Öncelikle belirtmek istediğim nokta, yazarın diğer kitaplarına göre tamamen farklı bir kitap ve bu biraz şaşkınlık yarattı bende. Ama aynı tadı aldım kitaptan. Kitap sadece ve sadece kapilatizm ve işçi sınıfı üzerine kurulu. İki önsözden oluşuyor ve sonrasında ana kahramanımız Ernest Everhard'ın eşinin ağzından kitap aktarılıyor. Ernest, devrimci, sosyalist ve işçi sınıfından gelme, işçi sınıfını sonuna kadar savunup, gerçekleri herkese göstermek için elinden geleni yapan cesur bir adam. Etrafındaki kişilerin ve konuşma yaptıklarının bir kısmı ona inanıp, gösterdiklerini bizzat görseler de, çoğu inanmayıp, düşman ilan edip, durdurmak için ellerinden geleni de yapıyorlar. Kitap çoğunlukla Ernest'in çeşitli ortamlarda yaptığı konuşmaların anlatılmasıyla geçiyor, yani diyaloglar denilebilir. Ama bir roman tadında ve kitap çok güzel ve akıcı işlenmiş. Tanıdık gelen birçok şey var kitapta. Haksızlıklar karşısında (özellikle işçi sınıfın yani fakir olan sınıfın, hakim güç ve zenginden yana olmayan kesimin), tüm medya kayıtsız, gerçekleri kimse yazmıyor, hatta gerçekler gözlerinin önünde cereyan ettiği halde, çarpıtarak yazılıyor ve medyanın tümü böyle, bütün gazeteler sadece ve sadece hakim güç yanlısı ve olan biten her şey sadece ezilenlerin bildiği olarak kalıyor. Sesler duyulmuyor, kimsenin önemsediği yok, yerlerini garanti altına alanlar, o yerlerde kalabilmek için bu kesime sağır ve dilsizler. Aksine ellerine fırsat geçtiğinde bu kesimi harcamaya hazırlar. Eğer kapitalizm yanlısı olmayan, karşıt görüşü savunan tarafla herhangi bir bağ kuran güçlü olan tarafa yakın kişiler olursa, sahip oldukları her şey sırasıyla ellerinden alınıyor ve tabiri caizse aforoz ediliyorlar. Bütün bunları göstermeye çalışan küçücük bir insan topluluğu var, onların da nasıl yavaş yavaş