Adı:
Atlas Silkindi / Atlas Shrugged
Baskı tarihi:
Mayıs 2007
Sayfa sayısı:
1200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756381106
Orijinal adı:
Atlas Shrugged
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Plato Film Yayınevi
Baskılar:
Atlas Silkindi / Atlas Shrugged
Atlas Shrugged
Atlas Shrugged
Karşımda iki arkadaş grubu var. Bir derenin kıyısında oturuyorlar. Şimdi birbirlerine düşmanlar Ellerindeki taşları öfke ve nefretle sıkarak birbirleriyle konuşuyorlar. Ben iki grubun tam ortasında oturuyorum. Havadaki gerilimin fotoğrafını çekiyorum. Derenin sesine biraz uzakta. Fabrikanın grev davulu karışıyor. İki grup da sendikanın yönetimini ele geçirmek istiyorum Konuşmalardaki sessiz gerilim solcu bir sokak tiyatrosundan gelen tiradla kesiliyor. Tiyatrocun sözlerine iki grup da hak verip, kaldıkları yerden düşmanlığa devam ediyorlar. Bir polis helikopteri fabrikanın üstünden dereye doğru daireler çizerek üzerimizde dolanıyor. B sendikanın gazetesini çıkarıyorum, grevin fotoğraflarını çekiyorum.

Eski arkadaşlar şimdi birbirlerine nefretle bakıyor. 5-6 kişilik gruplarıyla ellerinin içine aldık' taşları birazdan çıkacak kavga için hazırlıyorlar. Ceketlerini açıp silahlarını gösteriyor Konuşma devam ediyor ve birbirlerine aynı şeyi söylüyorlar: "Burdan Gidin, Bu Fabr Bizim." Bir halk ozanı lafı alıp "bu fabrika bizim" diye kötü bir mikrofona bağırıyor. İşçiler türküye katılıyorlar. Bir jandarma aracı gelip duruyor. Komutan etrafa bakıp, "Bu Fabr Esas Bizim" diyor. Bir emekçi ressam "Benim İşçilerim" adlı sergisini açıyor. Sokak tiyatrosunun oyuncuları resimleri çok beğeniyor. Havadaki gerilim devam ediyor. Maliye Bakanlığı'ndan grup bu fabrikadan daha fazla vergi almak için minibüsten iniyor. Onlar da bu fabrika kendilerine ait olduğunu düşünüyor. Aynı anda derenin kenarında kavga çıkıyor. Eski arkadaşlar Fabrika Bizim diye kavga ediyor, birbirlerini dövüyor. Kanları derenin suyuna karışıyor...

4 gün sonra fotoğraf makinemin kapağını grev çadırında bulma umuduyla fabrikaya gidiyor Fabrikanın sahibi olduğunu iddia eden grevciler, sendikacılar, maliyeciler, jandarma tiyatrocular, ressamlar, türkücüler, polisler, solcu üniversiteliler, gazeteciler... Hiçbiri ortada yoktu. Derenin sesinden başka hiçbir ses duyulmuyordu. Rüzgarın sesi yerdeki gazete parçalarının üzerinden geçip derenin sesine karışıyordu. Dört gün önceki grevin di zurnasından, polisin helikopterinden, maliyenin minibüsünden, sokak tiyatrocular haykırışlarından, işçilerin heyecanlı sloganlarından, sendika için kavga eden arkadaşlar çığlıklarından geriye kocaman, ağır ve derin bir sessizlik kalmıştı. Kafamı kaldırıp sessiz nedenini anlamaya çalışıyorum. Bana herkesin nereye gittiğini, bütün bu insanların nasıl olduğunu, bu ölüm sessizliğinin nedenini söyleyecek birini arıyorum, kimseyi göremiyor Fabrikanın kapısında asılı duran bir küçük levhadan başka. Yorgun, sessiz bir küçük levha küçük yazı, bir küçük kelime. Hayatımın bütün sorularının cevabı. Fabrikanın Esas S/* Girişteki Büyük Kapıya bir Tek Söz Yazıp Çekip Gitmişti...Kapalı

Atlas Silkindi bütün yaratıcıların Kapalı levhasını asıp gittikleri günü anlatıyor. Bütün yapan edenlerin, kendisi için çalışıp farkında olmadan bizlere hizmet eden bütün benlerin ç gittikleri gün bizlerin, yani şikayet edenlerin şikayet edecek kimseyi bulamadığı o kor günü gösteriyor. Bizlerin beni nasıl sömürdüğünü resmediyor. Kitabı okurken karar verecek Yapan edenlerden misiniz, yoksa şikayet edenlerden mi? Eğer şikayet edenlerdensen kitabı okumayın, utanırsınız!
1200 syf.
·23 günde·Beğendi
Önce yazarın diğer kitabı "Hayatın Kaynağı"nı okumuş ve çok beğenmiştim. 2 kez okuduğum ender kitaplardandı. Ancak daha sonra bu kitabı okuyunca, cümlelerde, karakter analizlerinde, tanımlamalarda yüksek düzeyde benzerlikler olduğunu gördüm. Sanki Hayatın Kaynağını 3. kez okuyor gibi oldum. Yazarın, bencillik ve kapitalizmi öven dünya görüşüne çok katıldığımı söyleyemem ama kitapları güzel. Keşke bu kadar benzeşmiyor olsalardı.
1200 syf.
·2558 günde·Beğendi·8/10
Kitabını uzun yıllar önce okuduğum, yine uzun yıllar önce filmini izlediğim ve kısa zaman önce de bu eserden esinlenilen bir bilgisayar oyunu (Bioshock Saga) oynadığım düşünülürse hakkında biraz gevezelik yapmak gerekir diye düşünüyorum.

John Galt Kimdir?

Eserin tamamına hakim olan düşünce, Ayn Rand'ın kendi ağzından ifade ettiği gibi, dünya savaşları sonrasında toplumda yok olan bireyselcilik felsefesinin yeniden inşasıdır. “Biz” diyenlerin sömürmeye meyilli doğaları ve “ben” demenin utanç kaynağı olmasını sağlayan ideolojinin yıkımıdır. Çok uzatmadan şöyle diyelim; avrupa ve ABD, dünya savaşları ve diğer savaşlar sonrasında hem ekonomik hem de fiziksel olarak yerle bir olduğu için devlet politikaları da bu harabeyi ayağa kaldırmak üzere yeniden planlandı. İlkokullardan itibaren insanlara halkçı, devletçi düşünceler empoze edildi ve bireyin devleti ve milleti adına fedakarlık yapması gerektiği aşılandı. Her ne kadar ABD sosyalizm düşmanı olsa da sosyalizmden bazı düşünceleri araklayarak vatandaşlarının devletin bekası için daha fedakar olmaları adına kullandı. Avrupa'da doğan ama safkan bireyci düşünceleri yüzünden kendisini bulunduğu coğrafyaya tamamen yabancı hisseden Ayn Rand ise düşünce yapısını birebir yansıttığını düşündüğü ABD'ye göç ederek hayatının geri kalanını da orada sürdürmüştür. Serbest piyasaya, vahşi kapitalizme ve görünmez el teorisine yürekten inanan bir insan olarak tüm ömrü boyunca bu fikirlerinin üzerine eserler yazmıştır. Magnum opusu ise Atlas Shrugged’dır.

Esere hakim görüş dünyanın gidişatına yön veren, onu sırtında taşıyanların üretken ve yaratıcı kesim olduğu, diğerlerinin ise bu üretken ve yaratıcı kesime bağımlı olarak yaşadığıdır. Yani Yunan mitolojisinde dünyayı sırtlamakla yükümlü olan Atlas’ın Ayn Rand felsefesindeki karşılığı mühendis, mimar, işçi gibi kesimlerin içerisinde yenilikçi, mucit kimliklere sahip olabilen zeki ve güçlü insanlardır. Bu insanlar “biz” demeyen, “ben” diyen kişilerdir. Ayn Rand’a göre güçlü karakterler toplumsalcı bir fikre sahip olduklarında yaratıcılıklarını tümüyle kaybederler.

Peki Atlas silkinirse ne olur? Sırtındaki dünyayı şöyle bir sallayıp silkerse başımıza neler gelir? “Biz” diyenler “ben” demeye başlarsa ne olur?

Bu dünyayı icatlarıyla, çalışmalarıyla, vizyonlarıyla yönlendiren, bir nevi zamanın ruhunu sırtında taşıyanlar işini gücünü bırakıp bir köşeye çekilirse, greve giderse halimiz nice olur?

Kitap size bu sorunun cevabını, anlattığı hikayeden çıkaracağınız sonuca göre değişse de, veriyor.

Ayn Rand’ın kendi ideasında ayna görevi gördüğünü düşündüğüm Dagny Taggart, bir romanda karşılaşabileceğiniz en kudretli ve etkileyici kadınlardan birisi. Çok üstün zekaya sahip bir mühendis. Bir demiryolu şirketini tek başına yönetebilecek kadar iyi bir yönetici. Fizikten de çok iyi anlıyor. Vizyonu sayesinde dünyayı çözümlemiş, insanları parmağında oynatabilecek kadar güçlü bir kadın. Zamanının evinde oturan ve çocuk bakan kadın imajının aksine, erkeklerin üzerine kule gibi uzanan bir kudrette. Cidden muhteşem bir kadın.

John Galt Kimdir?

Eseri 3 bölüme ayırmak mümkün. İlk bölümde bir uyanış, ikinci bölümde greve giden meslek sahipleri ve üçüncü bölümde ise felsefenin manifestosu var. Her bir bölüm kalınca bir roman uzunluğunda. Zaten eserin 1200 sayfa olduğunu düşünürseniz özellikle son bölümün tam bir ideoloji manifestosuna dönüşmesini ve kitabın ciddi ciddi zor bitirilebileceğini de tahmin edebilirsiniz. Ama yine de John Galt kimdir sorusunun cevabını alabilmek için bile okunuyor.

John Galt Kimdir?

Eğer Ayn Rand’ın bu vahşi kapitalizm taraftarı sözlerini biraz manipüle eder de bireycilik anlayışını bizim toplumsalcılığımızın eleştirisi gibi düşünürseniz aklınıza kim gelir? Bireyin yok oluşu desem? Belki benim aklımdaki cevabı siz de vermişsinizdir.

Kitaptan oldukça ünlü bir alıntı ile bitireyim bu incelemeyi;

“HAYATIM VE HAYATIMA OLAN SEVGİM ADINA YEMİN EDERİM Kİ, HİÇBİR ZAMAN BİR BAŞKA İNSAN İÇİN YAŞAMAYACAĞIM VE HİÇ KİMSEDEN BENİM İÇİN YAŞAMASINI İSTEMEYECEĞİM.”

John Galt budur.
1200 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
1200 sayfalık bir roman ! Bu kitabın bende enteresan bir hikayesi vardır. Bozcaada da plajda tek başıma kitabı okurken bir ara serinlemek için denize girdim . İkiyüz metre açılmıştım ki adamın birinin cüzdanımın bulunduğu çantama doğru geldiğini gördüm ve birşeyler yapmaya başladı.
Ben bağırmaya başlayınca ,uzaktan kitabı havaya kaldırarak bunu ne olduğunu merak etmiştim diye işaret etti.
Evet dış görünüşü gerçekten ürkütücü büyüklükte hatta bir tuğladan daha büyük ayrıca okumak bayağı zaman alıyor.

Daha önce "Hayatın Kaynağı"veya" İhtiyacımız Olan Felsefe"
adlı Ayn Rand romanlarının birinin incelemesinde Rand'ın hayatıdan bahsetmiştim.
Ayn Rand bolşevik isyanı sonrası komünistlerle birlikte çalışmak ister, fakat kendisi aristokrat bir aileden olduğu için önüne sürekli zorluklar çıkarırlar. Ve çalışmasına izin vermezler. Bazı bireysel becerilere sahip olan ve bunları topluluğun yarına kulanmak isteyen Rand ,hiçbir beceriye sahip olmayan ve ona mani olan bu insanlardan nefret eder.
Ben şunu yapıyorum diyemeyen topluma yararı olmayan ancak "biz" kelimesine sığınan insanlardan kaçar.(Rusya dan)
Rand bu kitabında , kendi hayatının küçük bir bölümünde gerçekleşen bu olayı ,farklı felsefeleri bize Amerika Birleşik Devletler'inde yaşanan bir olay olarak sunuyor.
Ve, yine beyaz diyor ,siyah diyor ama aklına gri gelmiyor.

Kabaca konuya değinecek olursak :
Kitabın ilk bölümünde ,insanlık adına müthiş buluşlar yapan, toplumda sivrilmiş kişilerin, işlerinin ellerinden alınmaması için verdiği mücadeleyi görüyoruz .
Daha sonra ise hepsinin birer birer gizemli bir biçimde ortadan kaybolmaları konuyu daha da ilginç bir hale sokuyor .
1200 syf.
·106 günde·Puan vermedi
Bu kitap hakkında ya da yazar hakkında söylenmesi gereken çok fazla nitelik ve nicelik var.Yani bu incelemenin öncelikle çok uzun olacağını belirtmem gerekir.Kitabın ön sözü iş adamı Turgay Ciner tarafından yazılmış.Kitabın içeriği bakımından gerçekten bir şeyler başarmış bir iş adamının tarafından ön sözüyle başlaması beni gerçekten kitabı okuduktan sonra daha mutlu etti.
Kısaca yazardan da bahsetmek gerekirse,hayatı yerine benimsediği fikirlere değinmek istiyorum.
Ayn Rand objektivizmin kurucusu yani öncüsüdür.O'na göre toplumların yerine bireycilik anlayışı olmalıdır yani insanın kendi olabildiği daha üretken girişken olabilmesi için insanların topluluklar halinde bir şeyler üretmesi yerine insanların hayattan kendi çıkarları ve beklentileri üzerinden yaratıcı olabileceğini savunmuştur.Daha kısa tanımıyla ''Ben'' kavramı bireyin mekanizması olmalıdır.Toplumlarda geçerli olan ya da kabul görmüş ''Biz'' kavramını kesinlikle reddetmektedir.Ayn Rand'a göre 'Biz' kelimesi insan zihnini ve yeteneklerini körelten daha doğrusu yok edici görmektedir.Yani günümüze kadar bir şeyler yaratmış ya da başarmış insanlar kolektif bir bilince sahip olsaydı şuan sahip olduğumuz çoğu şeyden eksik olabilirdik.Toplum çıkarı gözetmeksizin insanlar kendi beklentileri doğrultusunda bir şeyler başarmayı hedeflerse asıl o zaman diğer insanlara faydalı olabileceğimizi yani insanın en önce kendi yararını hatta en önce kendi 'Ben' merkezini(egosunu) tatmin etmenin insanoğluna gerekli olduğunu savunmuştur.
Kitaba gelecek olursak ,hatta Ayn Rand'ın hangi kitabını okursanız okuyun hemen hemen yukarıda yazdığım fikirlere sahip olacaksınız.Bu kitapta 'iyilik' ve 'kötülük' gibi yargılara varacağınızı sanmayın.Kitabın karakterlerinde iyilik kötülük özellikleri yerine bireyler hangi niteliklere sahip olmalı ki çünkü iyilik ve kötülük yargısı fazla sınırlayıcı olacaktır.Çünkü okuyunca onaylamaycağınız karakter aslında onun kötü olduğu sonucuna varmaktan çok bulunduğu şartlar altında konumu,yaşı,mesleği gereği hangi kararları vermesi daha doğru olmalıydı gibi düşüncelerimizin olması gerekir.İlk vereceğim örnek James Taggart ,Taggart şirketini sahibi,varisidir.Okuduğunuz da ilk sevmeyeceğiniz karakter olabilir.
Kitapta bir çok ana karakter var.İlk olarak Jon Galt kim? sorusuyla başlayan kitap aslında bir ana karakterdir.Ama bu kitapta bu karakter kitabın yarısına kadar bilinmeyen her hangi bir şey üzerine kullanılan bir tabirdir ve inanın ilk okuduğunuzda içinizi ürperecektir.İnsanlar bilinmeyenden hep korkanlardır.
Diğer ana karakterimiz Dagny Taggart, Jim Taggart'ın kız kardeşi.Yani şirketin neredeyse diğer sahibi.Ayrıca bu şirket tren rayları, üzerine yapılmış bir şirkettir .Dagny, çocukluğundan beri rayların hayaliyle onun için bir şeyler yapmak hatta onun uğruna her şeyi yapmaya karar veren bir iş kadını.Tabi günümüz de bile geçerliliğini koruyan şeyler geçmişimiz tarafından beslenir.Yani girişimici kadınlar 1940'ların Amerika'sında bile olağan dışı bakılmıştır.
Dagny,kendinden çok emin başarmanın sadece kendine verdiği hazzı yaşayan bir kadın. Kitapta da çok dile getirdiği şey para kazanmak.En büyük amaçlarından biri budur.Evet bu cümleyi okuyunca ona bakış açınız sakın değişmesin bu amacın ne kadar başarılı şeylere sebep olduğunu okuyunca daha çok iyi anlayacaksınız.Başarı kavramı herkes tarafından takdir görmek değildir kendi isteklerine ve arzularına ulaşmaktır. Bunun aslında toplumda ki yeri 'Bencillik'tir.
Diğer karakterimiz Dagny'nin çocukluk aşkı Francisco d’Anconia'dır.
D’Anconia bakırın tek varisidir.Başaralı zeki bir şeyleri başarmayı hedeflemiş iş adamı.Ama sonra başarılarının önündeki kolektif bilinç engeli gereği insanlara istediğini vererek kendini körelten bir insana dönüşür.
Tabi ki bu kitapta da aşkın konu aldığı yerler var ve bu aşk her zaman popüler kültür yani sıradan işlenilen aşkın dışında bir insan yerine her hangi bir şeye duyulan haz ve tutkudur.Bu tutkular her insan için aynı nitelikte değildir kitapta da göreceğimiz gibi ve her zaman bu tutkuların önün de engeller olmuştur özellikle bu aşk kavramı herkesin sizden beklediği nitelikte değilse.
D’Anconia'hakkında söylenmesi gereken çok şey var ama bunu
okuduğunuzda size de uyandıracağı duyguları fikirlerimle sınırlandırmak istemem.
Zaten bu incelemeyi yazarken anlatmak istediğim olay örgüsünden çok bu yaşanılanların aslında günümüz de gözümün önün de bir yerlerde belki fark edemeyeceğimiz şeylerdir aslında.İsimlerin mekanın tarihin hiç bir önemi yok zira burada daha bir çok karakter anlatabilirim ama isimler ne olursa olsun malzemesi insan olduğu takdirde eminim çokta önemli değildir.Fikirlerime katılmak zorunda tabi ki değilsiniz ama katılmak yerine bilmenizi isterim.
Bu kitabı okurken herkesin aynı tadı alabileceğini sanmıyorum çoğunluk sıkıcı bile bulabilir çünkü hepimiz hayattan aynı şeyleri beklemiyoruz.Bu yazarla tanıştıktan sonra hayat ve daha çok kendim hakkında fikirlerim çok değişikliğe uğradı.En çok da kendimin farkına vardım.Gerçekten kendinizin farkında olmak istiyorsanız okumanızı çok isteyeceğim.

Sevgiler.
1200 syf.
·Beğendi·8/10
Kitap genel olarak iktisadi düşünce tarihi konusu temalıdır zaten ayn rand günümüz objektivizmin öncülerindendir. Yazar toplumsal düşüncelerini tanım cevaptan çok akıcı bir kurguyla anlattığından sizi sıkmayacaktır, felsefik bir kitap beklerken roman içinde buluyorsunuz kendinizi. Kendisi kapitalizmi benimsediği için , tutup bir karl marx beklememelisiniz. Sağlam bir emperyalizm temelinde yetiştip benimsediginden ; ayn rand'in basarili, zeki, objektivist ana karakterlerimizin karsina cikardigi, toplumsal bilinci ve prensiplerini savunan insanların karakterlerinin zayif, yetersiz bir koyun sürüsü gibi gösterdiğini goreceksiniz. Tavsiye ediyorum çünkü farkli görüşteki insanların düşüncelerine cogu kez katlanamasakta bilinmesi taraftarıyim.
1200 syf.
·19 günde·8/10
Eh madem emek verdik, 1200 sayfa devirdik, birkaç kelam etme zamanıdır.

Kitaba başlamayı düşünen ama kalınlığından korkanlar için dilinin ağır olmadığını, okumanın kolay olduğunu söyleyerek yüreğinize su serpiyor ve incelemeye başlıyorum.

YAZAR HAKKINDA

Ayn Rand, Rus Komünist rejimi içerisinde yaşamış ve bundan pek hoşlanmamış bir yazar. Sonradan Amerika'ya göç etmiş ve usandığı "kolektif, toplumcu" yapıdan "birey merkezci" yapıya geçmiş. Durum böyle olunca da bireyciliğin, bireyselliğin yılmaz bir savunucu olmuş. Bunu kitaplarında çok net şekilde görebiliyorsunuz. Toplumcu karakterler kötü ve anlayışı kıt, bireysel yetenekler ise kahraman oluyor.

KİTABIN İYİ TARAFLARI

Bu kadar hacimli bir eserin bu kadar sade ve akıcı olması çok güzel. Kitap, bir sonraki bölümü hep merak ettiriyor ve bu merakı karşılıyor. Sadece "John Galt kim ki?" deyimi bile sizi kitabın sonuna kadar götürebilir.

KİTABIN KÖTÜ TARAFLARI

Aslında kitap demeyeyim de yazarın sevmediğim bir huyu var. Anlıyorum komünizmden nefret etmişsin, bireyciliği öveceksin, içini dökeceksin vs. ama sakin ol, hele bir soluklan ablam diyesim geliyor. Çünkü bazı yerlerde karakterlere aşk, para, zeka gibi herhangi bir konuda öyle uzun monologlar yazıyor ki bir süre sonra insanın içi bayılıyor. He bu monologlar kötü mü? Asla! Ancak cidden çok uzun. Hadi uzunluğunu geçtim, adam hiç olmayacak parti, radyo gibi ortamlarda bir saat aralıksız konuşuyor. Bu da karakterin gerçekçiliğini öldüren bir olay bence. Eh ne yapalım bu da nazarlık olsun.

KİTABI OKUMALI MIYIM?

Kesinlikle evet, derim. Pişman olacağınızı düşünmüyorum. Tahmin ettiğiniz kadar zorlanacağınızı da... Bence vakit ayırmalısınız bu esere.
Bir kadını iyi yanları için sevmek anlamsızdır. Bunu zaten haketmiştir. Bu bir armağan değil, bir ödemedir.

Ama onu günahları için sevmek; işte asıl armağan budur. Çünkü hakedilmemiş, kazanılmamış bir şeydir.

Onu kusurları için sevmek tüm iyilikleri onun uğruna feda etmektir. Aşkın asıl işareti budur.

Cünkü vicdanını, mantığını ve en önemlisi kendine saygını feda etmiş olursun.
Yeteneğin amacı, beceriksizliğe hizmetti, insanoğlu ancak başkaları için yaşadığı sürece yaşama hakkına sahipti.
Ayn Rand
Sayfa 828 - Plato Film Yayınları
Eğer aşk, kişinin kendini ve varoluşunu kutlamasıysa, o zaman kendinden nefret edenler, hayattan nefret edenler için aşkın tek muadili, yok etmeye çalışmaktı.
"Mutluluğa ulaşmanın, hayatınızın tek ahlaki gerçeği olduğunu kabul edin...Kendinize değer vermeyi öğrenin. Bunun anlamı, kendi mutluluğunuz için mücadele etmektir...Gurur denilen şeyin tüm iyiliklerin ve sevapların toplamı olduğunu öğrendiğiniz zaman, insan gibi yaşamayı öğrenmişsiniz demektir."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Atlas Silkindi / Atlas Shrugged
Baskı tarihi:
Mayıs 2007
Sayfa sayısı:
1200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756381106
Orijinal adı:
Atlas Shrugged
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Plato Film Yayınevi
Baskılar:
Atlas Silkindi / Atlas Shrugged
Atlas Shrugged
Atlas Shrugged
Karşımda iki arkadaş grubu var. Bir derenin kıyısında oturuyorlar. Şimdi birbirlerine düşmanlar Ellerindeki taşları öfke ve nefretle sıkarak birbirleriyle konuşuyorlar. Ben iki grubun tam ortasında oturuyorum. Havadaki gerilimin fotoğrafını çekiyorum. Derenin sesine biraz uzakta. Fabrikanın grev davulu karışıyor. İki grup da sendikanın yönetimini ele geçirmek istiyorum Konuşmalardaki sessiz gerilim solcu bir sokak tiyatrosundan gelen tiradla kesiliyor. Tiyatrocun sözlerine iki grup da hak verip, kaldıkları yerden düşmanlığa devam ediyorlar. Bir polis helikopteri fabrikanın üstünden dereye doğru daireler çizerek üzerimizde dolanıyor. B sendikanın gazetesini çıkarıyorum, grevin fotoğraflarını çekiyorum.

Eski arkadaşlar şimdi birbirlerine nefretle bakıyor. 5-6 kişilik gruplarıyla ellerinin içine aldık' taşları birazdan çıkacak kavga için hazırlıyorlar. Ceketlerini açıp silahlarını gösteriyor Konuşma devam ediyor ve birbirlerine aynı şeyi söylüyorlar: "Burdan Gidin, Bu Fabr Bizim." Bir halk ozanı lafı alıp "bu fabrika bizim" diye kötü bir mikrofona bağırıyor. İşçiler türküye katılıyorlar. Bir jandarma aracı gelip duruyor. Komutan etrafa bakıp, "Bu Fabr Esas Bizim" diyor. Bir emekçi ressam "Benim İşçilerim" adlı sergisini açıyor. Sokak tiyatrosunun oyuncuları resimleri çok beğeniyor. Havadaki gerilim devam ediyor. Maliye Bakanlığı'ndan grup bu fabrikadan daha fazla vergi almak için minibüsten iniyor. Onlar da bu fabrika kendilerine ait olduğunu düşünüyor. Aynı anda derenin kenarında kavga çıkıyor. Eski arkadaşlar Fabrika Bizim diye kavga ediyor, birbirlerini dövüyor. Kanları derenin suyuna karışıyor...

4 gün sonra fotoğraf makinemin kapağını grev çadırında bulma umuduyla fabrikaya gidiyor Fabrikanın sahibi olduğunu iddia eden grevciler, sendikacılar, maliyeciler, jandarma tiyatrocular, ressamlar, türkücüler, polisler, solcu üniversiteliler, gazeteciler... Hiçbiri ortada yoktu. Derenin sesinden başka hiçbir ses duyulmuyordu. Rüzgarın sesi yerdeki gazete parçalarının üzerinden geçip derenin sesine karışıyordu. Dört gün önceki grevin di zurnasından, polisin helikopterinden, maliyenin minibüsünden, sokak tiyatrocular haykırışlarından, işçilerin heyecanlı sloganlarından, sendika için kavga eden arkadaşlar çığlıklarından geriye kocaman, ağır ve derin bir sessizlik kalmıştı. Kafamı kaldırıp sessiz nedenini anlamaya çalışıyorum. Bana herkesin nereye gittiğini, bütün bu insanların nasıl olduğunu, bu ölüm sessizliğinin nedenini söyleyecek birini arıyorum, kimseyi göremiyor Fabrikanın kapısında asılı duran bir küçük levhadan başka. Yorgun, sessiz bir küçük levha küçük yazı, bir küçük kelime. Hayatımın bütün sorularının cevabı. Fabrikanın Esas S/* Girişteki Büyük Kapıya bir Tek Söz Yazıp Çekip Gitmişti...Kapalı

Atlas Silkindi bütün yaratıcıların Kapalı levhasını asıp gittikleri günü anlatıyor. Bütün yapan edenlerin, kendisi için çalışıp farkında olmadan bizlere hizmet eden bütün benlerin ç gittikleri gün bizlerin, yani şikayet edenlerin şikayet edecek kimseyi bulamadığı o kor günü gösteriyor. Bizlerin beni nasıl sömürdüğünü resmediyor. Kitabı okurken karar verecek Yapan edenlerden misiniz, yoksa şikayet edenlerden mi? Eğer şikayet edenlerdensen kitabı okumayın, utanırsınız!

Kitabı okuyanlar 87 okur

  • Akif V.
  • Reyhan Ekmekçi
  • Ayşegül Caboğlu
  • aynur
  • İLKAY EVİRGEN
  • Kitaplı Kahve
  • Melih
  • Bir varmış bir yokmuş
  • Selin
  • BURHAN KEBABCI

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%0
25-34 Yaş
%50
35-44 Yaş
%41.7
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60
Erkek
%40

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55.8 (24)
9
%16.3 (7)
8
%18.6 (8)
7
%4.7 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%2.3 (1)