• Yıllarca akademik araştırmalar yaptım. Muktedir taşra dincilerinin engin merhametiyle üniversiteden atılınca bu süreçte yaptığım bilimsel araştırmalarımın sonuçlarını emekçi halkımızla paylaşma kararı aldım.
    -Bireysellik, bunalım, varoluş, radikallik, “kimse beni anlamıyor” tripleri… Bunların hiçbiri çağımız için geçerli olamaz. Çünkü herkes profiline en iyi çıkan fotoğrafını koyuyor.
  • Hiç kimse beni anlamıyor.
    Jeffrey Moore
    Sayfa 67 - Aprıl yayınları
  • 184 syf.
    ·3 günde·10/10
    Seni kimse anlamıyor Zeze. Ne zorluklar çektin, kimse anlamıyor. Neden bu kadar acımazsız ki bu dünya... Neden? Seni haylaz olduğun için dövdüler, suçsuz yere. Zaten bütün suç en güçsüze atılırdı. Şeker Portakalı fidanını sıradan bir fidan sandılar, yanıldılar. O senin ilk arkadaşındı. Portuga' yı tanımadılar. O şefkatli adamı. Kraliçe Carlota gibi güzel bir ağacı tanımadılar. "Katil" i de tanımadılar. Belki de senin Portuga' yla geçirdiğin o güzel dakikaları bilmediler. Totoca sadece korkaktı. Jandira ise sevgili meraklısı. Sen ise daha 6 yaşına girmeden hayata atılan çocuktun. Üzülme ama sana her şeyi çok erken anlattılar.


    "Kestiler bile baba, bir haftadan fazla oldu, şeker portakalı fidanımı kestiler!"

    Beni ağlatmayı başardın be Şeker Portakalı. Sen unutulmayacak bir romansın benim için.
  • Sen bile beni anlayamamışsın daha. Beni hiç kimse anlamıyor amma, anlamasınlar. Allah içimi biliyor.
  • Yapma, ne gerek var, şimdi yorulacaksın, evde otur, arkadaşların seni anlamıyor, o bencil biri, ona inanma, okuma, dışarı çıkma, korkularınla yüzleşme, geçmişinle yaşa, umutlanırsan ve olmazsa hayal kırıklığı yaşarsın, sana göre birisi yok, kimse sevgini hak etmiyor, ona dikkat et, seni kandırıyorlar, sevgi yalanmış, herkes yalancı, sen de yalan söyle, kimseye güvenme...
  • 240 syf.
    ·10/10
    Hasan Ali Toptaş'ın süslü cümlelere hiç ihtiyacı olmadı. Kitapta sevgisini tanımlarken bile Halil karakteri ile gayet sade ama bir o kadar kurulan süslü cümlelerden daha ağırdı
    "bir insan bir insanı ne kadar çok sevebilirse, işte o kadar çok sevmiştim."
    Ne kadar saf, ne kadar güzel...
    Yalansız, dolansız...

    Öncelikle kitaba başlarken isimden yola çıkarak biraz daha farklı bir roman beklerken okuduklarım karşısında küçük dilim tutuldu. İnanın okuduğum 3.kitabı yazarın ama hala şaşırmamayı beklerken nasıl şaşırıyorum anlamıyorum. İnanılmaz bir kalemi var Hasan abinin. Daha önce hiçbir kitabını okumadıysanız, başlamak için güzel bir eser ama ben yine de ilk önce gölgesizleri okumanızı tavsiye ediyorum. İkisi arasında seçim yapamam ama gölgesizleri ilk okumanızı tavsiye etmek isterim, niye ben de bilmiyorum...
    Hasan Ali Toptaş çok farklı bir yazar. Size boş öğütler, nasihatlar vermiyor; hikayesini anlatıp çekiliyor.
    Siz ne yapmak isterseniz onu yapıyor ve ne isterseniz onu düşünüyorsunuz.
    Kitabı okurken aklıma sık sık bir zamanlar okuduğum "kitle pskolojisi" kitabı aklıma geldi. Tekrar okumayı düşünüyorum açıkçası. Kitapta sık sık insanların nasıl kitleler halinde vahşi ve kötü olduğunu görüyoruz. Kitleden sıyrılmayı başaran ise amansız bir ölüme sürükleniyordu. Güçlü, güçsüzü eziyor; güç sürekli el değiştiriyordu.

    Kitap Bahriye'nin Güldiyar isimli kızını, babasına azık götürmesi için yola göndermesiyle başlıyor.
    Gönderirken de :
    - git, ama dikkatli ol tamam mı? Televizyon haberlerinde görüyorsun, her gün oğlan çocukları, kız çocukları kayboluyor. Sonra da tecavüze uğrayan bu körpecik çocukların parçalanıyor cesetleri bulunuyor sağda solda.
    Diye telkinde bulunuyor.
    Güldiyar eve döndüğünde ise taş ağlamaya başlıyor. Sürekli anmesinin sorduğu gibi kitap bitene kadar bizde sorup duruyoruz "Güldiyar ne yaşadı babasına giderken ? "
    Hasan Ali Toptaş bunu her kitabında yapardı ama bu sefer gerçekten sırf kız neden taş ağlıyor diye düşünmekten bir günde kitabı bitirdim.
    En başta Bahriye'nin verdiği öğütte mi gizli acaba diye de düşündüm ama hala tam olarak çözemedim.
    Zaten önemli olan Güldiyar ne yaşadı değil, sonrasında neler olduğu...
    İşte acı gerçekler oradan başladı.
    İnsanlar akın akın, Güldiyar taş ağlıyor diye eve gelmeye başladı ve acıyı mı izliyorlar, merak mı ediyorlar anlayamıyoruz...
    Güldiyar'a geçmiş olsun dahi demeden, hal hatır sormadan sadece karşısına geçip izliyorlardı. Bu durum bana biraz televizyon karşısında izlediğimiz olayları anımsattı. Bizler de her gün binlerce acıyı, olayı, yaşamı bu şekilde izlemiyor muyduk?
    Tabii bu izleme olayı sonradan birtakım kirli adamların işin içine girmesiyle para karşılığı olmaya başladı.
    Tam olarak burda kendimi sorguladım... Müge Anlı'da, haberlerde, Esra Erol' da kaç olayı izledim böyle, sırf zevkine, sırf ne olacak merakından! Kendime o kadar çok kızdım, o kadar çok kızdım ki!

    İnsanlar bir acıyı iyileştirmek, yardımcı olmak yerine artık sadece üstüne parasını, zamanını vere vere izliyordu. Sadece izliyordu. Duygusuzca, merhametsizce...
    Sadece tek bir yerde Güldiyar ve babasına yapılan bu işkenceye karşı çıkan biri vardı, Halit. O saf sevgisinin kurbanı olan, Halit şöyle diyordu :
    - Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem diyorum size. Bunu yaparsam da o zaman kendi yüzüme bakamam diyorum. "
    Yine de anlamıyor insanlar onu." "Ben seni anladıysam ne olayım "diyor içlerinden biri ve anlamıyorlar. Oysa Halit açıklıyor bu yapılan zulümlere el birliğiyle karşı koyabilecek güçte oldukları halde, bu kadar kişi iki adamın hakkından gelemediklerini . O sırada,içerde zulüm görenlerin köylüsü olan, yaşlı bir adam polisin dahi olaya el atmadığını söyleyerek vicdanını rahatlatmaya çalışıyor oluşu beni çok üzdü. Günlük hayatta hep karşılaştığımız bir durum değil mi?
    En çok yakınlarımız kurtarmaz bizi...
    Hikaye hakkında, çok şöyle oldu böyle oldu demek istemiyorum. Zaten yeterince spoiler verdim diye düşünüyorum
    ama daha çok anlamlar gizli içinde emin olun.
    Okurken, kendiniz bulabilirsiniz ancak ne kimse anlatabilir, ne de kimse okumadan anlayabilir. Çark dönmeye devam ediyor kitabın sonunda, yani böyle gelmiş böyle gidecek demek istiyor sanırım yazar. Bizler hep korkup, haklı olanları zulüm karşısında savunmadıkça hep devam edecek. Ve her bir gün bir başkası kurban olacak içimizden. Ta ki, bizler izlemeyi bırakıp insan olduğumuzu hatırlayana kadar. Bu kitap beni derinden yaraladı gece gece. Ne kadar anlatabildim bilmiyorum ama kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum.
  • herkes sadece duymak istedikleri ile ilgileniyor gerçekten ne demek istediğimi anlamıyor. sadece görmek istedikleri şeylere bakıyorlar gerçekten beni görmüyorlar. hiç kimse yaşamı görme şeklimi önemsemiyor. hiç kimse bir şeyin beni neden etkilediğini veya neden bir şeylerin beni gülümsettiğini ya da üzdüğünü anlamıyor ellerimi hep en kötü anlarda bırakıyorlar. hayatımda hiçbir şeyin bir çözümü olmayacağını hissettiğimde, felaketimin kontrolden çıktığını gördüğümde bile sığınağım olmuyor. bazen çoğu şey öyle ağır geliyor ki işlerin istediğin gibi gitmediğini, durumların istediğin gibi olmadığını, hislerin kontrol edilemediğini, her zaman kazanmadığını kabul etmek zorunda kalıyorsun. artık bitti dediğim her noktada daha fazla kırılgan hale geliyorum sanki her şeyin ardında kalıp ortadan kayboluyormuş gibi hissediyorum. hiçbir şey yolunda değilken bile her şey yolunda gibi davrandığım gerçeği kalbimi kırıyor.