·
Okunma
·
Beğeni
·
8920
Gösterim
Adı:
Albaya Kimseden Mektup Yok
Baskı tarihi:
1982
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Coronel No Tiene Quien Le Escriba
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
Baskılar:
Albaya Mektup Yok
Albaya Mektup Yazan Kimse Yok
Albaya Mektup Yok
Albaya Kimseden Mektup Yok
Bugün Latin Amerika'nın ve dünyanın en büyük yazarlarından biri sayılan Gabriel Garcia Marguez'in 'büyülü gerçekçilik' diye nitelenen yapıtlarından bir örnek daha sunuyoruz. Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı bu uzun öyküdeki emekli albay, bir türlü gelmeyen emekli aylığını her cuma günü karısı ve horozuyla birlikte bekler. Bu öykünün de ana teması, her zaman olduğu gibi, yalnızlık'tır. "Yamaya bir imgeyle başlarım her zaman" diyor Garcia Marguez. "İmge, gerçeğe ulaşmanın aracıdır ve yaratmanın kaynağı, son çözümlemede, gerçekliktir her zaman. "İmge" Garcia Mauguez'in nasıl hareket noktasıysa 'yalnızlık'da yarattığı gerçekliktir her zaman. Daha önce başka kısa öyküleriyle birlikte sunduğumuz bu uzun öyküyü, bütün dünya dillerinde olduğu gibi bağımsız bir kitap olarak basmayı uygun gördük.
69 syf.
·8/10
Şöyle “oturayım elime aldığım kitap bir çırpıda bitsin” denildiğinde okunabilecek bir kitap gibi görünmesinin yanında çok derin anlamlara sürükleyen cümlelerle dolu. Gerçekçiliğin sadeliğiyle , imgelerin sarsıcılığının birleştiği bu uzun öykünün sonu pek umduğunuz gibi değil. Sonuçta Dostoyevski dedemiz boşuna dememiş; “Bil ki ‘mutlu son’ diye bir şey yoktur. Çünkü, bir şeyde ‘son’ varsa orada mutluluk yoktur!”.
Bu da gerçek hayatın acımasız yani.

"albaya mektup yok" marquez'in en çok bilinen uzun öykülerinden bir tanesi. Ayrıca yazarın nobel ödülü almasında büyük bir katkısı olduğu düşünülen trajikomik bir kitap. Kitapta latin amerika'da savaş sonunda yaşanan ağır şartlar eleştiriliyor. Emekli bir albay her cuma bıkmadan içerisinde emekli maaşının olduğu mektubu bekler. Yoksulluktan dolayı karınlarını zor doyurdukları halde vefat etmiş oğullarından kalan horozu doyurmak için yeri geldiğinde kendileri yemeyip onu beslerler. Horoz dövüşünde kazanırsa ya da o mektup bir gün gelirse ellerine para geçeceğine inanarak uzun süre umut beklerler. Ama kitabın isminden de anlayabileceğiniz gibi o mektup hiçbir zaman gelmez.. ne kadar yoksul olduklarını albayın karısının şu sözlerinden de anlayabiliriz; "Yoruldum artık," dedi kadın. "Erkekler evin sorunlarını bilmez. Kaç kez, bazen günlerce yemek pişirmediğimizi komşular anlamasın diye, tencereye taş koyup kaynatmak zorunda kaldım." Kitabın çok fazla akıcı olmadığını söyleyenler olsa da bence akıcıydı. Herkese tavsiye edebileceğim güzel ve anlamı büyük bir kitap.

"Bendeki bu şey bir hastalık değil, yavaş bir ölüm."
69 syf.
Spoiler İçerir
Merhabalar 1982 Nobel Edebiyat Ödüllü yazarımızın Albaya Mektubu’nu okurken emekli albayın palmiye çatılı,eski ve bakımsız bir evde kaldığı gözlerinizde canlanacak okurken.Konu olarak emekliliğe ayrılmış bir albayın her cuma verilecek olan maaşını mektup olarak sabırla bekler.Ancak gelmeyince postahaneye gider seneler geçmesine rağmen mektup gelmez.15 yıllık Emeklilik maaşı gelmediği için evlerini ipotek edip eşyalarını satarlar.Albay ve eşinin elinde sadece saat,resim ve horoz kalmıştır.Kaybettiği oğullarından kalan horozu beslemektedirler.Albay kendine yiyecek bir şey alamazken horozu doyurur.Çünkü zamanla horoz onun için ekmek kapı olacaktır yani horozu dövüştürecektir.Tek umutları horozdur.
Kitapta beğendiğim bölüm ; “Albay kahve tenekesinin tepesini kaldırdı ve yalnızca bir kaşık kahve kalmış olduğunu gördü kabı ateşten indirip suyun yarısını toprak zemine döktü ve çekilmiş kahvenin son zerrelerini de pas kırıntılarıyla karışıp kaba dökülene kadar tenekenin içini bir bıçakla kazıdı.”Albayın ölen oğluna ve eşine olan sevgisine ve sadakatine hayran kaldım.
Keyifli Okumalar Dilerim
76 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Hikaye albay, eşi, oğlundan kalan horoz arasında ama zengin Sabas ve doktor bey' in konuşmalarıyla da renk katılmış.

Gazetelerin gerçekleri yazmadığı, sokağa çıkma yasağının olduğu her şeye bir çanı olan bir ülke.

Emekli bir albay ama emeklerinin karşılığını, 15 yıldır her cuma bıkmadan usanmadan gittiği limandan devletinden gelecek bir mektup ile almayı bekliyor "emekli aylığını," bu yüzden hep yeni bir umutla gidiyor, sabırla gidiyor ve siz de o mektubu albay ile birlikte umutla bekliyorsunuz. (Her ne kadar da kitabın adı kitap hakkında bilgi verse de umut işte)

Albayın sabrı ve umudunun eşince tanımı tam bizlik; "Bir mektubu on beş yıl bekleyebilmek için insanda bir öküzün sabrı olmalı, sende olduğu gibi."

Yokluk, yoksulluk. Hazırdakiler de tükenince geçinebilmek için evlerinde paraya çevrilebilecek ne varsa satma düşüncesi içindeler. Horoz dövüşü yüzünden hayatını kaybeden oğullarından kalan horozu da var bu yokluğun içinde, yeri geliyor mahalledeki gençler karşılıyor horozun yemeğini, yeri geliyor kendi boğazlarından kısıp, onu doyurmaya çalışıyorlar. Onun horoz dövüşünden gelecek para da başka bir umutları...
Horoz albayın vazgeçemediği, karısının gözünün çöpü.
Albay umut dolu, sabırlı, kadın umutsuz, sabırsız...
Yoksulluğun verdiği çaresizlik, hep bir umuda bel bağlama...

Onu bunu satmayı teklif eden, hiç bişeyin satılamayacağını düşündükçe ne yapacaklarını soran, horoz dövüşü kaybederse yine ne yapacaklarını soran, aç kalmaktan korkan, yorgun, hasta ve sabrı taşan eşine albayın (bu ana ulaşması yetmiş beş yılını -dakika dakika, yaşamının yetmiş beş yılını almıştı. Yanıtlarken yalın, açık ve yenilmez hissetti kendini.)
"Elinin körünü."
Verdiği cevap ve bu cevap ile sonlanıyor kitap. Sonlanıyor da, bitiyor bitiyor da 44. gün, ocak gelmeden, ocağın yirmisi gelmeden...

Bir mektup yazalım albaya ve postacı desin ki "albaya mektup var."

Ve her zaman bana, gördükçe, hissettikçe, düşündükçe acı veren ve dünyadaki en kötü şey olduğuna inandığım şey "çaresizlik," Allah kimseyi çaresiz bırakmasın..."

Hanginiz daha çok yoruldunuz bilemedim ki...

Aklımızda da bulunsun
-Sevgiyi bilmeyenden uzak dur.
"Aldırma albay. Sevgiye güven."-
69 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Gabriel Garcia Marquez'den kısacık,bir çırpıda okunacak harika bir öykü.kitap ta yıllardır gelmeyen ve bütün ümidini o habere bağlamış olan bir albay ve eşinin,çektikleri yoksulluk anlatılıyor.Albay'ın bu kadar yoksullukta bile onurunu korumak için verdiği mücadele ve bunun yanında, bir süre önce öldürülen oğlundan kendisine yadigar kalan bir horozu kaybetmemek için ve onu beslemek için verdiği uğraşından bir bölüm anlatılıyor.hikaye yazarın uslubuna alışık olmayanlar için biraz sıkıcı olabilir.ama yazarı okumaya alışık olanlar için ,beğenerek okuyacakları,güzel anlatılmış,harika bir kısa öykü özelliği taşımaktadır.
69 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Öncelikle pek fazla inceleme yazmıyorum ve bu kitabın incelemesini yazma sebebim albayı kendime çok yakın hissetmem. Hatta onda kendimi bulmam diyebilirim. Verdiği tepkilerden, özelliklerine kadar benim gibiydi.

Kitaba gelirsek;
İnatçı albay her cuma günü emekli aylığının gelmesini bekliyor. Ve ne kadar beklediğini karısının tek cümlesiyle açıklayarak geçeceğim.
"Bir mektubu on beş yıl bekleyebilmek için insanda bir öküzün sabrı olmalı, sende olduğu gibi."
Albayımızın beklediği diğer bir şey de, horozunu dövüştürmek için gelmesi gereken ocak ayı.
İkisini de para için bekliyor çünkü yeterince yoksulluk çekiyorlar ve karısı bu durumu insanlara belli etmemek için büyük ölçüde çabalıyor. Yine sabrını takdir ettiğim karısının bir sözü aklıma geliyor.
"Yoruldum artık," dedi kadın. "Erkekler evin sorunlarını bilmez. Kaç kez, bazen günlerce yemek pişirmediğimizi komşular anlamasın diye, tencereye taş koyup kaynatmak zorunda kaldım."
Karısının sözlerinden bahsetmişken, bazen gerçekten bana diyormuş gibi hissettim. Sanki albaya değil de bana yakınıyordu. Ama yine söylüyorum aynı şeyleri bana söyleseydi de albayla aynı tepkileri verirdim. Doğrusu bunu söylemem albayı haklı çıkarmıyor. Çünkü albay gerçekten sabredilesi bir adam.

Çok fazla uzun tutmak istemiyorum. Kısaca bu komik olduğu kadar trajik hikayeyi okumanızı tavsiye ederim. Çok akıcı bir kitap değildi belki ama okurken sayfaları bitsin diye çevirmeye çalışmayacaksınız. Zaten 1-2 saatte bitebilecek kısa bir kitap. Sonunun askıda kalması çok hoş olmasa da son diyaloğu gerçekten beğendim.

"Elinin körünü." :)
76 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Ne zamandır Marquez okumak için fırsat kolluyordum kısmet bugüneymiş diyelim.

Kitabın ön kısmında böyle bir yazı dikkati çekmekte "Benim en iyi yazdığım eser bu eser. Hatta Yüz Yılın Yalnızlığı 'nı bu eser okunsun diye yazdım"
İlgi çekici bir itiraf. Ne kadar gerçek henüz araştırmadım.

Gelelim yazarımızın "en güzel eserine" :
Emekli, gazi bir albay çok yaşlıdır. Kendi gibi yaşlı karısı ile sefalet içinde yaşarlar. Albayın iki umudu vardır karınlarını doğru dürüst doyurmaları için :
* Ordu için yaptığı bu kadar fedakarlıklara göre ona verilmesi gereken emekli maaşı
*Ölen oğlunun emanet olarak bıraktığı horozun dövüş sırasında kazanması. (o zaman da para gelecek)
Benim elimdeki kitabın kapağında horoz resmi var. Bence tam uymuş. Zira kitap tüm sayfalar boyunca horozun ne kadar yemek yemesi üzerinde tartışmalarla geçiyor. -_-

Yazar bu kitabı bir yaşlı insanın gemi yolu bekleyen intizarlı bakışlarını görerek, kendi Paris'deyken habire yola bakıp bakıp dalınca yazmış (vatanını özlüyormuş)

*Hikaye kısaydı. Güzeldi. Karamsardı. Yer yer duygusaldı. İsminden dolayı Spoiler içeriyordu.
*Sonu bir yere bağlanmamış havası kattığı için tüm emekler boşa gitmiş hissini veriyor.

Yine de keyifle okuyun :)
69 syf.
·1 günde·7/10
Marquez'in en iyi eserim dediği Albaya Mektup Yok, bir oturuşta okunabilecek, albayın emeklilik mektubunu beklemesini ve çektiği zorlukları anlatan bir kitap. Çocuğunun ölümünü tadan, savaş yıllarında askerlik yapan, hakkettigi emeklilik maaşı için 15 yıldır savaş veren, her şeye rağmen onurundan vazgeçmeyen bir albay; kıt kanaat evi çeviren, eşine yol gösteren destek olan, komşuları aç olduklarını anlamasınlar diye tencereye taş koyup kaynatan, oğlunun yasını tutan eşi ve oğullarından kalan, çok yemek yiyen bir horoz. Tüm umutları horozun dövüşleri kazanması ve bekledikleri mektubun gelmesi. Ama hakettiğin şeyleri almak için çaba göstermek zorundasındır bu dünyada. "Hayat şimdiye kadar icat edilen en güzel şey" diyor albay herşeye rağmen umudu var "Umut karın doyurmaz ama insanı ayakta tutar" diye devam ediyor. Umut ediyor mektubun gelmesini dört gözle bekliyor 15 yıldır umutsuzluğa yer bırakmıyor. "Bir mektubu 15 yıl bekleyebilmek için insanda öküz sabrı olmalı, sende olduğu gibi" diyor eşi. 15 yıldır gelmediyse gelmesine az kalmıştır keein gelecektir mektup Albaya göre. Ama köşeden ekliyor posta memuru "Kesinlikle gelen tek şey ölümdür Albay."
Yazarı daha önce okumamış biri bu kitaptan başlamamalı diye düşünüyorum.
69 syf.
·2 günde·8/10
Nobel Edebiyat ödüllü yazardan bir eser daha okudum. Kırmızı Pazartesi’ye nazaran biraz daha az sevdim bu eseri. Eser çok kısa ve uzun öykü olarak yazılmış. Kapak tasımı Kırmızı Pazartesi gibi çok güzel ve direk spoiler içermekte… Ki zaten adı direk spoiler. :) Akıcı, sade bir uzun öykü.
Kitabın içeriğine gelirsek; emekli olan albayın beklentisi diyebiliriz… Ama ne beklentisi ? Kitabın adında olduğu gibi aslında albay emekliliğin karşılığında askeriyeden mektup ve içi dolu para bekliyor. Bir de asıl eserin kahramanı olan dövüş horozundan ( ölen oğlunun ) para bekliyor. Bu para beklentisi içerisinde yaşanan olayları anlatmış bize yazar. Çok az karakteri olan bir eser. Albayın naifliği, çekingenliği, eşinin evi iktisatlı idareci kullanması, Sabas’ın karaktersizliği… Aslında yazar diğer eserlerine nazaran pek daha sarmasa (aksiyonu az) da bu romanda çok şeyden inceden inceye söz etmiş. Umut ve beklenti had safhada… Geçinceme, sabır, duygusallık, karamsarlık, siyaset, savaş, hayvan sevgisi ve yaşama sevgisi… Çok güzel alıntılar ve dersler var okunulası.
1-2 saat içerisinde okunulabilecek bir eser. ( 69 Sayfa ) Tavsiye ederim kesinlikle güzeldi ama tabiki sonu hariç. Yine neler oldu, neler bitti bir bilgimiz yok. Sonu olmayan bir eser. :)
69 syf.
Yalnızlık,sabır, gurur,sefalet, zorluk,savaş ve daha çok fazla konu içeren bu kisa eser yalın bir dile sahip.
Kisa ve akıcı olduğundan bi solukta okudum.Ama derin düşüncelere dalmadim değil.
Albayin sabrı, karısının umutsuzluğu düşündürücü..
Insan kendisini onların yerine koyup dusununce hissediyor azda olsa o duyguları..
Umut etmek,umutlu olmak yaşamaya dair zor olsa gerek o şartlarda. ..
Soru işaretleri kaldı aklımda...Ve gerçekten etkileyici bir eser...iyi okumalar...
Kalemine sağlık Gabriel Garcia Marquez..
73 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Tam da Márquez severlerin gülümseyerek ve biraz da hüzünle okuyup hemen bitireceği bir uzun öykü. Hayatımızdaki karakterlerden kesit, hepsi de olduğu gibi aktarılmış.
69 syf.
·5 günde·3/10
Gabriel Garcia Marquez’den daha önce okuduğum iki kitap hoşuma gitmişti ve buna da haliyle olumlu bir beklenti ile başladım ancak kitap beni içine çekmeyi bir kenara bırakın tam tersine uzaklaştırdı. Çok durağan ve sıkıcı geldi kitap bana. Artık bir yerden sonra bitsin diye zorla okudum. Bunun sebebi ya konunun ilgimi çekmeyip anlatımı beğenmemem ya da kitapta kaçırdığım kilit bir nokta var. Ama sonuç olarak kitabı tekrardan okuma isteğim de yok. Artık ne diyelim kısmet Gabriel Garcia Marquez’in başka kitaplarına.
"Hep aynı hikaye,"diye başladı kadın bir an sonra. "Biz açlığa katlanıyoruz ki başkaları yiyebilsin. Kırk yıldır hep aynı hikaye "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Albaya Kimseden Mektup Yok
Baskı tarihi:
1982
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Coronel No Tiene Quien Le Escriba
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
Baskılar:
Albaya Mektup Yok
Albaya Mektup Yazan Kimse Yok
Albaya Mektup Yok
Albaya Kimseden Mektup Yok
Bugün Latin Amerika'nın ve dünyanın en büyük yazarlarından biri sayılan Gabriel Garcia Marguez'in 'büyülü gerçekçilik' diye nitelenen yapıtlarından bir örnek daha sunuyoruz. Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı bu uzun öyküdeki emekli albay, bir türlü gelmeyen emekli aylığını her cuma günü karısı ve horozuyla birlikte bekler. Bu öykünün de ana teması, her zaman olduğu gibi, yalnızlık'tır. "Yamaya bir imgeyle başlarım her zaman" diyor Garcia Marguez. "İmge, gerçeğe ulaşmanın aracıdır ve yaratmanın kaynağı, son çözümlemede, gerçekliktir her zaman. "İmge" Garcia Mauguez'in nasıl hareket noktasıysa 'yalnızlık'da yarattığı gerçekliktir her zaman. Daha önce başka kısa öyküleriyle birlikte sunduğumuz bu uzun öyküyü, bütün dünya dillerinde olduğu gibi bağımsız bir kitap olarak basmayı uygun gördük.

Kitabı okuyanlar 2.058 okur

  • Arzu
  • Selma

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.1 (1)
8
%0.1 (1)
7
%0
6
%0.1 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları