1000Kitap Logosu
Huzursuz Ruhlar

Huzursuz Ruhlar

Hölderlin, Kleist, Nietzsche

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!

Hakkında

236 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 6 sa. 41 dk.
Adı
Huzursuz Ruhlar
Alt başlık
Hölderlin, Kleist, Nietzsche
Basım
Türkçe · Türkiye · Palet Yayınları · Mayıs 2018 (İlk yayınlanma: 1991) · Karton kapak · 9786052338544
Diğer baskılar
Fiyatlar
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!
İdefix
idefix.com

Okurlar

8.3
10 üzerinden
485 Puan · 95 İnceleme
352 syf.
·
2 günde
·
10/10 puan
“Ey yalnızlık, ey vatanım yalnızlık!”
. - Neden 'Kendileriyle Savaşanlar' Ve Neden bu üç kişinin (Hölderlin - Kleist - Nietzsche) hayatı? Kitabı alırken aklıma gelen ilk sorular... Bunun cevabını Zweig'in 'Giriş' bölümünde yazdıklarıyla onun düşünceleriyle cevap vereyim size: " Hölderlin, Kleis ve Nietzsche'nin tarihsel kişiliklerinde, alın yazılarına dışarıdan bakıldığında bile göze çarpan apaçık bir ortak yön vardır: hepsi de aynı burcun etkisi altındadırlar. Üçü de son derece büyük, bir ölçüde dünyada dışı bir güç tarafından, sıcak varoluşlarından alınıp tutkunun tahrip edici kasırgası içine atılmışlar ve yaşamları zamanından önce korkunç bir zihinsel ıstırap ve duyguların ölümcül sarhoşluğu içinde, delilik ya da intiharla son bulmuştur. Kendi zamanı ile bağlantı kuramamış, kendi kuşağı tarafından anlaşılmamış olarak, mesajlarını bir meteor gibi kısa, parlak ışıklarla gece yaydılar... (s.3) Üçünün de karısı ve çocuğu yoktur, evleri ve servetleri yoktur, sürekli bir meslekleri, güvenli bir makamları yoktur. Göçebe tabiatlıdırlar, dünya üzerinde başıboşturlarlar, toplum dışında, garip, hor görülen insanlardır ve tümüyle anonim bir varoluş sürdürürler. Dünyevi hiçbir şeye sahip değillerdir: Ne Kleist, ne Hölderlin, ne Nietzsche kendine ait bir yatağa sahip oldu, hiçbir şey onların malı değildi, kiralık iskemlelerde oturup kiralık masalarda yazdılar ve yabancı bir odadan diğerine dolaşıp durdular. Hiçbir yere kök salmadılar... Dostlukları kırılgandı, konumları ufalanıveriyordu, eserleri gelir getirmiyordu: Her zaman elleri boş kalıyor sürekli boşluğa yazıyorlardı. (s.10) " Fazla derin ve ağır bir kitaptı benim için, hatta Hölderlin yaşadıkları fazla etkilemişti beni, bir yarım bırakma dönemim var.. Aynı zamanda baştan sona emek kokan bu kitap anca Zweig'in kalemiyle bu kadar muhteşem olabilir. Bu üç kişinin yaşadıkları aklınızı çok zorlayan türden, bazı bölümleri gerçekten anlamak için ekstra çaba harcamanız gerekiyor. Hem zor hemde güzel bir kitap.. Okuma sayısı çok az! neyi kaçırdığınızı bilmiyorsunuz, kesinlikle okuyun ama önce bu uçurumla dans eden kişilerin hayatına iyi bir şekilde hazırlanın bazı yerlerde beyninizden vurulucaksınız... "Sen uzun süre uçuruma bakarsan, uçurumda sana bakar." (s.339) _ ✿ ✿ ✿
358 syf.
·
13 günde
~114° | Kendileriyle Savaşanlar
Merhaba. Daha önce
Stefan Zweig
Stefan Zweig
'ın
Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski
Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski
adlı kitabını okumuştum. Araya birkaç kitap kattıktan sonra bu kitabıyla devam etmek istedim. Bu sefer Friedrich Hölderlin, Heinrich von Kleist, Friedrich Nietzsche ve bu fiziksel olarak sağlıklı ama psikolojik ve sosyolojik olarak dehşetin soğuk pençesindeki insanların yaşamları tıpkı diğer kitapta olduğu gibi bir roman havasında aktarılmış. Özellikle Friedrich Hölderlin üzerine gidilmiş. Kitap hakkında pek çok şey söyleyebilirim ama söylemeyeceğim. Çünkü kişinin o karanlık satırlara girmesi ve o psikolojik ve sosyolojik çöküşlere bizzat tanık olması daha iyi olacaktır. Okunması ve kitaplıkta bulundurulması gereken bir kitap. Okuması gayet keyifliydi. Yeni bir bakış açısı kazandırabilir. Diğer kitabına yazdığım incelemeye de aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsin. #159658484 Keyifli okumalar!
352 syf.
·
33 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Zweig, kendileriyle savaşanlarda yaratıcılık serüveni, anlaşılma sorunu ve sanatçının çevresine karşı tutumunu gerçeğe bağlılıktan ayrılmadan, derin bir duyarlılıkla işlemiştir. Zweig, kitapta Hölderlin, Kleist ve Nietzsche’nin yaşam öykülerini anlatıyor. Bu üç yazarın yaşamlarının ortak yanı, mizaçlarını belirleyen neredeyse tabiatüstü bir güçle bitmek bilmeyen bir iç mücadeleyi sürdürmeleridir. İçlerindeki bu güç, yaşamlarının birer tragedya olarak sürüp, öyle sona ermesine neden olmuştur. Yazar, Hölderlin, Kleist ve Nietzsche’nin yaşam öykülerini çağdaşları Goethe’nin hayatından kesitlerle birlikte ele almıştır. Üç büyük yazarı Zweig’ın kaleminden dinlemek güzeldi, akıcıydı her zamanki gibi.. iyi okumalar şimdiden :)
352 syf.
·
Beğendi
Kitapların önsöz kısmında genelde yazarları üç aşağı beş yukarı (Nerede dünyaya geldi? Hangi okuldan mezun oldu? vb.) tanıtan bilgileri muhakkak görürüz ve okuruz ama sizce bu yazarı tanıma adına ne kadar yeterli oluyordur diye hiç düşündünüz mü? Böyle bir soruyu kendime yönelterek ve nasıl yazarları daha iyi tanıyabilirim düşüncesiyle bu işin uzmanı olarak sıkça adını duyduğumuz Stefan Zweig'ın bir biyografisini okumak istedim. "Kendileriyle Savaşanlar" başlığı altında Nietzsche'nin adını görür görmez de Zweig'ın üç Alman yazarını tanıttığı bu kitabını okumaya karar verdim. Biyografik kitapların nasıl inceleneceğini düşünürseniz bunu spoilersız yapamayacağımı da tahmin edersiniz sanırım. Onların hayatlarını kendi kafama göre yorumlayamayacağıma göre kitaptan aldığım notları burada yazacağım uyarısını yaparak Zweig'ın da yaptığı sıralamaya uyarak Hölderlin'in hayat hikayesiyle başlamak istiyorum. Hölderlin'in çocukluğu ona hayata karşı sertliği ögretecek bir babası olmadığından, şefkatli annesi ve ona dindarlığı öğreten büyükannesinin yanında cennette zaman geçirir gibi geçer. Ne yazık ki 14 yaşında manastıra verilir. 14 yıl boyunca özgür olan bu ruh, duvarların ardında bu baskıcı insan topluluğunun içinde hapis kalır. Hölderlin'in annesi ve büyükannesi onun bir rahip olacağını umuyorlardı ama onun uçucu, hayalperest yaradılışı buna uygun değildi. O uslu bir hayat değil, şairane bir kader yaşamak ister. Onu seven iki kadına rahip olmak istemediğini bir mektubunda onları kırmadan söyler. "İnanın bana," der saygılı bir dille "benim yaptığım işte en az vaazlar kadar insanlara hizmet edebilir." Bu satırlarda bile şairin, sevdiği insanları koca bir on yıl boyunca mazeretlerle oyaladığını, onları avuttuğunu ve en büyük arzularını yerine getiremediği, papaz olamadığı için onlardan şükranla beraber özür dilediğini görebiliyoruz. Hölderlin, yaşadığı dönemde, değeri anlaşılmayan şairler arasında kalacaktır. Yazdığı binlerce sayfa eserler, yarım yüzyıl boyunca kütüphane raflarında tozlanmaya bırakıldı. Bütün bir kuşak bu en saf çocuğunun kahramanlık dolu mesajından mahrum kaldı. Ama yeni bir kuşak geldi ve nihayet toprağı kazıp onu karanlıktan çıkardı. Zweig Heinrich von Kleist'ı tanımlarken onu anlatılamaz bir insan olarak "kendi kuşağından gölgemsi bir geçiş yapar gibi geçti" tabirini kullanıyor. Kleist'ın askeri okul yılları Hölderlin'in manastır yılları gibiydi derken iki yazarın da alın yazısının "yalnızlık" çatısı altında birleştigini vurguluyor. Kleist'ın her zaman yollarda geçen vatansız bir hayatı olmuş. Her zaman gergin bir ruha sahip olan Kleist'ın hastalığı ne etindeydi ne de kanında, ruhunda mayalanıyordu der Zweig. Kendisiyle davacı olarak ebedi bir dava yürüttüğünü vurgularken, birkaç arkadaşına yazdığı mektupları baz alarak, onun içinde eşcinsellik taşıdığını öne sürüyor. Zweig cinsellikte Kleist'ın hiçbir zaman bir avcı değil, bir av olduğunu, sanatın ise onun için şeytan çıkarmak anlamına geldiğini anlatırken, onun bir haz düşkünü değil, tam tersine kendi tutkularının acı çekeni olduğunu belirtmiş. Goethe ise Kleist'ı tanımlarken "bu güzel niyetli bedenin yakalandığı çaresiz hastalık aşırı gücün ta kendisiydi demiştir. Aşırı tutku, aşırı ahlâk, aşırı dinginsizlik ve aşırı disiplin gibi..Kleist'ın şeytanı (yani huzursuzluğu) ölçüsüzlük değil aşırılıktı. Kleist'ın doğasında kontrolsüzlük ve fanatiklik vardır. Kleist'ı tanıyan hiç kimse onu tümüyle terk etmedi ama kimse de sonuna kadar yanında kalmadı. Göçebe hayatı yaşayan Kleist oyunları yayından kaldırılınca otuz yıl sonra hayatındaki tek ve gerçek evine gider. Ama ailesinin yanında geçirdiği o uğursuz günü anlatırken, o günü yaşamaktansa on kere ölmeyi tercih edeceğini yazacaktır. Daha sonraları yaralı ruhunu tanımlarken şu cümleler ağzından dökülecektir. “Ruhum öylesine yaralı ki”, “hani neredeyse burnumu pencereden çıkarsam, yüzüme vuran gün ışığı bana acı verecek.” Herkes Kleist'ın ölümden ve çöküşten sadece bir adım uzakta olduğunu hissediyordu. Beklenen oldu ve Kleist hayatına kafasına sıktığı bir kurşunla son verdi. Dikkatimi çeken bir noktayı sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim Zweig Kant'ın bütün Alman şairlerinin en büyük düşmanı olduğunu hem Hölderlin'i hem de Kleist'ı anlatırken vurgulamış. Neden olarak da şu cümleleri yazmıştır. Kant –burada kesinlikle kişisel bir kanaatimi dile getiriyorum– düşüncelerinin şekillendirici ustalığıyla istila ettiği klasik çağın saf verimliliğini inanılmaz derecede tıkamış, bütün sanatçılardaki şehveti, yaşama coşkusunu, hayal gücünün serbestçe akışını estetiksel bir eleştiri anlayışına saptırarak ebedi bir kırılmaya neden olmuştur. Kendisine yönelen bütün şairlerin saf şairliklerini ilelebet tıkamıştır. Ve Nietzsche; En acılı çaresizlik içindeyken bile tehlikeli yaşamını, düzenli bir yaşamla değiştirmek istemez diyor Zweig onun için. Nietzsche soru sormanın hazzından ve hırsından zevk aldığı için asla tatmin olamamıştır. Onun için hep bir sonraki soru, ateşli denemeler ve maceralar vardır. O hep daha fazlasını ister. Diğer filozofların bilgide aradığı şey ruh için güvenli bir yer, bir koruma duvarı, Nietzsche"nin nefret ettiği şeydir. Zweig'a göre şimdiye kadar hiç bir psikolojik dahi Nietzsche kadar etik istikrara ve karaktere aynı anda sahip olamamıştır. Dürüstlük, hakikilik ve saflık tam da karşı ahlakçı Nietzsche de olan erdemler arasındadır. Onun için tek emir "Saf olmaktır." Nietzsche de diğer üç yazar gibi hayatı boyunca yalnızdır. Onbeş yıl boyunca pansiyon odalarında kalır. Bir farkla, onun yalnızlığı bütün dünyayı örter, bir uçtan bir uca bütün hayatını kaplar. Hastadır da aynı zamanda migreni ve mide kasılmaları hayatı boyunca onu perhiz yapmaya mecbur bırakır. Et yemekleri onun için tehlikelidir. Sigara ya da içkiden uzak durur. Almanya'nın havası ona iyi gelmez, kendini ilk kez bir güney ülkesi olan Italya'dayken iyi hissetse de şu sözleri onun hiçbir zaman acısız bir yaşamı olmadığını tasdik eder cinstendir. “Hayatımın her döneminde muazzam bir acı hep benimleydi.” Diğer insanlar kendilerini unuturlar, çünkü sohbetler ve işler, oyunlar ve ilgisizlik akıllarını başka yöne çeker, çünkü şarap ve umursamazlık yüzünden zihinleri körelir. Ama Nietzsche gibi biri, böyle dâhi bir teşhisçi, psikolog olarak kendi acılarından ayrıca meraklı bir zevk almanın, kendini “kendi deney hayvanı” olarak kullanmanın cazibesinden bir türlü kurtulamaz. Hastalığının artıları da yok değildir. Askerlikten muaf olmasını ve bilime geri dönebilmesini hastalığa borçludur, bu bilimde ve filolojide bir yerde takılıp kalmamasını hastalığa borçludur; hastalık onu Basel Üniversitesi’nden “emekliliğe” sevk etmiş, böylece de dünyaya açılmasını, kendi içine geri dönmesini sağlamıştır. Nietzsche, “kendime yaptığım en büyük iyilik” dediği “kitaptan kurtulmayı” hasta gözlerine borçludur. Kendini kazandıkça dünyayı kaybetmiştir Nıetzsche, o ne kadar uzağa gittiyse çevresindeki “çöl” de o kadar büyümüştür. Her yeni kitap ona bir arkadaşa mal olur, her eser bir ilişkiye. Yavaş yavaş onun yaptıklarına gösterilen son cılız ilgi de kaybolup gitmiştir: Önce filologları kaybeder, sonra Wagner’i ve entelektüel çevresini ve en son olarak da gençlik arkadaşlarını. Eserleri artık Almanya’da bir yayıncı bulamaz, yirmi yıllık çalışmasının ürünleri altmış dört zentner ağırlığında ciltlenmemiş bir yığın olarak bodrum katında durmaktadır, artık kitaplarını bastırabilmek için zor bela biriktirebildiği ve hediye gelen paraları kullanmak zorundadır. Nietzsche’nin çöküşü bir tür ışık ölümüdür, zihnin kendi alevleri altında kömürleşmesidir. Nietzsche’nin gerçek eylemini en iyi ifade eden, yine onun en iyi okuru Jakop Bruckhardt olmuştur. O zeki, bilge adam çok net vurgulamıştır: Dünyadaki bağımsızlıktır o, dünyanın bağımsızlığı değil. Çünkü bağımsızlık her zaman sadece bireyin içinde var olur, kişinin içinde; onu kitlelerle çoğaltmak imkânsızdır, o kitaplardan ve eğitimden doğup büyümez: “Kahraman dönemler yoktur, kahraman insanlar vardır.” Nietzsche’nin nihai anlamı her zaman özgürlük olmuştur, hayatının anlamı ve çöküşünün anlamı budur: Buraya kadar okuyan arkadaşlara gerçekten teşekkür etmem gerekiyor. Farkındayım uzun bir inceleme oldu ama bu üç Alman yazarını birkaç cümleyle geçiştiremezdim. Herkese keyifli okumalar diliyorum.
352 syf.
·
4 günde
·
Puan vermedi
Stefan Zewing,Kendileriyle Şavaşanlar da Hölderlin,Kleist ve Nietzsche nin yaşam öykülerini anlatıyor.Bu üç yazarın yaşamlarının ortak yanı, mizaçlarını belirleyen neredeyse tabiatüstü bir güçle bitmek bilmeyen bir iç mücadeleyi sürdürmeleridir
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.