bir dine bağlı insan topluluğu demektir. İslâm milletinin dini İslâm, hayat yolu şeriattır.

    İslâm milletinin içinde çeşitli kavimlere (etnik kökenlere) mensup fertler ve gruplar vardır. Bunlar dil, örf, âdet ve geleneklerini -İslâm’a aykırı olmamak şartıyla- muhafaza ederler, ama etnisiteye ait hiçbir değer, dine ait olanın önüne geçemez. Kavimler, kabileler, etnik gruplar, millet (İslâm ümmeti) içinde bir “kardeşler ailesi” teşkil ederler.

    Milliyyet, “millet bağını, millete aidiyeti” ifade eder. Müslüman bir Kürde “milliyetin ne” diye sorulduğunda “İslâm” cevabını verir (vermelidir), “kavmiyetin ne” diye sorulduğunda “Kürt” diye karşılık verir. Türk, Arnavut, Boşnak, Çerkez, Laz… bütün Müslümanlar için soru ve cevap aynıdır.

    İslâm’ın yerine -kendinize göre manasını değiştirerek de olsa- Türk’ü koyar, buna “ulus” der, diğer etnik grupları ise kavmiyet, milliyet vb. nitelemeleriyle bu ulusun içine sokarsanız kavramları karıştırmış, olmayacak bir davanın peşine düşmüş olursunuz.

    Şöyle bir itiraz yapılabilir:

    Laik demokrat bir ülkede Müslümanlardan başka insanlar da -onlara eşit olarak- yaşarlar; bu sebeple “İslâm milleti” kavramı ve hakikati bunları dışarıda bırakır. Bu rejimlerde ülke halkı din birliğini değil, mesela vatana aidiyet birliğini veya vatandaşlığı ifade eden bir kavram çerçevesinde ifade edilmelidir.

    Evet, bu tespit doğrudur, ancak Türkiye’de ve benzeri bazı ülkelerde “ülke halkı”, “Türkiyeli”, “TC. vatandaşı” diye değil, “Türk” diye anılıyor, “Türk milleti, Türk ulusu” deniyor; diğer etnik gruplara da “Siz de Türksünüz” denmiş oluyor; onlar da -Müslüman olsunlar olmasınlar “Biz Türk değiliz, Kürdüz, Arnavuduz…” diyorlar.

    İslâm’da çözüm şudur:

    Bütün Müslümanlar kardeştir, hiçbir kavmin diğerine üstünlüğü yoktur, bütün etnik grupların milliyeti İslâm’dır. Gayrimüslim vatandaşlar (teb’a) ise din kardeşi değildir ama “İslâm yurdu ahalisidir: Ehlü dâri’l-İslâm’dır”. Temel insan haklarında Müslüman ahali ile eşit muamele görürler.

    Demokrasilerde ise bütün etnik grupların eşit olmaları ve tamamı kastedildiğinde tamamını kapsayan bir “halk”, “millet”, “ulus” ismiyle anılmaları gerekiyor; fakat bugün demokrasiyi benimsemiş ve insan hakları edebiyatı yapan ülkelere baktığımızda “bütün etnik ve dînî gruplara eşit muamele” yapmadıkları açıkça görülmektedir. Eskiden Hristiyan olmayanlara nasıl dini dayadılar ve İspanya’da olduğu gibi Hristiyan olmayı kabul etmeyen Müslümanları kılıçtan geçirdiler ise bugün de bir İslâm korkusu/tehlikesi (İslâmofobi) uydurarak ayrımcılık ve zulüm yapıyor, bütün etnik grupları, özellik ve farklılıklarını kaybederek kendi uluslarından olmaya zorluyorlar.

    Şimdi Âkif’e kulak verelim:

    <<Hani milliyyetin İslâm idi kavmiyyet ne?
    Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyyetine.
    Arnavutluk ne demek? Var mı şeriatta yeri?
    Küfrolur, başka değil, kavmini sürmek ileri
    Arab’ın Türk’e; Laz’ın Çerkez’e yahut Kürd’e,
    Acem’in Çinliye rüçhanı mı varmış? Nerde!
    Müslümanlıkta “anâsır” mı olurmuş ne gezer,
    Fikr-i kavmiyeti tel’in ediyor Peygamber.>>

    Prof. Dr. HAYRETTIN KARAMAN (İslâm Hukuku Profesörü)
    07.10.2018 tarihli gazete makalesi. (Perşembe, Cuma ve Pazar günleri yayınlanır.)
  • Derisi ne renk olursa olsun herkes insandır. Bütün insanlar kardeştir.
    Agatha Christie
    Sayfa 79 - Altın Kitaplar Yayınevi
  • bu ülke'de insanlar kardeştir der cemil meriç. 'bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren islamiyet olmuş. biyolojik bir vahdet degil bu. ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. ister siyah derili, ister sarı. inananlar kardeştir. '
    aslında herkesin ağzında bir sekilde kelimelere dökülen bu olgu, ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi.
  • Haruki'nin elinden çıkmış muhteşem bir kitap daha. Genel hatlarıyla iki kız kardeşim yaşamını ele alan ve alt metni zengin olan bir eser. Mari ve Eri Asay küçüklüklerinden beri bir arada büyüyen farklı ama aslında ayni olan 2 kız kardeştir. Eri güzel ve çalışkan bir kızdır mankencilik,oyunculuk yapmış, reklamlarda oynamış herkesin beğenisini ve ilgilisi kazanmış ailesi tarafından büyük bir ilgi ve sevgi gören büyük kız kardeşken mari, bunun tam tersi bir kız olarak karşımıza çıkar.. Kitaba ve sessizliğe aşık sıradan güzelliği olan ve ikinci planda kalmış bir kız olarak tasvir edilmiş.. Aradaki bu ayrımlar kardeşlerin arasını açmış hepsi kendini yüklenen rolleri yerine getirme mecburiyeti hissetmeye başlamış. Fakat birgün eri bütün bulardan yorulur ve uyumak için odasına gider.Aylarca uyanmaz. Tuhaf olan bütün hayat belirtilerinin normal olması koma yada herhangi bir durumun yaşanmaması sadece aylarca süren uyku durumunda kalması. Bunu isteyerek mi yapıyor yoksa ruhu bir yerlerde hapis mi kaldı yada kaçırıldımı bunu okuyarak anlamanız gerekiyor. Kitapta işlenen bir konuda eskortluk yapan bir kızın yaşadığı şiddet. Sıkıcı derecedeki sıradan bir adam tarfından yaşamını eskortluk yaparak kazanmak zorunda kalan bir kadının hayatı da büyük bir ustalıkla anlatılmış... "sıradan insanlar aslında en tehlikeli insanlardır." cümlesinden de anlaşılacağı gibi haruki aslında günümüzde olan ve yaşanılan olayları, kişileri sembolik bir şekilde yapıtına yansıtmış durumda. Kitabı ilginç kılan bir diğer nokta ise olayların ve diyalogların saat gece 12 ve sabah 7 arasında yaşanıyor olması.. Anlatımı ustaca, tasvirleri muhteşem, konusu efsane bir kitap daha ortaya koymuş bu adama artık nobel ödülü verilmeli diye düşünüyorm.. iyi okumalar
  • Maalesef Türkiye'de çocuklara gerçek dışı bir görüş aşılanıyor: ''Dünyada artık her şey sakindir, bütün insanlar kardeştir, biz ebedî düğünü kutlayacağız. Bundan sonra herkes oturduğu yerde oturacak, bundan sonra savaş olmayacak'' gibi... Keşke öyle olsa...